Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

23 Ocak 2014 Perşembe

Mardin Şah 47 kebap salonu Kepçeyle ayran ve zırh da çekilmiş bol porsiyonlu kebaplar

Mardin merkezde yer alan şah 47 kebap salonu, çalışanların güler yüzlü ve sizi neredeyse utandıracak kadar ilgisi ile karşılıyor... her ne kadar bazı çalışanların türkçeyi bilmemesi size biraz garip gelsede bir müddet sonra samimiyetini hissederek garipsemiyorsunuz. 3 katlı ve yazın kullandıkları tüm mezopotamyayı mardin evlerinin çatılarının arasından seyredebileceğiniz oldukça hoş bir terasa da sahipler.

1 porsiyon istediğiniz kebap da 4 ila 5 tane arasında şiş içerisinde kebap geliyor. insan bitirmekte zorlanıyor.   kebap'ın zırhla çekilerek yada kıyılarak yapılması sanki ekstra bir lezzet katıyor. Ama başka bir lezzet unsuru da ustanın bizzat elleriyle müdahalesi olsa gerek,hele yanında gelen kocaman tas içerisi de ki ayranları ise bir başka şahane, ayranı içmek için tasın içinde sanki bir cezve var dersem ayran tasının büyüklüğünü tahmin edersiniz. bence tek eksikleri soğanı fazla koyuyorlar, yada isteğe göre veriyorlar...
mevsim salatası seçerken biraz daha özen gösterirler ise daha da hoş olur.

Ayrıca mardinin yöresel yemekleri için bir gün önceden sipariş vermeniz yada ayırttırmanız gerekiyor. çünkü yemekler ustanın bizzat evinde pişirilmekte imiş. Pazar günü hariç her gün yöresel yemekler çıkmakta ama çoğunlukla kalmıyor dediler... yöresel yemekleri, mardin evinde yapılmış lezzetinde emek için güzel hizmet..

bütün kebap, salata ayran ezme üzerine çay yada acı kahve ikramı sadece 15 lira civarında tutmakta..

çok acıktığımdan olsa gerek yediğim yemeklerin fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. onun yerine dükkanın terasından güzel bir kaç mezopotamya manzarası paylaşıyorum.

                                Yazın kullanılan üst terastan uçsuz bucaksız, mezopotamya manzarası...

      Yazın kullanılan üst terastan uçsuz bucaksız, mezopotamya manzarası...

Malatya Meşhur Çiğköfteci Müslüm Boztaş Usta

Malatya merkezde yer alan bir çiğ köfteci var. Müslüm Boztaş usta diye geçiyor. yaklaşık 4 yıldır çeşitli sebeplerle Malatya'ya uğramam sebebiyle çiğ köftelerinin tadına bakabiliyorum. En son bu ayda(ocak 2014) Malatya da bulunmam sebebiyle uğramadan edemedim. 
Açıkcası çok fazla çiğ köfte tüketen birisi değilim. Acıyla aram iyidir, ama her şeyin fazlası zarardır(benim için meyve ve patates hariçtir.)  düsturum nedeniyle çok fazla tükettiğim bir seçenek değildir. Konya da zaten çok ünlü bir usta olmadığı için senede 2-3 defa tadına ya bakarım yada bakmam. İstanbul şartlarında ise dışarıda yemek zorunda kaldığım zamanlar helal endişesiyle et tercih etmediğim anlarda yakınlarda güvenilir yada benim itibar ettiğim bir kaç marka var ise açlığımı geçiştirmek maksadıyla tüketiyorum. birde eminönünde ki meşhur ali usta var, ona ise hem keyif almak için hemde çift dürüm ile karnımı doyurmak için gidiyorum, bir istisna olarak.

Malatya'ya ilk gittiğim 2010 yılında açıkcası biraz muhalefet etmiştim, yememekte direnmiştim ama sonradan bu direncim için pişmanlık duymuştum. Buradan beni müslüm usta ile tanıştıran mücahit hocaya da bol selamlarımı iletiyorum. Kendisi bayağı ısrar etmişti. Bu akşam çiğ köfte yiyelim yemekte diye. Kendisi haklıymış.

Fiyat olarak gayet uygun müslüm usta, İstanbul da ki dürümlerin neredeyse 1,5 katı büyüklükte bir dürüm, içi desen en az 2-3 kat daha fazla dolu. Porsiyonlar ise neredeyse bir çeyrek kilo çiğ köfte gelmekte, Yanında verilen salata ve yeşillik ise o kadar bol ki yeşilliği sevmeyen insanların tek başına tüketemeyeceği kadar çok. Ayran ise bakır kaplarda geliyor, lezzeti ise tamam bir yayık ayran sayılmaz ama hiç de fena değil.Ve bahsetmeden geçemeyeceğim bir özelliği de Ücretsiz SU ikramı , Konyamız da bile bu kültür son 3 yıldır kayboldu. Artık lokantalar açık su vermiyorlar. Devamlı hazır su.. Nereye kadar bu kültür gidecek bilmiyorum. sırf şehir merkezinde 1000 den fazla tatlı su bulunan şebeke sularının bile tatlı su aktığı Konyam da bile artık bu özelliği göremez olmuşken, Malatya da karşılaşmak, eski bir dostu yolda görmüş kadar sevindiriyor beni.


Çiğköfteci Müslüm boztaş ustanın Malatya merkezde PTT karşısında yer alan ana mekanları


Müslüm boztaş usta çiğ köfte fiyatları




Çiğköfteci Müslüm boztaş ustanın iç mekandan bir görünüş

Malatya Yeni Camii (Hacı Yusuf camii)

Malatya Yeni Camii (Hacı Yusuf camii)

 Osmanlının son yıllarında Malatya valiliğinin karşısına yapılmış 100 yılı 2 sene ile devirmiş(yaptırılış tarihi 1912), orta boy(bende beğenmedim ama aklıma gelen şimdilik bu) ve merkez cami tipine örnek bir Cami. Daha önce burada başka bir cami(Hacı yusuf camisi olması lazım) var iken depremde yıkılması sonucu, yeniden sil baştan yapılmıştır. Hacı yusuf camisinden geriye ise sadece minaresi kalmıştır.

Fotoğraflar 2014 Ocak ayına aittir. Ve akşam 21:00- 21:30 civarında çekilmiştir.


İnönü üniversitesi Kütüphanesi

Malatya - İnönü Üniversitesi merkez kampüsünde bulunan Üniversite kütüphanesinden bir kaç görüntü paylaşacağım... Geniş ve ferah olarak tasarlanmış ama kapasitesi 1000 kişinin üzerine çıkmaması 20 bin civarında öğrencisi ve neredeyse bütün bölümlerin ana kampüsünde toplandığı bir üniversite için gerçekten küçük kalmakta. Ayrıca bir başka dezavantajı ise kütüphanenin açık olduğu zamanlarla ilgili. Kütüphanenin hafta içi 08:00 - 20:00, hafta sonu ise 10:00 - 16:30  saatleri arasında açık olması bence büyük bir dezavantaj. Henüz ülkemizde bir kaç üniversite dışında (YTÜ , İTÜ, Dumlupınar ünv, Gazi, Koç, Bahçeşehir, Işık ünv. ve İstanbul ünv. vb gibi) 24 saat açık üniversite kütüphanesi mantığı yerleşmemiş durumda olması üzücü bir hadise. Şansımdan olsa gerek gittiğim tüm üniversitelerin kütüphaneleri de ne yazık ki 24 saat açık olmamakta.

Resimler Ocak 2014'e aittir. kendi çekimlerimdir.











Kına yakmış Erkek

Kına yakmak; erkekler için sanırım evlilik , nişan ve askerlik törenleri için pek alışık olunmayan bir uygulama...
uzun zamandır elime kına yakmamıştım sanırım 2 sene olmak üzere, en son istanbul da kaldığım bir ramazan çetin abiyle(ev arkadaşım ve ev abisi:D) beraber yakmıştım. avuç içine damlattığım küçük bir parçanın (hayatımda yaktığım en kaliteli kına olsa gerek) 3 hafta boyunca elimden silinmemesi sonucu çok ilginç tepkilerle karşılaşmıştım. 

Pazartesi akşamı sanırım biraz da 1 hafta boyunca eve mecburen kapanmak zorunda olmamdan cesaret alarak Annemi ikna etmemle beraber; tabi çok zorlu bir süreçten geçtim, ne için yakıyon neden durduk yerde yakıyorsun vb. final imtihanlarından daha zor sorularla muhatap olduktan sonra aşağıdaki şekillerde olduğu gibi yeniden kına yakmış bulunmaktayım...

elleri kınalı delikanlı







Pegasus havayolları Bade Uçağı

 Pegasus havayollarının 16.01.2013 tarihinde 20:20 İstanbul Sabiha gökçen - Malatya iç hat uçuşunu gerçekleştiren, TC-CPE kuyruk kodulu, BADE isimli uçağı.




22 Ocak 2014 Çarşamba

Öyle Bir Şehir ki Konya TRT Belgeseli

  TRT tarafından yaptırılan ve çekimlerinin neredeyse 1 yıla yakın sürdüğünü öğrendiğimiz ve 3 bölüm halinde TRT de yayınlanan  "Öyle Bir Şehir ki Konya" adlı belgeselin 3 bölümünü de sizlerle paylaşıyoruz. Ben şahsen keyifle izledim sizlerinde Konya'mızı ziyaret etmiş yada etmemiş olsun keyifle izleyeceğinizi ve bu topraklar hakkındaki kanaatinizin daha da farklılaşacağını umarak sizinle paylaşmak istiyorum.


Başta bu belgeselde emeği geçen tüm ekibe, TRT'ye ve yapımcısı olmak üzere yayınlanmasında rolü bulunan herkese yapmış oldukları bu başarılı çalışmadan ötürü bir  Konyalı (gonya) olarak bir kez daha teşekkür ediyorum, Elinize ve Emeğinize sağlık.



                                            Öyle Bir Şehir ki Konya Trt Belgeseli 1. Bölüm



                                       Öyle Bir Şehir ki Konya Trt Belgeseli 2. Bölüm


                                         Öyle Bir Şehir ki Konya Trt Belgeseli 3. Bölüm


İmam Hatipler İçin Yeni Hedef: Nitelik ve Başarı


 Erol Erdoğan Bey'in kendi web sayfası üzerinden paylaşmış olduğu," İmam-Hatipler için yeni hedef: Nitelik ve Başarı" makalesini paylaşma gereği duydum. Hocamız gerekli tespitleri gayet güzel yazmış, inşallah bundan sonraki süreç bu camiadan mezun olmuş ve gönül vermiş tüm insanlar için güzel bir fırsat ve hizmet yarışına dönüşmesi temennisi ve duasıyla.

İmam Hatipler İçin Yeni Hedef: Nitelik ve Başarı


Katsayı farkının kaldırılması ile eğitimde 4+4+4 modeline geçilmesinden sonra İmam Hatip Liseleri için yeni bir dönem başladı. 28 Şubat sonrasını başlangıç kabul ederek İmam Hatiplerin durumunu Hukuk, Fizik ve Nitelik olarak üç aşamada tahlil edebiliriz.

ÜÇ AŞAMA: HUKUK, FİZİK, NİTELİK
28 Şubat sonrasından başlamak üzere geride kalan 10–15 yıl, İmam Hatipler için hak arama ve haksızlığı önleme çabalarıyla geçti. Sonuçta üç konudaki yanlış uygulamadan vazgeçilmiş oldu. Bunları, İmam Hatip Lisesi mezunlarına üniversite sınavında uygulanan düşük katsayı, okullardaki başörtüsü yasağı, İmam Hatiplerin orta kısımlarının kapatılması olarak sayabiliriz. Üç sorunu bir çırpıda yazdığıma bakmayın, söz konusu haksızlıkların her biri dev sorunlara sebep oldu ve bir kuşağın yetenekleri, hakları, fırsatları çarçur edildi. Bu, 10–15 yıllık çalışmaları içeren dönemi ‘hukuk’ aşaması olarak tanımlıyorum.
Üç sorunun giderilmesiyle birlikte İmam Hatipliler için fiziken çoğalma aşaması başladı. Fiziken çoğalmayı, İmam Hatip Ortaokullarının açılması, İmam Hatip Liselerinin sayısının arttırılması, yeni yurtlar ve dersliklerin açılması gibi öğrencinin sayıca çoğaltılmasını hedefleyen çalışmalar olarak düşünebiliriz. Bu aşama birkaç yıl daha sürecektir. Çünkü 28 Şubat ve sonrasında okulların sayısı ciddi oranda azalmıştı.
Önümüzdeki yıllarda İmam Hatipler için üçüncü aşama başlayacaktır. Bu aşamayı “nitelik arttırma dönemi” şeklinde tanımlayabiliriz. Fiziken çoğalma ve nitelik arttırma aşamaları, bir ölçüde, iç içe gerçekleşecektir. İmam Hatiplilere hizmet eden sivil ve resmi kurumların çalışmalarına baktığımızda, fiziken çoğalmanın şu anda daha fazla önemsendiğini söyleyebiliriz. Doksan-yüz kontenjanı olan bir okula beş yüz öğrenci kayıt için başvuruyorsa yeni okul, derslik ve yurtların açılmasına dönük çabaların doğal zorunluluk olduğunu kabul etmeliyiz.
1970’lerde, 1980’lerde olduğu gibi hayırseverler, mezun dernekleri, sivil toplum kuruluşları, halk ve velilerin sürecin içinde olması fiziki çoğalmayı kolaylaştırmaktadır. Bu durum, sadece İmam Hatipler için değil tüm eğitim sistemimiz adına sevindiricidir. Çünkü halkımız eğitimi devletin sorumluluğu olmanın ötesinde millet işi olarak görmektedir.

NİTELİK ARTIRMA DÖNEMİ NİÇİN ÖNEMLİ?
İmam Hatip Liselerinde ‘nitelik arttırma dönemi’ üç gerekçeyle önemlidir. İlk gerekçe, 28 Şubat sürecinin sebep olduğu kayıpları telafi edecek olması. İkinci gerekçe, halk dindarlığının şekillenmesinde İmam Hatip mezunlarının güçlü pay sahibi olması. Üçüncü gerekçe ise İmam Hatiplerin bazı ülkeler için model okul olması. Üç gerekçeyi detaylandıralım.
1) 28 Şubat Sonuçlarının Telafisi Açısından: 28 Şubat süreci İmam Hatip Liselerini sadece sayı olarak azaltmadı aynı zamanda nitelik olarak gerilemesine sebep oldu. İmam Hatip camiası üzerine uygulanan baskılar, orta kısımlarının kapatılması, dini grupların öğrencilere yönelik çalışmalarını azaltması, üniversite tercihlerinin bazı bölümlerle sınırlandırılması, okulların ruhuna muhalif öğretmenlerin atanması, sosyal-kültürel faaliyetlerin azalması gibi pek çok etken İmam Hatip Liselerinde nitelik sorunu doğurdu. İmam Hatiplerin sayı olarak çoğalması, nitelik kayıplarının bir kısmını telafi edecek şartları sağlayacak olsa da, keyfiyet arttırmaya dönük yapılacak çalışmalar önemlidir, hayatidir.

Termiye

                   Bir Konya klasiği olarak Termiye


   Konya'ya ilk defa gelenlerin ilk başta anlam veremediği ve büyük çoğunluğunun haberdar dahi olmadığı bir lezzettir; Termiye. Bir baklagil çeşididir. Konya, Antalya ve kısmen Beyşehir'e yakın olan Isparta'nın bir kaç ilçesi taraflarında bulunmakta ve yetiştirilmektedir.

 Ama en çok Konyamızda özellikle soğuk kış günlerinde tüketilen bir kuruyemiş türü olarak tüketilmektedir. Islak olarak ve tuzlanıp yenilmektedir. Kabuğunu çıkartmayı unutmayın derim. Sade olarak yenildiği takdirde de alışkın olanlar için bir lezzeti dahi vardır.Ama biraz yavan buluyorum ben şahsen. Tuz, termiye için bir leyla misalidir, olmaz ise çok şey eksik kalmaktadır.

Bu soğuk (demek isterdim ama maalesef Konyamızda da kuraklık var, bu ocak gününde hava sıcaklığı 15 derece civarında seyrediyor) kış günlerinde sofranızdan "termiyeniz" ve "dua"nızın eksik olmaması dileğiyle. 


14 Ocak 2014 Salı

Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma

Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma;
Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini... doğru sanma;
Sessiz kalmak bir şey bilmediğin anlamına gelmez;
Çok konuşmakta çok şey bildiğini göstermez;
Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun
bir insanı küçümsemek akılsızlık,
Çok büyük görmekte korkaklıktır.
Cesaret akıldan gelirse cesarettir,
Bilgisizlikten gelirse cehalettir...

Kızıldereli Atasözü

12 Ocak 2014 Pazar

Sibel ERASLAN - ‘Nur’ ve ‘iyilik’

SAtar gazetesi yazarlarından Sibel Eraslan Mustafa Kutlu'nun son eseri NUR hakkında bir değerlendirme  yazmış... paylaşmak istedim...



‘Nur’ ve ‘iyilik’ - Yazarlar - Sibel ERASLAN - Star Gazete

Mustafa Kutlu Hocamızın yeni kitabının ismidir “NUR”... Kitabın ilk çıkış anında Kutlu’ya şahitlik
etmek de varmış kaderde. Oysa bin sıkıntı, bin usanç, bunalımla çıkıp gitmiştim Dergah’a.
Memleketin altı üstüne geliyor, düne kadar kardeş olanlar birbirinin boğazını sıkıyor, her gece
İstanbul’u sis basıyor, insanlar birbirine bağırıp, mütemadiyen hakaretler yağdırıyor, nereden
birikmiş bunca kin, nerede gizlenmiş bunca nefret, karanlık sis hepimizi kaplıyor... “Ne olacak bu iş,
ne yapacağız, çıkışı yok mudur bu hallerin” demek için varmıştım yanına...
Dergah Edebiyat Dergisi’nin adetidir, genç yazarlar, kalpleri titreyerek akıllarını kurcalayan
sorularla vardıkları dergahtan, bahtlarına yazılmış olanları işiterek çıkarlar ancak... Kaç bin soruyu,
kaç bin dünya dağdağasını o eşikte bırakmışızdır kim bilir... Çünkü Mustafa Kutlu’ya göre, evvela
“iyilik”tir aslolan... “Önce iyi insan olun, bilahare iyi yazar olunur” der. Bunu işiterek geldik orta
yaşlara...
NUR, bir arayışın, yolculuğun hikayesi aslında. Hikayeden çok menkıbe desek belki daha doğru.
Yeni çıkmış kitabı, önce öper sonra açıp kokusunu içime çekerim. 95. sayfaya denk geldi bu seferki
iç çekişim: “Cenabı Hak buyurmuş, ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, kainatı
yarattım”. Bana denk gelen sayfaya bakar mısınız? Kim bilir kaç yüzyıldır tartışılan bir mevzu, eh
bize de başkası denk gelemezdi zaten! Bu fikre karşı çıkanlardan, bunun aslı astarı yoktur
diyenlerden de bir kalem söz edilmiş ama kitap, muhabbet ve marifet üzerinden neşet eden bir
ilkbahar ağacı gibi yeşermiş... Aldın mı cevabını Sibel Eraslan? Rüyana girmiş ağacı arasana
sen.Tartışmaları, bağrışmaları, itişip kakışmaları bırak, kalbinin, vicdanının özlediği kokunun izini
sürmeye devam et, bırak kalabalığı, nizadan vazgeç... ‘ ’Sen derviş olamazsın’’ nakaratıyla,
kavganın en ortasında geçmiştir oysa şu ömür...
Nur ile Sinan’ın; iki mimarın, iki farklı dünyanın insanları olarak iki gencin, kaderin kah birleştirip kah
uzaklaştırdığı hikayat... İyiliğin, arayış olduğu kadar cesaret ve fedakarlık da istediğini
söylüyor cümle ritimleri... Kutlu’nun “Yoksulluk İçimizde” adlı eserindeki harmoniyi bir mertebe
yükseğe çıkartarak, hakikatten hayrete zıplayışın serüveni olarak okudum NUR’u... Hayret edecek
bir şeyi kalmamış asrımızın kendinden ve gücünden pek emin insanı için, altüst edici bir
kitap...
***