Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

4 Mayıs 2014 Pazar

Beyaz laleler

8 gün boyunca aşağıda ki laleleri gözlemledim, sonucuna siz karar verin.
resimler sondan başlamaktadır.  
sizi biraz uğraştırmak istediğim için resimleri ters yükledim o yüzden en aşağıda ki resimden başlamanız önerilir.

Not: daha büyük bir çalışmayı bugün ya da yarın inşallah paylaşmayı planlıyorum son bir eksik kaldı onuda yaptım mı tamamdır...
bu beyaz lale çalışması diğer çalışmanın altında yaptığım açıkcası çok değerlendirmeyi düşündüğüm bir çalışma değil di ama baktım bu da güzel olmuş...
boşa gitmesin istedim...
diğer çalışmamı
bekleyiniz pişman kalacağınızı düşünmüyorum

her gün farklı zamanlardan 1 adet kare alınmıştır.

03.05.2014

                                                       02.05.2014

                                                        01.05.2014

                                                      30.04.2014

Bir Hakemlik serencamı ve futbol ile forma kutsallığı

Normalde bu yazıyı ay başında(nisan) kaleme alacaktım, futbol hakemliğinde 2 yılımı geride bırakmamın ardından bir değerlendirme babından düşünmüştüm ama bugüne kadar kaldı... 
Nasip tabiii...

Açıkcası geçen yıl düdüğümü astıktan sonra bir daha bu formayı giyebileceğimi düşünmüyordum...
Bende çok fazla acı hatıra barındıran bir nesne konumunda iken yeniden üzerimde görünce ve sahaya inince  
bana farklı duygular anımsattı wiedar


hakemlikte ve futbolda bilirsiniz ya da biraz ilginiz olmuşsa mutlaka duymuşsunuzdur,
 forma kutsaldır ...

bu lafı işittikten ve sonra o kutsal addedilen şeyi giydikten sonra kafamda da zaten bildiğim bir şeyi bizzat test etmiş de oldum, hemde yaşayarak, eskiler bilinen şeyleri tekrar test etmeye gerek yok derler ama bazen saksımız duruyor deme ki!!! 

Batıl ne kadar şeye kutsallık addediliyorsa hakiki kutsallarımız o kadar yara alıyor...


hakemlik hakkında çok fazla söylenecek bir sözüm yok, 

bana kattığı bir kaç özellikden ötürü minnettarım ve ayrıca futbol dünyasını bu kadar yakından tanımama sebep olduğu içinde...

bana şahsen hakemlik sabır taşı özeliği kazandırmasının yanında olayları önceden sezip sonrasına yorum yapma yeteneğine büyük renk kattı,
ayrıca hayatta ne için kimlerin nasıl ve hangi anlarda çirkeflik yapıp oyun bozanlık edip sahtekarlığa girişeceklerini gösterdiği için hakikaten bu mesleğe minnettarım.
bugüne kadar hakem formasıyla resmi olarak 5 maça çıksam da gayri resmi neredeyse 100'e yakın maça çıktım... buralarda edindiğim deneyimler insanoğlu için hiç iç açıcı değildi...
en ufak dünya menfaati için insanlığın hangi öz değerlerinden vazgeçebileceğini göstermesi unutulmayacak kadar acıydı..

gerçi yemediğim küfür ve hareket kalmamıştır her halde:D ama olsun bütün bunların benim artı haneme yazılacağını ümit ediyorum:D

olsun kader bu...

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Passolig kartı değerlendirme

Biliyorsunuz e-bilet uygulaması bu ayın ortasından beri mecburi olarak uygulanmaya başladı. Bizde de e-bilet uygulaması passolig adı verilen bir kart üzerinden yapılacak...
futbolu eskisi kadar takip etmesem de (edemesem demiyorum, biraz bilinçli) genede her sene en az 4-5 maçı stadyumda 15-20 maçı tv den takip eden bir torku konyasporlu ve eskiden de şike bahçeli bir pasif taraftarım...

biliyorsunuz 3 temmuzdan beri bizim ligin tadı tuzu yoktu, o yüzden 3 büyük denen melunlardan artık nefret ediyorum ve bütün futbol ilgimi konyaspor ve alman milli takımı üzerine yoğunlaştırdım...

İstanbula geldim geleli ya da konyadan çıktık çıkalı aramın futbol ile bu kadar açık olduğu bir seneye hiç denk gelmemiştim...
Bu yıl öyle bir gıcık sene geçirdim ki hiç br futbol maçını stadyumda izlemek nasip olmadı,
nasip diyorum çünkü, normalde konyada iken konyapsrın maçları hava buz kesmediği müddetçe benim için elimde püskevit ve çitlekle beraber sessizce oturduğum koltuktan takip etmenin zevki değişilmezidir. gollere bile sevinmek için kolay kolay stadyumda bile ayağa kalkmam,
biraz yapım gereği gayet odun ve ruhsuz seyirciyim o yüzden hiç bir zaman beleş bilete tenezzül etmemişimdir. her zaman paramı verip girerim maça,
çünkü o verilen beleş biletin neticesi stadyumda 90 dakika boyunca bağırmaktır...
ben yapamam o işleri ve de sevmem, aa yapılmasına kesinlikle karşı olmadığım gibi mutlaka olması gerektiğine de inanıyorum ama ben yapmak istemiyorum ve bugüne kadar bir kere bile bağırmadım...
.... 

1 Mayıs 2014 Perşembe

konya da Şivlilik ve Fener alayı üzerine geçmiş hatıralar...

Bugün regaip kandili ama bir konyalı olarak ve çocukluğunu konyada geçirmiş birey olarak daha farkli bir anlamı daha var; ŞİVLİLİK ve fener alayı...

                               

Çocukluğumda 7. sınıfa kadar hiç eksiksiz gerçekleştirdiğim konyama has bir adet,

ellerimizde poşetlerle evlerin kapılarını çalarak şivlilik şivliliiiiiiiiiiiiiiiiik, şivliliiiiiiiiiiiiiiiiiik diye bağırdığımız zamanlar, açılmayan kapıların zillerini inatla ve çocuksu hırsla tekrar tekrar basmalar,

fatih ışıklar mahallesinde çocukluğum geçtiği için hem sebze haline hem toptancılara yakın bir semtte oturmanın şivlilik zamanında "toptancılarda neler dağıtılıyor biliyormusun oğlum" hikayesinin aslının ne olduğunu bilmemem rağmen hala bir inanıp inanmama arası bir merak ve beklentiyle gidişimiz, adese marketlerinden şivlilik istemelerimiz...  zebze halinden alınanlar bir yana toptancılardan alınan son kullanma tarihi yaklaşmış ürünleri büyük bir zevkle tüketmeler, gofret ve leblebiler için küçük poşet çikolata ve şekerler için büyük poşet taşıyıp, şivlilikten sonra neredeyse 1 aya yakın yenen o tatlı ganimetler....  of ne hatıralarmış be...

ama hiç unutamadığım 8. sınıfta iken mahalle baskısı ve büyüdüğüm gerekçesiyle artık şivlilik toplamamam gerektiğinin tarafıma hatırlatılması buradan kalan tek acı hatıra olarak durmakta...

şu mübarek 3 ayların girdiği ilk akşam sokaklarda toplanılıp, lastik ve ateşler eşliğinde geçirilen hele o eski zamanlarda akşam namazı ile eve gidilen dönemde akşam dışarı çıkamamanın ne demek olduğunu bilmeyen yeni nesil için pek bir şey ifade etmeyebilir ama benim dönemim için fener alayı akşamları nasıl bir iple çekilirdi anlatılmaz...
yaşamanız lazım...

akşamları o kadar lastiğin isinden sonra annelerden yenen azar ve hele birde banyo işkencesini söylesem de anlaya bilirmisiniz bilmem..

şivlilikden önceki akşam olan fener alayının iki tür yöntemi vardır, birincisi henüz yaşı yetmeyen ya da anakuzusu vasfına sahip çocuklar için hazır ya da elde yapılmış fenerler ile dışarılarda dolaşmak.
diğer ise yaşı yeten ya da fırlama vasfını hak etmiş veletler için lastik yakma eğlencesidir...
yaklaşık 11-12 yaşıma kadar elimde fener ile dışarı çıkardım ama ondan sonra sanırım feneri elime bir daha gelmedi...
lastik mevzuu ise inanılmaz olaylara gebe ve müthiş bir ön hazırlığı olan günler öncesinden planlanan ve işe koyulup tedarik yapıldığı ve gençlerin lüzumsuz da ol nasıl iş yapma yeteneğine ve becerisine kavuştuklarını anlatan bir olaydır.

günler öncesinde özellikle sanayi dediğim mekanlara keşif gezileri yapılırdı, özellikle lastikçi esnafının bol olduğu yerler bunun için biçilmiş birer kaftandır..
bunun için delikanlıların 3-4 km uzaklardan bile bisikletlerle yada yayan nasıl cefa çektikleri hala küçüklüğümden zihnime yerleşmiş bir hatıradır.
lastikçilerin hurdaya ayırdığı lastikler için günlerce uğraşılırdı alabilmek için kimi lastikçiler hiç uğraştırma verirlerdi lastikleri kimileri ise insanlığından mı yoksa başka huyundan mı nedir bilinmez lastiklerini vermemek için diretirlerdi; bizde çare çoktu, akşamları sanayilerde eskilerde şimdiki gibi güvenlik görevlisinin olmadığı zamanlarda köpeklerden de korkun yoksa al sana bütün sanayi senin idi, çalmak için daha güzel fırsat mı var... (benim çalacak kadar hiç cesaretim olmadı o ayrı mesele:D, o zamanlarda okuyan tiplerdendim )
bisikletlerin dümenlerinde götürülen lastikler, ellerde km lerce yuvarlanan lastikler...
çalıntı yada ıskartaya ayrılmış olanları fark etmezdi...
2 yada 3 defa bende gitmiştim sanayiye lastik temini için arkadaşlarla beraber, ilk gittiğim grubu çok hatırlamıyorum zihnimde net bir fotoğraf canlanmıyor ama ikinci yada üçüncü gidişimde lastikleri yuvarlayarak getirişimiz ellerimizin simsiyah halleri hala bugün bile taptaze...

28 Nisan 2014 Pazartesi

Hediye yağmurunda ıslanmak böyle bir şey olsa gerek...


Ne diyeceğimi bilemiyorum; bir hediye daha, sanırım sözlerin boğazımda tıkandığı anlardan birisi...
Haftanın son gününde dahi hediye almaktan geri kalmıyorum. Bu bir hafta içerisinde ki 4. hediyem...
Saolsun Cesur hocam beni unutmamış; Yeşil çay getirmişler...

Siyah içmeyeli neredeyse 11 ay boldu... Allah nasip ederse de bir ömür boyu kullanmak istemiyorum; ihtiyaç duymadığım için ya da böyle bir şeyin bende zevk hissiyatı vermediği için artık tüketmiyorum...
Zaten tüketirken bile haftada 4-5 bardak ancak içiyordum onda da full dem yani zifiri karanlık isteyipte paşa çayı alınca midem tüketmemek için her yolu buluyordu;
benden fazla herkes beni düşünüp demli çay vermemek için direniyorlardı
artık yeter...
madem anlaşamıyoruz
bari biz terk edelim dedik...
ve neden tüketmediğim ile alakalı bir soru duymak da artık gınaa geldi...

Çay'ın yerini tutacak bir çok nesne var; en azından benim için özellikle kahvaltılarda sade su tercihimdir.  
Gün içerisinde ise hazmı kolaylaştırmak için yediğim içtiğim şeylere dikkat etmeye çalışıyorum. Elhamdülillah midem eskisi gibi değil bir oturuşta 2,5 etliekmek ve küçük boy sürahi üzerine(4,5 bardak ediyor) tatlı gönderipte kalktığım zamanlar geride kaldı. Şimdi 1-1,5 etliekmek ve yanına 2-3 bardak ayran beni tatmin ettiği gibi doyuruyor da.

Ama bazen yemeğin yağı ve güzelliği ölçüyü kaçırmama neden olduğu zamanlar bazı dışarıdan destekler almam gerekiyor... akşamları yarım çay bardağı sirkeli su yaklaşık 4 yıldır vazgeçilmezim ama gündüz içemiyorum. bunun yerine özellikle son 1,5 yıldır yeşil çay tüketimine büyük ağırlık verdim... Saolsun cesur hocamın(kardeşin) getirdiği bu 4. yeşil çay paketi...
Haa yeşil çay'ı zerre gram zayıflama gibi bir niyetle tüketmeyi aklımın ucundan dahi geçirmedim çünkü zaten tüy sıklette yarışıyorum en az 10-12 kiloya ihtiyacım var geçen nisan ve mayısta verdiğim kilolar hala geri gelmiyor ama çok dert etmiyorum...
Yeşil Çay'ı bazen ilaç ve her zaman zevke ve keyif için tüketiyorum tavsiye edilir. 

Yeşil Çay seçerken neye dikkat edilmeli derseniz; 
birincisi kesinlikle ithal olmalı; bence en önemli kural
hem bir öğrenci hem de bir vergi mükellefi (markette ödediğimiz fişlerde ki kdv leri kastetmiyorum, bildiğiniz basbayağı vergi ödüyorum kazancım üzerinden...) olarak üzülerek söylüyorum; maalesef ki bizim ülkemizde resmi yollardan ithal edilmiş yeşil çayların tadı hiç yeşil çay'a benzemiyor... ithal eden herifler ya bu millet yeşil çay'dan anlamaz ne itelersek yuttururuz mantığıyla hareket ediyorlar ya da hakikaten bize değer vermiyorlar ve iyi yeşil çayları göndermiyorlar..
O yüzden üzülerek vergisi ödenmiş yasal ithal edilmiş hiç bir yeşil çay'ı tüketmenizi damak tadınız açısından tavsiye etmem.

Bu kaçak çaylarda ise bir başka tad olduğu kesin ve daha az fabrikasyona uğramış ürünler geliyor; yani içerisi biraz daha doğal geliyor her türlü süprizlere açık şekilde bir defa denk gelmiştim tadı süper oluyor ama; o yüzden ya kaçak yeşil çay bulun ya da bir tanıdığınız, uzak doğuya, malezya, pakistan, afganistan, türki cumhuriyetler vb. gibi yerlere giderse size zahmet parasını da (uçakta ki ekstra bagaj parasını dahi vermelisiniz bence) vererek temin etmelisiniz olmadı en yakın arap ülkelerinden bile iyi kalite de yeşil çay temin etmek mümkündür. Araplar bile bizden sağlıklı düşünüyorlar bu konuda ya da ağızlarının tadını biliyorlar.

Yeşil çay bu arada ucuz bir şey değil bakmayın iyi bir yeşil çay için kilosuna en az 20-25 tl yi gözden çıkarmalısınız. 1 kg yeşil çay ise günde 10-12 bardak(fincan ya da as daha makbuldür ama bizim kültürümüz buna pek cevaz vermiyor:D) tüketeceğinizi var sayarsak bir kişiye rahat 6-7 ay yeter...    

Ve cesur hocam tekrar teşekkür ediyorum; bu sefer ki çay'ın hakikaten güzelmiş; Babanızada selamlarımı iletiniz lütfen çayı tercihi gayet yerinde ;
iki gündür sofralarımı neşelendiriyor. Allah senden razı olsun inşallah seni tez zamanda sevdiğine kavuştursun:D şayet yoksa bile sana sevebileceğin bir nisa versin diyorum ve sözlerime son veriyorum...

son duam Ya rabbi her şey için Elhamdülillah.


27 Nisan 2014 Pazar

Ablalarının hediyesiz bırakmadığı şanslı çocuk.


Ablalarının hediyesiz bırakmadığı şanslı çocuk.

Bu hafta hayatımda ki en bereketli haftalardan birisi olduğu artık su geçirmez ve yadsınamaz bir gerçek... 
İnsan bir hafta içerisinde 3 defa hediye alır mı? derseniz alıyormuş...

Hemde insanın en değer verdiği iki ablasından aynı hafta içerisinde iki hediye birden alması ayrı bir tevafuk; Ya Rabbi senin nimetlerin ne kadar eşsiz ki aciz bir kuluna dahi böyle güzellikleri yaşatıyorsun.

Bu sefer ki hediyem taaa ankaralardan çıkıp gelen ve bana büyük bir süpriz ve yaşatan Ayşe Ablamdan geldi...
Bu hafta aldığım her hediyenin özel bir değeri var kuşkusuz ve en önemlisi de her birisinin farklı niteliklerde olması da ayrı bir tevafuk... 

Yunus Emre neredesin gene kulakların çınlasın;sana ne zaman bir şey desem o dileğim ya da arzum gerçekleşiyor; keramet sende mi yoksa emin değilim ama sana da gittikçe borçlanıyorum.
Not: abla geçen cuma beni aradığınızda; yemekhanede karşımda Yunus Emre diye bir kardeşim oturuyordu.O esnada ona da sizden bahsetmiştim; bakın tevafuğa...

Ayşe ablam ankara da tefsir dalında doktora çalışmasına devam eden değerli bir ablamız.
kendisi aynı zamanda benim imam hatip lisesinden üst dönemlerimdendir; imam hatiplerin 28 şubatta yaşamış olduğu bütün sıkıntıları göğüslemiş ve sebat etmiş ender şahsiyetlerden birisidir...
Benim imam hatipte tanıdığım örnek abla şahsiyetlerden birisidir. Allah inşallah hep hayır üzere eylesin ve yaşantınızla nice güzel örneklere sebep teşkil edecek bir ömür nasip eylesin size... 

Kendisiyle bayağı uzun süredir görüşmek nasip olmamıştı; kısmet bugüneymiş...
Ablamızın Kuramer(Kuran araştırmalar merkezi)'in düzenlediği Din Dili Çalıştay'ı sebebiyle yolu istanbul'a düşmesi gerekiyormuş görüşebilmek için... 

Ablamızın hoş bir sohbeti ve inanılmaz bereketli bir feyzi vardır ama bu sefer gevezeliğim üzerinde olacak çok fazla istifade edemedim; neredeyse hep benim fuzuli konuşmalarımı dinlemek zorunda kaldı kendisinden bu konuda bu ufak kardeşine anlayış gösterdiği için gerçekten en derin kalbi hislerimle minnettarım;
inşallah bir daha ki sefere istifade etmek isterim...
Ablamın benim fikir dünyama katkı yapan kişiler listesinde en üsst sıralarda yer aldığını da unutmadan ekleyeyim;

özellikle de bana önereceğiniz kitap tavsiyelerinizin bende hala özel ve ayrıcalıklı bir yeri olduğunu bilmenizi isterim.


Ablayı elhamdülillah iyi gördüm; Allah daim sağlık ve afiyet versin inşallah kendisine;
Çalışmalarında muvaffakiyetini ilelebet hayırlı kılsın inşallah... 

Gelelim hediye mevzuuuna;
Ayşe abla ile ne zaman görüşsem ablam saolsun beni hediyesiz bırakmıyor; bu seferde kıymetli ablacığım geleneğini bozmadı...
yalnız zamanlama biraz süpriz olduğu için bende mukabelede bulunmak isterdim ama elimden fazlası gelmedi; biraz beceriksiz ellerimle ufak tefek bir şeyler yapmaya çalıştım; (bura da ufak bir gerçek hikaye var abla) inşallah beğenmişinizdir...
  
Saolsun ablamız büyük bir incelik göstererek henüz daha yeni almış olduğu ve yolda okumak için niyetlendiği aşağıda resmini paylaştığım bu kitabını bana hediye etme zerafetini ve fedakarlığını gösterdi...

Ya ben bu noktaya bitiyorum; 
ben hiç bir zaman kendi kitabımı bir kimseye hediye etme becerisine sahip olamadım; imzamı ya da mührümü attığım her eseri sanki bedenimden bir uzuvvv gibi hissediyorum; o kitabı hediye et deseler sanki uzvumdan kesip verecekmiş gibi geliyor;ol sebep bugüne kadar hiç kimseye şahsi kütüphanemden bir eseri çıkarıp vermişliğim vaki olmamıştır; olacak gibi de hiç durmuyor... Gidip ayrıca alırım ama diğer türlü asla... bilmiyorum iyi mi kötü mü yapıyorum ama çok iyi bir huyyy olmasa gerek o yüzden ablacığım benim için bu hediye daha bir eşsiz oldu...

Değerli ablama bu değerli hediyesinden dolayı teşekkür ediyorum; 
ve sanırım bir başka tevafuk da Ablamın bu hediyesi kütüphanemde ki 1100. kitap olarak kayıtlara düşerek bu yıl hedeflediğim çıtayı yakalamamı kendisinin bu güzel hediyesi sayesinde sağlamış oldum...
Eyvallah ...

Yazımı geçen emine ablaya yaptığım dua ile bitirmek istiyorum çünkü bir hafta içinde kabul olan bir duaydı..
bu arada ayşe ablacığım; emine ablamda kendisi saolsun burada sizin yerinizi tutmaz (kızmayın emine abla; biliyorum bir sopanız var:D) ama  beni her zaman koruyup kollayan ve derdimi dinleyen bir ablamızdır...

Ablaların her zaman küçük kardeşlerine böyle hediyeleeer aldığı bir dünya temennisiyle...







26 Nisan 2014 Cumartesi

Seher Vaktinde Sultanahmet Camii


Sultan Ahmet Camiine ait 25.04.2014 tarihinde sabah namazı esnasında çekilmiş görüntüler.
Bir camiinin seher vaktinde ki ihtişamına en güzel örneklerden...  




Kedi jab taak hai jan-yun


Yurdumuzun önünde bir kedimiz var miskin mi miskin, sevimli mi sevimli, sıradan mı sıradan bir kedi...
Ama biz on çok seviyoruz...
hayattaki tek derdi yatmak haline gelmiş bir canlıya örnek olarak  gösterebileceğimiz bir
mahluk; ki ne mahluk...
kendisiyle
neredeyse her gün konuştuğumuz ve hatta bazen dertleştiğimiz ve bizi çok iyi dinleyen bir canlı...

İnsan yurtta kalınca bazı şeyler gerçekten çok güzel oluyor... Tabi 153 kişilik yurdumuzun bir güzelliği de her gün kapımızda tüneyen bir kediye sahip olmamız.


Yurdumuzun kapısına kapılanalı beri sanırım 2 ay ancak oluyor ya da biraz geçti... Resmen birbirimizi kanıksadığımız bir canlı haline geldi...
onu görmeden bir günü bitirmeyi ya da güne başladığımı uzun zamandır hatırlamıyorum...
çünkü her gün kapımızın önündeki tütün koltuğunda tünemekle meşgul...

diyebilirsiniz tünemek kuşlara ve tavuklara mahsus değil midir?
bizde öyle biliyorduk ama buna istisnalarda çıkabiliyormuş...

bu arada aklınıza mutlaka takılmıştır; tütün koltuğu ne demek diye?
sizi daha fazla meraklandırmadan açıklayayım, aşağıda ki resimlerde göreceğiniz sırt tarafı kırılmış koltuk ama sıradan bir koltuk değildir... bu koltuk bizim yurdumuzun en çok kullanılan amme mallarının başında gelmektedir...
Her gün ve özellikle akşam ve geceleyin rahat rahat ciğerlerini zehirleyerek havalandırmak isteyen arkadaşlarımız, yurtta bizim gibi mübarek tütünden uzak duran  arkadaşlarına saygılarından dolayı!!!(:D) mecburen sigaralarını dışarıda tellendirmektedirler.

Bu tellendirmeler aslında ne hikayelere gebedir bir bilseniz; 5dk tellendirmeye çıkılıpta bir anda 8-10 bazen 15 kişiye kadar çıkılan ve bazen saatlerce sürebilen sohbetlerin tadı bir başka oluyor; hayatında ağzına tek dal dahi almamış birisi olarak şayet sigara olmasaydı bu muhabbetlerin olabilmesi acaba ne ile mümkün olur du diye düşünüyor değilimmm.... 

bir gün hiç unutmuyorum; bizim tütün üreticilerine en büyük desteği sağlamada en önde giden ilahiyatçılardan bir arkadaş efkarlı efkarlı oturuyordu; gay hele deyip yanına bizde otumuştuk; tabii bizii de al dı bir efkar o kadar dumanı yiyince, açtık telefondan bir ali kınık dinliyoruz,(desende bir demesende bir de olabilir yada yaktı beni olabilir şu anda tam emin değilim),, usta da helal olsun sazı iyi çalıyor bir anda etrafımıza yurtta ne kadar efkarlanmaya bahane arayan millet varsa damlamaya başlamasınlar mı...

Hediye almaya deva ediyoruz...


Bu aralar hediye üstüne hediye alıyorum ve elhamdülillah bütün hediyelerim hep tatlı oluyor...
Bu sefer ki hediyelerim Almanyadan (von Deutschland)
Çikolatalar için çok teşekkür ederim Burhan kardeşim...

Ich danke für chockolade bruder Burhan..





22 Nisan 2014 Salı

İnsanın ablasından hediye almasının keyfi

İnsanın Ablasından Hediye Almasının Keyfi

Bu yazı Ablası olan şanslı insanlara bir nazire olması hasebiyle yazılmıştır.

Aslında çok şanslı bir insan sayılırım ya da dünyada milyonlarca insanın sahip olmayacağı nimetlere sahibim. Evin ilk çocuğuyum, hem anne hem de baba tarafından ilk torunum, benden önce kimse yok, yani rakipsiz doğmuşum...

ama bir eksikliğim var...

Çok fazla faydasını gördüm, ne de olsa ilksiniz...
Bir abim ya da ablam olması gibi bir duyguyu yaşama şansım olmadı, tercih edermiydiniz derseniz, abimin olmasını kesinlikle tercih etmezdim ama bir ablam olmasını ister miydim, orada biraz daha duruyorum. abi de ki gibi direkt reddedemiyorum.

Abla; 
Sanırım küçük kardeşler ablalarını her zaman bir başka seviyor...
 abi olarak kıskanmamak elde eğil

Bu hikayenin konusu ise yukarı da yazdığı gibi bir ablamız:D
öz ablam tabi ki değil amma velakin
benim ablam yerinde...
İki ablacığım var,
Bir tanesinin İsmi Emine
Bu ablam biraz inatçı bir abla (çok kızma ama biraz öylesin abla)
bazen korkmuyor değilim senden
sinirlendiğin zaman bana bir bakışın var abla
yüzüne söyleyemiyorum ama
ben bayağı korkuyorum...:D
(insanın ablasından korkması güzel bir şeymiş:D)

kendisi saolsun bir çok derdimi ve tasamı dinlemiş ve benden yardımını esirgememiştir,
en zor zamanlarımı geçirdiğim anlarda derdimi dinleyen nadir insanlardan olmuş, (özellikle bu sert geçen kış ve okul mevsiminde Emine ablamın desteğini hiç bir zaman unutamayacağım)

kızmıyorsun değil mi abla bu satırları okurken:D

ama ben sana biraz kızıyorum abla
bazen bu ufak kardeşin size çam sakızı çoban armağanı bir şeyler veriyor, sizin beni bir dövmediğiniz kalıyor..

aslında ablam iki artı üç eşittir beş tane..
ama ilk ikisinin yeri çok ayrı..

Şuan ankarada bulunan ve benim fikri alt yapıma çok büyük emeği geçmiş Ayşe ablamdan sonra en çok istifade ettiğim ablam sizsiniz...
tabi Ayşe ablamın yeri başka onu söylemeden geçemeyeceğim...
ama kıskanmazsınız her halde
ben her iki ablamıda Allah rızazsı için seviyorum ve onlar gibi ablalarım olduğu için çok şanslıyım
bu arada dua edin Emine abla inşallah mayıs ayında Ayşe ablamı görmek için ankaraya yolum düşecek gibi
hem ona sizden de bahsederim:D 

Ablamın bana yaptıklarını yazmak istesem sanırım bu sayfa
biraz kifayetsiz kalır...

en önemlisi de huysuz gevezeliklerime hiç sıkılmadan tahammül ettiği için buradan bir kez daha müteşekkirim kendisine...

İnsanın ablasının olma keyfini yaşaması, hani küçükken başımızın okşanması gibi çocuksu duyguyu yaşatan bir durum gibi...
  o yüzden yaşanması lazım ben size buradan destan da döşesem boş...

Emine Ablacığım saolsun geçen memleketine gittiğinde zahmet edip ufak bir tatlı getirmiş, bursa yöresine has adını bilmiyorum ama ben tatlı tahinli pide koydum:D
 bana biraz sıkılarak tatlıyı verişi var dı ki; kusura bakma talha biraz acele oldu, inşallah başka sefere daha güzelini alacağım... (ila ahiril mukabele:D )
 felan deyişi var dı ki mahcup bir şekilde acaba kabul etmem diye felan mı!
insan ablasından bir hediye alır da hiç kabul etmemezlik olurmu ya...
hemde bir tatlı hediyesi olacak.
aaa
hiç yakışmaz dı şayet o tatlıyı kabul etmeseydim

hem tatlı tercihinizi gayet güzel buldum ve büyük bir sevaba girdiniz,
ben tahini, hele de tahinli pekmezi çok severim, lisede bile annem sabahları yolluk ya da beslenme için hazırladığı yarım ekmeğimin arasına neredeyse:D her hafta tahinli pekmez sürerdi....
insan yurtta kalınca bazı nimetlerden mahrum olabiliyor ya da imkanlar elvermiyor
ulaşamıyor...
belki de aylardır tahin yiyemiyordum sayenizde tahin yemiş oldum,
(maalesef bizim yurtta hiç tahin çıkmamaktadır.)

Tatlıyı nasıl yedik dersen abla hiç sorma o gün odamız da iğne atsan yere düşmez di , o na rağmen hiç adetim olmamasına rağmen ezen okununca ikindiyi bile kıldım, acaba millet gider de tatlıyı tek başıma mideye indirebilir miyim diye..
maalesef odada ki 8 şahıstan sadece 3 tanesi yedi bu numarayı kalan 5 kişiyle beraber bölüşmek zorunda kaldım... haa o na rağmen ilk tatlının tam yarısını ben yedim., sonuçta bu tatlıyı abla bana almış bu benim hakkım, abla odada ki havamı görmeliyzdiniz ama, hepsi beni kıskandılar çünkü bu hıyarların hiç birisini ablası yok... 
ama aynı numarayı tatlının tadına bakanlar ikincisinde yutmadı ve hepimize kardeş payı yaptık... 1,5 dilim düştü...  

farkındayım gene gevezeliğim üzerimde...
ama bilirim ki sen bu ufak kardeşine(boyum sizden olsada:D) tahammül gösterirsin...

ablacığım tatlınız için çok teşekkür ederim... kesenize bereket
beni  düşünüp de böyle bir şey aldığınız için çok teşekkür ederim...
afiyetle yedik elhamdülillah...

abla buna mukabelede bulunmak boynuma farz oldu bunu unutmayın yalını:z .:dD

keşke ablam bana hep böyle tatlı hediyeler alsa duasını yaparak yazıma son verirken
ablacığım
Allah her daim en Büyük yar ve yardımcınız olsun :


Biraz canınızı çektirmek için tatlımı yemeden önce bir kaç fotoğrafını çekmiştim...

burada tatlıya saldırmadan önceki son hali

21 Nisan 2014 Pazartesi

Yeni MİT kanun teklifi tüm metin

          
          MİT kanunu açıkçası çok içime sinmedi, REİS bugün sen varken bile hala sikinti çekebiliyoruz, yarın neler yaşarız bilemiyorum... Her yere bizden adam gelmek zorunda değil sadece işini yapması gereken kimseler, yapmadıkları zaman bir adaletin bundan dolayı ona hesap soracağını bilmeleri ve adaletinde hesap sorabilmesi yeterli olacağı kanaatindeyim...

DEVLET İSTİHBARAT HİZMETLERİ VE MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiş ve ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Devletin güvenliği ile ilgili" ibaresi "Devletin güvenliği ile ilgili, sınır ötesi görevler hariç olmak üzere," şeklinde değiştirilmiştir.
"h. Dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulunca verilen her türlü görevi yerine getirmek.
i. Dış istihbarat, milli savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek ve analiz etmek.
j. İstihbarat kapasitesini, niteliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla, yabancı istihbarat teşkilatlarının kullandığı usul, yöntem, imkan ve kabiliyetleri ile teknolojik gelişmeleri takip etmek, uygun görülenleri temin etmek, kullanmak veya uygulamak."
MADDE 2- 2937 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
"Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıda belirtilen görev ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyonu sağlamak, istihbarat çalışmalarının yöneltilmesinde temel görüşleri oluşturmak ve uygulamayı belirlemek üzere, Başbakanın başkanlığında Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu (MİKK) kurulmuştur.