Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

1 Kasım 2012 Perşembe

60 darbecilerinin korkusu Bu halk Said Nursi'yi cumhurbaşkanı seçer


Bu halk Said Nursi'yi cumhurbaşkanı seçer

1961 Anayasası’nın mimarı Sıddık Sami Onar’ın korkusu



Yeni Akit yazarı Muhsin Meriç, 1961 Anayasası’nın mimarı Sıddık Sami Onar’ın "cumhura sorulursa bu cumhur Said Nursi’yi cumhurbaşkanı seçer" sözlerini hatırlattı.
Her kesimin zihninde bambaşka bir cumhuriyet olduğunu ifade eden Meriç, bazı zihinlerdeki ‘cumhuriyet’lerde ise sadece ‘cumhur’un adı olduğunu belirtti.
Bir ülkenin adının yanına ‘cumhuriyet’ sıfatı eklenince hakikaten cumhuriyet olmayacağını vurgulayan Meriç, "89 sene önce, avn-i ilahi ile kazanılan istiklal harbinin ertesinde kurulan cumhuriyetin adım adım nasıl da ‘mutlak istibdat’a dönüştürüldüğünü de en iyi bu cumhuriyeti koruma-kollama ‘telaş’ındaki cumhur(iyet) düşmanları bilir. ‘Millet iradesi’nden lafa gelince dem vurup hakikatte o mukaddes millet iradesine asla ‘güvenilmeyeceğini’ de gayet iyi bilirler! Hatta daha neler bilirler onlar neler: Şayet ‘cumhur’a sorulursa bu cumhurun ya Said Nursi’yi veya Ali Fuat Başgil’i cumhurbaşkanı seçeceğini, 1961 Anayasası’nın mimarı Sıddık Sami Onar’ın ifade ettiğini de bu sözün bugün nereye tekabül ettiğini de gayet iyi bilirler. Korkularını bu bilgileri, cehl-i mürekkep içindeki bu bilgilerini de inkâr ve inatları besler!" dedi.
Söz konusu kesimlerin en büyük korkusunun dindar cumhuriyetçilerin sahip çıkışı olduğuna dikkat çeken Meriç, yazısını şöyle sürdürdü:
"Bu kesimlerin en büyük kâbusu ise cumhuriyetin hakiki manasıyla tahakkuk etmesi ve bu rejime dindar cumhuriyetçilerin sahip çıkmasıdır. Çünkü siyasetlerini dinsizliklerine, dinsizliklerini de siyasetlerine alet ederek adına cumhuriyet dedikleri müstebit, vesayetçi bir rejimi ayakta tutmak, onu korumak ve kollamak bu kesimlerin ortak gayesidir. Bu gayeye ulaşmak için korsanlık dâhil her yola teşebbüsten geri durmayacaklarını son 29 Ekim günü gayet iyi gördük! Bir devir bitti, bitiyor; kabul edip hazmetmek herkes için kolay olmasa da gün gibi aşikâr bir hakikat bu bitiş.

kaynak: Risale Haber-Haber Merkezi

Almanya'da yaşlılara yer yok, Almanya 411 bin yaşlıyı başka ülkelere gönderiyor



Almanya'da yaşlılara yer yok

Almanya kaynaklı bir haber insanoğlunun vefasızlığına yeni bir örnek oldu



Almanya kaynaklı bir haber insanoğlunun vefasızlığına yeni bir örnek oldu. Almanya'da devletten yardım alan 411 bin emeklinin artan maliyetten dolayı yurt dışına gönderilmesi gündemde. Ülkeden yapılan açıklamada yaşlı nüfusunun hızla artığı ve yurtdışında bakımın daha ucuz olduğu belirtiliyor
Almanya'da bakıma muhtaç hale gelen yüz binlerce yaşlı emeklinin bakım hizmeti almaya yetecek maddi imkanlara sahip olmadığı ve bu sebeple devletten bakım yardımı almak zorunda kaldığı ortaya çıktı. Buna paralel olarak da bakım sektörünün 'pahalıya gelen' ama bakım almaya yetecek parası bulunmayan yaşlıların yurt dışına gönderilmesini tartışmaya başladığı öğrenildi.
Federal İstatistik Dairesi'nin (Destatis) 2010 yılına ait son verilerine göre bu durumda bulunan yaklaşık 411 bin emekli devletten bakım yardımı almak zorunda kaldı. Ülkenin en büyük sosyal kuruluşlarından VdK'nın yaptığı araştırmalara göre halihazırda bakım yardımı alanların dörtte üçünün huzurevlerinde yaşadığını belirtilirken, aylık hizmet bedeli nin 2 bin 900 avroya yükseldiği belirtildi.
Öte yandan Bild gazetesi ise bakım sektörünün bahsi geçen yüksek maliyetler nedeniyle yaşlı emeklilerin yurtdışında bulunan daha ucuz huzurevlerine yerleştirilmesini tartışmaya başladığına dikkat çekti. (Yeni Şafak)
KUR'AN-I KERİM'DE ANNE-BABA HAKKI VE RİSALE-İ NUR YORUMU
Yirmi Birinci Mektup
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ  وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَاۤ اَوْكِلاَ هُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُماَ اُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا - وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًا - رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا فِى نُفُوسِكُمْ اِنْ تَكُونُوا صَالِحِينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِْلاَوَّابِينَ غَفُورًا
EY HANESİNDE ihtiyar bir valide veya pederi veya akrabasından veya iman kardeşlerinden bir amel-mande veya âciz, alîl bir şahıs bulunan gafil! Şu âyet-i kerimeye dikkat et, bak: Nasıl ki bir âyette, beş tabaka ayrı ayrı surette ihtiyar valideyne şefkati celb ediyor!
Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukàbil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar, hayatlarını, kemâl-i lezzetle evlâtlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyle ise, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılâp etmemiş herbir veled, o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisâne hürmet ve samimâne hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnut etmektir. (Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.)
İşte, o mübarek ihtiyarların vücutlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır, bil, ayıl! Evet, hayatını senin hayatına feda edenin zevâl-i hayatını arzu etmek ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!

Üniversite, öğrencileri kartzede mi yapmak istiyor?


Üniversite, öğrencileri kartzede mi yapmak istiyor?

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi akıl almaz bir uygulama başlattı




Türkiye'de kredi kartı mağdurları her geçen gün çığ gibi büyürken, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi akıl almaz bir uygulama başlattı. Üniversite yönetimi almış olduğu kararla 40 bin öğrenciye zorunlu kredi kartı dağıttı. Öğrencilerin zorla kredi kartı kullanmaya teşvik edilmesi, ileride oluşacak muhtemel kredi kartı borçlarını da tetikleyecek. Büyük çoğunluğu orta gelir grubu ailelerine mensup olan bu öğrencilerin, hayatlarının baharında faiz kıskacına düşmesi, hem de bunun bir eğitim kurumu aracılığıyla yapılması şaşkınlık uyandırdı.
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde 40 bin öğrenciye kredi kartı dağıtıldı ve kullanımı zorunlu tutuldu. Üniversite öğrencileri daha öğrenim kredisinin altından kalkamazken şimdide "kredi kartı" zorunluluğu ile karşılaştı. Öğrenci kimlik kartları yenileriyle değiştiriliyor bahanesiyle başlayan süreçte öğrenciler, yeni yönetmelikle kredi kartı almak zorunda kaldı. Kredi kartlarının faiz ve borçları yüzünden ülkemizde birçok aile dağılırken ve insanlar kredi kartı ve faiz borçları yüzünden bunalıma girerken, üniversitelilere kredi kartı verilmesi ise veliler ve öğrenciler tarafından tepkilere neden oldu.
Kredi kartını kullanmak zorunlu
500 TL'ye kadar limiti bulunan 'Kampüs Kartı' açtırmak mecburi .Yeni yönetmelikle birlikte öğrencilere yemekhaneden yemek yiyebilmek için, verilen kredi kartını kullanma zorunluluğu getirildi. Eski kartlarda, kartı açtırma mecburiyeti yokken yeni "öğrenci-kredi kartında" bu durum zorunlu tutuldu. Kredi kartı mecburiyeti getirilmesi öğrenciler tarafından da büyük tepki topladı.
40 bin öğrenciye kredi kartı dağıtıldı
Konuyla ilgili gazetemize açıklamada bulunan Anadolu Gençlik Derneği Sivas Üniversite Komisyon Başkanı Mustafa Durmuş, "Rektör yardımcısı Hüseyin Yılmaz'la bu konuyla ilgili görüştük. Ancak Rektör yardımcımız bu uygulamanın kendilerinin yapmadığını söyledi ve daha önceki yönetimin uygulaması olduğunu dile getirdi. Amaçlarının ise çok amaçlı kart olduğunu söylediler. Şuanda 40 bin öğrenciye kredi kartı dağıtıldı. Ve kullanılması zorunlu olduğu söylendi. Çünkü yemekhanelerde verilen bu kredi kartları kullanılacakmış." dedi.
Öğrenciler faiz batağına sürükleniyor
Durmuş, "Çok amaçlı kart maliyetlerinin yüksek olduğundan Üniversite, bu çalışmayı bankayla ortaklaşa yapmış. Yapılan bu uygulama hem üniversitenin işine yarıyor hem de bankanın. Fakat öğrencilerin faiz batağına sürüklenmesine herkes göz yumuyor. Üniversiteli arkadaşlara sesleniyorum. Kimse kredi kartlarını açtırmasın. Yetkililerden de merkezi yemekhane de yapılacak bu uygulamadan vazgeçilmesini ve başka natif çözümler üretilmesini istiyoruz. Çünkü bu uygulama öğrencilere yarar değil, zarar getirir. Öğrencilerin faiz batağına sürüklenmesine göz yumamayız." şeklinde konuştu.

25 Ekim 2012 Perşembe

Kurban Bayramınız mübarek olsun

tüm islam aleminin bayramını tebrik eder,  Başta Suriyedeki zalim esad yönetimine karşı savaşan din kardeşlerimizin ve  o mazlum jalkın olmak üzere Çeçenistan Moro , Patani Afganistan Pakistan Filistin ve tüm acı çeken müslüman kardeşlerimizin bir an önce özgürlüklerine ve hayırlı bir geleceğe kavuşmalarını Cenab-ı Allah tan niyaz ederim..

Dünyada anayasa mahkemelerine üyeleri nasıl seçiliyor



 



Bu belgeyi MS WORD
formatında indirmek için burasını tıklayınız.

www.anayasa.gen.tr/aym-uyesecimi.doc
 



Karşılaştırmalı
hukuka baktığımızda Anayasa Mahkemesi üyelerinin şu şekillerde seçildiği
görülmektedir:

1. ABD[1]


ABD Yüksek
mahkemesi dokuz üyeden oluşur. Üyeler iyi hâllerini (good behavior)
sürdürmeleri şartıyla ömür boyu görevde kalırlar
[2].
İyi hâlin kaybı, yani üyenin suç işlemesi durumunda impeachment usûlünün
işletilmesiyle senatonun üçte ikisinin oyuyla görevden alınması mümkündür. Ancak
kuruluşundan bugüne görevden bu şekilde alınmış bir Yüksek mahkeme üyesi yoktur
[3].
ABD Yüksek Mahkemesine üye atanabilmenin eğitim, meslek vb. koşulları yoktur.
Bununla birlikte uygulamada genellikle hukuk mesleğinden kişilerin üye olarak
atandıkları görülmektedir. Üyelerin hepsini atama yetkisi Başkana aittir. Ancak,
başkanın ataması “Senatonun görüş ve onayı (advice and consent of the Senate)”na
bağlıdır (Anayasa, m.2, sek.2, par. 2). Uygulamada, Başkanların kendi siyasal
görüşüne yakın kişileri Yüksek Mahkemeye üye olarak atadıklarına şahit
olunmaktadır. Başkanın partisi Senatoda çoğunluğa sahip değil ise, Senatonun
atanan kişinin atamasını onaylamadığı da görülmektedir. Uygulamada başkan
tarafından atanan üyelerin beşte birine yakın kısmının Senato tarafından
onaylanmadığı not edilmektedir
[4].
Senato onaylamadan önce Başkan tarafından önerilen adayın sorgulamasını yapmak
için bir komite oluşturur. Komitede sorgulama sözlü ve kamuya açıktır.
Sorgulamada Komite, adayın siyasal eğilimlerini ve hatta özel hayatını dahi
araştırır. Örneğin Başkan Bush tarafından önerilen R. H. Bork’un üyeliğini
Senato siyasal görüşleri nedeniyle onaylamamıştır. Bork’tan sonra aday olan D.
H. Ginsburg da gençliğinde marihuana içtiği için çekilmek zorunda kalmıştır
[5].
Sonuç olarak ABD Yüksek Mahkemeye üye atanması ve onanması işinde siyasal
faktörlerin rol oynadığını söyleyebiliriz
[6].

2. Almanya


Alman Federal
Anayasa Mahkemesi 16 hakimden oluşur. Hakimlerin yarısı Bundestag (birinci
meclis [millet meclisi]), diğer yarısı da Bundestrat (ikinci meclis [senato])
tarafından seçilir (AY, m.94/1). Mahkeme Başkanı ve Başkan Vekili dönüşümlü
olarak Bundestag ve Bundesrat tarafından seçilir. Görev süreleri 12 yıldır.
Tekrar seçilmeleri mümkün değildir. Üye seçilebilmek için 40 yaşını doldurmuş
olmak ve hakim olma yeterliliğine sahip olmaları gerekir. Üniversite öğretim
üyeliği dışında başka bir işle Anayasa Mahkemesi üyeliği bağdaşmaz.

3. Avusturya


Avusturya Anayasa
Mahkemesi bir başkan, bir başkan vekili, 12 asıl ve 6 yedek üyeden oluşur (AY,
m.147). Başkan, Başkanvekili, 6 asıl üye ve üç yedek üye Federal Hükümet
tarafından; 3 asıl ve 2 yedek üye Ulusal Konsey (=Millet meclisi) tarafından, 3
asıl ve 1 yedek üye Federal Konsey (=Senato) tarafından seçilir. Seçilen adaylar
Federal başkan tarafından atanırlar. Federal hükümet tarafından seçilen üyelerin
hakim, kamu görevlisi, veya hukuk profesörü olması gerekir.

4. Fransa[7]


Fransız Anayasa
Konseyi dokuz üyeden oluşur. Eski Cumhurbaşkanları da -dilerlerse- Mahkemenin
doğal üyesidirler. Üyeler dokuz yıl görevde kalır. Bir defa seçilen üye tekrar
seçilemez. Üyelerin üçte biri her üç yılda bir yenilenir. Fransız Anayasa
Konseyine üye atanabilmenin eğitim, meslek vb. koşulları yoktur. Üyelerin üçü
Cumhurbaşkanı, üçü Millet Meclisi ve üçü de Senato Başkanı tarafından atanır
(1958 Anayasası, m.56). Fransa’da gerek Cumhurbaşkanı, gerek Millet Meclisi
Başkanı, Gerekse Senato Başkanı, kendisine yakın kişileri Anayasa Konseyine üye
olarak atamaktadırlar. Atanan kişilerin çoğunluğu eski politikacılar veya yüksek
bürokratlardır. Atanan kişilerin yaş ortalaması da hayli yüksektir (1980’lerde
yaş ortalaması 74 idi). O nedenle Anayasa Konseyi bir “emekliler hükûmeti”
olarak nitelendirilmektedir
[8].

İmam ve müezzinler maaş müjdesi

İmam ve müezzinlere zam müjdesi

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Teşkilat Yasası'yla din adamlarının ek göstergeleri yükseltilecek. Yeni düzenlemeyle Diyanet teşkilatında en büyük grubu oluşturan lise mezunu imamlar, Kur'an kursu öğreticileri ve müezzinlerin maaşlarına 117 TL zam gelecek. İlahiyat fakültesi mezunu imamlar ile ilahiyat mezunu Kur'an kursu öğreticilerinin aylığı ise 161 lira artacak. Vaizler de 111 lira zam alacak. Düzenlemenin ardından il müftüsünün maaşı 277 lira, Ankara, İstanbul ve İzmir'de görev yapan müftülerin aylığı ise 519 TL yükselecek. Öte yandan Diyanet İşleri başkanının maaşında 1.023 TL, strateji geliştirme başkanının maaşında da 1.738 liralık artış olacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırladığı taslak, Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik tarafından Meclis'te grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerine sunuldu. Tasarıya, Alevi çalıştaylarında alınan kararlar doğrultusunda eklemeler yapılacak. Bu değişikliklerin ardından tasarının komisyonlarda görüşülmeye başlanması bekleniyor. İmamlara kariyer sistemi getirecek olan yasa, din görevlilerini gruplara ayıracak. Uzman imam, uzman vaiz, baş imam, baş vaiz, uzman müezzin gibi sınıflara ayrılacak. Tasarı ile din görevlilerinin maaşları da yeniden belirlenecek. Buna göre 1.492 TL maaş alan lise mezunu Kur'an kursu öğreticisi, imam ve müezzinlerin aylığı, ek göstergelerinin yükseltilmesiyle birlikte 1.609 TL'ye çıkacak. Uzman imamlar 1.795, baş imam da 1.902 lira aylık alacak. Din hizmetleri uzmanının maaşı 40, Diyanet teşkilatındaki memurların maaşı 34, şoför, aşçı, bekçi gibi görevlilerininki ise 30 lira yükselecek.

Koyunun karnındaki nedim hazar zaman gazetesi

Kurban bayramının 1. günü 25.10.2012 tarihinde zaman gazetesinde nedim hazar imzalı yer alan modernleşme sancısı içerisinde sekülerleşen ama dindende kopamayan toplumların yaşamış olduğu durumlaradikkat çeken bir yazı...

  M.Nedim Hazar




Koyunun karnındaki

Haberi okuyunca tebessüm ettim. Şöyleydi: “Kastamo-nu’nun
 Bozkurt ilçesinde pazardan satın alınan kurbanlık dananın sırtında,
 Arapça Allah yazdığını cami imamı fark etti.”
Tabii uzun sürmedi haberin sosyal medyaya düşmesi.
 Kiminin imanını ziyadeleştirdi bu haber, kiminin dudağını büktü,
alayını artırdı.Kurbanlıktaki Allah yazısını fark eden İmam Doğannar,
 ‘’Cenab-ı Allah her şeyde varlığını hissettirdiği gibi kurbanlıkta da
varlığını hissettiriyor. Bu kurbanlığımızda Allahu Teala,
Arapça çok açık bir şekilde kendi ismini yaratmış. Kurbanlıklar
 arasında çok nadir görünen bir durum.” diyor ve şöyle ekliyordu:
 ”Bu kurbanlığımızın başka özelliği ise Allah yazısının her iki tarafta
 da olmasıdır.’’ Kurbanlık satıcısının ‘’Üzerindeki Allah yazısını
 fark etseydik bu kurbanlığı satmazdım.’’ demesini pek anlayamasam da
, bu hadise aklıma yıllar öncesinde Zafer dergisinde yayımlanan
 bir haberi getirdi. Bir bal peteğinin üzerinde ‘Allah’ lafz-ı celili vardı.
 Büyük olay olmuştu. Sonra bolca gördük benzer şeyleri, domateste,
 patateste, ağaç gövdesinde vs.
Kanaatimce, her ne kadar samimi olduklarına gönülden inansam da,
 mesele ‘Rabb’ini bilmek’ meselesidir. İnsanoğlu, yaratıcı ile arasına
 mesafe koydukça ve kendini kaptırdıkça masivaya, bu tür şeyler
 ona çok enteresan geliyor ve esas mucizeleri ıskalayıp,
 böylesi boş ve hoş şeyleri abartıyor.
Bediüzzaman Hazretleri, Asa-yı Musa isimli eserinde,
Kastamonu’da yanına gelen lise talebelerinin şikayetinden bahseder.
Öğrenciler, ‘Öğretmenlerimiz bize dini anlatmıyor,
 hatta tam tersini yapıyor.’ diye şikayet etmektedir.
 Büyük alim şu enfes cümleyi söylüyor: “Sizin okuduğunuz fenlerden
 her fen, kendi lisan-ı mahsusiyle mütemadiyen Allah’tan bahsedip
Hâlık’ı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.”
Sonra mikro âlemden makroya muazzam betimlemelerle evrendeki
her şeyin nasıl ‘Eser sahibi’ni anlattığını ifade ediyor.
Kurbanlık koyunun karnındaki Allah yazısını görüp,
 imanı ziyadeleşen insan, koyunun iç âlemine bakmayı unutmasa
, belki binlerce kez hayrete düşecek, milyonlarca kez
 hamd ve sena edecek! Misal, bir küçükbaş hayvanın içindeki
damar ve sinir ağının uzunluğu 70 bin kilometreden uzunmuş.
Yaratılan her canlı gibi, kurbanlık koyun da her yönüyle
Yaratıcı’yı haykırırken, derisindeki bir lekeye bakarak
 “cûş-u hurûş’a gelmek bana ilginç geliyor. Koyunun sadece
 derisi değil, içi dışı, kaşı gözü; her şeyi ayrı bir imza, ayrı bir esma…

Travmanın arka planı etyen mahcupyan zaman gazetesi

Kurban bayramının 1. günü 25,10,2012 tarihinde zaman gazetesinde yer alan demokrasi içinde ak parti , cumhuriyetin elitleri , halk arasında liberal diye tanımlanan insanların arasında son 10 yılda yaşanan gelişmelere oldukça güzel bir bakış açısıyla yaklaşılmış bir yazı...


  Etyen Mahçupyan







Travmanın arka planı

Dindar kesimde yaşanan özgüven yükselmesine zemin sağlayan
küresel post modern dönem, laik kesimde tam aksi yönde
 bir etki yaratmış gözüküyor.
Hiçbir zaman modernliğin gereğini kavrayamamış,
 onun relativist ayağını içselleştirememiş, sonuçta bireyselleşmeyi
 kişisel farklılaşma ve fırsatçılık boyutuna indirgemiş olan geniş bir kitle,
 modernliğin eleştirisini kendi güç kaybı olarak okudu
 ve bunda epeyce haklıydı da.
Çünkü bu eleştiri demokrat zihniyetin içinden yapılmaktaydı
ve Türkiye’deki laik kesimin bu zihniyetle herhangi bir
 kültürel bağı yoktu. Nitekim 1990 sonrasında laik kesimde
 bir ayrışma başladı ve bugün kendisini ‘demokrat’ olarak
 tanımlamaya eğilimli bir azınlık grup, sistemin içinden
ve aynı zamanda egemen sosyolojik kültürü hedefe koyarak
 muhalefet yapar hale geldi. Diğer yandan küreselleşmenin
getirdiği sosyal hareketlilik, laik kesimin kültürel hegemonyası
 altındaki kamusal alanın geçişken hale gelmesine neden olmaktaydı.
 Böylece daha önce ‘temiz’ kalmış olan kamusal alanın,
 ‘ikincil’ kültürel grupların sızması sonucu adım adım ‘kirlenmesi’,
 laik kesimin savunmaya çekilmesi, kendi hayat tarzını
 korumayı temel alan bir direnç tavrı sergilemesiyle sonuçlandı.
 Daha kritik olan gelişme ise laik kesimin içinden gelen
 demokratların, bu süreçte ‘ötekilerin’ haklarını savunmaları
 ve laik kesimdeki direnci entelektüel açıdan da yıpratarak
 gayrı meşru hale getirmesi oldu.
Bütün bunlar son yirmi yıl içinde laik kesimin genelinde bir
özgüven kaybı yarattı. CHP’nin performansı bu özgüven
 daralmasını destekledi. Nihayette beğenseler de beğenmeseler de,
kendilerini kültürel olarak laik kesimde gören herkes CHP’ye
 mahkûm oldu ve bu parti Türkiye’nin meseleleri karşısında
 gerçekten de çok aciz kaldı. Kısaca söylemek gerekirse
siyaset laik kesimin avuçları arasından kayıp gitti ve bu kitle
 cumhuriyet tarihi boyunca belki de ilk kez kendisini
edilgen bir takipçi, hatta bir seyirci olarak buldu.
Bu durumun hazmedilmesi kolay değildi…
AKP’nin ilk döneminde askerin operasyon hazırlıklarına paralel
 olarak direnç yükselirken, sonrasında bir uyum ve
 uzlaşma arayışının da yeşermesine tanık olundu.
 Diğer bir deyişle AKP’nin ilk dönem reformcu, sonrasında
 ‘tutucu’ olarak görülen yönetimi madalyonun bir yüzüdür.
 Diğer yüzünde ise laik kesimin ve onunla birlikte
 egemen kültürel kodları sahiplenenlerin davranış biçimi yatıyor.
 İktidarın reformculuğu sadece bazı doğrulara sahip olmalarından değil,
 ‘hayatta kalma’ mücadelesinin de gereğiydi. Sonraki dönem ise
 hem hayatta kalınacağını garantileyen, hem de gelecekteki
 direncin yetersizliğine inanan bir iktidarın özgüven genişlemesini
yansıtıyor.
AKP hâlâ Türkiye’yi demokrasi yönünde dönüştürmeyi hedefliyor ama
 onların demokrasi algısı demokrat zihniyet içinde değil,
ataerkil anlayış içinde şekilleniyor.

23 Ekim 2012 Salı

Yarım kalan bir soykırımı tamamlamaya çalışmak, Srebrenitsa seçimleri


11 Temmuz 1995′de tarihe “Srebsenitsa katliamı olarak geçen, Sırpların 8372 Bosnalı müslümanı katlettiği acının üzerinden 17 yıl geçmiş.
Birleşmiş Milletlerin güvenli bölge olarak ilan ettiği Srebsenitsa’da, artık Birleşmiş Milletlerin koruması altında olduklarını zanneden Bosnalı müslümanlar, kendilerini korumakla görevli 400 Hollandalı Birleşmiş Milletler askerinin Hollandalı komutanının Sırp Komutan  Ratko Mladiç ile kadeh kaldırıp, Srebsenitsa’yı Sırplara teslim etmesiyle çaresiz ve yapayalnız bırakılırlar.
Katliamdan kaçan 15 bin müslümandan 8372‘si yol yol boyunca Sırplar tarafından katledilip, toplu mezarlara gömülürler, katliamdan kurtulabilenler ise  gündüzleri ormanlarda saklanıp, geceleri yürüyerek aylar sonra müslümanların kontrolleri altındaki bölgelere ulaşırlar.
Avrupanın göbndeki bu katliam 2. dünya savaşından sonra Avrupa’da yaşanan en büyük”soykırım” olarak Avrupa tarafından da kabul edilir.
Savaş sonrasında, Sırp savaş suçlularının yakalanıp yargılanması ve cezalarının infaz edilmesi sırasında kendisini yeniden belirginleştiren avrupanın ve uluslararası toplumun ikiyüzlülüğü, BosnaHersek’te Ekim ayı içinde yapılan Belediye  seçimlerinde bir kez daha ortaya çıktı.
Soykırımdan kaçmak için evlerini terk eden müslümanların yerlerine, diğer bölgelerden gelip Srebsenitsa’ya yerleştirilen Sırplar nedeniyle Srebsenitsa’nın demografik yapısı dştirilmişti. Ancak Dayton antlaşması sonrasında bu husus dikkate alınarak, evlerini terk eden müslümanların belediye seçimlerinde oy kullanmasına da imkan tanınmıştı. Bu nedenle 2008 yılında yapılan belediye başkanlığı seçimlerini müslüman aday kazanmıştı.
Aradan geçen süre içerisinde hem Sırp partilerin diretmesi hem de başta ABD, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın verdiği destek ile soykırım nedeniyle evlerini terk eden Boşnakların Ekim ayı içerisinde yapılan belediye seçimlerinde oy kullanma hakları ellerinden alındı.
Bu deikliğe tepki gösteren Boşnaklara, uluslararası toplumdan Türkiye haricinde maalesef destek veren de olmadı.
Bosnalı müslümanların Avrupanın ortasında maruz kaldıkları soykırım sırasında hissettikleri yalnızlık ve terk edilmişlik hissi, yapılacak seçimler öncesinde Bosnalı müslümanlar nezdinde bu vesile ile yeniden hissedilir oldu.
Bu şartlar altında yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde, Bosnalı müslümanlar Srebsenitsa için ortak bir aday çıkarma kararı alarak seçimlere girdiler.
Tüm bölgelerde seçim sonuçları belli olmasına rağmen Srebsenitsa’da seçimler sırasında yaşanan bazı gerginlik ve usulsüzlükler nedeniyle Sırp aday damüslüman aday da kazandıklarını belirtmelerine rağmen resmi sonuçların açıklanması itirazların incelenmesi sonrasına bırakılmıştı.
Bugün açıklanan resmi sonuçlara göre ise Srebsenitsa belediye başkanlığı seçimini müslümanların ortak adayı Camil Durakoviç’in kazandığı açıklandı. Bu sonuçla Srebsenitsa’nın göbeğinde yer alan ve Srebsenitsa katliamında şehit edilenlerin gömüldüğü Potaçari şehitliğibir dönem daha müslümanların yönetimi altında kalacak.
Bosna Hersek’te yaşayan müslümanların, sembolik anlamı olan Srebsenitsa’da “oyum Srebsenitsa’ya” kampanyasıile az bir farkla bile olsa -boşnak partilerin ortak bir aday çıkarmaları ile-seçimi kazanmaları elbette önemli. Ancak geçmişte Boşnakların yoğun olarak yaşadığı ancak soykırıma maruz kaldıkları için evlerini terk etmek zorunda kalan ve Dayton Anlaşması’ ile Sırp yönetimine bırakılanBratunac, Foça, Zvornik, Vişegrad, Biyelyina, Priyedorgibi belediyelerde, belediye meclislerine tek bir Boşnak üye dahi seçilemediğini de unutmamak gerek. 
Avrupa’nın göbnde, tüm avrupa’nın ve “medeni dünya“nın gözleri önünde soykırıma maruz bırakılan müslüman bir milletin,  zorda olsa sembolik anlamı olan Srebsenitsa’da seçim kazanması ne kadar önemli ise, bu soykırıma göz yumanların  bugünde aynı şekilde “soykırımdan arta kalanların” da siyasi temsil güçlerinin elllerinden alınmasına ses çıkarmayarak 17 yıl öncesinden farksız bir tutum takınmaları da ayrıca önemlidir.
 Yalın ayağımız Bosna‘da belki 1993 teki gibi kan dökülmüyor  ama Bosnalı müslümanları siyasi yönetim gücünde sıfırlamaya yönelik mücadele “medeni dünya“nın gözetiminde kesintisiz devam ediyor.
Geçmişte Bosna’ya yardımcı olmak için Türkiyeli müslümanların neler yaptığını hatırlayarak, Bosnalı müslümanların bu seçimler nedeniyle maruz kaldıklarını uygulamayı ”Bilge Kral” Aliya İzzetbegoviç’in şu sözleri ile hatırlamakta fayda var;
“Savaşta büyük zulme uğradınız. zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.



  







30 Eylül 2012 Pazar

Başbakan Erdoğan,dan 'Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri

Başbakan Erdoğan 3. Ak Parti kongresinde okuduğu Sezai Karakoç'un 'Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine' adllı şiiri.





Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkis'in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

30 Eylül 2012 Ak Parti Kongresi Notları

Ankara Başbakan Tayyip Erdoğanın 3. ve son kez aday olduğu kongre Başbakan erdoğanın saat 11 sıralarında salona gelmesiyle başlamış durumda.

Dünyadan yaklaşık 50 ülkeden 200 temsilcinin ve 3 devlet başkanının takip ettiği kongre çoşkuyla açılmış durumda.

Başbakan erdoğan her zaman olduğu kongreye şiirle (Sezai Karakoç tan Uzatma Dünya Sürgünümü benim)ve milletimize teşekkürle başladı.

Erdoğan önce türkiyenin sınır illerinden başlayıp ardından islam dünyasının başkent ve önemli şehirlerine
selam gönderirken suriyede özgürlük ordusu neferlerine gönderdiği selam ve övgü ve destek dikkat çekerken Kudus e ayrı bir övgü gönderdi son olarak ise Fahri Kainat Efendimizin şehri Medine ve Kıblemizin başkenti Mekkeye selam göndeeridikten sonra dost ülke olarak sadece avustralya ,brezilya ve japonya ya selam göndermesi başka dikkat çeken belkide çok konuşulacak bir ayrıntı

Başbakan erdoğanın yaklaşık 15-16 lideri alkışlattığı konuşmada ise en çok alkışı ise yaklaşık yarım dk alkışlanan Hamas Lideri Halid Meşal oldu.