Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

5 Nisan 2015 Pazar

Metin Eloğlu Nedircik Yavrusu takdim özet ve değerlendirme


Metin Eloğlu Nedircik Yavrusu takdim özet ve değerlendirme
Metin 
Metin Eloğlu, Nedircik Yavrusu (Seçme Şiirler), Hazırlayan: Selahattin Özpalabıyıklar, 
YKY Yayınları, İstanbul,  2014. 112 sayfa.
Aslında her şey yukarıdaki 3 satır ile başladı.
bu tanışıklığı öncelikle Yunus Emre'ye borç biliyorum

Leman Hanım 
Size bir şiir borcum vardı ya
İşte onu ödüyorum

bu satırlar öncesinde
Metin Eloğlu'nu tanıyan birisi değildim, zaten şiir hak getire.

Vizeler haftasında tam da
Yunus Emre'nin edebiyat teorileri sınavı sonrası gecenin 12'si sularında muhabbet ederken,
dökülüveren ve o anda beynime nakş olan3 kısa satırdan oluşuyordu.
Ertesi sabah yazarını öğrendiğim bu uçarı dizelerin sahibi ile daha fazla tanış olmak için kitap sayfalarına yollanmıştım.

İki satır dizenin beni etkilemesi normal, çünkü şiir,
ama zihnime neden nakş olduğuna dair hiç bir fikrim yoktu.
Normalde şiir ezberleme gibi bir adetim neredeyse hiç olmamıştı.
kitap okumayı seven ama ezber yapmayan birisi için
şairin sadece bir dizeciğinde belirttiği gibi
aynen bu şekildeydim... olsun ama sağlık olsun.

MEtin Eloğlunun garip akımında başlayıp ikinci yeni ile devam eden ömründe türkçenin güçlü ama çok bilinmeyen kalemlerinden birisi olmayı başarmıştır.

kitabın önsözün de editör tarafından dillendirilen "İstanbul türkçesine ve argoya hakimiyeti, atak, haylaz ve yaratıcı diliyle öne çıkan bir şairdir... "
Can Yücel'in arkasından Şiirimizin Öfkeli Gencine Portresiyle Bir Portre isimli bir şiir yazdığı;
Orhan Veli'in iş var bu delikanlıda diye övdüğü genç şairlerden olduğunu yeni yeni öğreniyordum."



şiirlere göz atmadan önce dinleyebileceğiniz güzel bir parça. en son bitirdiğim 77 bölümlük Sarayın Rüzgarı/Yi San adlı kore dizisinden... dinleyin


  

Bu şiir çok hoşuma gidenlerden bir tanesi oldu,hatta ol vakitler kısmet olursa kullanmayı bile düşünmedim değil; artık nasıl bir kısmetsiz bir kıza denk gelir bilmiyorum:) 


Arife tarif gerekmezmiş ki;

4 Nisan 2015 Cumartesi

Mart 2015 okunanlar


Mart'ın bereketi bir başka oluyormuş, Mart ayı eski hızlı MTG'ye dönüş yaptığım aylardan birisi oldu.
19 Kitap okumuşum ve bunların 13 tanesi şiir, ayrıca tam 10 tane Behçet Necatigil eseri ile de bir şiir-duygusal gerilim tadında ziyafeti yapmış olduk. (Her ne kadar şiire karşı mesafem olsa da yiğidi öldür hakkını yeme demişler.) 
Ayrıca aylardır yapmadığım bir günümü bir yazara ayırmak aktivitesini de tam vizelerden 1 gün önce yapmak gibi çılgınlıklar ile sınav haftasını süslemek gibi güzelliklerle süslemenin neticesini vize sonuçları açıklanıncaya kadar yaşayacağımdan da kuşkum yok.

Okunan kitaplar hakkındaki bana ait oldukça subjektif tavsiye puanları aşağıdadır
Hasılı kelam MART 2015'de MTG tarafında okunan eserler.

1- Gülün Adı - Umberto Eco 10/10
2- Doktor Murkenin Suskunluk Külliyatı - Heinrich Böll 10/6

3- Venedik ve Bab-ı Ali - Lucette Valensi 10/9
4- Hüzünlü Havalar - Knut Hamsun 10/4

5- Son Mutluluk - Knut Hamsun 10/7
6- Duvar - J.P. Sartre 10/5

7- Tam - İhsan Deniz 10/4
8- Buğulu Cam- Cengiz Aydın 10/7

9- Utku Şiirleri - Francesco Petrarca 10/6
10- İki Başına Yürümek - Behçet Necatigil 10/7

11- Divançe - Behçet Necatigil 10/5
12-Çevre - Behçet Necatigil 10/9

13- Dar Çağ - Behçet Necatigil 10/3
14- Yaz Dönemi - Behçet Necatigil 10/4

15- Zebra - Behçet Necatigil 10/5
16-Arada - Behçet Necatigil 10/7

17- Beyler - Behçet Necatigil 10/6
18- Kareler Aklar - Behçet Necatigil 10/6
19- Eski Toprak - Behçet Necatigil 10/8
  

29 Mart 2015 Pazar

Bir Günü Tümden Şiire Ayırmak "Behçet Necatigil" ile geçen bir gün


Bir Günü Tümden Şiire Ayırmak "Behçet Necatigil" ile geçen bir gün

 Bazen çok ilginç ve egzantrik şeyler deniyorum. Hayatıma renk katıyor ve beni mutlu ediyor.
Cuma akşamı(27.03.2015) saat 21:30 sıralarında gelen bir idee(fikir) üzerine gerçekleştirdiğim bir eylemden bahsedeceğim.

Bir günümü tamamen bir yazara ayırdığım delicesi bir aktiviteden... 
Eskiden çok sık yaptığım bir faaliyetti,
hele 2011-12 yılında Hüseyin Rahmi Gürpınar için böyle 4-5 gün ayırdığım olmuştu, onun dışında Panait Istrati'den, Peyami Safa'ya, Mehmet Niyazi'den tutun Agatha Christie'ye, hatta Mehmduh Şevket Esendal'dan Andre Gide ve de Knut Hamsun'a varıncaya dek benim yakın zamanlarda (4-5 yıl içinde)bütün günümü ayırdığım yazarların başında geliyorlar idi.
Hele 2011in Aralık 30-31i ve 2012'nin 1 Ocağını resmen Hüseyin Rahmi Gürpınar günlerine ayırmış ve bu üç günde 14-15 Hüseyin Rahmi Gürpınar eseri ve de 2300 sayfaya yakın okumuştum ki hayatımda deneyebileceğim en absürt ilginçliklerin başında geldiğini ve bir daha tekrarına ulaşabileceğimi artık hayal dahi edemediğimi söylemeden geçmeyeyim. 

Bu arada sorarsanız bir gününü ayırmak mevzuu nedir diye?
(İnsanlar hani bazen bıkarlar ve bir şey yapmak istemezler gezer dolaşırlar ne biliyim boş vakit vb şeylerle biraz da günlerini öldürürler ya bende bu bu durumu daha farklı bir boyuta çekerek dışarıda gezip dolaşma, film vb izleme şeklinde değil, biraz bana özgü bir şekilde yapıyorum, şöyle ki: tamamen kitaplara ama sevdiğim bir dalda öykü hikaye roman vb. rahat ve okuması kolay olacak konularda sadece tek bir yazardan en az 2-3 kitap ve de 500 sayfanın üzerinde okuma yapmayı ve tek bir ağızdan çıkmış kelimelerle bütün günümü ayırarak hemhal olmayı kapsamaktadır.)

Hafta başı(30.03.2015) malum öğrenciyiz, vizeler başlıyor hem lisans hem de y. lisans ta ama kafamdaki hinliklerin biri bitiyor diğeri başlıyor ardılınca ve derslere vakit kalmayor...
Vakti zamanında da böyle vize haftalarında topluca 4-5 hint filmi izlediğimiz, bir hafta içinde sınavlarla zerre kadar alakası olamayan astrolojiden ulıuslararası ilişkilere kapitalizmden otoriterliğe gibi derslerle kel alaka ilişkiye girmiş 10-12 tane kitap okuyup vizelere girdiğim günlerde olmuştu:) (çok şükür o zamanlarda dahi derslerin %95inden geçmiş bulunuyorum, nazar değmesin diye arada bir-iki dersi bırakmışlığım da yok değil:)) 

Cuma akşamı da neredeyse aylardır bütün günümü kitaplara ayırdığım vakitlerden uzak kaldığımı düşündüm ve önümde biriken ve henüz besmele dahi çekilmeyen 19 sınava rağmen tipik bir kitap delisi olarak bir delilik yapmaya karar verdim

ve Hayatımda bir günü ŞİİR'e ayırmaya karar verdim.
Normalde
Şiir ile çok merhabam yoktur, 
biraz fazla gerçekçi oluşumdan dolayı Şiir ile çok anlaşamıyorum,
bazen beni çok derinden vuruyor, bunları kaldıramıyorum ol sebep bilinçli olarak uzak durmayı seçiyorum; öykü, seyahat, ekonomi  kitapları ve romanlar daha çok ilgi alanlarıma giriyor.

bu arada okurken araya bir hint müziği tınısı sıkıştırabilirsiniz:
-JoGi Mahi-


Hasılı kelam bir kaç dakika içinde kafamda teşekkül eden idee 'nin üzerine giderek aklıma ilk gelen yazarın adını yanına bir selam vermek için uğradığım çetin abinin bilgisayarından aratarak işe başlıyordum.
Nerden esti bilmiyorum ama Behçet Necatigil adı bir anda kafamda oluşuvermişti, daha önce kendisinin tek bir kitabını değil okumak
herhangi bir kitabının iki kapak arasını dahi açıp bakmışlığım olmayan bir isimdi.
Demek bazen ilginç tevafuklara düçar olmamız  gerekiyor muş...

Hasılı kelam kervan yolda düzülür denilen memleketimizin organizeden yoksunluk anlayışını kendime örnek alarak başlayıveriyordum.
ilk kitabı bile seçmiştim başlamak için:
"İki Başına Yürümek"





Arkasına "Divançe"yi alıyorum ordanda geliyor birbiri ardına mısralar tıpkı kurşun gibi 

Dermanımın kesildiği eserlerden birisi oluyor göz pınarlarım zorlanıyor artık "Çevre"yi okurken ama dayanmaya çalışıyorum, nafile, kaybediyorum, kaybetmeye mahkumum bu mısralar karşısında.
Allahın koyduğu yerde, Yıldızlar daima yalnızdır

Nineler'e dair

yalan söyleyemeyen göz pınarlarına buzdan acılar inerken
ve kaydı düşülenlere

23 Mart 2015 Pazartesi

Alparslan Babaoğlu İçinde Çiçek Olmayan Ebrular Sergisi Dolmabahçe




Alparslan Babaoğlu İçinde Çiçek Olmayan Ebrular Sergisi Dolmabahçe

Bugün Dolmabahçe sergi salonunda Geleneksel Ebrumuzun büyük Hocalarında Alparslan Babaoğlunun İçinde Çiçek Olmayan Ebrular Sergisini ziyaret ettik. Alparslan hocanın talebesi Seher hocamız, Eşi Murat bey ve kızları İlknur ile tekne arkadaşımız Eslem ve de bendenizden oluşan 5 kişilik ekibimiz ile yaklaşık 1,5-2 saat boyunca bayağı keyif dolu ve görsel lezzet açısından güzel anlar yaşadık. 
Ayrıca Alparslan Hocanın sergi kataloğunu hem eslem'in hemde benim için ismimize imzalaması bizim açımızdan çok çok güzel bir durumdu.
Aşağıda hepsi güzel olan ama bana daha güzel gelen ebrulardan yaklaşık 30 tanesini paylaşayım istedim. Hepsini görmek isteyenler için sergi mart sonuna kadar açık kalacak.


Alparslan Hocadan İsmime İmzalı sergi kataloğu









21 Mart 2015 Cumartesi

Chuck Palahniuk Dövüş kulübü takdim özet ve değerlendirme yazısı

Sanırım 2010 yılıydı dövüş kulübü filmini seyrettiğim... O zaman filmin felsefi altyapısını çok fazla kavrayamamış, sadece kaos odaklı ve sistemi yalnızca yıkmaya çalışan amaçsız bir güruh diye nitelendirdiğimi, hafıza uyarıcılarım hatırlatıyor.


Chuck Palahniuk Dövüş kulübü

Kitabını okumaya başlamam ise biraz boş vakit ve Kinde sayesinde metro ve otobüs yolculukları esnasında oldu. (bu sıralar her hafta 1500 km'ye yakın yol yapıyorum). İlk başta tekrar belirtmeliyim ki kitabı çok fazla sevmedim ama felsefi ya da vermek istediği mesaj noktasında daha fazla ayrıntı yakalayabildim ve filmde izlediğim kadar boş ve amaçsızca bir kaos peşinde koşulmadığını da düşünüyorum, artık.

Kitapta kimliksiz/özbenliksiz düşünceye sahip bir amerikan toplumunun inşa süreçleri ince ince işleniyor. Sadece dünyevi haz ve maddiyatın geçerli olduğu, ruhun arka planda tematik ekran niyetine bırakıldığı yeni bir inşa süresi var. Bütün hayatı boyunca neyi,neden yaptığının farkında olmadan yaşamış insanlara Tyler Durden'in her şeye inat baş kaldırısı bir tutunma dalı olarak gelebilmektedir.

Maliyet hesabının geçerli olduğu bir dünyaya Tyler tarafından hediye bir armağandır "Dövüş Kulübü". Herkesin eşit sayıldığı ve tüm maddiyatını dışarıda bırakarak, açıkta bırakılmış ruhlarını doldurabilecekleri tek maddi dayanak noktasıdır. Basit kurallar ve eşitlikçi yapı ve de içe kapanık bir sistem. Yenen dayaklar ve fiziksel acı, dış dünyanın haz zevkinin tonlarca ağırlığı altında ruhen kalmaktan daha dayanıklı bir dayanak noktasıdır.