Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

16 Nisan 2014 Çarşamba

MTG ahlatt42 bileklikleri referanslar

Biliyorsunuz MTG groups of company olarak bileklik üretimine girmiştik şimdide referanslarımızı sizinle paylaşmak istiyoruz ki ürünlerimizin kalitesi ve nasıl nitelikli kullanıcıların bu ürünlerimizi tercih ettiğini bilmenizi istedik...






MTGAhlatt42 Makrome bileklikler, ve bir bileklik üretim hikayesi

Bileklik ve ben, hemde makromeden bileklik bundan tam 1 ay önce söyleseydiniz gülerdim... Şuan gülmüyorum gayet ciddiyim...
Kolunda saat takmayalı bile neredeyse 4-5 yıl olmuş birisi için bileklik kelimesinin ne ifade edeceğini sorarsanız şahsım sadece gereksiz ve lüzumsuz bir ayrıntı diye cevaplaya cağımdan hiç kuşkum yoktu.
Bugünde çok farklı bir cevap vereceğimi düşünmüyorum, ama başkalarının kollarına süs vb nesneleri takmaktan aldığı heyecan ve zevki sanki biraz görmenin ötesinde hisseder gibi oldum. çok değil 1 aylık bir mesele...

ilkokul el işi derslerinde dahi hayatında sadece 1 defa elime makrome almış birisiyim. bütün el işi ve resim derslerim neredeyse istisnasız karnemde ortalamanın altında düşük notlu olarak yer almaktan gocunmadılar bende bundan dolayı zerre gram üzüldüğümü hatırlamıyorum. Bu derslerde yaptığım iki şey vardı. Ya anneme evde yaptırıp düşük bir notla geçmek ya da hoca kabul ettiği müddetçe 5 yıl boyunca sayısız defa söküp söküp dokuduğum kilim dokuma tezgahımdı (taa dayımın imam hatipten kalma tezgahıydı). Bu sayede el işi derslerinden yırta biliyordum ya da çok düşük not almaktan kurtuluyordum.   

Hasılı kelam bundan 25-26 gün önce bu makrome den bileklik yapma işini öğrendim, durduk yere başıma iş mi aldım emin değilim ama şu an için benim bayağı hoşuma gidiyor. İlk ürün testlerinin deneylerinin sonuçlarının üniversiteli kız kardeşimde  ve halamın henüz ilkokula bile gitmeyen küçük kızında olumlu sonuçlandığını görünce kendimde bir yetenek olmasa bile bu işi yapabileceğime karar verdim ve sermaye ve emeğimi ortaya koyarak bu işe Bismillah demiş bulunuyorum.

bugüne kadar yaklaşık 60 civarında üreteyim yaptım, özellikle ilk üretimlerimin hepsi ki aşağı yukarı 25-30 bileklik yapıyor, tanıtım olsun ve piyasada tutundurma yapsın diye ücretsiz dağıttım:D:D:D. Faydasını da çok fena gördüm ailemdeki kız çocukların üçte ikisinin kolunda ve erkelerin dörtte birinin kolunda (tabi en azından ben odayı terk etmeden önce kollarında duruyordu) benim yaptığım bileklikler dolaşıyordu... Tabi bunda insanın 13-14'er kız ve erkek yeğeninin olması pazarlama fırsatı için büyük bir fırsat olduğu gibi angarya ve eleş çalışmanında ne kadar uzun süreceğini göstermesi açısından önemliydi.

Tabii ticarette insanın sadece akrabalarıyla iş yaparak tutunabilmesi çok zor bir şey, o yüzden Konya'dan İstanbul'a geldiğim ilk günden itibaren çalışmalara çok hız verdim ve yeni ürünler ortaya koydum. Benim için kolay olmadı tabi yaklaşık 10 gündür toplam 23 adet sınavla boğuşuyorum. henüz tamamlanmamış 6 sınavım var ve ben bir tanesine en az 13-14 dakika uğraştığım bilekliklerden 30 adet sergilemek için 10 adette İstanbul da ki tutundurma faaliyetleri için gene ücretsiz imalat yapmak zorunda kaldım. Allahtan kendimi geliştirmekte çok başarılıyım. ilk başlarda bir bilekliği üretmem 20 dakikamı alıyordu şimdi 12 dakikaya kadar düşürdüm. Epeyce gelişme var bende sanırım üzerimdeki kara bulutları atıyorum
.
Yalnız burada tek bir sıkıntı var Konya da iken yaptığım bileklikleri alan tüm kızlar ikinci üçüncü hatta dördüncüsünü isteyecek kadar ürünlerime olağan üstü bir talepte bulunuyorlardı. Ama İstanbul da ürün tutundurma kapsamında dağıttığım tüm bileklikleri erkeklere verdiğimi ve bunlardan henüz hiç birinin ikincisini istemediğini fark ettim. Daha kötüsü de var, konya da iken bileklik hediye ettiğim kızlar beni ikinci defa gördüklerinde kollarını gösterip ürünlerimi çok büyük bir beğeni ile taktıklarını gösteriyorlardı. burada ise bileklik hediye ettiğim hiç bir erkeğin kolunda ikinci defa göremedim sadece arkadaşın birisi cebinde unutmuş ertesi günde yanında getirmişti. Sanırım büyük bir pazarlama hatası yapıyorum. Bir an önce müşteri potansiyelimi değiştirmem gerekiyor. Yoksa çektiğim onca emek ve çaba hüsranla sonuçlanacak ve ürünlerim elde patlayacak...

Sanırım bu üzerimde ki bereketsizliğin sebebini buldum, tabi üretimi hangi aralıklarda yaptığımı da sorabilirsiniz... ilk başta yurtta ki odamda yapıyordum ki o gün odama 1 saat içerisinde 15-20 arkadaşın damlamasıyla beraber bu kadar yoğun ilgi ve teveccüh altında çalışamaya cağıma karar vererek yurt odasında ki üretimimi minimum düzeye çektim. Normalde odamızın kapısında zincirlikuyu metrobüs aktarma istasyonu yazmaktadır.(inanmazsınız diye resminide koydum.) 
odamıza gelip giden arkadaşlar saolsun bizi akşam 22:00'a kadar hiç yalnız bırakmazlar. tek farkımız geçrek metroüs durağından akşam 22:00 ila sabah 06:30 arasında kapalı olduğumuzdandır. Aslında ter gerçek benim o saatler arasında uyurken arkadaşların odaya girememeleri ama o başka bir yazı konusu ..

 Onun dışında engin bilgime daha nice bilgiler katabilmek mecburi gönüllü olarak katıldığım, iki hafta boyunca gittiğim konferans ve seminer dizileri de çok verimli geçti. özellikle geçen haftaki seminer dizileri bir harikaydı her bölümde hem semineri dinleyip hemde bileklik örerek 6 bileklikle bir seminer tamamladığım zamanlar oldu. Hem semineri kaçırmamış olup, bilgimi derinleştirdim hemde üretim bandını hiç azaltmamış oldum.

onun dışında son üretim mekanım ise kütüphane idi. Kütüphaneyi son amaç dışı kullanımım aynı masanın üzerinde 2 saat boyunca deliksiz uyku geçirmek için kullanmıştım, şimdiki kullanım amacım ise bileklik örmek için oldu. Ama itiraf edeyim; kütüphanede bir günde hiç ikiden fazla bileklik örmemiştim. sadece uykum geldiğinde uykumu dağıtmak ve yeniden derse konsantre olabilmek için bu amaçla kullanıyordum.

Ne olduysa bir hafta boyunca benim yanımda oturan herifin kendisiyle çok samimiyizdir, düşünün aynı cemaate mensubuz, aynı okulda okuyoruz, aynı islamcılara takılır gibi yapıyoruz, aynı yurttayız, aynı yemek masasını paylaşmak gibi çok sayıda fantezimiz de mevcut sadece oturup beraber hint filmi izleyemiyoruz. Her neyse bu arkadaş bir sabah gecikti... ve yanıma sarımtırak beyaz tenli, kahverengi gözlü (aslında biraz renk körüyüm çok seçemiyorum daha öncede simsiyah parlıyor dediğim bir gözün bal sarısı olduğu sahibi tarafından hatırlatılınca kendimden biraz şüphelenmiştim şüphelerim maalesef bazen haklı çıkıyor, konumuzdan fazla sapmamak için bu mevzuyu da burada kısa kesiyorum), saçları açık siyah sarımsı- koyu siyah karışımı kahverengimsi renkte normalden biraz daha güzelce bir bayanın oturmasıyla başladı ...

Evladım neden zamanında gelmiyorsun da beni böyle etkileyici insanların yanında oturtuyorsun diye arkadaşıma tabiiki hiç kızmadım...

Her neyse ben böyle gene çalışıyordum sınav dönemi nede olsa tabii, biraz canım sıkılınca da çıkartıyordum çantamdan yada cebimden(cebim 2 hafta boyunca rengarenk iplerle doluydu) örülmeye hazır bilekliği mi çıkarıp bir güzel örüyordum. O günde aynısını yaptım tek fark o gün fazladan canım mı sıkıldı yoksa sınav mı çok basit diye önemsemedim, 4-5 bileklik örmüşüm. Ben ilk başlarda fark etmemiştim, yanımda oturan bayan ben bileklik örerken bana bakıp bakıp duruyormuş... Ben ise onu malum şu sıralar siyasete çokca bulaşmış ve hala ardını nasıl toparlayacağını bulamayan cemaatin yayınlarının hazırladığı kpss eğitim bilimlerine çalışıyor diye düşünüyordum. Bu ablamızın beni böyle süzdüğünü nereden bileyim... Gerçi benden çok elime bakıyordu ama ...
hasılı kelam ablamaız benim elime ben ona bir süre baksak da sonuç değişmedi. O anda işletmeci zekam nereye kayboldu hala bilemiyorum, insan o kızın halini gördükten sonra elinde yaptığı bilekliği ona hediye etmez mi!!! buyrun efendim galiba çok hoşunuza gitti, sizin olsun göz hakkıdır felan filan diye...
zaten son bir haftadır okulda ve kütüphanede insanlar beni görünce devamlı tebessüm ediyorlardı, tamam bayağı geniş bir çevrem vardı ama bu kadar çoğaldığını ben bile fark edememiştim, merak ediyordum ben bu insanlarla ne zaman ve nasıl tanıştım diye meğerse nedenini sonradan çaktım, bunlarla ben anket yapmışım... Tabi hiç tanımadığını bir insan size gelip "affetmek deyince aklınıza ne geliyor diye sorsa" siz de onu bir kaç gün sonra aynı mekana görseniz aklınıza demek ki affetmek geliyor ki devamlı gülümsüyorsunuz...

neyse dönelim mevzumuza bu bayana biz bilekliği vermediğimiz günden beri bir hafta geçti, inanın tek bir siftah bile yapamadım. yapıyorum yapıyorum elimde kalıyor bileklikler. Ablanın herhalde nazarımı tuttu içinde mi kaldı bilmiyorum ama benim işler fena kesatlaştı. Sen gel bir haftada 10 bileklik sat, sonraki hata bu sayı birden bire 0,00 a düşsün olacak şey mi yahu!
O abla yada bayanı 1 haftadır göremiyorum henüz kpss de olmadığına göre atanıp başka diyarlara da gitmiş olamaz mutlaka buralara gelecektir, gelir gelmez kendisine bir tane lacivert ve kahverengiden yapılmış bir tane bileklik hediye edeceğim, ki o içinden tutması geçsin benim işlerimde düzelsin diye..

bilirsiniz genelde garanti iş ve delilli işler yapmayı çok severim hele üniversitem! bunu en iyi bilen ve beni takdir eden kurumların başında gelmektedir, o yüzden size kanıtlamak için aşağıya elimdeki tüm bileklik stoklarımın fotoğraflarını da yerleştirdim ki anlattıklarımın hayal fantazisi değil bir gerçek hayat dramı olduğunu görün diye.  

Buyurunuz efendim, ürün çeşitlerimiz aşağıda çeşitli renklerde mevcuttur inşallah yakında daha farklı modellerle de karşınızda olacağız. şimdilik size bir e-mail telefonum olanlar için ise bir sms kadar yakınız. 
hatta hiç çekinmeden saat 22:30 ila 05:30 arasında arayabilirsiniz, keine problem....

MTGAHLATT42 Bileklikler


tek renk bileklikler 1

 tek renk bileklikler 2

beyaz renk bileklikler 1

beyaz renk bileklikler 2

Lacivert renk bileklikler 1 

14 Nisan 2014 Pazartesi

Affetmek ile ilgili yaralanılacak kaynaklar

Affetme kavramı üzerinde ilmi açıdan  ve özellikle pozitif psikoloji bağlamında yararlanılabilecek kaynakların bir özet dökümüdür.



İlk olarak Marmara İlahiyat Fakültesinde Ali Ayten Hocanın din ve pozitif psikoloji kapsamında affetme çalışması
Ayten, Ali, Affedicilik ve Din: Affetme Eğilimi ve Dindarlıkla İlişkisi Üzerine Bir Amprik Araştırma, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi: 37/2, 2009

Hacettep Üniversitesinden Yrd Doç. Dr. Aslı Bugay  hocanın doktora tezi
Doktora, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, 2010, Ankara, Türkiye
Tez başlığı: Kendini Affetmeyi Yordayan Sosyo-Bilişsel, Duygusal, Davranışsal Faktörlerin
 İncelenmesi (Investigation of Social-cognitive, Emotional and Behavioral Variables as
 Predictors of Self-forgiveness) (Danışmanı: Prof. Dr. Ayhan Demir)

Hacettepe Üniversitesi Affetmeyi Geliştirme Gurubunun kurucuları olan Yrd. Doç. Dr Aslı Bugay ve Aykut Demir in ortaklaşa yazdıkları makaleler ve Sempozyum bildirimleri:  

(Aslı Bugay ve Aykut Demir )Bugay, A. & Demir, A. (2012). Affetme Arttırılabilinir mi? : Affetmeyi Geliştirme Grubu [Can
 be forgiveness increased?: Forgiveness Enrichment Group. ]. Türk Psikolojik Danışma ve
 Rehberlik Dergisi, 4(37), 96-106.

(Aslı Bugay ve Aykut Demir )Bugay, A. & Demir, A (2010). Hataya iliskin özelliklerin başkasını affetmeyi yordaması [The 
features of transgression as predictors of forgiveness of others] Türk Psikolojik Danışma 
ve Rehberlik Dergisi, 4(35), 8-17

(Aslı Bugay ve Aykut Demir )Bugay, A. & Demir, A (2011). Yaşam doyumu ile affetme arasındaki ilişkide ruminasyon 
eğiliminin aracı rolü. XI. Ulusal Psikolojik Danışma ve Rehberlik Kongresi, İzmir, 3-5
 Ekim, sf.65.

(Aslı Bugay ve Aykut Demir )Bugay, A. & Demir, A (2010). Hataya iliskin özelliklerin başkasını affetmeyi yordaması [The
features of transgression as predictors of forgiveness of others] Türk Psikolojik Danışma
ve Rehberlik Dergisi, 4(35), 8-17

Kitap olarak

1- Amerikalı Uzman Psikiyatrist Edward Hallowal in dilimizede çevrilmiş "Affetmek Üzerine" adlı eseri



Not: liste ye yeni kaynaklara ulaştıkça güncellenecektir.

AFFETME “pozitif psikoloji bağlamında affetme eylemi

2013/2014 eğitim yılı bahar döneminde aldığım Ahlak psikolojisi dersinde  "Affetme" eylemini pozitif  psikoloji bağlamında ele alarak yaptığım bir ödevi paylaşıyorum.  Ödev içerik bakımında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Ayten hocanın yaptığı çalışmalardan ve özellikle Uzman Psikiyatr Edward M. Hallowal un dilimize "Affetmek Üzerine" diye çevrilen kitabı üzerinden gidilerek ele alınmıştır. Bunun nedeni dilimizde özellikle "affetme kavramı" daha çok ilahiyat alanında ele alınmıştır; burada insan ilişkilerinden ziyade Kul ve Yaratıcı arasındaki  ilişki noktası üzerinde durularak, Cenab-ı Allahın rahmet ve merhamet sıfatlarının tecellisi üzerinden çalışmalar üretilmiştir. Onun dışında ise gene ilahiyat ve eğitim bilimlerinde Değerler eğitimi kapsamında alt başlık olarak kısıtlı ve sınırlı sayıda araştırma ve incelemeye konu edinilmiştir. Psikoloji ve bir insan davranışı bağlamında ise bu durum şuan için çok iç açıcı gözükmemektedir. türkçe olarak yapılmış bilimsel araştırma sayısı bir elin parmaklarını henüz geçebilmiştir. (tabi her şeyi sadece pozitivist temelli bir bilim kafasıyla açıklamak gibi bir düşünce yada fikriyatımız kesinlikle yoktur.) Bu kapsamda özellikle Hacettep üniversitesinde kurulan Affetmeyi geliştirme grubu şu an için en önemli çalışmaları yürüten bilimsel ekip olarak dikkat çekmektedir. "Affetme Arttırılabilinir mi?" "Hataya iliskin özelliklerin başkasını affetmeyi yordaması" gibi makaleler bize yardımcı olmaktadır.
Onun dışında da Marmara İlahiyat Din psikolojisi bölümünden Ali Ayten hocanın affetme ve dindarlık eğilim araştırmaları da ilgililer için kaynak olarak kullanılabilmektedir.
Bu çalışmamızda Öncelik pozitif psikoloji bağlamında olduğu için dinsel içerikler göz ardı edilmese de, Yaratıcı kul ekseninden ziyade kulların birbirleriyle ilişkiler dikkate alındığı için çok fazla atıf yapılmamıştır. Bir lisans öğrencisi tarafından ödev maksadıyla hazırlanmış bir çalışma olduğunu ve kişisel görüş ve değerlendirmelerden ziyade bolca alıntılar ile bir derleme çalışmasının yapıldığı da unutulmamalıdır. Çalışmada kullanılan alıntı ve dipnotlar kaynak gösterilerek alıntılanmıştır. Buna rağmen gözden kaçan bir durumun olma ihtimali her zaman için mevcut olabileceğini de unutulmamasını rica ederiz. Yapılan bu çalışmayı bir sonraki özellikle daha basit yapılacak ödev ve araştırmalara bir fikir vermesi amacıyla yayınlıyoruz. Ödevden her türlü alıntı yapmak serbesttir. Yapılan alıntılarda kaynaklarında göz ardı edilmemesi alıntı yapacak kişi için bir fikri mülkiyet hakkı doğurmaması için önemlidir.

M.T.G. Nisan 2014


AFFETME
“pozitif psikoloji bağlamında affetme eylemi”
( Ahlak Psikolojisi Ders Ödevi)


İstanbul, 2014

   Affetmek dilimize ’afv’ kökünden Arapçadan geçmiş bir kelimedir. Afv kelimesi; birinin suçunu bağışlama, özür dileme, görevden alma[1], mazur tutma, istismar etme[2] gibi anlamalara gelmektedir.
  Afv kelimesinden türeyen “affetmek” ise sonuç itibariyle bir ceza gerektiren, suç, kusur kabahat veya günah için ceza vermekten vazgeçmek, bağışlamak, kendisine karşı kötü kırıcı veya kaba davranışı olmamış saymak, özrünü kabul etmemek, mazur görmek[3], vazifesine son vermek, azletmek[4] anlamlarına gelmektedir.
  Terim olarak ise; ahlaki bir erdem. İnsani bir incelik, insanın iç dünyasında “sürekli salınım halindeki gönül sarkacı”nın yakalamaya uğraştığı “denge ve kıvam” hali. Belki de hayat denen, uzun, karmaşık temellerden biri. Olup biteni, farklı bir şekilde kavramam ve karşılama biçimidir.[5]  
Sözlüklerde affetme ile ilgili, “affedilme” ”affedilmek” ”affetme” ”affetmek” ”affetmemek” “affettirme” ”affettirmek” ”affeyleme” ”affeylemek” ”affolunma” ”affolunmak” ”af” ”afv” ”aff” ”affediliş” ”affetmez” ”afüv”  gibi ikisi olumsuz on beşi olumlu manada on yedi sözlük ve terim anlamı mevcuttur.
  Bir tek kökten bile bu kadar farklı terim manaları taşıyan ama neredeyse hepsi aynı minvalde ve büyük bir çoğunlukla olumlu yönde birleşen bu kelimenin türemiş olması af(afv) ve affetme kavramının insanoğlu için ne kadar büyük bir önem arz ettiğinin bir göstergesidir.
Süreç olarak ‘Affetme’
  Affetme aslında insanın kendisine dolaylı ya da direkt olarak maruz kaldığı bir haksızlık, eza, cefa veya adaletsiz bir davranışa karşılık, bulamış olduğu olumlu muamele halidir.”Gerçek bir affetme, gönüllüdür, koşulsuzdur ve aktif bir süreçtir. Bütün bir affettirme hem affedeni hem de affedileni dönüştürebilir[6]
   “Affetme suçluya karşı kurbanın (kendisine karşı suç işlenen) düşünce, duygu ve davranışlarıyla gerçekleşen digergam dönüşüme verilen bir isimdir. Affetmeyi redderek bunda ısrar etme durumu ise kin gütmedir. Affetmek suçu görmezden meydana gelmek ya da suça bahane bulmak anlamına gelmez. Suçlunun yaptığı bir şeyden suçlu olması, belki olayların daha farklı gelişmiş olmasını dileme, en azından suçlunun yaptığı şeyi bir daha tekrarlamayacağı konusunda iyimser olunması manasına gelir. Affetme, suçlunun sorumluluğunda kurtuluş anlamına gelmez. Affetme, manevi anlamda kırgınlık yaşayan kimsenin, bu kırgınlığı ve kızgınlığından suçlu lehine vazgeçmesidir[7].”
  “Ancak affetme, sadece “affediyorum” sözünden ibaret değildir. Bireyin davranışlarına, hayat tarzına ve başkalarıyla olan ilişkilerine yansıyan bir yönü vardır.[8]” Affetme kurbanın suçluyu affetmediği gibi onunla olan ilişkisine de bunu yansıtarak göstermesidir. Aksi hale affetme süreci tam olarak gerçekleşmemiş olacaktır[9].
 
Affetmeye neden ihtiyaç duyarız ve Ne için gereklidir?
     İnsan davranışları içerisinde yaparken en çok zorlandığı davranışlardan birisidir; affetmek. “Affetmek çok ender başvurduğumuz bir çaredir.[10]
  Aslında Affetmek kendimize sunduğumuz bir armağandır.[11] Boşu boşuna acı çekmememize engel olacak bir gönül eylemidir. ”Mantık olarak, büyük suçların bağışlanmasının neredeyse olanaksız olduğu sonucuna varabilirsiniz, özellikle de eğer yaşamınızın en güzel dönemi başka birisinin yaptığı bir hatayla mahvolmuşsa. Ama affetmek asla olanaksız değildir.[12]”Affetmeyi başarabilirse bundan en karlı çıkacak kişinin yine kendisi olacaktır. Tabi hala haklı olmayı geri kalan her şeye tercih edecek insanlar haricinde.
  Affetmek için ne gerekir? “Dış işleri bakanının diplomatik yetenekleri mi? Yukarıdan bir mucize mi? Ya da affetmek, suç gerçekten ağır olduğunda ortalardan kayıp mı oluyor? Üzücü hataları affetmek, dünyanın hala inandığı gibi yüzeysel ve eğitimsiz duygusallara özgü saf bir eylem mi?”[13]
  Affetmek insanı özgürleştirir, insanı aşağı çeken öfke ve dargınlıktan kurtularak beyninde ki kin ve öfkeye ait olan kelepçelerden kurtulabilirsiniz.[14]
  Affetmek ruhumuzu canlandırır. Kendimizi daha mutlu hissetmemizi sağlar ve düşüncelerimizi aydınlatır. Adımlarımız hafifler ve günlerinizi şikayetlerin gölgesinde geçirmekten kurtulursunuz.[15]

12 Nisan 2014 Cumartesi

Konya Ecdad Parkı Tanıtım Videosu

Selçuklu ve Osmanlı Döneminden Örnekler Yer Alacak
             Konya Büyükşehir Belediyesi, Selçuklu’ya başkentlik yapmış, Osmanlı’nın da önemli merkezleri arasında yer alan Konya’da Ecdad Parkı yapıyor. Selçuklu ve Osmanlı döneminden örneklerin yer alacağı park, 110 bin metrekarelik bir alanı kaplayacak.

Konya Büyükşehir Belediyesi, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden örneklerin içinde yer alacağı Ecdad Parkı’nın yapımına başladı.


Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, Selçuklu İlçesi’nde yapımına başlanan Ecdad Parkı’nın toplam 110 bin metrekarelik bir alana sahip olduğunu dile getirdi.


Selçuklu’ya başkentlik yapmış, Osmanlı’nın da önemli merkezleri arasında yer alan Konya’da yapımına başlanan Ecdad Parkı’nın ecdad hatırasının yaşatılmasının yanında şehrin yeşil dokusuna da katkı sağlayacağını ifade etti.
                               
Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden örneklerin yer alacağı parkın yapım süresinin 1 yıl olduğunu kaydeden Başkan Akyürek, yapım maliyetinin ise yaklaşık 20 milyon lira olduğunu söyledi.






Büyükşehir Belediyesi tarafından yapımına başlanan Ecdad Parkı’nda; 11 adet Osmanlı kameriyesi, 4 adet 2. Mahmut Dönemi kameriyesi,
10 adet Selçuklu kameriyesi, surlar içinde tarihi liman, Osmanlı Sokağı, Namazgah Çeşmesi, seyir kulesi, kule kafe, değirmen, deniz feneri, Osmanlı kahvehanesi, boğaz yalısı, 12 bin 500 metrekarelik gölet, Selçuklu giriş tagı, Osmanlı otağı amfi, cami, Mehteran binası, desenli bahçe, Hasbahçe, Selçuklu Hanı restoran, sosyal donatılar bulunacak             .

Konya İslam Kültür Merkezi

Konya'da 'İslam Kültür Merkezi' çalışmaları başladı

Konya Büyükşehir Belediyesi, İslam Kültür Merkezi’nin inşa çalışmaları için harekete geçti.

Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, seçim öncesinde, gerçekleştirdiği yatırımlar ve yeni dönem projeleri ile ilgili bilgilendirme toplantısı düzenlemiş, Konya’yı geçmişi kadar görkemli bir geleceğe hazırlamak için çalıştıklarını, bu hedef doğrultusunda bugüne kadar belediye tarihinin en önemli yatırımlarına imza attıklarını söylemişti. Toplantıda Konya’nın gelişimi ve yeni dönem projelerini anlatan Başkan Akyürek, inşa edecekleri İslam Kültür Merkezi hakkında da bilgi vermişti. İslam Kültür Merkezi’nin inşa çalışmaları Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire başkanlığı tarafından başlatıldı
BÜYÜK BİR KOMPLEKS HAYATA GEÇRİLECEK
Mevlana Kültür Vadisi Projesi kapsamında dünyanın aynı anda yapılan en büyük restorasyon çalışmasını sürdüren Konya Büyükşehir Belediyesi, bir kültür caddesi olacak Kışla Caddesi’nde iz bırakacak önemli yatırımları da hayata geçirecek. Bu kapsamda, Kışla Caddesi’ne yapılacak önemli yatırımlardan biri de İslam Kültür Merkezi olacak. Merkezin içinde Mevlevihane, Panorama Mevlana, semahane ve dünyadaki önemli mevlevihanelerin minyatürleri bulanacak. İslam Araştırmaları Merkezi, Mevlana Araştırmaları Merkezi, kütüphanesi ve aşeviyle büyük bir kompleks hayata geçirilecek.

SİYERİ NEBİ KÜLLİYESİ DE YER ALACAK
Komplekste ayrıca, Siyeri Nebi Külliyesi yer alacak. Burada Peygamber Efendimizin hayatı, farklı bir şekilde, hadis-i şeriflerle, ayeti kerimelerle, görsel unsurlarla desteklenerek anlatılacak. Siyer-i Nebi Külliyesi’ne girenler Peygamber Efendimiz’in doğumdan vefatına kadarki süreci adeta yaşayacaklar.  Merkezin inşaat yapım ihalesinin 28 Nisan 2014 günü saat 11’de yapılacağı öğrenildi. Proje kapsamında toplam 5 bin 93 metrekare alanda Mevlevihane, 4 bin 460 metrekare alanda da panorama (sergi salonu) yapılacak. İslam Kültür Merkezi, Karatay ilçesi Çayır Mahallesi’nde yapılacak ve yer tesliminden 210 gün sonra bitirilmesi istenecek. İhaleyi alan firmaya yer teslimi, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 10 gün içinde yapılacak ve işe başlanacak.
                                 
kaynak: memleket gazetesi /özge demirtaş

DON Hint filmi değerlendirme yazısı

DON Bir Shahrukh Khan aksiyon filmi.



Shahrukh Khan’ı genelde gündelik hayatın içerisinde ki rollerde görmeye alışkınız, bu bende kendisine ve filmlerine karşı daha fazla ilgi uyandırıyor, ya da en azından benim şahsımda diyelim.
   
DON filminde Shahrukh Khan bir uyuşturucu baronunun işlerini yürüten sağ kol vazifesinde ama işleri sadece kendi bildiği gibi yürüten ve bu yolda krallığa kadar gitmeyi göze almış hırslı ve ihtiraslı bir tiplemeyi canlandırıyor.

   Film Asya suç ve uyuşturucu dünyası üzerinden ilerliyor. Devletlerarası sosyal mesaj vermeden ilerlemesi işin başka güzel bir boyutu Ama toplum için yapılan işin kötü olduğunu her fırsatta seyirciye fısıldamaktan ve haykırmaktan geri kalmıyorlar.

Hikayemiz DON’un bir polis baskınında yaralanması ve ortadan kaybolması ve de bir polis müdürünün işe el atıp yaralı DON’u ele geçirip biraz Hollywood varı olmuş ama, 

DON’un tıpa tıp benzeri sıradan bir Hintli vatandaşı olan VİJAY'ın DON'u yerine geçirip bu suç örgütünü çökertme macerası ile hızlı bir gerilime ve maceraya doğru bizi sürüklüyor.
SAHTE DON VİJAY
 Polis müdürünün o kadar gayretkeş çalışmaları ve gerçek DON’un yerini alan sahte DON’un olaylara müdahalesi ile filmin nasıl savrulduğunu izlemeniz lazım.
  Filmde oyunculuklar gayet başarılı, Shahrukh Khan rolünün hakkını bir kraldan farksız şekilde veriyor. Polis müdürümüz “Desilva” rolünde ki ”Boman Irani ise filmde ki ikinci sırayı kimseye kaptırmıyor. Bayan oyunculara gelirsek oda arkadaşlarımın ifadeleriyle “bu filmde ki kızlar o kadar da güzel değilmiş abi ya!” sözü film için ilk eksi puanını almasına neden oluyor.
 Roma rolünde ki “Priyanka Chopra” rolünün hakkını vermiş,
ya da en azından hiç sırıtmıyor. Ama filmin içerik itibariyle ahlaki olmayan bir dünya tasviri ve de ol sebep canlandırması sebebiyle, kılık ve kıyafet seçiminde özellikle bayan oyuncuların her zaman bir tarafları açık mı olması gerekiyordu sorusunu sormadan geçemeyeceğim.

Şahsen 4 erkek beraber izlediğim bu filmi ailemle oturup asla izleyemem. En azından annem benim böyle filmler izlediğimi örse neler saydıracağını tahmin bile edemem.
Filmin diğer eksileri ise seçilen şarkılar ve klipler olmuş. Hayatım da ikinci defa bir hint filmini izledikten sonra herhangi bir şarkısı aklımda kalmamış oluyordu.
 Klipler ise özellikle ilk 5 şarkıda ki 3 klipte kareografilerin tamamen kadın bedeni üzerine oturtulması, izleme tahammül sınırlarını çok zorladığı için direkt geçmek zorunda kaldım. Ne şarkıların kulağa hoş gelen bir tınısı vardı ne de klipte ki dansların.
 (çok alakalı olmuş değil mi!!!)

  Hint filmlerinde ki yerel danslar kadın bedeni üzerinden pazarlanmadığı müddetçe her zaman ilgimi çekmiştir. Adamlara çok uyumlu çalışıyor ve göze seyir zevki veren işler ortaya koyuyorlar. Ama iş ne zaman kadınların bedenleri ve erkeklerin hayal dünyasını iğfal noktasına gitmeye başlarsa o zaman canım sıkılıyor. Bu sıkıntıyı DDLJ filminde ve Jab Tak hai Jan kliplerinin bir çoğunda, özellikle “mashallah” adlı parçada çok fazla yaşadım. Parça çok güzel yada en azından kulağa hoş gelen nağmeler var, ama klipte müzikten başka her şey ön planda tutulmuş

10 Nisan 2014 Perşembe

Gönüllüler hareketi 15. Nijer Sağlık taraması Programı izlenimleri

yaklaşık 3-4 yıldır gönüllüler hareketini takip ediyorum, özellikle İbrahim Ceylan Beyin gayretleriyle bir hareketin nasıl bir hayra vesile olduğuna şahit olmak beni de sevindiriyor. Rabbim İbrahim Bey gibilerin sayısını ve hizmetlerini artırsın diyelim inşallah....


Satır içi resim 1




Değerli  Dostlarımız,                                             08.Nisan.2014

Sizlerin maddi, manevi desteği ile bir Afrika programımızı daha tamamladık. Her defasında ilk kez gidiyor heyecanı duyan ekibimiz yine bizlere birçok ilkleri yaşattılar.
Başbakanlık Tika kuruluşumuza, Sağlık ve Dış işleri Bakanlıklarımıza, Büyük Elçiliğimize, Türk Hava Yollarımıza, İlaç ve sponsor Firmalarımıza, Katılımcı derneklerimize vermiş oldukları destekten dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.   

2005 Yılından bu yana 15.kez Gittiğimiz Nijer'in Maradi Bölgesi Tessaoua ve Aquie yerleşim yerlerinde bir elin parmakları kadar doktor olmasına karşın, acil müdahale edilmesi gereken binlerce hastanın bir çoğuna dokunamadan dönmenin eksikliği ile bir başka bölge düşünemez olduk.
Dokuz yıldır her altı ayda ara vermeden gidiyorsanız. Artık yolunuz gözlenir ve onlar için bir umut oluyorsanız nasıl gitmezsinizki!!.

Satır içi resim 1

7. branşta Çoğunluğu Doktor ve Hemşirelerimizden oluşan 47 Kişilik ekibimize Nijerden Eğitim için iştirak eden  18 Sağlıkçı ile birlikte 65 Kişilik bir ekip çalışmamızın gerçekleştirdiği Sağlık hizmetlerini sizlerle paylaşmak istedik.

TIBBİ OPERASYONLARIMIZ :

 Satır içi resim 2
             
Dr.MerveAYDENİZ’in  Dahiliye poliklinik çalışmalarına, Dr.Fatma Selma ORANSAY’ın Kadın  kadın hastalıkları ile ilgili polikliniklere katılması ile 4223 hastaya poliklinik muayene yapıldı. 680 hastaya ultrason çekildi ve gerekli ilaçlar verildi. Bu tetkikler sonucunda  211 hastaya ameliyat teşhisi konuldu.

Yusuf Kaplan Bediüzzaman, Müslümanca bir zihne kavuşmamızı sağlıyor, İrfan mektebi dergisi ropöntajı


Bediüzzaman, Müslümanca bir zihne kavuşmamızı sağlıyor

Yusuf Kaplan, Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursi hakkındaki düşüncelerini anlattı


Röportaj: Muhammed Semiz
Yazar Yusuf Kaplan, Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursi hakkındaki düşüncelerini anlattı.
Bediüzzaman Hazretlerini, Risale-i Nurları ne zaman tanıdınız?
Bediüzzaman Hazretleri’nin eserleri Risale-i Nurlarla ilk gençlik yıllarımda tanıştım. O zaman okuduğumda hiç bir şey anlamadığımı şimdi geriye dönüp baktığımda daha iyi anlıyorum. Bediüzzaman’ın hala bu şekilde anlaşıldığını düşünüyorum. Anlaşılmakta zorlanıldığını düşünüyorum. Bediüzzaman ‘mana-yı ismi, mana-yı harfi’ diyor ya… düz bir algılama, okuma biçimi var. Bu algılama biçiminin ötesine geçemediğimi fark ettim daha sonra.
İmam Hatip’in ilk yıllarından itibaren,hatta İmam Hatip’ten önce de baya ciddi okuma yapardım. Çağdaş düşünce, çağdaş İslam düşüncesi, sonra edebiyat sanat okumaları… O dönemde Beziüzzaman Hazretleriyle kurduğumuz ilişki, fikri bir ilişkiye dönüşmedi. Bunun nedenleri ne olabilir diye düşünüyorum; Bediüzzman’ın avami okunmuş, algılanmış olması. İslami kesimlerin de Risale-i Nurlara mesafeli davranması…Fakat bu, benim Risale-i Nurlarla ilişkimi etkilemedi.Ama Risale-i Nurların fikri boyutunu kavramamı engelledi. Tabi o dönemde Risalelerin çapını anlamak da zordu açıkçası; onu da söyleyeyim. 20 yıl sonra 2000’li yılların başında Risale-i Nurları yeniden okumaya başladığım zaman başka bir şey çıktı karşıma.
Kişinin, insanın kendisini yetiştirebilmesi için önünü açacak, kendisine öncülük yapacak insanlara ihtiyacı var;bu bir arayış. İslam’la ilişkisi sıfırlanmış bir toplum var. 60’ların ortaları ve 70’lerden itibaren İslami eserlerin çeviri hareketleriyle İslami entelektüel yapı oluşmaya başladı. 80’lerden sonra artık cemaatler arasındaki ilişkiler biraz daha birbirinden beslenen ilişkilere dönüştü. Belki benim Bediüzzaman’ı, Risale-i Nurları yeniden okumamda bunun kısmi bir etkisi oldu.
Biz bu dünyaya ne söyleyeceğiz? Bizim bu dünyaya söyleyeceklerimizin olması lazım. Bu dünyaya söyleyecek bir sözümüz yoksa bu dünyada yaşamamızın da bir anlamı yoktur. Dolayısıyla bizim kendi kaynaklarımızdan yola çıkarak hem dünyanın karşı karşıya kaldığı temel varoluşsal sorunları hem de İslam dünyasının yaşadığı medeniyet krizinden sonraki temel sorunları anlamamızı ve aşmamızı sağlayabilecek ne söyleyebiliriz, nasıl bir yolculuk yapabiliriz: Fikri bir yolculuk. Bu sorunların izini sürünce, ister istemez Bediüzzaman çıktı karşıma.
Bediüzzaman’la alakalı ilk yazdığım yazıda söylemiştim. 2006 olması lazım. “Anahtar Bediüzzaman’dadır”. O yazı Türkiye’deki entelektüel çevrelere Bediüzzaman’ın ulaştırılması açısından önemli bir yazı. Bediüzzaman’ın hem İslami çevrelere hem de İslami olmayan çevrelere ulaştırılması, iletilmesi açısından baya işe yaradı. Arkasından o süreçte Bediüzzaman ve eserlerine dair ard arda 8-10 yazı yazdığımı hatırlıyorum.
Bediüzzaman Hazretlerinin gerek yaşadığı dönemdeki, gerekse kendinden önce yaşamış olan âlimlerden farklı yönleri nelerdir?
Çağdaş Müslüman düşünürlerden bütün İslam dünyasına etkileri olan iki şahsiyet var. Biri İkbal, birisi Bediüzzaman. İkbal İngilizce yazdığı için yaygın. Bediüzzaman Hazretleri 10-15 senedir biraz daha Türkiye’nin dışında ilgi görmeye başladı. Ama bence henüz düşünce dünyasının ufuklarına taşınmadı. Bu bizim için en büyük sorumluluklardan bir tanesi.
Bediüzzaman’ın, bizim Müslümanca bir zihne kavuşabilmemiz fikrini hallettiğini görüyoruz. Bediüzzaman’ın, çağdaş İslâm düşüncesinde bir milad olduğu tezini öne sürüyorum. Bediüzzaman’ın çağdaş İslâm düşüncesinde milad olmasından kastettiğim şey, önce, kendisinden önceki bütün bir İslâm düşüncesi fikriyatını ve fiiliyatını sil baştan tasvir, tarif ve tahlil etmiş olması ve sonra da, kendisinden sonraki kuşaklara İslâm düşüncesinin nasıl bir görünüme, muhteva ve forma sahip olabileceğini göstermiş olmasıdır. Bediüzzaman’a bu açıdan fazla yaklaşılmış değil.
Neden anahtarın Bediüzzaman’da olduğunu gösteren en önemli şey bu?
Her insan çağının çocuğudur.Bize bir şey söyleyecek olan düşünür çağının ağlarını, bağlarını, kavramlarını, aşabilen ve çağ açabilen düşünürdür. Çağının ötesine taşabilecek yolculuk yapabilen bir düşünürdür. Bediüzzaman, hem insanlığın sorunlarına ilişkin hem de Müslümanlığın insanlığa ne verebileceği meselesine ilişkin ortaya esaslı bir külliyat, fikriyat koyan kişidir.
Bediüzzaman’ı çağının çocuğu yapan, çağının düşünürü yapan, klasik dönemdeki Müslüman mütefekkirlerden ayırt eden, dolayısıyla bize hitap etmesini sağlayan şey; çağının temel varoluşsal sorunlarını, entelektüel sorunlarını, felsefi sorunlarını, ahlaki sorunlarını kavramış birisi olmasıdır. Bu yüzden deizmin bütün insanlığı bir felakete sürükleyeceğini görüyor. Bu çok önemli! Bediüzzman’ın bize, çağımıza, dünyamıza -sadece Müslümanlara değil bütün insanlığa- ne söylenebileceğini göstermesi açısından burası önemli.
Bediüzzaman’ın çağdaşı olan diğer Müslüman düşünürlerden ayrılan en önemli yanı, bizim klasik İslam düşünce geleneğinin son halkası olmasıdır. Biz şu an aslında bu gelenekle irtibatı koparmış durumdayız. İslam’ın ilim, irfan, hikmet geleneğiyle irtibatını koparmış durumdayız.İlim, irfan, hikmet diyoruz ama bu kavramların içini de boşaltmış durumdayız. O yüzden bizim İslam düşünce geleneğiyle ilişkimiz sakatlanmış durumda. Biz,İslam düşüncesini bilmiyoruz. Sıkıntı orada.
Çağın bizim için ağ olduğunun, ağa dönüştüğünün farkında değiliz.“Çağ Körleşmesi”, “Semantik İntihar” diyorum, bundan kast ettiğim şey şu; çağ körleşmesinin bize sunduğu çıkmaz sokaklardan birincisi; bütün insanlığın Batıya mahkûmiyetidir. İkincisi; bütün insanlığın kendinden mahrumiyetidir. Yani bütün insanlık batılı, seküler, kapitalist bir düşünceye, var olma biçimine hapsolmuş durumda şu anda. Ekonomik, kültürel, entelektüel sınırlar ortadan kalktı. Küresel ölçekte hareket ediyoruz artık. Dünya küçüldü.Ama ölçeğin büyümesi ufkun genişlemesini doğurmadı. Tam tersine ölçek büyüdü, ufuk daraldı. İnsanlar atomlara haps oldu. İnsanlar kendi dünyalarına, kendi fetişlerine, kendi hız ve haz ayartılarına haps oldu. Bütün dünyada yayılan kültür bu! Özellikle Amerikan kültürü üzerinden yayılan kültür, popüler, burger kültür bu. Yani bir anileşme bir tektipleşme öğretti. Bütün dünyanın Amerikanlaşması diyebiliriz buna. Bütün dünyanın sığlaşması!
Bediüzzaman Hazretlerini farklı kılan en önemli etken ise ümmileşmiş olması.

8 Nisan 2014 Salı

Bu yollar Uzar - Memduh Şevket Esendal

geçen baharda Memduh Şevket Esendal külliyatını alıp okumak istemiştim, sağ olsun Bilgi yayınları tüm eserleri sırasıyla basmış tavsiye edilir alınız okuyunuz, başladım ve ilk 4 kitaptan sonra biraz sıkınca bu ay başında tekrar oturdum kaldığım kitaptan devam ediyordum.  Serinin 4. kitabı "Otlakçı'yı" geçen mayısta okumuşum nereden baksanız 1 senedir açıp bakmamışım; her neyse  5. kitabı olan "Sahan Külbastı" yı kaldığım yerden devam ettirirken bir hikaye acayip derecede dikkatimi çekti, daha doğrusu ilk başta son paragrafa gelinceye kadar önemsenecek bir şey olduğunu düşünmemiştim o son cümleleri okuyunca kafama dank etti, gayet ilginç bir hikaye ile karşı karşıya olduğumun.
Hikayeyi ardından tekrar okudum ve gülmekten yıkıldım, tabi bu gülüşler, bekarlığın getirdiği rahatlıktan olsa gerek...
sözü fazla uzatmadan hikaye ye geçiyorum  

Bu Yollar Uzar
Postacı Hayri; 26 yaşında bir delikanlı. Belediye kâtibine bir kağıt götürmüştü, dönerken kasabın çırağına rasgeldi. Çırak onu görünce durdu: Hayri’ye:
-          Kuzu ciğer istemişsin, dedi, usta ayırdı. Eve götürdüm, kimse yoktu. İstersen şimdi al, istersen dükkandadır, eve giderken alırsın!
“Evde kimse yoktu” sözü kulağını tırmaladı.
-          Kapıyı vurdun mu? Diye sordu.
-          Vurdum. Evde adam olsaydı duyardı. Komşular duydular.
-          Koy dükkana, ben uğrar alırım.
Yürüdü, postaneye gitti. Yüreğinde bir sıkıntı, bir ateş. Altı aylık evlidir. Karısını gözünden kıskanıyor. Adamın aklına en olmayacak şeyler gelir!...
  Postanede duramadı, Arkadaşına:
-          Recep, dedi, sen buradan ayrılma. Beni yukarıdan sorarlarsa, belediye ye gitti, de. Ben eve kadar bir gideyim. Şimdi gelirim.
 Kasaptan ciğeri aldı, bir solukta eve.
Yukarı mahallede oturuyorlardı. Evinin kapısına varınca cebinde anahtarını aradı. Elleri titriyor “Elbet bir şey var ki, ellerim böyle titriyor.” diye düşünüyordu.
   Kapıyı açtı. Hiç ses yok.
  Kapının sağ yanında her gün oturdukları odaya baktı. Yok. Kapının arkasında, çiviye asılmış bir erkek ceketi ile pantolon var. Buz gibi oldu. “Bunlar kimin” diye düşündü. Kendisinin!... Kıskançlık gözlerini bürümüş, görüyor da tanımıyor.
   Yattıkları odanın kapısını açarken içeride karısını bir yabancı ile görecekmiş gibi geliyordu. Orası da boş.
   Nereye gitti? Komşulara gitmez. Hırsız korkusu ile evi boş bırakmaz. Bırakacak olsa bile haber verir. Onu nerede aramalı? 
   Ciğeri mutfakta bırakıp kaynatasının evine gidecekti. Ara kapıyı açıp bahçe üstüne, camekânlı sofaya çıktı. Kulağına kadın sesleri geldi. Bahçe büyük, ağaçlarda kapıyor, kimler olduğu görülmüyor. Eğildi, ağaçların altına baktı. Karşı duvarın dibinde birkaç kadın var. Kendi kız kardeşini tanıdı.
   Elinde ciğerle bahçeye çıktı. Komşu kızları, hasım kızları toplanmışlar; çocuklukları akıllarına gelmiş olsa gerek, köşe kapmaca oynuyorlar. Bağrışıp gülüşüyorlar.
   Biraz yaklaşınca karısı onu gördü. Koştu, ciğeri elinden aldı, mutfağa girdi, oradan da sabunla el havlusu getirdi.

Mustafa Akyol Nur ve Topuz, Kopenhag Kriterleri yerine Bediüzzaman kriterleri


star gazetesi yazarı Mustafa Akyol'un 07.04.2014 tarihinde Bediüzzaman ve siyaset noktasında özellikle AB kopenghang kriterleri üzerinden temel hak ve kriterlere yönelik getirmiş olduğu yeni bir yorumla ile yer alan köşe yazısı...
Nur ve Topuz
Geçen hafta sonu Risale-i Nur Enstitüsü’nün organize ettiği 9. Risale-i Nur Kongresi’ne katıldım. Büyük alim, mütefekkir ve dava adamı Bediüzzaman Said Nursi’nin bugüne bakan teşhislerini bir kez daha öğrendim, hatırladım, düşündüm.

Evvela, bu ve benzeri çalışmaları istikrarla, titizlikle, ihlasla sürdüren enstitüyü ve onu destekleyenYeni Asya camiasını tebrik etmek isterim. Şu günlerde Bediüzzaman’ı yeniden hatırlayanlar, ona referans verenler çoğaldı. Bu, tabii ki, iyi bir gelişme benim gözümde. Ama bu hatırlamalarda siyasi ihtiyaç ve seçicilik eğilimi ağır basabiliyor bazen. Buna mukabil, daha tarafsız ve siyaseten kaygısız Bediüzzaman okumaları da lazım ki, ben her yeni Risale-i Nur kongresinde buluyorum bunu.
Peki ama Bediüzzaman niçin önemli?
Kuşkusuz, evvela, modern dünyanın sekülerist felsefelerine karşı imanı ve İslam hakikatlerini ustaca savunduğu için. Ancak, bunun da ötesinde, çağımızın demokrasi, hürriyet, modern devlet gibi kavramlarıyla yüzleştiği ve bunlara dair özgün bir yorum getirdiği için.
Nedir bu özgün yorum?
İslam’a hizmeti, devlet gücüyle değil, sivil alanda yapmayı hedefleyen, devletten sadece “hürriyet” isteyen bir yaklaşım.
Örneğin şöyle diyor Bediüzzaman:
Biz Nur talebeleri, kat’iyyen siyasetle iştigal etmeyiz. Bizim yegâne emelimiz, memlekette din hürriyetinin hakiki surette temini, din ve din ehline... tazyikin tamamen bertaraf olmasıdır.” (Tarihçe-i Hayat, s. 553)
Bu, dikkat ederseniz, devlet gücünü ele geçirmek ve sonra da onu din hayrına kullanmak isteyen “siyasal İslamcılık” yaklaşımdan farklı. Aynı sonuca daha örtülü bir yolla varmayı ifade eden “bürokratik İslamcılık”tan da farklı...
Peki nedir bu farkın sebebi?  Bediüzzaman, ceberrut Tek Parti rejiminin ağır saldırısı karşısında mecburen sivil alana çekilmiş, popüler tabirle “takiyye” yapmış olabilir mi?  
Bence hayır. Çünkü Risale-i Nur külliyatına baktığımızda, Bediüzzaman’ın devlet gücünden konjonktürel değil ilkesel sebeplerle istiğna ettiğini görüyoruz.
Üstad’ın farklı risalelerinde kullandığı “topuz” ve “nur” sembolizminde görüyoruz bunu örneğin. Bu konuyu yazılarında çok iyi analiz eden Prof. Ahmet Battal’ın ifadesiyle, “topuz”, “devlet eliyle ve resmî ve cebrî yolla” yapılan din hizmeti anlamına geliyor. “Nur” ise, sivil hareketlerle hizmet etmek demek.
Peki bunların her ikisi bir arada olsa fena mı olur?
Bediüzzaman’a göre fena olur ve oluyor. Çünkü “topuz”un din adına ele alınması, din konusunda “mütehayyir” (şaşkın) olanları büsbütün itiyor: