Endülüs sen neden önemlisin?!
Batı’nın önde gelen oryantalistlerinden Montgomery Watt ve kitabın üç bölümüne katkı sağlayan Pierre Cachia Endülüs Serüveninin izini Endülüs Tarihi isimli kitapla sürmüşler.
Montgomery Watt sormuş
Küre Yayınlarından çıkan Endülüs Tarihi isimli kitap, tarihsel kronolojiyi barındırıyor olmasına karşın daha ziyade kronolojinin dışına çıkıp Endülüs bağlamında felsefe, edebiyat, dil, tasavvuf gibi alanlara dair açtığı özel başlıklar açısından dikkat çekici bulunabilir. Kaynakların çok kısıtlı olmasının yanında, insanda özellikle karartılmış bir tarih intibaı uyandıran Endülüs insanının hikayesi kendisine dair cevapların hemen peşinen bulunamayacağı bir yaşam biçimini işaret ediyor. Yazar çok soru sormuş ama verdiği cevaplar çok tatmin edici midir tartışılır. Özellikle Endülüs’e hakkını vermek istediği düşünebilir Watt’ın ama bu hakkını verme noktasında neyi neyle temellendireceği hususunda zorlandığı görülüyor. İbn Rüşt ile İbn Tufeyl’in arkadaş oldukları gibi, birçok isme dair ilginç anlatılar var kitapta. Endülüs’ün ihtişamını neye borçlu olduğu, kendi değerlerini tüm topluma aşılayabilmiş bir Endülüs’ten söz etmenin ne derece mümkün olduğu, Avrupa’ya tam olarak ne kazandırmış olduğu, kitabının muhtevasının cevap aramaya çalıştığı... sorulardan birkaçı.
Arap edebiyatında ilk hikaye örnekleri
İki Endülüs eseri vardır yazarın özellikle dikkat çektiği. Arapçada türünün ilk örneği olan birinci eser Ebu Amir bin Şüheyd(992-1035) tarafından yazılan Risalatü’t- Tevabi ve’z- Zevabi’dir. İkinci örnek felsefe katagorisinde de kendisine değinilecek olan İbn Tufeyl’in Hayy bin Yakzan isimli meşhur hikayesidir. Eserin temel konusunu yazar: “Beşeri melekeleri eğitmek yoluyla en yüce hakikate ulaşmak” olarak tanımlıyor; ayrıca edebiyat tarihi zaviyesinden bakılınca İbn Tufeyl’in, eserin tam adını ve genel konusunu “Doğulu filozof” İbn Sina’nın erken dönemde yazmış olduğu, bir eserden aldığını iddia ediyor. İbn Sina’nın eseri felsefi bir makaledir ve onun kahramanının ismi olan Hayy bin Yakzan daha çok semboldür. İbn Tufeyl ise bu sembolü, bir ceylanın yetiştirdiği çocuktan bahseden halk hikayesiyle birleştirip, geleneksel inançlarla yüklenmemiş ve sosyal bağlarla engellenmemiş bir ada münzevisinin zihinsel gelişimini tasvir etmek suretiyle, İbn Sina’nın spekülasyonlarını ete kemiğe bürüyor. Watt, Tufeyl’in eserine; felsefeyle halk hikayeciliğini alışılmadık bir birliktelikle sunması açısından, hem Rousseau’nun Emile adlı eserine müjdeci, hem de Arap edebiyatına çağımıza kadarki en inandırıcı ve cazip hikayeyi kazandırması gibi bir ayrıcalık atfediyor.