Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

19 Nisan 2015 Pazar

Çığır Lahmacun ve Pide Salonu mekan tanıtım


Çığır Lahmacun ve Pide Salonu mekan tanıtım
İstanbul/aksaray da kebap'a alternatif tercih edeceğiniz güzel ve nezih bir mekan. Malzeme seçimi ve hazırlanmasına gayet dikkat ediyorlar. Lahmacunlar çok ince ve bayağı pişmiş olarak geliyor. Lezzeti de gayet yerinde. Kendilerinin hazırladığı açık ayranı tercih etmenizi tavsiye ederim. Mekanda çok fazla ürün çeşidi yok ama yaptıkları yemeklerin hakkını veriyorlar.
Lahmacun fiyatları biraz pahalı ama istanbul şartlarında lezzet-fiyat ekseninde normal.
Fiyatlar
lahmacun 4 Tl
karışık pide 16
kuşbaşı pide 14 tl
kaşarlı  ve kıymalı 12
Ayran-kola 2 tl.

Adres: Aksaray Mahallesi, Sinekli Bahçe Aralığı, No 5/C, Fatih, İstanbul
02125296078
MTG tarafından MART 2015 tarihinde ziyaret edilmiştir.

18 Nisan 2015 Cumartesi

Kidnapping Mr. Heineken Bay Heineken'i kaçırmak film değerlendirme


Kidnapping Mr. Heineken Bay Heineken'i kaçırmak film değerlendirme

3-4 senedir çok fazla film izlemiyorum- Hint sineması istisna- 
Geçen hafta artık 15 günde bir rutin hale gelmiş istanbul-konya- istanbul yht yolculuğum esnasında yanımda oturan beyefendinin önce çay ikram etmek istemesiyle başlayan 
ardından sohbet ile devam eden ve en sonunda film keyfi ile tamam eren bir seyahat geçirmiş oldum.
Yanımdaki yol arkadaşımın açtığı film ilgimi çekmedi değil,
yaklaşık %60'ını izledikten sonra kalanını da sonradan tamamlamış oldum.

Film bir fidye-adam kaçırma hikayesi.
Bu tür filmleri çok fazla izleme alışkanlığım yoktur, o yüzden filmin kalitesini mukayese etmeyeceğim.
Mart 2015'e ait vede hollanda, belçika ortak yapımı; Daniel Alfredson ise yönetmen koltuğunda oturuyor.
hikayemiz gerçek bir olaya dayanıyor, 1983 yılında hollandalı Heineken biralarının sahibi olan Alfred (freddy) Heineken'in kaçırılması anlatılıyor.
Genel itibariyle yavaş akan bir kurgusu var,
hızlı yaşayanları sıkabilir,
ama benim için olay akışı güzeldi beğendim diyebilirim.
5 kişilik kaçıran ekip üzerinden olay  ince ince işlenmiş ama diğer taraflar biraz atlanmış.
Ayrıca son kısımlar çok hızlı ve biraz aceleye getirilmiş hissi veriyor.
Suç dünyasına ilk defa adım atmış bu ekibin kendi içerisindeki iç çekişmeleri de fena aktarılmamış.
Hatta bayağı güzel özetlenmiş...
Alfredd'in sonlarda dediği gibi kaçabilirsiniz ama asla saklanamazsın dediği film de bu kurgu üzerinde oturacağı ilk andan itibaren belli edilmiş.
Bu senaryonun zayıf tarafı olmuş, devamlı bir titreklik ve her an enselenme korkusu çok göze batırılmış.

Adamlar işi başarıyorlar ama asıl büyük problem sonrasında neler olacağına dair çok kafa yorulmamış olması her suçlunun mutlak hata yapacağını öngören polis tezlerini haklı çıkarıyor gibi.
Ayrıca paraları/fidyeyi aldıktan sonra kimlikleri tespit edilmesi bir anda oluveriyor, bu da sanırsam gerçek olay örgüsündeki gizemden kaynaklanıyor.
IMDB puanı 10/6.1 olsa da ben reliteyi gereksiz hızlandırmadan aktardıkları için 10/7 veriyorum.

son olarak filme dair bir kaç spoiler vermek gerekirse:

para bölüşülürken enselenme korkusu yaşayan grup üyelerinden bir tanesinin elindeki milyonlarca liraya bakarken söylediği "Hayatlarımız bundan daha değerliydi" lafıda sanırım filmdeki en güzel anlardan birisiydi.
son spoimizi ise Alfred'in dilinden görseller ile anlatalım

14 Nisan 2015 Salı

Mesudi Muruc ez Zeheb Altın Bozkırlar kitap tanıtım inceleme




Not: Bu çalışma Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Günümüz türk Dünyası Çalışmaları Dersi için hazırlanmış olan bir Kitap tanıtım ödevidir.

Muruc ez Zeheb (Altın Bozkırlar)

    Mesudi, Muruc ez Zeheb (Altın Bozkırlar), Selenge Yayınları, İstanbul, 2004, 275 sayfa.
Mesudi Hicri 3. Asrın sonlarında (280/893) ve 4. Asrın başlarında(345/956–346/957) yaşamış bir müelliftir.    Bağdat doğumlu olup, buradaki medreselerde çeşitli ilimler tahsil etmiştir. Hicri 300 yılının başlarında Bağdat’tan ayrılmış ve çeşitli seyahatlarde bulunmuştur. Bugündü İran dediğimiz Fars ve Kirman coğrafyasında, Horasan, Afganistan sonrasında ise Hindistan ve ardından Çin’i gezmiştir. Çin’den sonra Afrika’ya geçmiş özellikle Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde dolaştıktan sonra Yemen’e ve Şam bölgelerini gezmiştir. Şam’ın ardından Mısır’a geçmiş ve ömrünün sonuna kadar burada yaşamıştır.
Yazarın 17-34 arasında değişen eseri olduğu tahmin edilsede, günümüze sadece 2 tanesi ulaşmıştır: Muruc ez Zeheb ve Kitab et Tenbih vel İsraf.
Muruc ez Zeheb’in ilk çevrisi 19.Yy’ın ortalarında Fransızca’ya 9 cilt olarak çevrilmiştir. Bunun dışındaki diğer çevriler ise kısım kısım olup genelde ilgilenilen dar bölgelerle alakalı kısımlar olmuştur. Arap Dünyası Mesudi’nin eserine çok fazla kaynak göstermemesi ve İsrailiyat denilen Tevrat kaynaklı rivayetlere çok sık yer vermesi ve de bilimsel tahkikli bir baskısı olmadığı için gerekli ilgiyi göstermemiştir. Yeniden Tıpkı basımı 1964 yılında Kahire’de basılmıştır. Bir yıl sonra 1965’te Beyrut’ta 5 cildi orijinal ve tahkikli ve tashihli metin, 2 cildi de dizin ve notlar olarak 7 cilt halinde basılmıştır. Eserin Türkçe çeviriside Ahsen Batur tarafından 1965 Beyrut baskısından özetlenerek çevrilmiştir.
Eserin Muhtevası ise o dönem yazılmış diğer eserler gibi önce dünyanın yaratılışı ve yeryüzünün şekli, iklimler ve coğrafyadan bahsetmekte, sonrasında ise dönemine kadar gelen çok farklı rivayetleri aktarmaktadır. Eserde ilahiyat/teoloji’den, tarih’e, coğrafya’dan ahlak ve siyaset’e ve felsefe’ye kadar çok geniş bir içerik barındırmaktadır. Bunun dışında ise özellikle gezip görmüş olduğu İslam dünyasını çevreleyen ülkeler ile ilgili Çin’den Hindistan’a Hazar bölgesinden Afrika’nın doğu ve kuzey kısımları ile bugünkü Ortadoğu coğrafyası ve milletleri hakkında değerli bilgiler vermektedir.
Eserin Türkçe çevrisinde, günümüz koşullarına göre uyarlanarak, bugün kullanabileceğimiz veriler, özetlenerek aktarılmıştır. Özet kısmında çevirmen Ahsen Batur özellikle Türk Tarih ve Coğrafyası ile ilgili olan kısımlar önem vermiştir. Burada Türklere komşu olan yada ilişkisi bulunan tarih ve coğrafyalarıyla ilgili kısımlardan, çevirmenin önemli bulduğu konular çevrilmiş olup bunun dışındaki o dönemde yazılmış eserlerde de çok sık karşılaşılan bilgiler ya özetlenerek alınmış ya da atlanılmıştır.

11 Nisan 2015 Cumartesi

Battal Ebrularım 9 ve Haftanın Bereketinin esbabı mucibesi


Battal Ebrularım 9
 Bu haftanın Bereketini maddi/manevi kolay kolay bir daha yakalayabileceğimi sanmıyorum ...
Bu iki ebru farklı renklerde ama aynı desende ikisi de serpme, ardı sıra çok ince gelgit ve büyük tarakla yukarıdan aşağıya taraklı yapıldı. 

Geçtiğimiz Cuma tam 26 ebru yapmışım, uzun zamandır bu kadar ürün ortaya çıkaramıyordum, bereketin nereden vukû' bulacağı belli olmuyor ...
Seher Hocamız olmadığı için her iki teknenin ayarları da bana düştüğü için bütün ebrulardaki kusurlar tamamen bana ait..:)
Haftanın güzelliği ise Seher hocamın yukarıda ki 3 ebrumu daha kamulaştırması oldu.
26/3 ebru inanılmaz bir yüzde. hem güzeller hemde teknik açıdan yaptıkça daha güzel neticeler elde ediyorum.
Ama bende beğendim ebrularımı güzeller güzeller :)
Bu haftanın bereket sırrını ise uzun uzun düşünmedim değil.
Uzun zamandır bu kadar güzel verim aldığım bir gün geçmemişti,
Tekne aynı tekne 
ben deseniz çok önemli değil her haftaki ben,
boyalar her haftaki siyah aktı akacak derken akıyor,
kırmızı nazdan ölüyor,
mor desen afet ki afet, kullansan da ölüm kullanmasan da ölüm,
ama bir esbabı mucibe mevcut olması gerekiyor diye bir haftadır kafamı kurcalıyordum
lakin düne kadar umutsuz vaka gibi duruyordum ki...
dün ki ebru dersinde bazı şeyler aydınlanıverdi birden,
nasıl oldu derseniz bende kalsın,
o çözümü bulmak için günlerimi verdim şıpp diye söylemek
olmaz, olmamalı da...
Her ne ise,
gelelim geçtiğimiz haftaya ve ebrularımıza,
26 ebru yapmak 7 saat içerisinde kolay gibi gözükse de aslında emeğin ne kadar yoğun olduğunu ve harcanan eforu görebilmeniz için bizzat yanımda bir müşahit olmanız gerekmektedir.
Ama nasıl bir keyif und lezzet aldığımı da görmeniz için içimde bir cüz olmanız lazım ki hissedebilesiniz.
Kursta artık sadece Ebru yapmıyorum, yeni gelen çömezler içinde biraz gaddar asistanlık vasfını da yürütebiliyorum. Hocamız olmadığı zaman tecrübeli öğrenci rolünde resmen terör estirebiliyorum.
Hediye ablanın dediği gibi: Talha buradakiler gerçekten sana iyi dayanıyorlar, ... :)
Bu haftaki bereketin sırrı ise sanırım Hafız abla da gizli olsa gerek, 
kursta kaldığı üç saatin içerisinde tüm gaddar hoca rolleri ile terör estirsemde bir kez bile itiraz etmeden dayanma gücünü sonuna kadar kullanıp, yorgunluktan bitap düşünceye kadar bana tahammül gösterme lutfunda bulunduğundan olsa gerektir.
düşünüyorum şimdi de; bir ah etseymiş hafız incinerek, kaçarmış tüm bereket,
kaybeden safında yer alırmışım;
ki dememiş;
inmiş bir bereket hürmetine 
Teşekkürler Hafız Abla.












Hanife Öz Kandil Şiiri Dergah Dergisi Nisan 1999


Dergah Dergisinin 110. sayısı olan (Nisan 1999) Hanize Öz İmzalı "Kandil Şiiri"

Kandil

Lamba der ki,
Dedem kandil,
Eski gecelere
Ağlarmış

           Sultan
Susunca sarayı
Yıldız seyrine
Çıkarmış

Yastığında
Geceleri
Altında kuşlar
Uçarmış

Sessiz, bin
Yıldızdan sultana
Işık gülleri
Yağarmış

Kandil der ki
Hep bu yüzden,
Lambasızmış
Geceler eskiden

6 Nisan 2015 Pazartesi

Battal Ebrularım 8



Bir Önceki Hafta yaptığım çoğunluğu battal gelgit ve taraklı ebru çalışmalarım var, onun yanında 3 tanede yaprak denemesi var çok iç açıcı olmasa da ilk denemeler mazur görmek lazım, zamanla inşallah yapabiliriz.
Bu seferki ebruların bir kısmını tamamen serpme atıp çok ince aralıklarla gelgit yaptım, bazılarının üzerine de tarak çektim. Önceki haftadan elimde çok numunelik yok ama geçen hafta yaptığım serpme atılmış gelgit ve taraklı ebrularım olacak inşallah.

İlk iki resim ise aynı renkler kullanılmış, birinci resim sarı kağıda ikincisi beyaz kağıda alınmış olup ton farkı:)





5 Nisan 2015 Pazar

Metin Eloğlu Nedircik Yavrusu takdim özet ve değerlendirme


Metin Eloğlu Nedircik Yavrusu takdim özet ve değerlendirme
Metin 
Metin Eloğlu, Nedircik Yavrusu (Seçme Şiirler), Hazırlayan: Selahattin Özpalabıyıklar, 
YKY Yayınları, İstanbul,  2014. 112 sayfa.
Aslında her şey yukarıdaki 3 satır ile başladı.
bu tanışıklığı öncelikle Yunus Emre'ye borç biliyorum

Leman Hanım 
Size bir şiir borcum vardı ya
İşte onu ödüyorum

bu satırlar öncesinde
Metin Eloğlu'nu tanıyan birisi değildim, zaten şiir hak getire.

Vizeler haftasında tam da
Yunus Emre'nin edebiyat teorileri sınavı sonrası gecenin 12'si sularında muhabbet ederken,
dökülüveren ve o anda beynime nakş olan3 kısa satırdan oluşuyordu.
Ertesi sabah yazarını öğrendiğim bu uçarı dizelerin sahibi ile daha fazla tanış olmak için kitap sayfalarına yollanmıştım.

İki satır dizenin beni etkilemesi normal, çünkü şiir,
ama zihnime neden nakş olduğuna dair hiç bir fikrim yoktu.
Normalde şiir ezberleme gibi bir adetim neredeyse hiç olmamıştı.
kitap okumayı seven ama ezber yapmayan birisi için
şairin sadece bir dizeciğinde belirttiği gibi
aynen bu şekildeydim... olsun ama sağlık olsun.

MEtin Eloğlunun garip akımında başlayıp ikinci yeni ile devam eden ömründe türkçenin güçlü ama çok bilinmeyen kalemlerinden birisi olmayı başarmıştır.

kitabın önsözün de editör tarafından dillendirilen "İstanbul türkçesine ve argoya hakimiyeti, atak, haylaz ve yaratıcı diliyle öne çıkan bir şairdir... "
Can Yücel'in arkasından Şiirimizin Öfkeli Gencine Portresiyle Bir Portre isimli bir şiir yazdığı;
Orhan Veli'in iş var bu delikanlıda diye övdüğü genç şairlerden olduğunu yeni yeni öğreniyordum."



şiirlere göz atmadan önce dinleyebileceğiniz güzel bir parça. en son bitirdiğim 77 bölümlük Sarayın Rüzgarı/Yi San adlı kore dizisinden... dinleyin


  

Bu şiir çok hoşuma gidenlerden bir tanesi oldu,hatta ol vakitler kısmet olursa kullanmayı bile düşünmedim değil; artık nasıl bir kısmetsiz bir kıza denk gelir bilmiyorum:) 


Arife tarif gerekmezmiş ki;

4 Nisan 2015 Cumartesi

Mart 2015 okunanlar


Mart'ın bereketi bir başka oluyormuş, Mart ayı eski hızlı MTG'ye dönüş yaptığım aylardan birisi oldu.
19 Kitap okumuşum ve bunların 13 tanesi şiir, ayrıca tam 10 tane Behçet Necatigil eseri ile de bir şiir-duygusal gerilim tadında ziyafeti yapmış olduk. (Her ne kadar şiire karşı mesafem olsa da yiğidi öldür hakkını yeme demişler.) 
Ayrıca aylardır yapmadığım bir günümü bir yazara ayırmak aktivitesini de tam vizelerden 1 gün önce yapmak gibi çılgınlıklar ile sınav haftasını süslemek gibi güzelliklerle süslemenin neticesini vize sonuçları açıklanıncaya kadar yaşayacağımdan da kuşkum yok.

Okunan kitaplar hakkındaki bana ait oldukça subjektif tavsiye puanları aşağıdadır
Hasılı kelam MART 2015'de MTG tarafında okunan eserler.

1- Gülün Adı - Umberto Eco 10/10
2- Doktor Murkenin Suskunluk Külliyatı - Heinrich Böll 10/6

3- Venedik ve Bab-ı Ali - Lucette Valensi 10/9
4- Hüzünlü Havalar - Knut Hamsun 10/4

5- Son Mutluluk - Knut Hamsun 10/7
6- Duvar - J.P. Sartre 10/5

7- Tam - İhsan Deniz 10/4
8- Buğulu Cam- Cengiz Aydın 10/7

9- Utku Şiirleri - Francesco Petrarca 10/6
10- İki Başına Yürümek - Behçet Necatigil 10/7

11- Divançe - Behçet Necatigil 10/5
12-Çevre - Behçet Necatigil 10/9

13- Dar Çağ - Behçet Necatigil 10/3
14- Yaz Dönemi - Behçet Necatigil 10/4

15- Zebra - Behçet Necatigil 10/5
16-Arada - Behçet Necatigil 10/7

17- Beyler - Behçet Necatigil 10/6
18- Kareler Aklar - Behçet Necatigil 10/6
19- Eski Toprak - Behçet Necatigil 10/8
  

29 Mart 2015 Pazar

Bir Günü Tümden Şiire Ayırmak "Behçet Necatigil" ile geçen bir gün


Bir Günü Tümden Şiire Ayırmak "Behçet Necatigil" ile geçen bir gün

 Bazen çok ilginç ve egzantrik şeyler deniyorum. Hayatıma renk katıyor ve beni mutlu ediyor.
Cuma akşamı(27.03.2015) saat 21:30 sıralarında gelen bir idee(fikir) üzerine gerçekleştirdiğim bir eylemden bahsedeceğim.

Bir günümü tamamen bir yazara ayırdığım delicesi bir aktiviteden... 
Eskiden çok sık yaptığım bir faaliyetti,
hele 2011-12 yılında Hüseyin Rahmi Gürpınar için böyle 4-5 gün ayırdığım olmuştu, onun dışında Panait Istrati'den, Peyami Safa'ya, Mehmet Niyazi'den tutun Agatha Christie'ye, hatta Mehmduh Şevket Esendal'dan Andre Gide ve de Knut Hamsun'a varıncaya dek benim yakın zamanlarda (4-5 yıl içinde)bütün günümü ayırdığım yazarların başında geliyorlar idi.
Hele 2011in Aralık 30-31i ve 2012'nin 1 Ocağını resmen Hüseyin Rahmi Gürpınar günlerine ayırmış ve bu üç günde 14-15 Hüseyin Rahmi Gürpınar eseri ve de 2300 sayfaya yakın okumuştum ki hayatımda deneyebileceğim en absürt ilginçliklerin başında geldiğini ve bir daha tekrarına ulaşabileceğimi artık hayal dahi edemediğimi söylemeden geçmeyeyim. 

Bu arada sorarsanız bir gününü ayırmak mevzuu nedir diye?
(İnsanlar hani bazen bıkarlar ve bir şey yapmak istemezler gezer dolaşırlar ne biliyim boş vakit vb şeylerle biraz da günlerini öldürürler ya bende bu bu durumu daha farklı bir boyuta çekerek dışarıda gezip dolaşma, film vb izleme şeklinde değil, biraz bana özgü bir şekilde yapıyorum, şöyle ki: tamamen kitaplara ama sevdiğim bir dalda öykü hikaye roman vb. rahat ve okuması kolay olacak konularda sadece tek bir yazardan en az 2-3 kitap ve de 500 sayfanın üzerinde okuma yapmayı ve tek bir ağızdan çıkmış kelimelerle bütün günümü ayırarak hemhal olmayı kapsamaktadır.)

Hafta başı(30.03.2015) malum öğrenciyiz, vizeler başlıyor hem lisans hem de y. lisans ta ama kafamdaki hinliklerin biri bitiyor diğeri başlıyor ardılınca ve derslere vakit kalmayor...
Vakti zamanında da böyle vize haftalarında topluca 4-5 hint filmi izlediğimiz, bir hafta içinde sınavlarla zerre kadar alakası olamayan astrolojiden ulıuslararası ilişkilere kapitalizmden otoriterliğe gibi derslerle kel alaka ilişkiye girmiş 10-12 tane kitap okuyup vizelere girdiğim günlerde olmuştu:) (çok şükür o zamanlarda dahi derslerin %95inden geçmiş bulunuyorum, nazar değmesin diye arada bir-iki dersi bırakmışlığım da yok değil:)) 

Cuma akşamı da neredeyse aylardır bütün günümü kitaplara ayırdığım vakitlerden uzak kaldığımı düşündüm ve önümde biriken ve henüz besmele dahi çekilmeyen 19 sınava rağmen tipik bir kitap delisi olarak bir delilik yapmaya karar verdim

ve Hayatımda bir günü ŞİİR'e ayırmaya karar verdim.
Normalde
Şiir ile çok merhabam yoktur, 
biraz fazla gerçekçi oluşumdan dolayı Şiir ile çok anlaşamıyorum,
bazen beni çok derinden vuruyor, bunları kaldıramıyorum ol sebep bilinçli olarak uzak durmayı seçiyorum; öykü, seyahat, ekonomi  kitapları ve romanlar daha çok ilgi alanlarıma giriyor.

bu arada okurken araya bir hint müziği tınısı sıkıştırabilirsiniz:
-JoGi Mahi-


Hasılı kelam bir kaç dakika içinde kafamda teşekkül eden idee 'nin üzerine giderek aklıma ilk gelen yazarın adını yanına bir selam vermek için uğradığım çetin abinin bilgisayarından aratarak işe başlıyordum.
Nerden esti bilmiyorum ama Behçet Necatigil adı bir anda kafamda oluşuvermişti, daha önce kendisinin tek bir kitabını değil okumak
herhangi bir kitabının iki kapak arasını dahi açıp bakmışlığım olmayan bir isimdi.
Demek bazen ilginç tevafuklara düçar olmamız  gerekiyor muş...

Hasılı kelam kervan yolda düzülür denilen memleketimizin organizeden yoksunluk anlayışını kendime örnek alarak başlayıveriyordum.
ilk kitabı bile seçmiştim başlamak için:
"İki Başına Yürümek"





Arkasına "Divançe"yi alıyorum ordanda geliyor birbiri ardına mısralar tıpkı kurşun gibi 

Dermanımın kesildiği eserlerden birisi oluyor göz pınarlarım zorlanıyor artık "Çevre"yi okurken ama dayanmaya çalışıyorum, nafile, kaybediyorum, kaybetmeye mahkumum bu mısralar karşısında.
Allahın koyduğu yerde, Yıldızlar daima yalnızdır

Nineler'e dair

yalan söyleyemeyen göz pınarlarına buzdan acılar inerken
ve kaydı düşülenlere