Sümbül Ebrusu
24 Mart 2013 Pazar
2013 yılı Muvazzaf/Sözleşmeli Muvazzaf Astsubay temini sınav yeri bilgisi, 30mart 2013 tsk astsubay sınav merkezi
2013 yılı Muvazzaf/Sözleşmeli Subay ve Muvazzaf Astsubay temin faaliyeti kapsamında ön başvurusu kabul edilen aday listesi ve sınav yerlerinin 25 Mart 2013 öğleden sonra www.kkk.tsk.tr internet adresinde yayımlanması planlanmaktadır.
23 Mart 2013 Cumartesi
Papa: Özellikle İslam’la daha fazla diyalog içinde olmalıyız
Papa: Özellikle İslam’la daha fazla diyalog içinde olmalıyız
Katolik dünyasının yeni ruhani lideri Papa Francesco, büyükelçilerle biraraya geldi
Katolik dünyasının yeni ruhani lideri Papa Francesco, Vatikan’a akredite yabancı büyükelçileri kabul ederek, “Değişik dinlerle ve özellikle İslam’la daha fazla diyalog içerisinde olmamız ve bunu yoğunlaştırmamız gerek” dedi.
Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Prof. Dr. Kenan Gürsoy’un da hazır bulunduğu kabulde Papa, “Barış adına değişik uygarlıklarla, kültürlerle, toplumlarla iletişim kurmalıyız. En azından içimde yaşattığım duygular bunlar” diye konuştu.
Papa Francesco inançlı olmayanlarla da ilişki kurmak ve bu ilişkileri yoğunlaştırmak gerektiğini vurgulayarak, “Papalık töreninde Roma’da hazır bulunan İslam dünyasına bağlı gerek din adamları ve gerekse devlet otoriteleri beni fazlasıyla sevindirdi ve mutlu etti. Bu çok olumlu ve güzel bir gelişme ve atılım oldu. Bunun için İslam’la diyaloglara önem veriyoruz” dedi.
Papa, “Dinler arası köprüleri kurarken Vatikan’la diplomatik ilişkisi olmayan az sayıdaki ülke ile de resmi temasların bir an önce başlamasını diliyorum” ifadesini kullandı.
21 Mart 2013 Perşembe
‘Helal daire keyfe kafi’ ama... Dr. Birsel Banu Okutan
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden Dr. birsen Banu Okutan Hocamızın bu haftaki Star Gazetesi açık görüş ekinde yer alan ‘Helal daire keyfe kafi’ ama... başlıklı tesettür kavramı ve son yıllarda çoğalan tesettür dergiciliği! üzerine eleştirel bir bakış açısı ve bir hatırlatma ihtiyacı duyarak kalema almış olduğu yazısı
Dr. Birsen Banu Okutan / İstanbul Üniversitesi
Popüler kültür, genel hatlarıyla kapitalist pazar mekanizmasına bağımlı, kitle iletişim araçları tarafından yayılan, geniş kitlelere seslenen gündelik hayat tarzı olarak adlandırılmaktadır.
Sinema, müzik, televizyon programları, diziler, reklamlar gibi popüler kültür ürünleri farklı kimlikler üzerinde ortak zevkler, tüketim alışkanlıkları oluşturmakta ve standart eğilimler yaratmaktadır. Kendini tekrar tekrar üreten popüler kültür ürünlerinin tüketiminde ‘kadınlar’ aktif özne olarak yer almaktadır.
Modanın yörüngesinde gezinirken...
Güzellik üzerine kurgulanmış bir kadınsallık algısı ile kadınlar, genç ve zayıf gözükmek için güzellik merkezlerine gitmeye, kozmetik malzemeleri kullanmaya özendirilmekte; bir yandan da şık görünmek için modayı takip etmeye ve alışveriş yapmaya teşvik edilmektedir. Modanın yörüngesinde oluşturulan standart “ideal kadın tipolojisi” tüketim toplumunda kimlik oluşum ve kimliksel özelliklerin yerleşim süreçlerini de etkisi altına almakta; parçalı, değişken, kırılgan kadın kimlikleri yaratılmakta, bir bakıma da kimlik bileşenleri bulanıklaşmaktadır.
Popüler kültür bombardımanı
Dine önemli paye verdiği için örtünen kadın da diğer bireyler gibi popüler kültürün bombardımanı altında kalmaktadır. Popüler kültür ürünleriyle başörtülü kadınların girdiği ilişkiselliğin boyutu ve derinliği yapılan çalışma verileriyle günbegün aydınlanmaktadır. Tüm örüntüyü uzun uzadıya açıklamak bu yazı özelinde mümkün olmadığı için muhafazakâr, örtülü kadınlar için hazırlanan popüler ‘yaşam stili dergileri’ üzerinden yapılacak ilişkisellik analizi, mikro ölçekte de olsa konuyu anlaşılır hale getirebilir.
Son yıllarda, muhafazakâr tüketicilerin beğeni ve zevklerini oluşturma veya geliştirme amacıyla hazırlandıkları iddia edilen yaşam stili dergileri “helal daire keyfe kafidir”, “Müslüman kadın güzel olmasın mı?”, “İslam’ın da estetiği vardır” gibi mottolar altında varlıklarına meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Güzellik-moda-alışveriş sarmalında oluşturulan dergilerde makyajlı ve örtülü kadınlar modellik yapmakta; “Vakko cüzdan” “Rubenis gözlük”, “iPhone 4S”, “Flormar rimel”, “Christian Dior ruj” gibi markalı ürünler, alınması tavsiye edilen ürünler olarak sunulmaktadır. Bu sunumun skalası değişmekle birlikte bu tip dergilerin diğer moda veya yaşam stili dergileriyle benzerliği farklarından daha çoktur. Hedef kitle hangi tabaka olursa olsun iki tür dergi de piyasa mekanizmasının dinamiklerine göre işlemektedir. Dergiler moda, güzellik-estetik, ünlülerle söyleşi, kişisel gelişim örnekleri, sağlık haberleri gibi konular çerçevesinde oluşmakta, bol miktarda reklam kullanmaktadır. Mesela Ala dergisi tıpkı Elle dergisi gibi Chanel, Kenzo, Gucci, Burberry, Versace, Guess gibi markaların reklamlarını vermekte; bunlara ek olarak İklim, Olcay, İşbilir gibi daha az bilinen veya bilinmeyen tesettür giyim mağazalarını tanıtmaktadır. Reklam verenlerin mottoları ise yer yer farklılaşmaktadır. Elle dergisinde “Clinique, 3 saniyede harika bir cilt yaratılabilir mi? Evet” şeklinde seküler mottolara rastlanırken; Ala dergisinde “Helal sertifikalı Mihri güzellik ve bakım ürünleri ile siz de güzelliğinizi keşfedin” biçiminde dini terimleri ve muhafazakâr söylemleri kullanan reklamlarla karşılaşılmaktadır. Sonuçta değişik kitlelere hitap eden dergilerin mantalitesi aynı ‘tüketim yörüngesinde’ hareket etmektedir. Dergiler, ister muhafazakârlık olsun ister olmasın, değer veya inançları kendi kurallarına bağlayan piyasaya adapte olmaktadır.
“Böyle bir muhafazakâr yaşam stili dergisinin başörtülü dindar bir kadın veya birey için ne gibi sakıncaları olabilir?” sorusu hem üreticiler hem de alıcı kitle tarafından zaman zaman gündeme getirilmektedir. Bu sorunun cevabı, sosyolojik olarak ‘amaçlanmış davranışın niyetlenmemiş sonuçlar doğuracağı’ ilkesine dayanarak iki madde özelinde açıklanabilir. İlk olarak, dergilerde makyajlı, beden hatları ortaya çıkan başörtülü modellerin varlığı, örtüyü kıyafet-makyaj-stil üçgenine yerleştirmektedir. Esasen, “başörtü” dini bir göstergedir. Gösterilenin “dini amaç”, gösterenin “örtü” olduğu denklemde, “gösterenin” piyasa mekanizmasına göre çeşitlenmesi, renklenmesi, hızlı bir değişim sürecinden geçirilmesi “göstereni” şeyleştirmekte; “gösterilenin” ise varlığını unutturmakta, onu tanımsızlaştırmaktadır. Anlamından kopartılan stilize örtü şekilleri muhafazakar kitleler tarafından takip ve taklit edilip, sokağa düşmektedir. Sokağa düşen her model gözlerde aşinalık yaratmakta, aşinalık yadırgama oranını azaltmakta ve alışkanlıklara dönüşmektedir. Ticari döngünün motor imgesi olarak modanın arzuladığı da bu değişim takibinin alışkanlığa dönüşmesidir.
İsrafı prestijle eşitlemek...
17.03.2013 tarihli star gazetesinin açık görüş ekinde nazife şişman tarafından kalme alınmış son günlerin en tartışmalı ve şahsen benimde çok fazla tereddüt ettiğim bir konu olan Süt Bankası hakkında kaleme aldığı yazıyı paylaşıyoruz...
Laboratuvarda pastörize edilerek endüstriyel bir ürüne dönüşüyor anne sütü. Ve bu esnada nasıl bir nitelik kaybı olduğuna dair araştırmalar da fazla gün yüzüne çıkarılmıyor. Böylece bütün doğallık vurgusuna rağmen karşımızda bir ürün olduğu göz ardı edilmiş oluyor. Halbuki süt bankası kurmak yerine bir sütanne vakfı kurulması düşünülemez mi?
| Nazife Şişman |
Bugüne kadar gerçekleşen 8 Mart kutlamalarında kadınlar konserler dinledi, çiçeklerle karşılandı, her yerde “kadın” diye başlayan nutuklar dinledi, çeşitli kurumların kutlama mesajlarına maruz kaldı. Ama ilk defa bir süt bankası hediye edilecekti kadınlara. Sağlık Bakanlığı, bu yıl Dünya Kadınlar Günü’nde İzmir’de bir anne sütü bankası açacaktı, ama olmadı. Belki de 23 Nisan Çocuk Bayramı’na ertelenmiştir, kim bilir? Süt, çocuklara hediye edilse daha anlamlı diye düşünülmüş olabilir. Nihayetinde anonim bir anneler topluluğundan alınıp anonim bir bebekler topluluğuna ulaştırılmayacak mı, bu nadide olduğu söylenen besin?
Şaka bir yana bu anonimlik üzerinde önemle durmak gerekiyor. Gerçi Sağlık Bakanlığı hangi kadının sütünün hangi çocuğa verildiğinin çok titiz bir kaydının tutulacağını vadediyor. Süt akrabalığıyla ilgili bilginin aktarılabilmesi için. Ama bu vaad endişeleri bertaraf etmiyor, çünkü çok karmaşık bir durumla karşı karşıyayız. Adı üzerinde bu bir banka ve kurumsal niteliği anonimlik üzerine kurulu. Siz hangi numaralı banknotun hangi müşteri tarafından yatırıldığının ve hangi müşteriye kredi olarak verileceğinin dökümünü yapabilen bir finans sistemi tahayyül edebiliyor musunuz? Biraz abartılı görülebilir bu benzetme, ama nihayetinde benzer bir durum söz konusu ve mahiyeti itibariyle böyle bir hukuki düzenleme yapmak çok zor görünüyor. Çünkü işin bizatihi kuruluşu, sütü, anneden ayrı bir madde olarak kabul edişe dayanıyor. Anne sütü bir maddedir, emzirmek ise bir eylem. Esasında anne sütüyle beslemenin biyolojik ve psikolojik faydalarını tesis etmek için hem maddeye hem de eyleme yoğunlaşmak gerekir. Mesela ememeyen prematüre bebeklere biberonla anne sütü verilmesiyle ilgili çalışmalar, anne sütünün materyal olarak faydaları üzerine yoğunlaşırken emzirmeyi konu alan çalışmalar bir pratik olarak emzirmenin duygusal ve gelişimsel faydaları üzerinde yoğunlaşır. Süt bankasının arka planındaki yaklaşım, anne sütünün emzirme pratiğinden tamamen kopuk bir şekilde sadece bir materyal olarak içeriğine odaklanıyor.
Bilimsel süt ve mamalar dönemi
Belki de ilk insandan beri kadınlar bebeklerini emzirmelerine rağmen anne sütünün bilimsel olarak faydasının tescili için yirminci yüzyılı beklemek gerekti. Zaten doğum, ölüm gibi insan hayatına dair pek çok evrenin tıbbileştirildiği ardından da teknolojikleştirildiği bir dönemdir yirminci yüzyıl. Nitekim üçüncü dünya ülkeleri bir sağlık programı çerçevesinde1960’lı yıllarda süt tozu ile ve bebekler için “bilimsel süt ve mama” ile tanıştı. Kalkınma programlarına içkin olarak servis edilen yapay süt ve mama, pek çok üçüncü dünya ülkesinde emzirme pratiklerini değiştirdi. Ama ne zaman ki Dünya Sağlık Örgütü, anne sütü muadillerinin pazarlama şartlarıyla ilgili uluslararası bir kod oluşturdu, işte o zamandan, yani 1981’den itibaren anne sütü ile beslemenin önemi küresel düzeyde kabul edilmiş oldu. O zamandan beri anne sütü bebekler için en uygun besin maddesi olarak kabul ediliyor. Anne sütü bankalarına ivme kazandıran “anne sütünün faydalarına dair söylem”in önemli bir aşaması olarak görülebilir bu dönem. Esasında ilk süt bankası 1909’da Viyana’da kurulur. O zamandan günümüze inişli çıkışlı ilerler bu serüven. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında erken doğan bebekler için süt bankaları ile ilgili bazı düzenlemelerin olduğu görülür. 1980’lerin ilk yarısında hızla artan süt bankalarının sayısı ikinci yarıda AIDS’in yaygınlaşmasıyla hızla azalır. Çünkü hastalık bulaşmasından korkar insanlar. Fakat 1990’larla birlikte süt bankaları yeniden artışa geçer.
2001’de ilk defa uluslararası İnsan sütü bankası kongresi düzenlenir. O zamanki rakama göre Fransa’da 18, Brezilya’da 154 süt bankası vardır. İngiltere’de ise 17 banka mevcuttur. Brezilya’daki rakama dikkatinizi çekmek isterim. Kalkınma programına içkin formül mamaların servis edildiği ve kültürel olarak emzirme pratiklerinin tamamen bozulduğu bir tarihsel tecrübesi var Brezilya’nın. Önce bebekleri emzirmekten vazgeçirten bir mama furyası ardından süt bankası kuruluşu. Bu nüfus ve kalkınma politikası ayrıca ve ayrıntılı olarak ele alınmayı hak ediyor. Ama günümüzde sadece bu ülkelerde değil pek çok ülkede süt bankaları sayıca artış gösterdi ve toplamda 500’e ulaşmış görünüyor.
‘Alternatif annelikler’…
Konyaray tramvay renk seçimi anketi sonuçları
Konyaray anketi sonuçlandı
Konya Büyükşehir Belediyesinin Konyada hizmete girecek tramvayların rengini belirlemek için yapmış olduğu halkoyuna sunulma işleminin sonuçları bizzat Başkan Tahir Akyürek tarafından açıklandı.
Anket sonuçlarına göre Konya halkı yeşil ve beyaz renklerden oluşan tramvayı seçmiştir , tüm konyalı hemşerilerimize hayırlar getirmesitemennisiyle, hayırlı olur olur inşaallah...
20 Şubat 2013 Çarşamba
Elif Olmak
Elif Olmak
Elif olmak zordur
Çünkü elif olmak
Yuvarlak bir dünyada dik durmanın
Dik ve önde
Belki acıyla
Ama vazgeçmeden durmanın
Dünya ne kadar dönerse dönsün
Olduğu yerde kalmanın adıdır elif olmak
Kaç silah varsa elife çevrilir
Elif hep olduğu yerdedir
Silahlar patladığında ilk vurulan eliftir
Zordur elif olmak
Elif olmak hep vurulmaktır
Elif olmak yalnızca elif olmaktır
Ne B, ne T, ne S
Elif
Yalnızca elif
Elif demeden hiçbir şey denilemez
Ben elif dedim
Artık her şeyi söyleyebilirim
MEVLANA İDRİS
Emirhan Ertürk Yol Ezgisi
Emirhan Ertürk - Yol Ezgisi
Hükmü mü var boyun, enin ?
İçten açıksa yelkenin
Yollar içindedir senin …
Yollara çıkmadan yürü !
İçten açıksa yelkenin
Yollar içindedir senin …
Yollara çıkmadan yürü !
Hiç kıyılır mı basmağa
Laleye, güle, zambağa …
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !
Laleye, güle, zambağa …
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !
Sormadan Aslı semtini
Doldur ışıkla testini ..
Yen bu güreşte kendini ;
El seni yıkmadan yürü !
Doldur ışıkla testini ..
Yen bu güreşte kendini ;
El seni yıkmadan yürü !
Bir şakadır sıcak, soğuk …
Köprü yıkık ve yol bozuk
Olsa da, ey garip çocuk,
Sen – yine – bıkmadan yürü !
Köprü yıkık ve yol bozuk
Olsa da, ey garip çocuk,
Sen – yine – bıkmadan yürü !
Ellere örtü gömleğin ..
Gölge kuşan, güneş giyin ..
Kuytularında isteğin
Şimşeği çakmadan yürü !
Gölge kuşan, güneş giyin ..
Kuytularında isteğin
Şimşeği çakmadan yürü !
Ufka düşen karaltıda
Bir gibidir yapıyla dağ ..
Çevre karanlık olsa da
Lambanı yakmadan yürü !
Bir gibidir yapıyla dağ ..
Çevre karanlık olsa da
Lambanı yakmadan yürü !
Uyku ne uykusuzluğa ?
Korku ne korkusuzluğa ?
Artık, alış susuzluğa ;
Artık, acıkmadan yürü !
Korku ne korkusuzluğa ?
Artık, alış susuzluğa ;
Artık, acıkmadan yürü !
Söyle : yerin ne Asya’da ?
Kaldı kalıntın ortada ..
Bekleyenin yok arkada ..
Arkana bakmadan yürü !
Kaldı kalıntın ortada ..
Bekleyenin yok arkada ..
Arkana bakmadan yürü !
Yolcu kıyar mı basmağa
Laleye, gülle zambağa ..
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !
Laleye, gülle zambağa ..
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü !
( Kubbe-i Hadra )
YOL
Kendine yorma herşeyi ..
Kendi için güzel, iyi …
Zorlamadan mesafeyi,
Yolları sıkmadan yürü !
Kendi için güzel, iyi …
Zorlamadan mesafeyi,
Yolları sıkmadan yürü !
18 Şubat 2013 Pazartesi
Alman patronundan etkilendi 5 cami yaptırdı
Alman patronundan etkilendi 5 cami yaptırdı
Almanya'da bir fabrikada uygun olmayan ortamda ibadet ederken Alman patronunun ''Sizin için bir mescit yaptıralım, namazınızı temiz bir yerde kılın'' sözünden etkilenen Derviş Özçoban, emekli olup Türkiye'ye döndükten sonra memleketi Konya'da 5 cami yaptırdı. Fabrikanın Alman yöneticisinin mescit yaptırmasından çok etkilendiğini, imkanı olursa cami yaptırmaya söz verdiğini belirten Özçoban, şunları kaydetti:
''Beraber çalıştığımız bir arkadaşımız fabrikanın içinde namaz kılıyordu. Tabii toz toprak, temiz yerler değil. Bizim fabrikanın idarecileri de orada teftiş için bulunurken, bu arkadaşımızı namaz kılarken gördüler.
'Bu Türk burada ne yapıyor' diye bizden sorumlu şefe sordular. O da 'ibadet yapıyor' cevabını verdi. Müdür buna cevaben, 'ibadet temiz yerde olur' diyerek, 'buraya bir mescit yapın' diye talimat verdi. Bir gün sonra baktık ki orada suntalarla çevrili, halısı, minberi, kürsüsü ile tertemiz bir mescit yapılmış. Sonra bize, 'namazı burada, temiz yerde kılacaksınız' dediler. Ben de o zaman; 'bir Hristiyan, bir Müslüman'ın ibadetini düşünüp hizmet ediyorsa ve mescit yaptırıyorsa, Allah bize imkan vermişken, biz neden mescit ya da cami yaptırmıyoruz' dedim. Almanya'dan döndüm. Allah nasip etti, gelir gelmez bir cami yaptırdım.''
-Her yıl bir cami hedefi-
Özçoban, camisi olmayan mahalle ve beldelerden gelen talepleri değerlendirdiğini dile getirerek, ''Son 3 camiyi birer yılda bitirdik. Allah imkan ve ömür verirse, nerede, nasıl olur onu bilemiyorum, bir cami daha yapacağız. Allah'a verdiğim bir söz var. Onun gereğini yerine getirmeye çalışacağım. Her yıl bir cami yaptıracağız'' diye konuştu.
Yaptırdığı camilerin halkın malı olduğunu vurgulayan Özçoban, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Kendim projeye başlarım. Vatandaşlardan yardım geldiğinde ise kabul ederim. Halkın malıdır. Çıkıp da tek tek dolaşıp yardım toplamam. Gelen olursa kabul ederim. Son yaptırdığımız camide yüzde 20'si kadarı vatandaşlarımızdan gelmiştir. Geri kalanını kendim yükleniyorum. Çünkü İslam'da camiye gelen yardımlar geri çevrilmez. Camiler, ümmetin malıdır.''
Bir çok ilköğretim okulunun tamiratını da üstlendiğini söyleyen Özçoban, ileride bir huzurevi yaptırma hayalinin olduğunu sözlerine ekledi.
kaynak: konhaber
15 Şubat 2013 Cuma
Old Crimea Sultan Baybars Han Mosque Photos, Eski Kırım Sultan Baybars Han camii
Kırımda Memluk Sultanı Baybars Han ın saltanattan feraget etmesinden sonra memleketi kırıma yani eski kırım denilen şehre döndükten sonra yaptırmış olduğu baybars han camiinin sovyet sonrasında yıkılması sonucunda arta kalan harabeleridir.
fotoğraflar 30,01,2013 tarihinde çekilmiştir.
photos taken on 30.01.2013.
ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. (crimeanomad.com)
13 Şubat 2013 Çarşamba
Yalta Swallow's Nest photos and trawel notes, Yalta Kırlangıç Yuvası gezi yazısı ve fotoğraflar
Yalta şehrinin Gaspra kasabasında bulunan kırlangıç yuvası(swallows nest) diye isimlendirilen kayaların üzerine yapılmış 20 yy ilk yıllarında inşa edilmiş şatomsu benzerliğiyle ve denizin hemen üstünde yer alamasıyla şahsına münhasır bir özellik sağlayan ve bugünde turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerden biri olarak tanınmış şato ev karışımı yer;
1911-1912 yılları arasında baron von steingel tarafından yaptırılmış olup yerden 130 feet - 40 metre yükseliğindedir. Binanın bir başka özelliği ise aradan geçen yıllar ve depremler nedeniyle altındaki kaynın bir kısmının parçalanıp şatonun havada asılı duran kısımları olmasıdır.
Resimler 31,01,2013 tarihinde çekilmiştir.
Yalta Vorontsov Palace (Alupka) Photos and Travel notes, Yalta Vorontsov Sarayı fotoğrafları ve gezi inceleme yazısı
Kırım ın Yalta Şehrinde bulunan ve sahip olduğu ilginç mimarisi ile dikkat çeken vorontsov sarayına ait 2013 yılının ocak ayının son gününde gerçekleştirdiğimiz gezi esnasında çektiğimiz fotoğrafları aşağıda paylaşıyoruz...
Sarayın fotoğrafları ve notlarımız...

Sarayın fotoğrafları ve notlarımız...
sarayın girişinde bulunan ve bizlere sarayın minyatürünü gösteren fotoğraf ile başlıyor gezimiz.
sarayın siyah beyaz bir resmi yaklaşık 115 yıllık.
bu da sarayı yaptıran
Mikhail Semyonovich Vorontsov beyefendi.
rusyanın kırım valisi
ve saray içindeki gezimiz başlıyor; sarayın girişindeki uzun yollara bir örnek
sarayın iç avluya giriş kapısı
ve yolun devamı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)