Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

10 Ocak 2011 Pazartesi

Konset turizm iflas mı etti ? Konset turizm battı mı ?

07.01.2011 tarihi itibariyle konya merkezli konset turizm  seferlerini kaldırmış durumda dır.
şirket ortaklarından F. D. nin  iflas başvurusu yapması nedeniyle ağustos ayından beri zor günler geçiren konset turizm seferdeki 21 aracından 9 tanesinin yıl başında ayrılması nedeniyle iyice sıkıntıya giren firma ;şirket ortaklarından Ş. E. nin araçlarını 07.01.2011 tarihi itibariyle kesmesiyle sefere çıkacak otobüsü kalmamıştır.
Şirket ortağı Ş.E otobüslerine aynı gün bir diğer yerel firma olan kontur turizm yazdırarak şirketin iflasının gerçekleştiğini kanıtlamıştır.

bu durumun  04.06.2010 tarihinde konya pazarına giren kamil koç turizm ise konya otogarında yeni bir bilet satış gişesi kiralayarak terminaldeki bilet satış ofisi sayısını 3 e çıkartan kamil koç a yarayacağı tahmin edilmektedir.

konset turizmden ileri tarihli bilet satın alan yolcuların durumuyla ilgili resmi bir açıklama henüz yapılmamıştır.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Memuriyet hastalığı!

Hem Osmanlı, hem Türkiye Cumhuriyeti tecrübesi gösteriyor ki, kazancın aslî mecraı ‘devlet kapısı’ olmamalı.
Metin Karabaşoğlu'nun yazısı
Moral Dünyası Dergisi'nde yer alan yazıya göre;
Hem Osmanlı, hem Türkiye Cumhuriyeti tecrübesi gösteriyor ki, kazancın aslî mecraı ‘devlet kapısı’ olmamalı. Ve öte yandan, devlet yönetiminde ve devlet imkânlarının sevk ve idaresinde temel ilke, ‘itikadî’ veya ‘ideolojik’ yakınlık değil, eşitlik ve liyakat olmalı. Bediüzzaman, “Memuriyet Hastalığı” diyebileceğimiz bu konuya yüz yıl önce kaleme aldığı Münazarat’ında dikkat çekmektedir.
Bediüzzaman Said Nursî’nin bir asır önce yayınlandığı halde bugün Türkiye toplumunun henüz gelemediği bir idrak seviyesine işaret eden Münazarat’ında, özellikle hürriyet-istibdad gerilimi paralelinde, Osmanlı saltanatına dair eleştiriler de vardır. İslam’ı Osmanlı saltanatıyla özdeşleştirdikleri için meşrutiyeti ve hürriyeti İslam adına kötü bulanlar, bu münazaralar esnasında, artık gayrimüslimlerin de askere alınmasını ve gayrimüslimlerden de valiler, kaymakamlar atanıp mebuslar seçilmesini meşrutiyetin kötülükleri arasında zikrederler.
Bediüzzaman’ın bu itirazlara verdiği cevap, Osmanlı tarihine dair eleştirel bir okuma niteliği taşıdığı gibi, Hz. Peygamber’in mirasının -‘saltanat siyaseti’ paradigmasına teslim olmadan okunmaması şartıyla- sunduğu imkânlara da dikkat çekmektedir.
‘Gayrimüslimin askerliği’ni caiz bulmayanlara, kolayca unutuverdikleri bir tarihî gerçeği hatırlatır Bediüzzaman: “Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, Arab müşriklerinden muahid ve halifleri vardı. Beraber kavgaya giderlerdi. Bunlar ise, ehl-i kitabdır.” Hem, “Düvel-i İslamiyede velev nadiren olsun gayr-ı müslim, askerlikte istihdam olunmuştur. Yeniçeri Ocağı buna şahiddir.”
Sonra, şu eleştirel tarih okumasını dile getirir:
“Neslen ve serveten tedennimize ve gayrimüslimlerin terakkisine sebep, askerliğin bizde münhasır olması idi. Zira bundan kaç asır evvel şu devletin nüfus-u İslâmiyesi kırk milyondan fazla idi. Ve şimdilik, içimizdeki o gayrimüslimler, o vakitte yalnız beş-altı milyon idi. Servet ve ticaret elimizde idi. Hâlbuki biz yirmiye yuvarlandık, fakr bataklığına düştük; onlar, fakrın ayağı altından çıkıp servetin başına binerek, on milyona çıktılar.
Bunun en mühim sebebi: Meselâ, senin dört oğlun varsa, askerlik mülahazasıyla evlenmezler. Şayet evlenseler, memuriyet ilcâsıyla kedi yavrusu gibi her tarafta gezdirerek, mahsul-ü hayatını zayi edecektir. Delil istersen Van’a git; bir Ermeni kapısını, bir İslam dergâhını aç, bak. Göreceksin ki, Ermeni evi on sağlam delil gösterecek, İslâm’ın evi iki zayıf bürhanı nazar-ı ibrete arzedecektir.”

7 Ocak 2011 Cuma

Konyada Medfun bulunan Peygamberler Konyada Bulunan Peygamber Mezarları

Konyada Bulunan Peygamber Mezarları

Konya'yı iyi tanımak lazım. Konya deyince; Selçukluya başkentlik yapması dışında her alanda kendini ispat etmenin, bir açık hava müzesi olmanın, bağrında bu kadar çok değerli insan barındırmanın mutluluğunu yaşar.

Konya'ya: "Beldei Muhayyere" dedirten mesele bu olsa gerektir.
Konya'mız; Veliler, Peygamberler diyarıdır. Dünya kurulduğundan beri yer yüzüne 124.000 veya 224.000 peygamber gelmiştir. Bunlardan bir kısmının mezarı da Konya'mızdadır.
Konya'da yattıkları bilinen Peygamberlerin isimleri ve yattıkları mezarlıkların bir kısmı varlığını korumakta olup, bir kısmının yerleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, sadece peygamber isimleri kayıtlara geçmiştir.

Herkesin Konya'ya can atış sebebi budur. Konya'yı bir başka anlamlandıran özelliklerden birisidir bu yönü.

Bilinen ve kayıtlara giren bir çok peygamber medfundur bu şehirde. Mevlana'nın Konya'yı tercih edişinde bunun önemi vardır sanırım.

Türkiye'mizin her köşesinde, her bucağında mutlaka bir veli, bir Peygamber mezarı bulunmaması mümkün değildir.

İklis,
Merih,
Çağdun,
Mihran Peygamberler

Bu dört tane peygamber, Musalla mezarlığı yakınında bulunmaktadır. Musalla Mezarlığı, Medrese Mahallesi, Nalçacı Caddesi üzerindedir.1

Hamun ve Salih Peygamberler:
Yeni kale kapısı mezarlığında yatmaktadır. Bu iki peygamberin mezarlarının bulunduğu Yeni Kale Kapısı Mezarlığının bulunduğu yerde; Zafer'deki Kibrit Apartmanından, İl Sağlık müdürlüğüne kadar uzanan yol ve evler vardır.
3 Peygamber
Bunlar; Sarı Yakup Mezarlığı yakınında yatmaktadır. Sarı Yakup Mezarlığı, Eski Garaj civarında bulunur.2
3 Peygamber,
Bunların da isimleri bilinmemekte olup, Alaaddin Camii civarındadır. Yerleri bugün kaybolmuştur.
1 Peygamber
Eski garaj caddesi, Büyük Otelin bulunduğu Şahitler Mevkiinde 1 Peygamber yatmaktadır. Burası, değişik zamanlarda, imar çalışmaları sebebiyle iskana açılmış olup, bu mezardan iz kalmamıştır.3
1 Peygamber,
Hisar önü; Atatürk Anıtının güney kısmı, Ticaret lisesi karşısındadır. Söylendiğine göre bu peygamberin ismi; Çerçiş'dir. Bu peygamber, Hisar Önü yakınında yatmaktadır.
Konya'da mezarı olan ve isimleri belli olan 6 peygamber, isimleri bilinmeyen 8 peygamber mevcuttur. Konya'da toplam 14 peygamber yatmaktadır. 4
Acaba Konya'da yatan peygamberlerin isimleri filozofların, düşünürlerin isimleri mi? Yoksa gerçekten dünya kurulduğundan beri gelmesi muhtemel olan peygamberler içinden birileri mi? Her ne olursa olsun, aklen ve mantıken Hz. Âdem'den itibaren ve de son peygambere kadar her 100 yılda bir peygamber gönderileceğine göre, bu kadar uzun bir zaman süresinde Konya'da adı geçen peygamberlerin bulunması gayet normaldir.
Bu, Konya için söz konusu olduğu gibi diğer illerimiz için de geçerlidir.
1 ÖZÖNDER, Hasan; " Konya Velileri", Konya, 1990, s.72 ÖZÖNDER, a.g.e., s.83 ÖZÖNDER, a.g.e. s.84 ES, Selçuk: Konya'da yatan peygamberler ve evliyalar, Yıldız Basımevi, Konya, (Tarihsiz), s.7

1 Ocak 2011 Cumartesi

28 Aralık 2010 Salı

Başörtüsüne Dair Çok Güzel Bir Savunma

Bir ezberi bozmak 



Biliyorum, birileri “Şimdi yazma bu yazıyı, adamlar zaten ötekini bile vermiyorlar, kaldı ki bu alanda verilenden yana olanlar bile daha ilerisine itiraz ederler” diyecek.

Ama yazmak lazım.

En azından bu “özgürlük işi”nin, birilerinin vermesine bağlı olmadığını, temel bir insanlık hakkı olduğunu ifade etmek için yazmak lazım.

“Özgürlük işi” deyince Türkiye’de akla ilk gelecek şeyin “Başörtüsü” olması bile ne kadar anlamlı.

Evet, “Başörtüsüne özgürlük” konusunda bir ezberi bozmak lazım, buna bütün kalbimle inanıyorum.

Ezber şu:

-Üniversite çağına gelmiş olan bir genç kız artık kendi tercihlerini yapacak durumdadır. Onun için ona giyim kuşam konusunda bir yasak uygulamak olmaz. Özgür iradesiyle başörtüsü takmak istiyorsa takabilmelidir. Ayrıca üniversite öğrencisi bir “hizmet alan” durumundadır, Devlet “hizmet alan”ın kılık kıyafetini tanzim edememelidir. Çünkü bu alandaki bir kısıtlama, mantıki olarak, toplumun her kesimine yasak uygulamayı getirir.

Ezber bu, ama, bunun ekleri var.

-Üniversiteye gelmemiş öğrenciler başörtüsü takamaz. Çünkü onlar üzerinde ebeveynlerin baskısı vardır.

-Kamu görevlileri başörtüsü takamaz. Çünkü bu, “hizmet veren” olarak ideolojik bir simgeyi devlet tavrı olarak benimsemek anlamına gelir. Bundan başı örtüsüz olanlar rahatsız olur.

Gelelim bu “ezber”in düşünce planındaki dayanaklarına: 

Kaçmak isterken vuruldu ismet özel

ismet özel in fikirlerini kendime yakın hissetmem ama şiirlerindeki ironi ve ahkam katıksız derecede hoşuma gitmektedir.. 

Kaçmak isterken vuruldu

gök gürledi 
canı sarsılmadı şimşek çakışından 
ve yağışlar dilinden döküleni epritemedi 
sert esen poyrazın dayattığı siliklik 
ağustos sıcağı gerekçesiyle pelteleşme 
dilsizlik sağırlık çolaklık körlük 
mızrak değdiremediler güzelim gövdesine 
değiştirilsin aniden coğrafya dersinde konu 
kaçmak isterken vuruldu. 

burukluk enginine düşsek kalfadır aradığımız 
yücelik katlarına çıksak gözleri yakan yazıt 
kıt 
vurulduğunu bilmesek 
daha da kıt kalırdı hakkında malumatımız 
oydu dalgınlık arastamızdan belli belirsiz 
belli belirsiz belki utangaç geçiveren karaltı 
göz göze geldiğimizde bize düşen yutkunuş 
paydoslar çalkantısından yara almamış çehre 
türkçe konuşmasıyla hayranlık uyandıran 
duruşu çocuklara örnek olur diye korktuğumuz 
kanamayı durdurmak için gerek duyduklarımızın ilki 
neye acıktığımızı tek fark eden oydu 
kaçmak isterken vuruldu. 

tarihten kopmuş yaprakları sığaya çeken hançer 
denk getirilmiş bütün şeylerin kırbası 
kırbacı kötülükten zevk çıkaranların 
neyi ihmal ettiysek utanmamıza sebep 
bize bundan böyle onu hep 
yakınımızda peyda olan hışırtı 
yakınlık yakınmalarımızda kopan tel 
bize bundan böyle hep onu hatırlatacak 
çalılar aşk acısı çingeneler 
ondan aldıkları komutla 
tecavüz tadı yaydılar ortalığa 
vitrinlere mitralyöz 
kaldıysa inek fışkısı neonlu lambalara 
işini tek koluyla görürdü 
tek koluyla eziyet ederdi sakız çiğneyen erkeklere 
çiğ renkleri tek koluyla canından bıktırtırdı 
boştaydı, bizi kollamak üzere boştaydı öbür kolu 
kaçmak isterken vuruldu. 

26 Aralık 2010 Pazar

Mona Roza Şiirinin Hikayesi ve Sırları Sezai Karakoç

Mona Roza Şiirinin Hikayesi ve Sırları

Belki de mahşeri kalabalığa okunan bu şiirin hangi hislerle yazıldığını tahmin bile edemezsiniz? Bilinen gerçekleri arda, arda sıralamak sizleri aydınlatabilir. Dilenirse şairimiz hakkında kısaca bilgi vererek konuya girmek istiyorum.
Şöyle ki; şiirimizin yazarı Sezai Karakoç ilk, ortaokulu ve liseyi Diyarbakır, Gaziantep, K.Maraş’ta tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal bilimler fakültesini kazanır. Ve gider, gider ama başına geleceklerden veya başına getireceği olaylardan habersizdir.

MONA ROSA II-ÖLÜM VE ÇERÇEVELER

MONA ROSA II-ÖLÜM VE ÇERÇEVELER 



Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı; 

Garip bir yolculuk, tren ve Gülce. 

Bir hançer bölüyor, ah, rüyaları: 

Bir rüya, bir hançer, bir el; ve, ve, ve... 



Lâmbalar yanıyor, hafif ve sarı; 

Gece kar yağacak sabaha kadar. 

Toprakta et, kemik çıtırtıları... 

Yarı ölüleri bir korku tutar 

Değince bir taşa kafatasları. 

-Ölüler ki yalnız tırnakları var, 

Ve yalnız burkulmuş diz kapakları...- 



Bir lâmba yanıyor, hafif ve sarı; 

Açıyor elini göğe bir kadın. 

Kar Şiiri Sezai Karakoç

Kar Şiiri
Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelip gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

Sezai Karakoç

Liliyar Şiiri Sezai Karakoç


ağlamamak için okumaktan kaçındığım şiir dir. buraya yazıp yazmama konusunda çok direnmiştim
  köşe şiirinden sonra yazmanın artık şart olduğunu düşündüğüm şiir..

liliyar.

bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
altın saçlarını yana atışı yok mu lilinin
lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
kuklalar titremesin ne yapsın
kuklaların kukla olmadığı besbelli
lilinin çekip gideceği besbelli
lilinin dönüp geleceği besbelli
ekmek ha bakkalın olmuş ha cabaret de paris'nin
sen herhangi bir ekmek yiyeceksin işte lili
ekmek ne kadar Allahınsa lili de o kadar allahın lili
yüzün ruhun kadar aydınlık ya lili
gönlün soğuk sular güzel aynalar gibi ya lili
anladın ya kutunun içinden çıkan mendil
olamaz üsküdardan geçeriken bulduğun mendil

bizi bırakıp nereye gidiyorsun lili
demek bizi bırakıp gidiyorsun lili
sen daima güzeller güzelini bulursun lili
sen istesen de taş yürekli olamazsın
sen daima güzeller güzeli olursun lili
demek gideceksin arkana dönüp bakmayacaksın
hangi kuş hangi şafakta ölecek görmeyeceksin
öyleyse al bu kürkü bu veda kürkünü lili
tüyleri şiirler olan bu mahcup kürkü
sen daima sultanlar sultanı olursun lili
demek sen gidiyorsun lili
bizi öpmeden mi gideceksin lili