Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

9 Mayıs 2015 Cumartesi

FURY film değerlendirme


 2014 ekiminde yapılmış II Dünya savaşına kahraman! amarikan ordusunun gözünden bakan Brad Pitt'in başrolünde olduğu bir film
Filmin beyazpedede yer alan konu ve özeti şu şekilde:
Fury, 1945 yılının Nisan ayında, İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde geçiyor ve Komutan Wardaddy, topçu Boyd Swan, yükleyici Grady Travis, şoför Trini Garcia ve yardımcı şoför Norman'dan oluşan müfrezenin, 300 düşman askeriyle karşılaştığı ve tüm imkansızlıklarla savaşmak zorunda kaldığı 24 saati konu alıyor. Beş askerden oluşan küçük ekip, zırhlı tanklarıyla, Almanya'da savaşın ortasında kalır ve bu ekip bölgede kalan son Amerikan ordusu askerlerinden oluşur. Birlik az sayıda askerden oluşmasının yanı sıra cephane anlamında da bir hayli zor durumdadır. Gruba komuta eden Çavuş Wardaddy'nin Avrupa'nın tamamını yıkıma uğratan bu savaştaki son görevi, askerlerini Nazi birliklerinin kuşatması altında olan bu bölgeden sağ salim çıkarabilmektir. 20. yüzyılın en kanlı senelerinden biri olan 1945 yılında geçen ve müfrezenin geçirdiği bir günü ele alan savaş dramının yönetmeni ve senaristi David Ayer. Filmin başrollerini ise Brad Pitt, Shia LaBeouf ve Logan Lerman paylaşıyor
Gelelim spoilere:

Baence filmin tüm özeti aşağıdaki 5 kareden oluşan cümlede yatıyor 

Amerikan ordusunun Almanya içlerindeki ilerleyişi/işgali devam ederken verilen mesajlar bayağı bayağı filmin önüne geçmiş; gerçi her zaman öyleydi ya!

Film gene salt iyi kötü teması üzerine kurulu;
almanlar kötü, naziler daha da kötü; SS'ler ölmeyi her halükarda hak ediyorlar...
amerikalılar iyi için çapışıyorlar ve Tanrı bunu onlardan istedi.
Amerikalıların kötülükleri ise o anlık öfkeden kaynaklanıyor ve pişmanlık sonrası her şey unutabilir!
iyilerde bazen kötü şeyler yapabilir.


Almanların kendi topraklarında yenilmiş olsalar bile hala ülkeleri için savaşmalarına bile; yenildiler hala ne diye savaşıyorlar, her iş bitti denilen onursuzca bir hakaretin filmin çoğu yerinde geçtiğini söyleyebilirim.
Bu enstanteneler filmin ruhuna işlediğinden olsa gerek
Bu noktada antiamerikan karşıtlığım ve doğal alman sempatimin bile devreye hiç girmesine gerek kalmıyor. 

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Nisan 2015 Okunanlar


Nisan 2015 Okunanlar

Nisan 2015 de 11 kitap okuya bilmişiz. Geçen ay ki hızımızı devam ettiremesekde fena rakamlar değil. bu ayın artısı; cumhuriyet döneminin hırçın şairlerinde Metin eloğlu ile ayşe ablamın önerisi ile keşfettiğim Celal Fedai oldu. Bu her iki şairi tanıdığıma gayet memnun oldum.
Ayrıca Elif ile yusuf: bir kadirli efsanesi kitabı ise bana yıllar önce samanyolunda çekilmiş olan yeşeren düşler adlı diziyi hatırlattı ki, sanırım onlarda bu efsaneden etkilenmiş olabilirler.
Sunu adlı boşnak şair İzzet Sarayliç ise tevafuk eseri bulduğum farklı bir ses oldu. Balkanların şiir dünyasından güzel bir kitap okuduğumu düşünüyorum.
Halil İnalcık hocanın kitabı ise TDV Diyanet İslam ansiklopedisi için yazdığı Osmanlı Sosyo-ekonomik tarihi ile alakalı maddelerinin kitap haline getirilmesiyle oluşturulmuş bir eser, ilgi alanı tarih olanlar için faydalı olacaktır.
Ay sonuna doğru Alman şiir dünyası mı Modern Fars şiiri mi derken tanıştığım Furuğ Ferruhzad ise bu ayın en çok aklımda kalan ikinci gündem maddesi oluyordu. 
Bu ay okuduğum eserler içerisinde beni en çok etkileyen Knulp oldu. Knulp'un 3 öyküsü üzerinden aktarılan hikaye bana çok tanıdık geldi. Ve bir an gelecek de bizzat yaşıyormuşum gibi geldi.
Knulp'un öykülerinde kendimi bulmam, boğazımda düğümlenenler,  Knulp'a dair bir hayatın öngörüleri...

Nisan ayı için en kötü taraf ise maalesef okuduğum kitapların çoğuna bir tanıtım yazısı yazamamam olmuş. Bunun için üzgünüm; biraz dalgın ve savruk bir ay geçirdiğimden ötürü normal görünüz. Hala sendeliyorum, düşmemek için elim havada umarım tutunduğum son dal olan benliğim pişman etmez..

Okunan kitaplar hakkındaki bana ait oldukça subjektif tavsiye puanları aşağıdadır
Hasılı kelam NİSAN 2015'de MTG tarafında okunan eserler.

1- Türkiye'nin Adresi - Metin Eloğlu 10/7
2- Eller Ekmeğe Doğru - İlhan Demiraslan 10/5

3- Ölüm Biraz - Öksel Demir 10/7

5- Elif ile Yusuf (Bir Kadirli Efsanesi) - Sabahattin Çankaya 10/6
6- Bektaşi Dedikleri - editör: Metin eloğlu 10/4

7- Knulp - Hermann Hesse 10/10
8- Sunu - İzzet Sarayliç 10/7

9- İmtiyaz Sahibi - Celal Fedai 10/8

12- Osmanlı İdare ve Ekonomi Tarihi - Halil İnalcık 10/7

3 Mayıs 2015 Pazar

29 mayıs ekibiyle bir lokanta ziyareti Mat'am Taibe yemekleri ve Zulm olunan mideler


Yemek yemek insan hayatının ayrılmaz parçalarından.
Sevdikleriyle ve dostlarıyla yemesi ise bu durumu daha da güzelleştiriyor.
1 mayıs'ın ertesine gelen cumartesi akşamını İstanbul Fatihte Yavuz Selim durağının hemen alt tarafında Hırka-ı Şerif mevkiininde buluna Arap lokantası "TAİBA" da yiyelim istedik.
Yunusla beraber öğlen üzeri yaptığımız çağrımıza cevap veren
rıdvan ve ömer said den oluşan ekibimizle yola koyulub. henüz akşamın çıkmasına yarım saat kala mekanımıza ulaşıyorduk.

Taiba bizim 29 mayıs ahalisinin çok sık uğradığı arap lezzetlerinin bulunduğu bir mekan.
misal:

Benim dahi son bir, bir buçuk ayda 3 kez uğramışlığım var, düşünün artık...
Tabii artık efkar dağıtmak için yemek yemeyi tercih ediyoruz. Dünya dertler deryası, yemekler ise çok güzel avuntu veriyor en azından sofradayken,
ol sebep size de tavsiye ediyorum.
Tabi biraz da yan etkileri yok değil...
mart ayının başından beri aldığım 15-16 kg bu efkar dağıtma törenleri sırasından hatıra olarak benimle beraber her yere geliyorlar:)
59kg lardan 75+ üstüne çıkmayı neredeyse 40 gün gibi kısa bir sürede başararak kariyerimde ki yeni bir rekorun da sahibi olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.


Muhammed Ali ve Yunus ve de bendenizden oluşan muhteşem üçlü ekibimizin uğrak noktasının da bu yan etkilerdeki tesiri de yadsınamaz tabi...

Mekana oturduktan sonra ilk istenilen tabii ki mezeler oluyor.
Humus, babagannuş, mütebbel ve tebbuli salatasından oluşan mezelerimiz yemeklerimiz gelmeden önce bir ön hazırlık olarak araya giriyorlardı. 
Ardı sıra önce Falafel, arkasına pilav ve broasted denilen soslu tavuk, ve ömer said in ısrarı üzerine gelen Halep kebabı ve son olarak Arapların şavarma dediği tavuk dürümle masamız yemek noktasında tamamlanmış oluyordu. 4 meze 1 salata ve 3 ana yemek.
Bakmayın öyle küçük gözüktüklerine her tabak bayağı bayağı dolu.
Arapların en önemli hususu olan cömertliği burda da ortaya çıkıyor ve bütün tabaklar dolu dolu... 
Yemeklerin çok değil 7-8 dk gecikmesiyle meze tabaklarının  durumunu sanırım gördüğünüzü düşünüyorum.
aşağıdaki fotoğraf ise henüz gece yeni başlamış ve biz insanlığımızdan daha ödün vermemiş normal birer kişiler iken çekilmiş son karemiz.
[Zaten bundan sonra böyle bir kareye rastlayamayacaksınız:) tüm fotolara bakın ne demek istediğimi eminim anlayacaksınızdır...]
Tabakta kalan son felafili ise aç 3 kişiye bölüştürmeden önce maksat hatıra olsun diye çektiğim son enstantene.

bu da tabaklarımızın özgül ağırlıklarını göstermek için çektiğim  bir başka kare

Mad'am Taiba'nın menü listesi

Yemek faslını geçtikten sonra, geliyorduk tatlı faslına...
Buranın tatlıları ki benim son yıllarda yediğim en özgün ve yapımı gayet basit malzemeler ile ama dolu dolu diyebileceğim tatlılardan oluşmaktaydı.

ha bu kare mi henüz tatlı gelmeden önce yunus bu gece tüm olacakları sezip rıdvanın omzuna bittik olum biz diye başını koyduğu esnada yakaladığım ekzantrik bir andı.
Zaten bu kareden sonra bizzat kendimizde ekzantirizmin tavanına kadar fırlayacaktık...

Bu gördüğünüz tatlılara araplar İmparator diyor.
İçinde neler yok ki; Süt, bal, kaymak, muz, ananas, portakal, kivi, çilek, çikolata, krem şanti.
Bardağın net ağırlığı neredeyse 600-700 ml ve de 1kg
Ulan bu nasıl yeniyor derseniz tarif edeyim...
Öncelikle size hem pipet veriyorlar hem de tatlı kaşığı:)
tatlı kaşığı ile öncelikle üzerinde neredeyse bir muz parçası, bir kaç dilim ananas, çilek dilimleri, kivi ve portakal dilimleri, kaymak tulumlarını, çikolata ve krem şanti soslarını kaşığınızla bir güzel sıyırıyorsanız. Ki bu işlem bile 3-5 dk sürebiliyor.
Arkasına ballı kaymaklı süt içinde bulunan buzdolabından çıkartılmış yukarda saydığım meyvelerin daha küçük küçük doğranmış hallerini de bardağın içinden kaşığınızla çıkarıp almaya çalışıyorsunuz,
ki bu arada da pipetinizi işe karıştırıp allı kaymaklı sütünüzden yudumlamaya başlıyorsunuz.
her 2-3 fırt çekişinizde ama nası lyanıyorsunuz. Anlatılmaz. hımmm hımhmhm offfff.
Aff Allahım Affv.
yok böyle bir yangın.
yanıyorsunuz,
yandıkça bir fırt daha alıyorsunuz,
kaşığınızı bardağın içerine daldırıp, buzdolabından çıkmış buz gibi meyve parçacıklarını aramak için görevlendiriyorsunuz ve bulduğunuz anda direk çekip ağzınıza atıyorsunuz.
ve müthiş bir an daha, yangın yerine bir buz kütlesinin düşmesini hayal edin.
Tabii ki yangını söndürmüyor.
Tıpkı, gonyamızın meşhur atasözünde olduğu gibi:
Yi yağlıyı iç suyu donarsa donsun,
Yi datlıyı içme suyu yanarsa yansın,
zaten bu kadar yanmış bir insanı paklayan tek şey yangının içine biraz daha atılıp, daha fazla yanmak oluyor ancak bu paklayabilir...

30 Nisan 2015 Perşembe

Adana Demirspor Şimşekler Biz emekçiyiz Emeği Yerde bırakmayız

Adana Demirspor Şimşekler Biz emekçiyiz Emeği Yerde bırakmayız 
24 Nisan 2014 tarihinde Torku Konyaspor'umuzun kardeş takımı Adana Demirspor'un Gaziantep BB ile 3-3 berabere kaldığı karşılaşma öncesinde futbolun güzellikleri adına yaşanan ilginç ve de güzel bir olaydan söz etmek istiyorum. Haber metni ultrasmovement'e aittir.

Taraftarların mottoları, manifestoları, sloganları vardır da keşke bu "iddalı" sözler sadece pankartlarda, atkılarda, web sitelerinde kalmayıp hayatta da uyarlanabilse diyesim çok olmuştur. Ama her geçen gün "sanal" dünya taraftarlığımızı da elimizden alırken, ara sıra duyduğumuz  haberler bir oksijen misali ciğerlerimize işliyor, "taraftarlık hala ölmedi" diyebiliyoruz. Cuma akşamı oynanacak olan Adana Demirspor-Gaziantep Belediyespor maçı öncesinde stad etrafında nohut satan bir satıcının termosu yere düşüp nohutlar etrafa saçılınca, Demirspor taraftarı "Biz emekçiyiz, emeğin yerde heba olmasına gönlümüz razı gelmez" diyerek yerdeki nohutlardan satın alarak evine ekmek götüren satıcıya destekte bulunmuşlar. Futbolun sadece futbol olmadığını bilenlere de bizden selam olsun...


29 Nisan 2015 Çarşamba

Furuğ Ferruhzad Dünya Sevmek için Çok Küçük kitap tanıtım inceleme

Furuğ Ferruhzad, "Dünya Sevmek için Çok Küçük: Mektupları-Söyleşileri-Anıları, Der. ve Çev: Kenan Karabulut, Gri Yayınları, İstanbul, 2006.

Furuğ Ferruhzad, modern İran şiirinin 20. yy ortasında 32 yıl ömür sürmüş hırçın ve başkaldıran kadın şairi.
Kendisini ilk defa bu kitabında derleyicisi ve çevirmeni olan Kenan Karabulut'un "Yarın İçin Bir Dal" adlı İranlı Kadın Şairler kitabındaki şiirlerinden tanımıştım.
Bir tatil günü(23nisan) keyifli okumalar yapmak için alman edebiyatından Rilke mi olsun yahut modern fars şiirinden birisi mi olsun derken, zaten kütüphanede nadir bulunan İranlı şairlerden Furuğ Ferruhzad'ı böylece seçi vermiştim.

Kitap Feruğ'un mektuplarını, anılarını ve söyleşilerini içermekte. anılar kısmı İrandan İtalya'ya yaptığı uzun seyahatini anlatıyor. Mektuplar kısmı ise Furuğ'un zihin dünyasını ve kendisine dair ince ince ve özel ayrıntılar içeriyor. Furuğ'u tanıyan yada daha fazla bilmek isteyenler için güzel bir odak noktası olsa gerek.

Söyleşiler ise Furuğ'un şiire, hayata, yaşama, kadına ve hep özlem duyduğu oğluna dair konuları içermektedir.

Furuğ'un bir şiir örneği

Eserin dili son söyleşiler kısmına kadar gayet akıcı olup, insanı yormuyor. Özellikle mektup bölümünü daha çok beğendim. Zamanında özel ve samimi yazılmış böyle yazılar okumak bana nedense çok daha keyif veriyor ve de çekiyor diyebilirim.

25 Nisan 2015 Cumartesi

Battal Ebrularım 10


 Battal Ebrularım 10

Bu hafta da rekorla geldi. 3 gün içerisinde 40'ın üzerinde Ebru yapmışım ama bazılarını çift kata ayırdığım için buraya alamadım, elan burada paylaştığım 38 adet Ebru mevcut. Ama bereketli miydi derseniz, kesinlikle değildi. Bereket her zaman uğramıyor, nasip meselesi, geçen hafta dediğim gibi o bereketi bir daha yakalayıp yakalayamayacağımdan emin değilim demiştim...  korkularımın bu kadar çabuk gerçekleşmesine sanırım artık alışmam gerekiyor...
 Haftanın ilk günü, ilk saatlerinde önce rüyalarımla başlayan ardı sıra devam eden hüzün beni benden almadı değil. 
sığınmak istediğim Ebrularımın da derman olmadığını çok sonra görebildim...
Üzerime çöken kasvet, yaptığım ebrulara kadar sindiğini; dün bütün ebrularımı gözden geçirirken ancak fark ettim. Elimin ayarının bile değiştiğini Seher hocamın öğleden sonra ki atışlarda söylemesiyle ancak fark edebildim. Yaklaşık 3-4 haftadır kursa uğrayamayan, Eslem'in diline düşmekten gene kurtulamadık.

Sadece üstteki ilk iki ebrum bu hafta kamulaştırıldı. Aynı desen ve tonlamayı en üstteki beyaz kağıda altındakinde ise sarı kağıda almıştım. Muhteşem bir şey ya her şey aynı, ama fark ortada

Bu hafta yaptıklarım içinde bu sayfada bulunan İlk 6 ebrum dışındaki hiç bir ebrumdan memnun kalmadım, resmen fecaatler. Bana yakışmamış, bu kadar berbat ebru yapan birisi değildim ama muvazenesi bozulan haleti ruhiyeme ve hüzünlerimin ellerime yansımasına veriyor ve kabul ediyorum... Aff Allahımm! ...
Bu iki ebrularımda aynı renkler desenler kullanılmış olup sadece üstteki kağıtlar 120 gr'lık beyaz altındaki kağıt ise 80 gr'lık sarı kağıttır.

Bu ise serpme denemesei
dışa açılan yonca denemesi
  dengesiz bir hatip çalışması, ama en azından aşağıda ki hafızın hatip çalışmasından daha muntazam duruyor, renk bileziklerin de ki dengesizliği saymaz isek...

Bu sıradaki tüm ebrular 120 gr'lık beyaz kağıda alınmıştır.

 iki adet çift kat denemesi



Bu satırdan itibaren yapılan tüm ebrular 80gr'lık sarı kağıtlara alınmıştır.
Haftanın bir başka dengesiz hatip çalışması...

 el ayarımın ve hassasiyetinin kaçtığının delilleri altlı üstlü yaprak denemeleri

22 Nisan 2015 Çarşamba

Eduard Mörike Mozart Prga Yolunda kitap tanıtım inceleme


Eduard Mörike Mozart Prga Yolunda

Bayağıdır bir kitabı okurken artık sonu gelsinde bitsin diye okumamıştım. Kısmet ilk defa karşılaştığımız "Eduard Mörike"ye imiş. "Mozart Prga Yolunda"
 adlı eseri okuduğum bir saat içinde resmen sıkıntılar bastı..
Eserin dilini beğenmedim,
kuvvetli imgeler yahut sürükleyici ve kopartıcı ifadeler yoktu,
şu satırları hatırlıyorum diyeceğim bir bütünlüğe denk gelmedim yahut ilk 30 sayfadan sonra acayip derecede sıkıldığım için sonrasında  da alıcılarım denk gelmek istememiş olabilir.
Kitabın bir albenisi olmadığını söylesem yeridir.
Hiç bir kitabı bu kadar yerin dibine batırmak istemem ama maalesef bu sefer bana böyle bir his yaşatmış oldu.

Hikaye adından anlaşılacağı üzere Büyük Besteci Mozart'ın Prag yolculuğuna dair bir uyarlama; bu yolculuk esnasında geçirmiş olduğu küçük bir mola yerinde yaşadığı bir günlük olay üzerine kurgulanmış. 
Edebi açıdan zevk almadığım bir kitap oldu, açıkçası kitabın ön sözünde Gerhard Hermann'ın söylediği gibi "Goethe'den sonraki en büyük lirik şair olduğu" söylentisi ile seçtiğim bu eser tam bir hayal kırıklığı oluşturmadı değil..