Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

14 Ekim 2011 Cuma

hızlı trende içki sevisine hayır. yht lerden içki servisi kaldırılsın.


Hızlı trende içki servisine tepki14.10.2011
Hizmete giren hızlı trenlerde yapılan içki servisi vatandaşlar tarafından tepkiyle karşılanıyor. Vatandaşlar, hızlı treni TCDD’nin güzel bir hizmeti olarak takdirle karşıladıklarını, ancak yemek vagonlarında içki servisi olmasının aileleri rahatsız ettiğini söylüyor ve “Bu durum bizi üzüyor” diyorlar
 
Hızlı trenlerde içki servisine tepki
Vatandaşlar, hızlı trenlerde içki servisi yapılmasından şikâyetçi. Adem Akyol isimli vatandaş, hızlı trenlerin uzun sefer yolculuklarında yemekli vagonlarda içki servisi yapıldığını belirtti. Bu yemekli vagonlarda aileleriyle rahat yiyemediklerini ifade eden Akyol, bu sebeble şehirler arası yolculuklarda aç kaldıklarını söyledi. Trenle seyahat etmeyi sevdiklerini ancak bu durumdan rahatsız olduklarını kaydeden Akyol, şunları söyledi; “Devlet kapalı alanlarda sigara içmeyi yasaklamışsa, bir ulaşım aracı olan bu trenlerde de içki servisini kaldırmasını ve bizim mağduriyetimizi gidermesini istiyoruz.”


gimdes helal gıda furarı; 4. gıda fuarı istanbulda açıldı



GİMDES 4. Uluslararası Helal ve Sağlıklı Ürünler Fuarı İstanbul CNR fuar kompleksi 13.10 2011 tarihinde açılmıştır ziyaretçilere 16 10.2011 tarihine kadar hizmet verecektir ilgilenenlerin ve istanbulda olanların kaçırmaması temennisiyle.

Risale-i Nur Enstitüsü “Sosyal Bilimler Semineri” yeni öğrenci alımı.


Risale-i Nur Enstitüsü “Sosyal Bilimler Semineri”14.10.2011
RİSALE-İ NUR Enstitüsü tarafından ücretsiz olarak bu yıl dördüncüsü gerçekleşecek olan Sosyal Bilimler Semineri için başvurular başladı. Başvuru yapabilmek için üniversitelerin 3. ve 4. sınıf öğrencisi veya 4 yıllık lisans mezunu olma şartı aranıyor.
Risale-i Nur Enstitüsü tarafından düzenlenen ve bu yıl dördüncüsü gerçekleşecek olan Sosyal Bilimler Semineri için başvurular başladı. 21 Ekim’e kadar başvuruların alınacağı seminerin başlangıç tarihi ise 29 Ekim 2011. Eğitim günleri ise çalışanları da düşünerek Cumartesi ve Pazar olarak belirlenmiş. Risale-i Nur Enstitüsü’nden yapılan açıklamaya göre seminere kabul edilecek olan kişiler, bir eğitim-öğretim yılı içerisindeki iki yarıyıl teorik eğitimi başarıyla tamamlamaları akabinde yapacakları tez çalışması sonrasında mezun olup sertifika kazanmaya hak kazanabilecekler. Konuyla ilgili ayrıntılı bir açıklama yapan Risale-i Nur Enstitüsü Genel Sekreteri Şener Boztaş, bu seminer faaliyeti ile akademiye geçiş süreçlerini hızlandırmayı amaçladıklarını ifade ederek; “Bu yıl, hiçbir ücret talep etmeden, dördüncüsünü düzenleyecek olduğumuz Sosyal Bilimler Semineri’ne katılmaya hak kazanan öğrenciler, ülkemizin önde gelen akademisyenlerinden ders alma fırsatı bulacaklar. İki yarıyıl süresince teoriden oluşacak derslerini başarıyla tamamlayan öğrenciler, son sene tez çalışması yaparak bu eğitimi sonlandıracaklar. Bu eğitimi açmamızın en büyük sebebi, zaten ülkemizde üniversite okuyan, araştırmayı seven insanları akademiye yönlendirmektir. Bu amaçla sosyal bilimler alanında çalışmayı amaçlayan ve Risâle-i Nur Külliyatı’nı referans alan tüm arkadaşları bu seminere katılmaya davet ediyorum.” dedi.
Başvuru sırasında özgeçmiş, öğrenci belgesi/diploma ve başvuru formu isteniyor. Daha sonra mülâkata alınacak olan aday, mülâkatta da başarılı olduğu takdirde kaydını yaptırıp 29 Ekim 2011’de derslere başlayabilecek. % 80 devam zorunluluğunun bulunduğu seminer hakkında daha fazla bilgi için “www.rne.com.tr” adresini ziyaret edebilirsiniz.
Seminerin ilk yılında verilecek olan dersler:
1. YARIYIL
lİslâm Düşünce Tarihi
lSosyoloji
lKelâm
lYakınçağ Tarihi
lOsmanlıca
2. YARIYIL
*Siyaset Bilimi
*Tefsir
*Dinler Tarihi
*İktisat
*Araştırma ve Yazma Teknikleri

Günün risalei nur dersi: Kadının yaratılışı tesettürü gerektiriyor


Kadının yaratılışı tesettürü gerektiriyor14.10.2011
Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye
olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.
 
Birinci Hikmet
Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktizâ ediyor. Çünkü kadınlar hilkaten zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için fıtrî bir meyli var.
Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın.
Malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîü’t-teessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diye polislere şekvâ ediyorlar. Demek, medeniyetin ref-i tesettürü hilâf-ı fıtrattır. Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.
Hem kadınlarda ecnebî erkeklere karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten, tesettürü iktiza ediyor. Çünkü, sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmetle çekmekle beraber, hâmisiz bir veledin terbiyesiyle, sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşrû zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vâki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştahını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor.
Mesmûâtıma göre, merkez ve payitaht-ı hükümette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!
Lem’alar, 24. Lem’a
 
 
LÜGATÇE
 
cibilliyet: Yaratılıştan olan, huy, tabiat, karakter.
fıtrat: Yaratılış.
fıtrî: Yaratılıştan, yaratılışla ilgili, yaratılışa ait.
hamî: Himaye eden, koruyan, sahip çıkan.
hilâf-ı fıtrat: Yaradılış maksadına zıt.
hilkat: Yaratılış.
hilkaten: Yaratılış yönüyle.
istiskal: Sakîl görme, ağır bulup hoşlanmadığını belirtme.
kesretle: Çoklukla.
mâden-i şefkat: Şefkat madeni, kaynağı.
mesmuât: Duyulanlar, işitilenler.
müttehem: Suçlanan.
payitaht-ı hükümet: Hükümetin, devletin merkezi; başşehri.
ref-i tesettür: Tesettürün kaldırılması.
refika-i ebediye: Ebedî hayat arkadaşı.
semlendirmek: Zehirlemek; kirletmek.
serîü’t-teessür: Çabuk müteessir olan, çabuk üzülen.
sukut: Alçalma.
tahavvüf: Korkuya düşme, korkma.
tefahhuş: Fuhşa girme, ahlâksızlık.
tefessüh: Bozulma, kokuşma.
tesettür: Örtünme.

Atatürkçülük dayatması bitmeli; yeni anayasada atatürkçülük dayatması sona erdirilmelidir.

13.10.2011 tarihli yeni asya gazetesinde kazım güleçyüz imzalı atatürkçü dayatma bitmeli isimli yazıyı sizlerle paylaşıyoruz.
yazıyı orjinalinden okumak için tıklayınız



Atatürkçülük dayatması bitmeli
Artık herkes—29 yıl önce “evet” diyenler de dahil olmak üzere—Türkiye’nin ihtilâl ürünü 12 Eylül Anayasası ile daha fazla devam edemeyeceği noktasında müttefik. 


Geldiğimiz aşamada, yeni, demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasa, hepimizin ortak talebi.
Temennîmiz, TBMM Başkanı Çiçek’in ifadesiyle kangren olmuş bu sorunun artık çözülmesi.
Bunun için siyasetin neticesiz polemiklerle “top çevirme”yi bırakıp, demokrat düşünceye sahip akademisyenleri motive ederek ve onlardan âzamî destek ve katkı alarak, sivil toplumla da sıkı bir irtibat ve iletişim halinde konunun takipçisi olacak bir iradeyi ortaya koyması şart.
Bu iradenin, değişmez maddeler adı altında sürdürülmek istenen resmî ideoloji tabularına dokunma konusunda da gösterilmesi gerekiyor.
Dileğimiz, bu sınavın artık başarılması.
Gelinen noktada aşılması gereken kritik eşik, Atatürk’e atıf yapılarak oluşturulan bilumum kalıpların terk edilmesi olarak önümüze çıkıyor.
Atatürk ilke ve inkılâpları...
Atatürk milliyetçiliği...
Atatürk medeniyetçiliği...
61 yıllık demokrasi sürecimiz hep bu kalıplara dayanılarak defalarca kesintiye uğratıldı. Darbelerin “en önemli” gerekçesi, “Devrimler elden gidiyor” sloganıyla dile getirildi. Böylece devrimlerle demokrasinin bir arada yürütülebilmesinin imkânsızlığı, darbeciler tarafından ikrar edildi.
Onun için, siyasetçiler başta olmak üzere herkesi ikiyüzlü davranmaya mecbur eden Atatürkçülük dayatmasına artık bir son verilmeli.
Eğer demokrasiden söz edilecekse, Atatürkçülük dayatması mutlaka bitmeli. “Hem Atatürkçü, hem demokratız” deniliyorsa, bunu seslendirenlerden M. Kemal’in fikriyat ve icraatında, ilke ve inkılâplarında demokrasiye neden yer olmadığı sualinin ikna edici cevabını vermeleri istenmeli.
Veremiyor ve buna rağmen bu iddialarını sürdürüyorlarsa, o zaman “Bu son derece açık bir çelişki ve saplantı, ama insanlar çelişkiye düşme ve bunda ısrar etme özgürlüğüne de sahip olmalı” denilerek, tercih hakkına saygı gösterilmeli.
Ancak Atatürkçülüğü tek doğru fikir olarak dayatma alışkanlıklarına artık set çekilmeli ve demokraside böyle bir tavrın hiçbir şekilde yeri olmadığı kesin bir dille anlatılmalı. Atatürkçü bir rejimin demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi bulunmadığı, cumhuriyet tarihinde yaşanmış çarpıcı örnekleriyle sabit. Ama demokrasinin sağladığı özgürlükler, diğer fikirler gibi Atatürkçülüğü de güvence altına alıyor.
Yeter ki, dayatma ya da kayırma olmasın ve her türlü fikir eşit şartlarda özgürce yarışabilsin.
Türkiye artık bu aşamaya geçebilmeli.
Bunun için de, anayasanın başlangıç kısmı ile ikinci maddesinden itibaren değişik maddelerine sokuşturulan ve hiçbir şekilde hukuk normu niteliği taşımayan, çünkü hukukî tanımları yapılamayan ve bilimsel bir değeri de bulunmayan Atatürk ilke ve inkılâpları, Atatürk milliyetçiliği ve Atatürk medeniyetçiliği gibi kalıpların, yeni hazırlanacak anayasaya asla taşınmaması lâzım.

alkol ve türün mamüllerine ötv zammı

hükümet halkın sağlığını havaya üfüren sigara ve bütün kötülüklerin beşiği olan alkol ve çeşitlerine ötv zammı yapmıştır hükümeti bu noktada tebrik ediyoruz. bu tür zararlı alışkanlıkları caydırıcı tedbirler almaya itmeleri sayesinde bir nebzede olsa tiryaki ve içicilere düşündürtmesini temenni ediyoruz.


İşte kalem kalem gelen vergi zamları:
Tütün içeren purolar, uçları açık purolar ve sigarilloların vergi oranları yüzde 30'dan yüzde 69'a, asgari maktu vergi tutarları ise 0,1325 liradan 0,1450 liraya çıkarıldı.

Tütün içeren sigaraların ve tütün yerine geçen maddelerden yapılmış sigaraların da vergi oranı yüzde 63'ten yüzde 69'a, asgari maktu vergi tutarı da 0,1325 liradan 0,1450 liraya yükseltildi.

Alkollü içkilerde asgari maktu vergi tutarları artırıldı.

2011 dgs ek yerleştirme ve ilitam ek yerleştirme kontenjanları

2011 dgs ek yerleştirme kılavuzuna göre üniversitelerde boş kalan kontenjanlar ve taban puanları şöyledir.

ankara üniversitesi


 kontenjan  32     taban  puanı 262.33

Erzurum üniversitesi
  kontenjan 7  taban  puanı 248.59

sivas cumhuriyet üniversitesi

 kontenjan  6  taban  puanı 249.65

diyarbakır dicle üniversitesi

  kontenjan 18 taban  puanı 247.09

izmir 9 eylül

 kontenjan  14 taban  puanı 253.09

elazığ fırat üniversitesi

 kontenjan  32 taban  puanı 246.86

malatya üniversitesi

 kontenjan  10 taban  puanı248.45

istanbul üniversitesi

 kontenjan 24 taban  puanı 258.85

samsun 19 mayıs üniversitesi
 kontenjan  6 taban  puanı 251.08

sakarya üniversitesi

 kontenjan 21  taban  puanı 253.77


olmak üzere toplam 10 üniversitede 170 ilitam kontenjanı mevcuttur.


adaylar tercih işlemlerini 10-13 eylül tarihleri arasında yapmış olmaları gerekmektedir.

retail news de yer alan büyük ticaret devlerinin satış politikası hakkındaki yazısından alıntıdır.

yazıyı orjinalinden okumak için tıklayınız.


Walmart gözünü Bakkal Mehmet'e dikti!

Walmart'ın son dönem icraatları sıranın artık 'Bakkal Mehmet'e geldiğini gösteriyor.

Articles.boston.com’un haberinde şöyle bir detay var:

“Bir Wal-mart mağazasını anlamak için bir kutu dilimlenmiş domates ve acı biberi düşünün.

Texas mutfağının temel malzemelerinden biri olan bu ürünün bir tenekesini bölgenin yerel marketi Albertson’s  1,20 dolara satarken, birkaç mil ötedeki Walmart  süpermarketi sadece 88 sente sattı. Asıl büyük teklif ise sadece şarküteri ürünleri satan bir Walmart mağazasından geldi:  sadece 78 sent!
Alışveriş sepetini Ro-Tel marka konservelerle dolduran müşterilerden Lajuanda Bennett itiraf ediyor: ‘Buna asla karşı koyamazsınız!’ ”

Boston’un kuzeydoğusundaki başlangıcını Somerville’de bir mağaza ile yapmak isteyen Walmart, bölgeye her zaman bölgenin en düşük fiyatıyla ürün sunmayı vadediyor.

Devasa marketlerinin yanında, bakkalı andıran küçük marketlerle tüketiciye ulaşarak ve rakip marketlerin fiyatlarını kırarak büyüyen Walmart, 2 yılda bölgede 150 şarküteri mağazası açmayı düşünüyor. Eleştirmenler zaten dünyanın en büyük market zinciri olan Walmart’ın yerel ticareti baltaladığına işaret ediyorlar.
Walmart yetkilileri ise bu iddialara karşı ‘insanların ucuz ve sağlıklı beslenme haklarının engellenemeyeceğini’ söylüyorlar.

Somerville’deki yerel ve bağımsız işletmelerin bağlı olduğu birlik, düşük fiyatın tüketicinin hakkı olduğunu belirtirken, Walmart’ın yıkıcı bir rekabetçi olduğunu ve fiyatlandırmasının rakiplerini batırmaya yönelik olduğunu belirtti.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Tenzile anne ye Allahtan rahmet başbakanımıza Yüce Rabbimizden sabırlar niyaz ediyoruz.

07.10.2011 tarihinde vefat eden sayın başbakanımızın annesi tenzile erdoğan hanımefendiye Yüce mevladan rahmet sayın başbakanımıza Allahu teladan sabır niyaz ediyoruz.

6 Ekim 2011 Perşembe


engin ardıç ın darbe planlarıyla ilgili doğan grubuna yollamış olduğu salvolar.

engin ardıç ın sabahda çıkan 06.10.2011 tarihli yazısı.


Darbe falan yokmuş, çünkü biz eşeğiz

Vay be, "balyoz gibi" bir açıklama yapmış adam, bu bir "hukuk dersi"oluyormuş. Aydın Doğan'ın adamları öyle yazıyorlar.
Bunlar bu kafada giderlerse Aydın Bey'e elinde kalan son malı da sattırıp onu tavukçuluğa, mukavva kutuculuğa ve yedek parçacılığa mahkûm edecekler galiba...
Açıklamayı yapan, "balyoz davasının" hâkimi.
Yaptığı açıklama değil, yazdığı bir "muhalefet şerhi" aslında.
Darbecilikten yargılananların serbest bırakılmalarını istemiş, diğer mahkeme üyeleri yanaşmamışlar, o da bozulmuş, tutukluluğun devamı kararına şerh koymuş.
Kısaca diyor ki, "darbe planı yapılmış ama eyleme geçilmemiştir, dolayısıyla salıverelim gitsinler"...
Çünkü bunlar darbe yapmaya girişip de diğer devlet organları karşı çıkmış olsalarmış, işte ancak o zaman bir "teşebbüs" sözkonusu olabilirmiş. Halkın karşı çıkması, iri cüsseli bir politikacının tankın üstüne fırlaması yetmez, ille "devlet organları" karşı çıkacaklar. Devlet organı olmazsa hiç kıymeti yok. Bürokrat bürokratı tanır, gerisi teferruattır.
Plan yapmak, plan yapmak amacıyla toplantı yapmak, hareket yöntemi saptayıp eylemleri ayrıntılı olarak bir de yazıya dökmek yeterli değilmiş. Cami bombalamayı, Türk pilot teğmenini şehit etmeyi falan kâğıt üzerinde bırakırsan hiç korkma, suçlu sayılmazsın.
Darbe yapıp iktidarı ele geçirseler o zaman "eylem tamamlanmış" olacakmış ki yandı gülüm keten helva! Belki hesabını soracak babayiğit otuz sene sonra çıkarsa çıkar...
Yani Aziz Nesin'in dediği gibi radyoevini ve kız lisesinin yatakhanesini ele geçirmeden başarılı sayılamazsın.
Üstüne üstlük, darbe planı 2003 yılında yapılmış, dava sekiz sene sonra açılmış, o arada plan yapanların bir kısmı emekli olmuş...

Başörtüsü zulmü eğitim başarısına dönüştü, wonder avusturyada imam hatip mezunları

haber7.com da yer alan önder vakfının desteği ile kurulmuş olan wonder ile ilgili röpörtajdır. orjinaline burdan ulaşabilirsiniz.

Başörtülü öğrenciler Türkiye'de üniversite kapılarından dönerken onları Avrupa'da okutmak için çabalayan birilerileri vardı. O birisi şimdi tutuklu, dernek de soruşturma geçiriyor.

Nursel Tozkoparan'ın röportajı
Wonder, anlamı gibi dünya liderleri yetiştirmek üzere 2000 yılında kurulan bir dernek…
O yıllarda Türkiye’de meslek lisesi özellikle imam Hatip Lisesi mezunu öğrencileri katsayı engeline takılmışlardı. Daha sonra başörtülü öğrenciler de bu engele dahil oldular…
Başarılı olmalarına rağmen okuyamayan öğrencilerin eğitime devam etmeleri için hayırsever işadamları ve Deniz Feneri  devreye girdi. Türkiye’deki sorun çözülene kadar mağdur öğrencileri yurtdışındaki üniversitelerde okumaları için imkân sağladılar… Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman 'Yıldızlar Sönmesin' projesine destek verirken Deniz Feneri e.V'nin burslarıyla Avusturya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde başörtüsü mağduru öğrenci eğitim aldı.
Son günlerde aldığım en güzel haberlerden biriydi katsayı engelinin kaldırılması…
Düşünmedim değil… Mağduriyet kalktığına göre, Yurtdışı eğitime, Wonder’e başvurular da bir azalma olacak mı? Muhatabı olan Wonder Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Kara’ya sordum. On yıllık süreci ve gelinen son durumu anlattı… Yüzlerce doktora, mastır yapan öğrencisinden bahsederken haklı gururu yüzünden okunuyordu… Ve sandığım gibi başvuruda eksilme olmadığı gibi, talebin fazlalığından dolayı öğrenci almakta seçici davranmak zorunda kaldıklarını öğrendim
Dolayısıyla başlangıçta Wonder Derneği mağdur olan öğrencileri okutmak için kuruldu ama şimdilerde vizyonunu genişleterek ideali yüksek öğrencilere hizmet vermekte…
YILDIZLAR SÖNMESİN” KAMPANYASINI ÖNEREN ZEKERİYA KARAMAN'DI
Yusuf Bey Wonder’i kurmak nereden aklınıza geldi?
Türkiye’de 1999 yılında yaşanılan depremle birlikte başka bir deprem de yaşandı. O yıl imam hatip lisesi mezunları çok başarılı olmasına rağmen Türkiye’de istedikleri yere yerleşemediler. Katsayı mağduru olan öğrenciler Türkiye’de ikinci bir deprem etkisi yarattı. Dolayısıyla bu çocuklar kendilerini boşlukta gördüler. Önder İmam Hatip Mezunları Derneği olarak kendimizi sorumlu gördük ve “ Mutlaka bir şeyler yapmalıyız” dedik. Yönetim olarak kaç öğrenciyi alıp üniversitelerde okutabiliriz diye toplandık. O dönemde Kanal 7 Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın önerisiyle “YILDIZLAR SÖNMESİN” kampanyası başlattık.kullan
 “Yıldızlar Sönmesin” kampanyasının amacı neydi?
İlk etapta başarılı öğrencileri, imkânlar bularak Türkiye’de özel üniversitelerde okutmak, hiç olmazsa bu memlekete faydalı hale getirmek istedik.
Mağdur olan öğrenciler için bir çıkış yolu, bir çözüm yolu aradınız…
Tabi ki… Bu toplumun derdiyle hem hal olan derdini dert edinen insanlar olduğu için, akan gözyaşlarının da farkındaydılar. İşte o duyarlı insanlar çözüm arayışına girdiler, “Yıldızlar Sönmesin” kampanyası böyle başlatıldı. Kampanyanın tanıtım filmleri Kanal7 de dönmeye başladı.
Bir örnekle anlatmam gerekirse; Eskişehir’den bir arkadaşımız (şu anda siyaset biliminde doktora yaptı bitirdi) diplomayı almış, evinde televizyon açık ve hüngür hüngür ağlıyor; bu arada Kanal 7 ekranında  ‘Bu Yıldızlar Sönmesin’ tanıtım filmi dönüyor. Öğrenci hem ağlıyor hem de televizyona kulak kabartıyor ama önemsemiyor. Sonra telefonu çalıyor. Telefondaki müdürü “Kızım sen okulun en başarılı öğrencisisin. ÖNDER seni okutacakmış, hadi git müracaat et” diyor. Buna da inanmıyor, ancak arkadaşları aradıktan sonra öylesine müracaat ediyor Önder’e.
TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI ZOR GÜNLERDİ O GÜNLER
Türkiye’nin yaşadığı zor günlerdi o günler. Özel üniversitelerde öğrencilerin harçlarını yatırmak, onlara katkıda bulunmak kolay bir şey değildi. Neticede bir öğrenciye 5 bin dolar okul harcı gerekiyordu. Bu sayı yüzlerce olduğu zaman çok ciddi rakamlara ulaşıyordu. O günlerde bu rakamlar başta Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman olmak üzere, Huzur Giyim’in sahibi,Gezer’in sahibi gibi birçok hayırsever işadamının katkılarıyla ödendi. Sonra özel üniversitelerde de bu mağduriyet başlayınca yurt dışına öğrenci göndermeyi düşündük.
“28 ŞUBATÇILAR ÖNÜMÜZE ENGEL KOYDULAR NE YAPACAZ” DİYE DÖVÜNMEDİK
İlk ne zaman yurtdışına öğrenci göndermeye başladınız?
Tekrar başörtüsü mağduriyeti özel okullarda da başlayınca biz yeniden arayışlara girdik. “Eyvah! 28 Şubatçılar önümüze bir engel koydular ne yapacağız” diye dövünüp durmadık. Sürekli alternatifler geliştirmeye çalıştık. Yani “Biz akan suyuz, önümüze bir set gelse bile onu yarar geçeriz, yaramazsak yandan geçeriz” dedik. Yusuf  Ziya Sula ile beraber önce Kıbrıs’a gittik, oradaki üniversiteleri araştırdık, üniversite rektörleriyle görüştük. Rektörler öğrencilerin yüksek puanlarını görünce; “Bu öğrencilerin hepsini bize gönderin, bazıları çok az para alırız, bazıları neredeyse para almayız”  deyip öğrencileri bizden talep ettiler. Ama  üniversitenin kalitesini çok iyi bulmadığımız için bu çocukları harcamak istemedik. Çünkü eğitim kalitesine güvenmedik.
KAYIT YAPTIRIRKEN OKULA SİYAH BİR MERCEDESLE BİRİ GELDİ VE OKUL YÖNETİMİ KAYIT YAPMAKTAN VAZGEÇTİ