Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

26 Eylül 2014 Cuma

Yunus ve Kaynarcanın ardından

Yunus ve Kaynarcanın ardından

Dile kolay 10 yıldır bir çok duyguyu beraber paylaştığınız ve kader birliği yaptığınız insanlar var.

Onların sevinci de sizin sevinciniz oluyor, hüznü de sizin hüznünüz oluyor.

Geçen hafta ayın 19'u saat 18:30 sıralarında 11/A sınıfı olarak yeni bir sevince daha şahit olduk.
İki 11/a mensubunu daha MEB'in öğretmenler kervanına dahil etmenin sevinci ve gururunu.



Kaynarca'yı Ağrı'ya, Yunus Emre'yi Şanlı Urfa'ya yolladık.

Hayat bu bazen 25 yıldır tek adım dahi atmadınız memleketinizden bir anda koparıveriyor,
yada 10 gün öncesinde Türkiye'nin en batısında iken bir anda en doğusunda buluveriyorsunuz 
kendinizi.
Hepsi birer kader...
ve 
Nasip...

Konyadan ayrılmadan bir önceki akşamı hep beraber Medrese Kahvede tatlı bir hüzün ve sevincin eşiğinde geçirdik.
Kimler yoktu ki
11/A'dan
Emin Bedri
yıllardır kesmediği sakalını örtmen olunca kesen A. Biçer
iki yıldır öğretmenlik yapıp içimizdeki en tecrübeli öğretmen adayı Salih
M. Büyükköse
Semazen
Hafız İslam abi
ve bu sefer fotoğraf karelerine girmeyi başaran Ben
ve de 
11/A sınıfından olmasalarda 
Kaynarca ve Yunus'un bu sevincine iştirak eden tüm dostlarımız

10 yıldır kader birliği yaptığım bu iki arkadaşıma yeni görevlerinde başarılar diliyor,
Allah muvaffak eylesin inşallah.
Darısı sizin peşinizden gelen başta biçer, salih olmak üzere tüm 11/a üyelerine olsun diyelim.

Konya 11. Uluslararası Mistik Müzik Festivali 3.günü değerlendirme Badahşan Topluluğu konseri - 11 the Konya International Mystic Music Festival Day 3 summary Badakhsan Ensemble concert


Tacikistan Badahşan Topluluğu

Konya Mistik Müzik Festivali'nin üçüncü geceki konuğu Tacikistan'dan gelen Badahşan Topluluğu (Badakhsan Ensemble) idi.

Salon tıpkı 1. gün olduğu gibi bugünde tıka basa doluydu. Konyalılar senede bir defa gelen bu özel geceyi kaçırmamakta haklıydılar. Bugünün tek farkı, Konya da bulunan Taciklerin de programa yoğun şekilde iştirak etmeleri, programın doluluğunu bir kat daha artırmıştı.


Tacik Grup dün akşam yaklaşık 80-85 dk sahnede kaldılar ve yoğun bir teveccühle karşılaştıklarını söyleyebilirim. Müzik tınıları gerçekten kulağımızı okşuyordu. Sanırım bu bendeki doğulu genlerimin ortaya çıkması ve müziğe bir yakınlık hissetmemin de etkisi büyüktü. 


Dün akşam icra edilen müziklerini düğün ve dini törenlerde kullandıkları için hem coşku hemde hissiyat yüklü olması sanırım her kesim dinleyiciye hitap etmesini sağladı diye düşündüm.


23 Eylül 2014 Salı

Konya 11. Uluslararası Mistik Müzik Festivali 1.günü değerlendirme Deba: Mayotte Kadın Zikri konseri - 11 the Konya International Mystic Music Festival Day 1 summary Deba: Mayotte concert



Konya Türkiye'de düzenli ve sürekli bir sanatsal aktiviteye Konya Uluslararası Mistik Müzik Festivaline 11.kez merhaba dedi. 11 yıldır süren bu aktivitenin ülkemizde ki uluslararası tek mistik müzik festivali olduğunu da belirtmeliyim.
Dün akşam on birinci kez açılan sahnede Komor adalarından gelen "Deba: Mayotte Kadın Zikri" adlı topluluk vardı. Komor Adalarına İslamiyetin ve ardından tasavvufi düşüncenin gelmesiyle kendi eski yerel inançlarıyla harmanlayarak yada karıştırarak diyebilirsiniz, ortaya çıkartmış oldukları yarı arapça, yarı svahilice derviş zikirleri söylediklerini ifade ediyor.
Uzun zamandır festivale katılamıyordum ilk günün hatırına bu bayan grubunun konserine gitmek zorunda hissettim kendimi. 

Öncelikle grubun müslüman olduğunu ama bunun sadece şekilden ve taklitten ibaret olduğunu söyleyeyim ki ona göre değerlendirin diğer söyleyeceklerimi...

Grubun performansını açıkçası beğenmedim, benim zevkime uymuyordu, açılış olması hasebiyle orada bulunduğum için mecburen tahammül ettim, eğer yanımda Abdullah abi ve de onun sohbeti olmasaydı, çoktan yarıda bırakıp giderdim herhalde.
Müzik tınıları kulağımla uyuşmadı, görsellik ise sonuçta müslüman bayanlar oldukları ve de sufi zikri söylüyoruz dedikleri için çok fazla bir şey yoktu. ama bana sorarsanız bu bile bir bayan müslüman için sahnede ki hareket ve giyim tarzına uygun değildi diye düşünüyorum.

Hiç Agatha Christie Okudunuz mu?

Hiç Agatha Christie Okudunuz mu?


Okumadıysanız eğer bu yazı size tam bir tat vermeyebilir, onu uyarmadan geçmeyeyim?

Sanırım Agatha christie ile tanışmam 2004'ün ya sonlarında ya da 2005'in başlarını bulmuştur, ki bu da 10 yıldır büyük bir zevkle okuduğum bir muharrir olduğunu göstermesi açısından yeterli bir süre olsa gerek.

Agatha Christie, edebiyat dünyasının saylı dedektif ve cinayet roman ustalarından biridir. Eserleri sanırım bir 100 yıldır dünyamızda dilden dile dolaşan ve bir kadın yazar için, adı unutulmayacaklar listesinde bir usta; tabi ki de okuma alışkanlığı olanlar için.

Agatha Christie niçin okunur derseniz, cevabım alanında en iyilerden ve her daim öyle kalacak gözüktüğü için derim. Yıllardır okuyorum; en az 20-25 eserini okumuşumdur, hala da evde okunmamış 10-15 eseri, kindlemde ise türkçeye çevrilmiş neredeyse tüm eserleri bulunmakta, hala da okumak istiyorum, okudukça size heyecan veren ve sizi olayın sürükleyiciliğine davet etmekten imtina etmeyen yanı her eserinde mevcut. 
Kafanız her cinayette, olayın esrar perdesine yönelik devamlı en az ikişer başlık olmak üzere hep farklı alternatiflere yönlendirmeyi mecbur kılıyor.
Sizi alternatifli düşünmeye zorlayan bir yazar.
Hep aynı tarz demeyin; "bir cinayet oldu sonra çözüldü" gibi sığınaklara girip bombardıman etmeden önce her cinayetteki ayrıntıların bütün içerisindeki en az iki, çoğu zaman üç'ten az olmayan alternatif yollardan nasıl bir evrilme yaşadığını görmek tam bir zeka işi ve her zaman sıradanlığı aşmasını sağlıyor.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Erich Maria Remarque İnsanları Seveceksin takdim özet ve değerledirme yazısı

Erich Maria Remarque İnsanları Seveceksin

Yazarla ilk tanışıklığımız 2012 yılında okuduğum, batı cephesinde yeni bir şey yok isimli kitapla tanışmıştım, eser hakikaten 10 numaraydı. Ardından ahbablığımızı fazla devam ettiremedim, benden mi kaynaklandı yoksa fırsat bulup yeni bir eseriyle karşılaşamadım mı tam hatırlayamıyorum ama sonuçta 2 yıla yakın uzak kaldık.
Ben Eric Maria Remarque yazıtlarını o zaman da sevmiştim, bugün bir kez daha sevdim, güçlü kalemmiş doğrusu ve insanlığa ortak hislerden seslenmesi bilmiş...

Kitap Almanya'dan kovulan yahudilerin vatansız iken Avrupa'da verdikleri yaşam mücadelesinin bir yazıtı.
Öyle kötü alman rolünün ve baş günah keçisi rollerin olduğu bir eser değil, sadece Almanya'dan olsun diğer Doğu Avrupa'dan gelen yahudilerin Batı Avrupa'da vatansız ve pasaportsuz kalmalarının hikayesini olabilecek en realize ve dramatize biçimde aktarmış.

260 sayfa ve akıcı bir eser. sonuçta bir dramatize işlenmiş, etkilenilmemesi na mümkün gibi bir şey.
sıradan insanlara reva görülen muameleler iç karartıcı tasvir edilmiş, zor günler olduğu belli; birde yahudilerin sanattaki maharetleri olanı en kullanışlı ve işe yarayacak şekilde aktarma kabiliyetleri eseri okunur kılmakta.

10 Eylül 2014 Çarşamba

MSRAİHL 2008 11/A sınıfı Maklube Yemeği

11/A sınıfı Maklube Yemeği

Msraihl 2008 11/A mezunlarıyız.
4 yılı beraber geçirdiğimiz bir ekip,
Acısından tatlısına, sevincinden hüznüne kadar ortak pek çok şeyi paylaştığımız
2004 eylülünde 30 kişi başlayıp 2008 haziran ayında 22 kişiyle sadece aynı mekanı hafta içi 5 gün paylaşma zorunluluğunun bittiği
ama ebedi dostluk ve arkadaşlığın devam edeceği bir yeni başlangıcın tohumlarının atıldığı 
bir ortamdan mezun olmuş bir ekip MSRAİHL 2008 11/A.

dün akşamda(09.09.2014) Ahmet Nuri'nin evinde yediğimiz Maklube yemeğiyle önce midelerimize hitap edip ardından
o unutulmayacak Msraihl yıllarına uzanarak geçmişi yad ederek,
hem bizim o tatlı anılarımıza ve bugün bile gözlerimizde farklı bir özlemle yad ettiğimiz o delikanlı çağımızın en güzide günlerindeki o hatıralara ve hocalarımızla girdiğimiz hala hatırlamaktan ve gülmekten kendimizi alamadığımız diyaloglarla neşemizi ve muhabbetimize bir bağ daha eklerken hem de birbirimizle ev ortamında ki sohbetin tadına vararak tekrar beraber olmanın keyfini yaşadık.

Yıllar ayrılıkları da beraber getiriyor,
bir hediye mi yoksa bir imtihan mı?
Hayat meşgalesinden dolayı akşamki programımıza katılamayan 11/A sınıfının geri kalan tüm mensuplarına tekrar buradan selam gönderiyoruz,
emin olun sizin hakkınızda dün sizi düşünerek yedik:D)

Yemekte bizi ağırlayan ev sahibimiz Ahmet Nuri Demirci Kardeşimize tekrar teşekkür ediyoruz
Ahmet Biçer
Emin Bedri Dinçer
Salih Torun
Hasan Şimşek
Mehmet Kaynarca
Yunus Emre Koyuncu
ve
bütün bu fotoğrafları çekmek için hiç bir fotoğraf karesine giremeyen Ben
hepinize en deruni muhabbetlerimizi iletiyoruz.


Yeni bir tat olarak Elma Pekmezi lezzeti

Elma Pekmezi

Öncelikle elmadan pekmez yapıldığını bu yaşıma kadar bilmiyordum, bizim Konya yöresinde ne duydum ne de tattım. Benden kaynaklı da olabilir ya da hakikaten bizim bu bölgede çok bilinmeyen bir çeşit de.
Herneyse Ramazan ayının son günlerinde Kastamonu Daday ilçesin'de dolaşırken bir geleneksel ürünler satan bir tarihi konakta denk geldim, elma pekmezine.

Satıcı bayan ile konuşurken el yapımı ve doğal hangi ürünlerden bahsediyorduk, aklıma ilk pestil gelmiş ve onu sormuştum, abla ellerinde erik pestili olduğunu ve köyden geldiğini söyledi.
Bakmak istedim, getirdiği pestiller o kadar yumuşaktı ki, hiç kaçırmadan bir miktar aldım, tabii oruçluyuz tadına bakamıyorsunuz, ama pestil o kadar güzel duruyordu ki,
kaçırsaydım hakikaten üzüleceğim bir tat olurdu,
yıllarca malatyadan işlenmiş ve endüstriyel kayısı, üzüm ve dut pestillerinden usanmıştım, hele kayısının özünden koparıp içine bir alay fındık fıstık atarak onu başka bir varlığa çevirip ve de iyice kurutup bütün tazeliği ve özelliği kaçtıktan sonra satılmasından dolayı çok tercih etmiyorum artık, arada bir dışarıda açlığımı bastırsın diye abur cubur niyetine alıyordum.
bu arada hayırlısıyla şua uzatmalı malatya okul dönemini de bitirsek ve vereceğimiz 3-4 ders kalmış onlarıda verip diplomamı aldıktan sonra mümkünse malatya ya bir daha uğramam inşallah diye dua ediyorum.

Pestillerden sonra sıra sıra dizilmiş kavanozlar gözüme çarpınca onlarında ne olduğunu sormamazlık etmedim tabii,
bir kaç çeşit reçel ve marmelatın yanında elma pekmezi deyince durdum,
ilk defa duymuşum tabii
nasıl yapıldığını felan sordum, ablada az çok bildiği kadarıyla anlattı,
doğal bir ürün olduğunu köyde teyzelerin yaptığını felan feşmekan anlattı, ilgimi çekti
fiyatını sorup, pazarlığa başladık. abla ilk başta pek yanaşmadı ama sonradan fiyatı indirmese de benim pestillerde kalan gözümü görünce 2 adet daha pestil verip hem benim gönlümü hoş etti,
hemde ticareti yapmış oldu.
Bizde bu vesileyle elma pekmezimize kavuştuk,
yukarıda gördüğünüz bir şişe elma pekmezi 15 tl,
bana göre ucuz geldi,bakmayın pazarlık yaptığıma, zaten almaya çoktan karar vermiştim ama maksat adet...

Tadına gelince, tadı biraz mayhomşuluğun yanında tatlımsı bir şey. Elma tadını çok fazla hissedemiyorsunuz. boğazınızdan geçerken pekmezin o tatlı yakıcılığını hissetmenizle beraber bir meyveden yapılmış pekmezi yediğinizi o zaman anlayabiliyorsunuz.
güzel ben beğendim, bir daha kastamonu-daday taraflarına yolum düşer mi bilinmez ama bu lezzeti tattığıma kesinlikle çok memnunum,
Rabbim ne güzellikler yaratıyor...
Elhamdülillah.



5 Eylül 2014 Cuma

mehmet ali gündoğar gün şafağa gebe ezgisi

bu sefer eskilerden çok eskilerden bir parça ile devam edelim istiyorum,
Benim bile yılardır duymadığım çocukluktan nağmeleri kalmış bir parça,
Gün Şafağa Gebe ezgisi, mehmet ali Gündoğar'ın yorumuyla eskilere götürüyor bizi


Saf bir ırmaktın sen...
Sitemkar sınırların mihnetine
Ne el değilmiŞ
Ne yad buse kondurmamıŞtın mahremine.
Of bacım neredesin ?
Yelleri belirdi sakinliğine
Dalgalar sana benzemek isterdi hep
Bugün dünden farklı
Fakat değiŞmiyor, seni senden eden sebep
Of bacım neredesin ?
Zaman mı çaldı yoksa
Sen mi yitirdin kendini ?
Ne biz aradık, ne sen bulabildin benliğini.
Of bacım,
Seni soruyor, Fatih'ler, Yavuz'lar:
Neredesin ?
Gün Şafağa gebe, sen hala gecedesin !

Yeni bir başlangıçtan merhaba

    Hayat bazen başladığın yere geri dönmekle de imtihan eder, bu sene 7. yılıma girdiğim üniversite hayatımda ilk seneden itibaren Konya merkezde; ki Selçuk üniversitesinde de başlasak, aöf haricinde okumak nasip olmamıştı. Demek her şeyin bir vakti saati varmış ki beklenmekteymiş. Bekleyişlerimizin hep hayr olması dileğiyle  2014-2015 eğitim yılında Necmettin Erbakan Üniversitesindeyiz, Hayr olur İnşallah...

Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü- Tarih Y. L.

Kut'ül Amare Osmanlının Son Zaferi İsmail Bilgin kitap eleştirisi takdim ve özet



Kut'ül Amare "Osmanlının Son Zaferi" İsmail Bilgin

İsmail bilgin'in son romanı, Osmanlı Devleti'nin de son zaferi olan belkide batan güneşin hitama ermeden önceki son parlaklığını göstermesi gibi o da Kut meydan muharebesinden Kut'ül Amare üzerine.
  
İsmail bilgin'i ilk olarak 2006 yılında yada 2007 yılında Sarıkamış, Beyaz Hüzün kitabından tanımıştım.
Ardından gelen Medine Müdafi'i Fahreddin Paşa kitabını ise daha bir beğendiğimi söylemeliyim.
Bu kitabı da yine bir tarihi vakayı romanlaştırmış.

Tarihi roman, popülaritesi olan bir meta ve de haberdar etme yönü bakımından önemli hatta çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden tarihi roman yazanlar; ki olayın aslına bağlı kalmak şartıyla, insanlara gerçeği birazcık fısıldıyorlar, ama her şeyi söylemiyorlar.
İsmail bilgin hoca da bu işi güzel yapanlardan, kitaplarını oluşturduğu kurgunun yanında tarihi vesikalardan da faydalanması onun en büyük avantajı ve okuyucuya büyük kolaylık sağladığını düşünüyorum.

Kut'ül Amare kitabında da geçmişimizin son parıltısı güzel aktarılmış. Olay akışı, kurgu ve metin güzel ve akıcı. İnsan okurken sıkılmıyor; tarihi romanların çoğunda olduğu gibi ana karakter fikriyatı çok fazla yok, birden fazla yan karakter üzerinden yürümüş ve bu bize bir hayali, ya da gereksiz abartma yerine direkt olayı yani Kut'ül Amare'yi ön planda tutmamızı sağlıyor.

4 Eylül 2014 Perşembe

Ebrulu Eşarplarım

Ebrulu Eşarplar

neredeyse 2,5 yıldır ebru ile hemhalim sayabiliriz, bugüne kadar hep kağıda aldığım ebruları birde eşarp üstünde deneyelim istedik.
Hocamızla beraber 2 gün içerisinde aşağıda fotoğraflarını göreceğiniz eşarplar meydana geldi.

emek istiyor, emek yoğun ama neticesi güzel, bir erkek olarak ben bile beğendim kendi yaptığım eşarpları.

Eşarp seçiminde 5 adet eşarp ve 2 adet şal yaptım, şallarım henüz hazır olmadığı için fotoğraflarını koymadım ama onları da yakında eklerim herhalde. 

sınıfta benle bir erkek arkadaş dışında herkes vual yada akerspot türü eşarp almışken biz sınıfın tüm eşarplarından daha yükseğe gittik ipek eşarp aldık. Ne bilelim ipeğin bu kadar değerli olduğunu.
-Gerçi değerli insanlara değerli hediye vermek için değerli şeyler tercih etmek lazım.-

İpek maceram ise bayağı sürdü, saatlerce konyada uygun sade tek renk ve açık renkte ipek aradım, konyada satan yer yok, bedesten içinde sipariş üzerine ancak getirtebildim. Saolsun onlarda metresini üzerinde felsefeci ablamızın olduğu sarı banknotlardan daha aşağıya vermediler.
böylelikle ilk dersimizi almış olduk.

İpekleri ön hazırlıktan sonra (bknz: Ebrulu eşarp yapımı) hazırdık.
elimde 4 adet ipek eşarp ve bir adet saten başörtüsü mevcuttu.

Allahın izniyle güzel bir çalışma gerçekleştirdim.
Tabii bu çalışmadan en çok kız kardeşim istifade etti, ilk başta bütün eşarplara konmak istese de, maalesef bu isteği gerçekleşmedi ama kursta yaptığımız ve herkesin gözü kaldığı ipek eşarba konmayı başardı..

Şimdilik eşarplardan bir tanesi kız kardeşimin hakkı olarak verdim, diğerlerini ise etrafta tanıtım amaçlı olsun diye 1'er defa giyme izni verdim. ama bir tanesini özel ayırdım..

Şimdi sizleri ebrulu ipek eşaplarımın fotoğraflarıyla baş başa bırakıyorum, satın almak isterseniz, mail adresimi biliyorsunuz:D (sabah 05:30-22:30 arası ulaşabilirsinizher ) 

Bu Ebrulu İpek eşarp kursta yaptığımız en güzel eşarp oldu, renk seçimi ve üzerindeki deseni(bülbül yuvası) Benan hoca yaptı ellerine sağlık, ama maalesef kız kardeşim el koydu, güle güle giymesi dileğiyle