Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu
29 mayıs üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 mayıs üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2016 Pazartesi

29Mayıs'da bir Ramazan böyle geçti, Sahur bereketi ve Bahçede kılınan Sabah namazları ile 2011 girişlilerin son vedası


29Mayıs'da bir Ramazan böyle geçti, Sahur bereketi ve Bahçede kılınan Sabah namazları ile 2011 girişlilerin son vedası


Bu yazı ramazan ayı esnasında yayınlayıp yayınlamamakta tereddüt ettim ama sonra yayınlamaya ve biraz da bir veda yazısı olmasına karar verdim.


Bu sene ise daha finallere girmeden bir hafta önce başlayan ramazan ile coşkumuz ve sevincimiz ve de kardeşliğimiz bir başka veçheye dönüşmüştü

Yemekhanemizin yılın her günü, bayram, seyran ramazan hafta içi hafta sonu fark etmeden aynı menüyle tam 5 yılımızı geçirdiğimiz kahvaltılıkları ile sahur bereketimiz başlıyordu.



8 Nisan 2016 Cuma

29Mayıslılar olarak Mehmed Niyazi Özdemir Hocamızı Evinde Ziyaret ettik


29 mayıs üniversitesinde okumanın getirmiş olduğu bereketin en büyük neticesi kardeşlik ve çok güzel dostluklara vesile olmasıdır.
Bu dostlukların neticesinde çok farklı ve güzel işlerden faidelenmemize yol açıyor.
Tıpkı 2016 Nisan'ının ilk salı akşamı Fikir dünyamızın değerli ve mümtaz şahsiyetlerinden Mehmet Niyazi Özdemir Hocamızı evinde ziyaret etmenin onuruna erişmiş olmak gibi.

Edebiyat ve yazın dünyamıza Çanakkale Mahşeri, Yemen Ah Yemen, Plevne, Kanije gibi ecdadımızın gerçek öyküsünü romanlaştırarak atiye birer numune olarak sunduğu gibi Türk Tarih Felsefesi, Türk Devlet Felsefesi, İslam Devlet Felsefesi vb. gibi fikir ve düşünce dünyamıza yön verecek kaynak niteliğinde eserleri de bu milletin evlatlarına sunmuştur.

Bizlerde Hocamızla hem hasbihal etmek hem de tecrübeye canlı tanıklık etmek için müsait bir vakitte evinde ziyaret etmek istemiş ve kabul cevabı geldiği zaman herkesler çok büyük bir heyecan hissettmişti.


Hocamız saolsun selfi isteğimizi bile kırmadı ve bu hoş hatıranın oluşmasını sağladı.

27 Ocak 2016 Çarşamba

İsam yayınları kapanıyor, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarına Devrolurken son vurgun


İsam yayınları Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarına Devroluyor

Aralık ayının en bomba haberi İSAM yayınlarının kapanacağı ve TDV'ye devrolacağıydı.
Günümüzde Anakra'nın İstanbula taşınması çok normalken, İstanbuldan Ankaraya gitmek biraz acayibimize gitmişti. Lakin sorgulamak haddimiz değildir, sadece biraz şaştık o kadar.

Her neyse, işin doğru olduğu ortaya çıkınca bir telaştır aldı bizi. 29 mayıs öğrencisi olarak %50 indirim hakkı olan bizler zaten 5 yıldır isam yayınlarını sömürüyorduk. Lakin geçen yıllarda hep ihtiyacımız olan kitapları alırken bazı kitapları hep sona saklamıştık, nasıl olsa bir ara alırız düşüncesiyle.
Ama kara haberi alınca, o nasıl olsa gelecek denilen günün geldiğini öğrenmiş oluyorduk.
İsam yayınlarının gitmesi demek %50 indirim şansımızın da sona ermesi demekti.
Aralık ayının 30'unda 29 mayıstan gelecek burslarımızla beraber İsam yayınlarının yolunu tutmuş ve son kitap vurgunumuzu böylece gerçekleştirmiş oluyorduk.
Tam 25  kitap alıp, İsam yayınlarına vedamızı gerçekleştiriyorduk.

6 Temmuz 2015 Pazartesi

29 Mayıs Üniversitesi İkinci Ebru Sergimiz



29 Mayıs Üniversitesinde Seher Aşıcı hocamızın nezaretindeki Ebru Atölyemizde ilkini geçen yıl yaptığımız ebru sergisinin ardından (geçen yılki sergimize buradan bakabilirsiniz) bu yıl da ikinci sergimizi açmak nasip oldu.
Seçimlerdi finallerdi derken bir hafta geriye alınan takvimin ve iki güne sıkıştırılan sempozyumumuzun neticesi olarak sergimizi de kısa süre içerisinde hazırlayıp sunma telaşının getirisi olarak her türlü tatlı telaş ve eksikliğin ortasında 2. sergimizi de açmış bulunuyorduk.

Sergiden 3-4 gün önce alman Devlet bursunun kaybedişimin üzüntüsünü yaşarken bu satırlara son rötuşları verdiğim temmuzun ilk pazartesi sinde bütün yazımı; belkide eğitimim hayatımın kalanını geçireceğim bir Almanya yolculuğuma 24 saatten bile az kalmış olmasının heyecanını yaşamanın nasip olacağını asla tahmin bile edemiyor insan.

Sergi yazısı olur da hint müziği olmaz mı bu sefer bir değişiklik yapıyoruz ve açılış müziğimiz Almanya seyahatim öncesine denk geldiği için Almanca olarak geliyor
Rosenstolz - Liebe ist Alles!.

Sergi Öncesi Hazırlıklar
Serginin Taa 24 saat öncesinden geçen seneki sergimizde baş rolü paylaştığımız tekne arkadaşımız ile yarın ne yapabiliriz ne yapamayız, felan feşmekan diye konuşmamıza rağmen sürprizlere açık hayatın getirisi olarak son dakika manisi çıkan Eslem ablanın bizi serginin ilk kurulum işlerinde yalnız bıraktığının anlaşılmasından sonra sınıfın tüm çömez ufaklıklarını toparlayıp bütün işleri halletmekle başlıyordu...

Malum 29 Mayıs'tayız; her işi her an kendiniz yapabilme yetisini kazandırmasıyla meşhur bir ünü var.
 Sergi işleri de böyle oluyordu.

13 tane eser sahibi mevcut iken sergi sabahı mazeret beyan edip gelemeyenlerin dışında neredeyse ekibimizin yarısının büyük satışlarına geldikten sonra elimizde kalan
Fatma Zehra, Emina, İrem, Fatma ve Duygu ile aziz Hemşehrim Ali ile bendenizden oluşan minik Amele takımız görev bilinciyle hazır ve nazır bir şekilde beklerken, 
satışları geçici olarak sineye çekip Gürhan hocamızında büyük desteğiyle günü en güzel hale getirmek için büyük bir özveriyle mücadele etmeye başlıyorlardı...
Arkasından başlasın tüm işler;
Fatma Zehra sen tut bu şövalyeleri, Emina sende şunun ucundan tut, İrem bunları da sen al, Ali sende yardım et abim, vb
derken bütün işi büyük bir özveriyle yapan bir ekiple karşı karşıya buluyordum kendimi.
Talha abilerinin bütün taşıma işlerinde direktif yağdırırken hiç birisinin aklına dönüp sormak gelmiyordu "Abi biz bu kız halimizle bütün malzemeleri taşırken sen ne diye orada öyle dikiliyorsun ve elini neden bir eşyaya değdir mi yorsun?"
Allah'tan sormamışlar ama şimdi düşünüyorum da bütün bu ufaklıklara sabah sabah bayağı iş yaptırmışım:)
Neyse her işin bir ilki varmış ki bu resimdeki müthiş ekip ile tüm serginin yükünü neredeyse kaldırmış oluyorduk...

büyük bir özveri ile çalışan ekibimiz sempozyumun açılış saatinin hemen akabine serginin tüm genel işlerini halledip kuru veriyorlardı.
Seher hocamızında gelmesiyle tabloların renk ahenk uyumuna göre düzenlenmesi an meselesi oluyor ve sergimiz hazır ve nazır bir şekilde ziyaretçilerine göz kırpar bir şekilde beklemeye başlıyordu

Bütün işler bitip tablolar yerleştirildikten sonra sıra geliyordu gurur tablomuzla bir hatıra çektirmeye.

Sergiyi açtığımız anda biz
Chennai Express - Kashmir Main Tu Kanyakumari 

ilk defa sergiye katılan çömezlerin heyecanı ise aynen bu şekildeydi
3-Idhazhin Oran (dk 2:16-30 arasına dikkat:):):):)


Her zamanki Yunus!

Gençler ses veriyoruz!

Tez bitirmekle meşgul olan Hafız Elif Abla 
ve 
okulumuzun büyük alicenaplığı sonucunda devamsızlıkları saymayacağının anlaşıldığı günden beri sabah namazını kılıp yatıp öğle namazına kalkmayı kendine adet edindiğinden dolayı kalkamayarak gelemeyen Tosun 
ve de 
tam sergi sabahı hastalanan Uygur kızımız Hatice haricinde bütün ekibimizin serginin açılış öncesindeki toplu fotoğrafı. 
Ha Yunus mu? Onu biz sergimizin gülü olarak sayıyoruz sizde öyle farzedebilirisiniz!:)

Ziyaretçilerimiz
ilk ziyaretçimiz tabii ki de aynen ebru sınıfında olduğu gibi  her daim misafir gibi gelip giden yunus oluyordu.

İki yıldır Ebru sınıfında ben ve Tosundan sonra en devamlı tek erkek üye olmasına rağmen Geleneksel Ebru türlerine bir türlü ısınamaması ve engin iç dünyasının bir getirisi olarak özgün çalışmalar deneyerek kendinden öncekilerin tecrübelerinden ders çıkarmayarak kendisinin de her daim başarısızlığı tatma zevki ve çıkmadık candan umut kesilmez misali asla pes etmemesinin sonucu olarak sergiye eser çıkaramayarak taçlandıran ve de başta ben olmak üzere okuldaki Konyalılarla en çok teşriki mesai geçiren kişi olması hasebiyle Konyalı addedilen ve İnşallah böyle giderse bir gün ansızın Gonyalı yapacağımız güzel insan Yunus.

25 Haziran 2015 Perşembe

Hepimiz Bir Milletiz 29 Mayısta Sahur Bereketi


Hepimiz Bir Milletiz 29 Mayısta Sahur Bereketi


Bu sene Ramazan her zaman olduğu gibi bereketi ve sevinci ve de neşesiyle beraber geldi.
İdrak edebilenler için ne büyük fırsat.
Hayatımda ilk defa uzun soluklu olarak Ramazanı dışarıda geçiriyorum.
Bu yıl üniversite final ve bütünleme imtihanlarının Ramazan ayına denk gelmesi sebebiyle hayatımın en güzel ramazanlarından birisine daha şahit olma fırsatını yaşadım.
29 Mayıs üniversitemizin en güzel yanı öğrencilerinin 3'te1'inin farklı milletlerden oluşması
Sofraların rengarenk ve cıvıl cıvıl olduğu.
Bereketin dünyanın her bir yanından aktığı ve ümmet olmanın idrakini yaşama fırsatı bulduğumuz bir yer.
Bu konuda seçmiş olduğum üniversite tercihimden dolayı asla pişmanlık yaşamayacağım bir konumda; İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi.

Gurbette Ramazanı karşılamak ilk başta bir hüzün verse de Ümmetçe iftar ve sahur sofralarına oturmanın tadını sanırım ben hiç bir davette yahut sahurda bulamadığımı tekrar tekrar vurgulamak isterim.

Sahur başlayınca sofrada, Türkden, Kürde, Afganından, Makedonuna, Arabından Ugandalısına, Kırgızından, Kongolusuna, Malay'ından Kıbrıslısına, Çerkezinden Dağıstanlısına kadar her türlü beşerin mevcut olduğu ne sofra ama; tam bir ümmet sofrası.
Böyle bir sofrada hayatımın en güzel Ramazanını geçirme fırsatı bulduğum için şanslı addediyorum kendimi... 
Darısı tüm ümmete ümmetçe iftar ve sahur yapabilmesi dileğiyle...

Yurtta dünyanın dört bir tarafından gelmiş müslüman kardeşlerimle ramazan ve sahur çoşkusu yaşayarak bu güzel günleri gördüğüm için Rabbime ne kadar şükretsem azdır.
 evet biz Hepimiz Bir MİLLETİZ; ÜMMET-İ MUHAMMEDİZ... 



3 Mayıs 2015 Pazar

29 mayıs ekibiyle bir lokanta ziyareti Mat'am Taibe yemekleri ve Zulm olunan mideler


Yemek yemek insan hayatının ayrılmaz parçalarından.
Sevdikleriyle ve dostlarıyla yemesi ise bu durumu daha da güzelleştiriyor.
1 mayıs'ın ertesine gelen cumartesi akşamını İstanbul Fatihte Yavuz Selim durağının hemen alt tarafında Hırka-ı Şerif mevkiininde buluna Arap lokantası "TAİBA" da yiyelim istedik.
Yunusla beraber öğlen üzeri yaptığımız çağrımıza cevap veren
rıdvan ve ömer said den oluşan ekibimizle yola koyulub. henüz akşamın çıkmasına yarım saat kala mekanımıza ulaşıyorduk.

Taiba bizim 29 mayıs ahalisinin çok sık uğradığı arap lezzetlerinin bulunduğu bir mekan.
misal:

Benim dahi son bir, bir buçuk ayda 3 kez uğramışlığım var, düşünün artık...
Tabii artık efkar dağıtmak için yemek yemeyi tercih ediyoruz. Dünya dertler deryası, yemekler ise çok güzel avuntu veriyor en azından sofradayken,
ol sebep size de tavsiye ediyorum.
Tabi biraz da yan etkileri yok değil...
mart ayının başından beri aldığım 15-16 kg bu efkar dağıtma törenleri sırasından hatıra olarak benimle beraber her yere geliyorlar:)
59kg lardan 75+ üstüne çıkmayı neredeyse 40 gün gibi kısa bir sürede başararak kariyerimde ki yeni bir rekorun da sahibi olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.


Muhammed Ali ve Yunus ve de bendenizden oluşan muhteşem üçlü ekibimizin uğrak noktasının da bu yan etkilerdeki tesiri de yadsınamaz tabi...

Mekana oturduktan sonra ilk istenilen tabii ki mezeler oluyor.
Humus, babagannuş, mütebbel ve tebbuli salatasından oluşan mezelerimiz yemeklerimiz gelmeden önce bir ön hazırlık olarak araya giriyorlardı. 
Ardı sıra önce Falafel, arkasına pilav ve broasted denilen soslu tavuk, ve ömer said in ısrarı üzerine gelen Halep kebabı ve son olarak Arapların şavarma dediği tavuk dürümle masamız yemek noktasında tamamlanmış oluyordu. 4 meze 1 salata ve 3 ana yemek.
Bakmayın öyle küçük gözüktüklerine her tabak bayağı bayağı dolu.
Arapların en önemli hususu olan cömertliği burda da ortaya çıkıyor ve bütün tabaklar dolu dolu... 
Yemeklerin çok değil 7-8 dk gecikmesiyle meze tabaklarının  durumunu sanırım gördüğünüzü düşünüyorum.
aşağıdaki fotoğraf ise henüz gece yeni başlamış ve biz insanlığımızdan daha ödün vermemiş normal birer kişiler iken çekilmiş son karemiz.
[Zaten bundan sonra böyle bir kareye rastlayamayacaksınız:) tüm fotolara bakın ne demek istediğimi eminim anlayacaksınızdır...]
Tabakta kalan son felafili ise aç 3 kişiye bölüştürmeden önce maksat hatıra olsun diye çektiğim son enstantene.

bu da tabaklarımızın özgül ağırlıklarını göstermek için çektiğim  bir başka kare

Mad'am Taiba'nın menü listesi

Yemek faslını geçtikten sonra, geliyorduk tatlı faslına...
Buranın tatlıları ki benim son yıllarda yediğim en özgün ve yapımı gayet basit malzemeler ile ama dolu dolu diyebileceğim tatlılardan oluşmaktaydı.

ha bu kare mi henüz tatlı gelmeden önce yunus bu gece tüm olacakları sezip rıdvanın omzuna bittik olum biz diye başını koyduğu esnada yakaladığım ekzantrik bir andı.
Zaten bu kareden sonra bizzat kendimizde ekzantirizmin tavanına kadar fırlayacaktık...

Bu gördüğünüz tatlılara araplar İmparator diyor.
İçinde neler yok ki; Süt, bal, kaymak, muz, ananas, portakal, kivi, çilek, çikolata, krem şanti.
Bardağın net ağırlığı neredeyse 600-700 ml ve de 1kg
Ulan bu nasıl yeniyor derseniz tarif edeyim...
Öncelikle size hem pipet veriyorlar hem de tatlı kaşığı:)
tatlı kaşığı ile öncelikle üzerinde neredeyse bir muz parçası, bir kaç dilim ananas, çilek dilimleri, kivi ve portakal dilimleri, kaymak tulumlarını, çikolata ve krem şanti soslarını kaşığınızla bir güzel sıyırıyorsanız. Ki bu işlem bile 3-5 dk sürebiliyor.
Arkasına ballı kaymaklı süt içinde bulunan buzdolabından çıkartılmış yukarda saydığım meyvelerin daha küçük küçük doğranmış hallerini de bardağın içinden kaşığınızla çıkarıp almaya çalışıyorsunuz,
ki bu arada da pipetinizi işe karıştırıp allı kaymaklı sütünüzden yudumlamaya başlıyorsunuz.
her 2-3 fırt çekişinizde ama nası lyanıyorsunuz. Anlatılmaz. hımmm hımhmhm offfff.
Aff Allahım Affv.
yok böyle bir yangın.
yanıyorsunuz,
yandıkça bir fırt daha alıyorsunuz,
kaşığınızı bardağın içerine daldırıp, buzdolabından çıkmış buz gibi meyve parçacıklarını aramak için görevlendiriyorsunuz ve bulduğunuz anda direk çekip ağzınıza atıyorsunuz.
ve müthiş bir an daha, yangın yerine bir buz kütlesinin düşmesini hayal edin.
Tabii ki yangını söndürmüyor.
Tıpkı, gonyamızın meşhur atasözünde olduğu gibi:
Yi yağlıyı iç suyu donarsa donsun,
Yi datlıyı içme suyu yanarsa yansın,
zaten bu kadar yanmış bir insanı paklayan tek şey yangının içine biraz daha atılıp, daha fazla yanmak oluyor ancak bu paklayabilir...

17 Şubat 2015 Salı

Karlar altında İsam Kütüphanesi ve bereketin peşinde koşan bir güzel


Karlar altında bir Kütüphane İSAM Kütüphanesi


Kütüphaneler her zaman güzeldir. 
Bu dünyadaki yaratılmış mahlukların dışındaki en değerli varlıkları barındırdıklarından da özel bir saygıyı hak ederler.
Her kütüphane güzeldir, biçimsel olarak çirkin olsa bile gene güzeldir.
Güzelliği kütüphane olabilmesinden dir.
Bu güzeller her mevsim farklı güzel olurlar.
Bahar da, Yaz da, sonbahar da, ve ya Kışın.
Güzelliklerinden asla ödün vermezler.
Ama bazıları vardır ki
Daha bir güzeldir.
Tıpkı İSAM (İslam araştırmaları Merkezi )Kütüphanesi gibi.
Bugün İstanbul da hava soğuk ve kapalı.
Ama gökten bereket eksik değil.
Bereket bembeyaz bir şekilde üzerimize konuyor resmen.
İnsan iki güzelin arasında kendini acayip hissediyor.
Kütüphane de kar yağışına tanık olmanın arafını yaşıyor insan
İçi kıpır kıpır oluyor duramıyor.
Çocukluk neşesi bir anda sarıveriyor.
Bu bereket ve neşeye sahip olmak lakin herkesin harcı değilmiş onu anlıyor insan.
Koskoca bahçe, gökten bereket bembeyaz haliyle iniyor, ama insanlar dönüp bakmıyorlar bile.
koskoca bahçede bir elin parmaklarından daha az sayıda insan var.
Ama içlerinden sadece birisi bu manzarayı görünce her şeyi unutup
güzelliğin ortasında olmanın heyecanını yansıtabiliyor... 
Tıpkı hafız Elif ablanın kar altında attığı çocuksu çığlıkları gibi... 
Hafız Abla bereketi elleriyle avuçluyor ve gark oluyor resmen.
Kar ellerinden eriyor ama, kaybolmuyor, bir şeyler bırakıp da gidiyor.
Boşa gitmiyor belli, hem de besbelli.
Karlar eriyip giderken tüm bereketlerini toprak yerine Hafız'a bırakıyorlar.
Hafız Abla nasıl da şen kahkahalar atıyor.
Biraz geri geri çekiliyorum, bozmak istemiyorum manzaranın güzelliğini, kareye giren mahrem bir parça olmak istemiyorum ki ablamızın neşesi bozulmasın.

28 Kasım 2014 Cuma

Alparslan Babaoğlunun Ebru Atölyemizi ziyareti ve günün süprizi


29 Mayıs üniversitesinin öğrencileri için  sunmuş olduğu farklı ve özel bir çalışma olan AGEP (akademik gelişim programı) kapsamında 3 yıldır devam eden Ebru Kursumuzun konuğu Büyük Usta Ebrucu Alparslan Babaoğlu idi.

Ebru Kursu Hocamız Seher Aşıcı Hocamızın da hocası olan Alparslan hoca, Ebrucu Mustafa Düzgünman'ın talebesi olup, günümüzde Klasik-Türk Ebrusu alanında icazetli en yetkin isim olarak kabul edilmektedir.

3. yılımızda büyük hocanın ziyareti sebebiyle, öğrenci arkadaşların bugünkü Ebru Atölyesine ilgileri gerçekten yoğundu. O kadar ki bizim mücahit bile geldi.:d)
şaka bir yana erkeklerden başta sınıfımızın gediklisi Tosun olmak üzere, Yunus emre, Mücahit ve Yahya'ya çok teşekkür ediyorum, bu özel günde erkeklerinde ebru yapabilmek için uğraştıklarını ispat ettikleri için:D

Ebru Sınıfı pür dikkat Alparslan Hoca'yı dinlerken... 

Hocamız da hocasını büyük bir dikkatle dinliyor

Ebru sınıfımız darlığı sebebiyle, Alparslan Hocanın Ebru'ya dair söyleyeceklerini yan sınıfta dinledik.
Ebrunun ne olduğu, ne ye Ebru denileceği,
Ebru ve Tasavvuf ilişkisi,
Ebru sanatındaki Külli irade cüz'i irade ayrıntısını
Ebru'nun nasıl yapılacağı ve bu işi yapmak istiyorsanız neler yapmanız gerektiğine dair,
Ebru öğreniminde Hoca talebe ilişkisi,
Modern Zamanlarda Ebru Sanatı,
Ebru'nun modernleşmesi(!),
Kimlerin Ebrucu olabileceği, ve hangi aşamalardan geçmesi gerektiği
Battal Ebrusunun önemi
ve
kursa adım attığının ikinci günü çiçekli böcekli ebru yapma isteğinin aslında ne kadar boş bir hayal olduğunu (valla hocam ben buralara bayıldım, özellikle Alparslan hocanın Battal ebrusuna dair söylediklerini duyunca,  gözlerimdeki mutluluk parıltılarına inanamazdınız:D ; 
öyle yurtta arkamdan dedikodu yapıp acımasız hoca lakabı takmalarından sonra böyle bir şey duymak inanın bana çok iyi geldi :):):) )


Ebru'ya dair mini konferans sonrası Alparslan Hocamızla Ebru Teknesinin başına geçsek de, bazen nasipte olmayınca Sultan Mahmut'un bile çaresizzz kaldığı bir dünyada, Alparslan Hoca ayağımıza kadar gelmesine rağmen, hocadan ders alma şansımızı malesef yakalayamadık.
Kader, siz nasıl bütün sebepleri oluştursanızda, bazen bir şeyler oluvermiyor.
Teknemizin ayarlarındaki sorunu çözemeyince Alparslan hocadan istifade edemeden hocayı uğurlamış olduk.
Ama günün en kazançlı çıkanı Eslem olmuş; benim bir koşturu taksime DAAD'a evrak götürmeye gittiğim anda kendisinin Hatip ebrularına Alparslan Hoca tarafından bir beğeni gelmiş, havasını görmeliydiniz...(şaka bir yana Eslem'in içimizdeki en iyi öğrenci olması sebebiyle bu övgüyü hak ettiğini söylemeliyim, yolun açık olsun değerli tekne arkadaşım ve güzel kardeşim,
Allah bir ömür boyu seni ebru teknesinden ayırmasın:D)

15 Ağustos 2014 Cuma

29 mayıstan bir düğün daha Taraklı düğün hatırası


29 mayıs üniversitesinde düğünler bitmiyor.

Bu bereket nereden geliyor bilmiyorum, ama bereketli bir üniversite.

Bu sefer ki düğünümüz, geçen düğünümüzde bahsettiğimiz (Bir 29 mayıs düğün hatırası) Mustafa Abimizin düğününden.

Bizim için aslında çok süpriz olmuştu,
Mustafa abimizin nişanlandığı haberi gelince;
hani bu kadar erken beklemediğimiz bir haber değildi. (:D)
daha henüz 2 yıl olmuştu yurdumuza geleli ve göreve başlayalı,
henüz dün bahçede içtiğimiz ilk çayların(sanırım ben o zamanlar da çay içmiyordum, büyük bir ihtimalle ya çay ocağından kaçak bitki çayı almışımdır ya da soda) ve muhabbetin kokusu ve tadı hala gitmemişken...
ama nasip ve kısmet işi olunca akan sular akmaz olur derler ya o gibi işte.

İlk başta üzülsek de, Mustafa abimizden ayrılacağız diye

elden gelen olmayınca kabullenmek de zor olmasına rağmen, kabulleniyorsunuz.

düğün günü olarak belirlenen 04 ağustos tarihinden önce başlamıştır,
hazırlıklar.
bizi iki yıldır yalnız bırakmayan Mustafa abimizi Yalnız bırakmamak için.
bir telefon trafiği dönmektedir,
İstanbuldan, kızılcahamam'a
Konyadan, Kastamonuya kadar uzanan bir bağlantı trafiği...

Herkes bulunduğu yerden hazırlanmaktadır.

düğün mahalli
Sakarya'nın Taraklı ilçesidir.

Düğünlerde son dakika süprizleri eksik olmamaktadır.

4 kişiyle başlayan yolculuk son dakika firesiyle 3'e düşsek de,
ankarada ankaray tüneli kapatılarak, ankara metrosu saat 23:00 da kesilerek bizi yolumuzdan döndürmek için sözleşmiş gibi hareket etseler de

ezgisi misali, bütün engelleri aşarak sakarya yollarına düşülmüştür, mabedsiz şehir terk edilerek.

sabahın ilk ışıkları dahi düşmeden varılmıştır, adapazarına.
burada bile aksilikler yakamızı bırakmasa da,
kararlılığımızdan tek damla eksiltememiştir.
altı üstü bir şekerleme ile geçiştireceğimiz bir kısa anın
uzunluğu birilerine çok gelmiş olsa gerek ki
güvenliğinden otogar müdürüne, oradan TBMM, başbakanlık ve diyanet'e kadar uzanan kısa sürede geçen büyük bir hikayede atlatıldıktan sonra, ışıyan güneşin yavaş yavaş ısıtarak mızrak boyuna yaklaştığı kentte tekrar vira bismillah denilerek yola çıkılmıştır.

İyi niyetlerin bile bazen insanı nasıl yolda bıraktığına şahit olunmuş,
iyi niyetle yapılan aksül amellere karşı da
dillerden YA SABIR eksik edilmeden beklenilmiştir...
(bu arada bu sabır parçasını sabrederek sonuna kadar dinleyene helal olsun)

Sabreden dervişin sabrının ecri öteki tarafa ait olsa da bu tarafta da bir nimeti mevcuttur.

Biz de o nimete bütün bu badireleri atlatarak 3 ağustos 2014 te saat 12:45 sularında
taraklı yunus paşa camiinin önüne vararak erişilmiştir. 

17 Haziran 2014 Salı

Bir serginin düşündürdükleri; 29 Mayıs Üniversitesi Ebru Atölyesi Sergisi ve bir eser sahibi olarak MTG

Bir serginin düşündürdükleri ve 29 Mayıs Üniversitesi Ebru Atölyesi Sergisi ve bir eser sahibi olarak 
MTG

Aslında sanat zevkim bayağı sınırlıdır yok bile sayabilirsiniz belki... 
Nedeni belkide hiç vakit ayırmadığım ya da önem atfetmediğim için olabilir belki.
Ama EBRU Sanatı müstesna
EBRU benim için çok farklı manalar ifade ediyor.
Bu sanatı bu odunsu ruh yapımla nasıl bu kadar sevdim hala bilemiyorum
çok bilmek önemli değil derler çünkü sevginin tanımı yapılamazmış...

Geleneksel Türk-İslam sanatlarından EBRU Sanatı ile ilk tanışmam sanırsam ilahiyat 1. sınıfı'ın yazında Konya B.B. Komek kurslarında tanışmıştım.
 onun öncesinde ise mazisi imama hatip yıllarıma giden ufak pürüzlü hatıralar mevcut, çok istediğim halde görevlilerin sen liselisin diye bir defa kurs listesinden adımın çıkarıldığı bir defada mesleki tatbikat kursuna seçilmem nedeniyle devamsızlıktan kaldığım 2 ayrı yılda 2 ayrı kurs maceram olmuştu.
Bu içimden gelen sese kulak verebilmek için tam 3 yıl beklemem gerekecekti.
En son sağolsun hem komşumuz olan ilk Ebru Hocam Kadriye Abla sayesinde 1 yaz döneminde haftanın 4 günü günde 6-7 saat süren bir eğitimden geçmiştim bundan 5-6 yıl önce.
Ta o zamandan içimde ki ses Talha bunu iyiki sevmişsin demişti
İnşallah ömür boyu uğraşacağım ve vaktimi harcayacağım bir uğraş olması temennisiyle

Ebru ile nasıl tanıştığıma dair bu kısa özetten sonra bugüne ait ebru çalışmalarından da bir kaç kelam etmek istiyorum.
Okumakta olduğum 29 Mayıs Üniversitesi bazı noktalarda öğrencilerine sınırsız ve dışarıda kolay bulunamayacak imkanlar açmakla haklı bir gurur duyabilir, çünkü öyle.
Bun imkanlardan biriside 1,5 yıl önce açılan Ebru Atölyesi.

Atölye Hocamız bize her hafta Marmara ünv. Güzel Sanatlar bölümünden gelerek bizlere yardımcı olan ve bu sanatı bize daha da sevdiren değerli Hocamız Seher Aşıcı Hanım; ki sayesinde bu yazının esbabı mucibesi olan serginin aslında baş mimarıdır.

Sergimiz 29 Mayıs ile 6 Haziran Tarihleri arasında İstanbul 29 Mayıs üniversitesi Bağlarbaşı yerleşkesinde ziyaretçilerini ağırlamıştır.

(Bu Yılın Son dersinde Seher hocamız, Eslem, YunusEmre ve Ben) 
(Aslında serginin %40 payını çeken iki aktör hocalarının yanına dizilmişler, )