Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

18 Mayıs 2014 Pazar

“PİAGET’NİN AHLAKİ GELİŞİM EVRELERİNİ TESPİT ETMEYE YÖNELİK HAZIRLADIĞI HİKÂYELER” İLE 6-13 YAŞ ARASINDA ÇOCUKLARDA AHLAKİ GELİŞİM TESPİT ÇALIŞMASI



“PİAGET’NİN AHLAKİ GELİŞİM EVRELERİNİ TESPİT ETMEYE YÖNELİK HAZIRLADIĞI HİKÂYELER” İLE 6-13 YAŞ ARASINDA ÇOCUKLARDA AHLAKİ GELİŞİM TESPİT ÇALIŞMASI
( Ahlak Psikolojisi Final Ders Ödevi)


1 ) - Erkek –  9 Yaşında –  3. Sınıf
Hikâye 1
1- “Ali, odasında iken annesi onu yemeğe çağırır, fakat Ali annesinin çağırdığı odadan içeri girerken kapının arkasındaki sandalyede içinde on beş bardak bulunan tepsiyi devirir ve bardaklar kırılır.”
2- “Mehmet, annesi evde yokken kavanozdan şeker almak ister ve rafa uzanır ancak kavanozu yere düşürür ve kırılır”.

Soru 1: Hangi çocuk daha suçludur? Hangi çocuk daha yaramazdır? Neden?
Soru 2: Sence ceza verilmeli mi? Nasıl bir ceza verilmeli?
1 -  Ali suçludur çünkü 15 tane bardak kırıyor.
Mehmet’e normal, Ali’ye fazla ceza verilmeli.
Ali den bardakların parasını alalım; Mehmet’ten hem şekerin’ hem de şekerliğin parasını alalım.

Henüz Dışa bağımlı dönemi yaşamaktadır, olaylarda niyeti görememekte sadece sonuca göre değerlendirmektedir. Ceza değerlendirmesini ise sadece maddi olgulara göre vermiştir.

Hikâye 2
1- “Emre isminde küçük bir çocuk, babasının masasının üzerinde unuttuğu dolma kalemi ile oynamaya başlar. O sırada da masa örtüsünü küçük bir damla mürekkeple lekeler.”

2- “Can isminde başka bir çocuk, babasının masanın üzerinde bıraktığı dolma kalemin bittiğini görür. Babasına yardımcı olmak için kaleme mürekkep doldurmak isterken, mürekkep şişesine eli çarpar, masa örtüsü üzerinde kocaman bir leke oluşur.”
Soru 1: Hangi çocuk daha suçludur? Hangi çocuk daha yaramazdır? Neden?
Soru 2: Sence ceza verilmeli mi? Nasıl bir ceza verilmeli?
2 -  Emre yaramazdır, çünkü kalemle izinsiz oynamıştır.
Can da yaramazlık yapmıştır ama babasına yardım etmek istiyor.
Can’a da Emre’ye de ceza verilmelidir.
Can’ın cezası döktüğü mürekkepleri temizlemesi;
Emre den ise döktüğü mürekkeplerin parasını isteyelim.

Burada niyet görülmüş ve ona göre özerk dönem yaklaştığının ilk işaretleri sezilmiştir. Cezalar ise orantılıdır.


Hikâye 3
1- “Ali çok fakir ve küçük olan bir arkadaşı ile karşılaşır. Bu arkadaşı ona evde yiyecek bir şey olmadığı için o gün hiçbir şey yemediğini söyler. Sonra Ali bir fırına girer, parası yoktur ve fırıncının arkasını dönmesini bekler, bir ekmek çalarak kaçar. Ekmeği arkadaşına verir.”
2- “Ayşe dükkâna girer, tezgâhın üzerinde çok güzel bir kurdele görür ve kurdelenin elbisesinin üzerinde çok güzel duracağını düşünür. Böylece dükkân sahibesi arkasını dönünce onu alarak kaçar.

Soru 1: Hangi çocuk daha suçludur? Hangi çocuk daha yaramazdır? Neden?
Soru 2: Sence ceza verilmeli mi? Nasıl bir ceza verilmeli?
3 -  Ayşe daha suçludur çünkü kendini beğendirmek için hırsızlık yapıyor.
Ali de suçludur ama o arkadaşına yardım etmek için hırsızlık yapıyor.
Ali’ye biraz kızalım; Ayşe’ye çok kızalım ve 5 tane kurdele parası isteyelim.

Burada da niyet görülmüş ve ona göre ceza muamelesi verilmesi istenmiştir. Burada bağımlı dönemden çıkılmaya başlandığının işaretleri daha somuttur.

Genel Değerlendirme:
Bağımlı dönemden genel itibariyle çıkmaya başlanmıştır. Ama henüz bu devre tam olarak atlatılamamıştır. Özerk dönem’in ilk safhalarında bulunmaktadır. Cezalar ise olaylar ile orantılı ve bağım dönem ile özerk dönem arasındaki çocukların algılayışlarına göre verilmesi muhtemelen cezalardandır.










12 Mayıs 2014 Pazartesi

Almanya da yeni camiler Münih Belediyesinden Cami için arsa

Münih Belediyesinden cami yapın teklifi

Münih Belediyesi, iki arsayı cami yapımı için teklif etti

Münih Belediyesi, Kent yönetimindeki tüm partilerin desteğini alan Münih İslam Forum (MİF) adlı kuruluşa iki arsayı cami yapımı için teklif etti. Forum Başkanı Benjamin İdriz belediyenin teklif ettiği iki arsadan Dachauer Caddesi 110 numaradaki 3 bin 270 metrekarelik alanı cami yapımı için kararlaştırdıklarını açıkladı.

'MÜSLÜMANLARIN DESTEĞİNİ BEKLİYORUZ'
Şehir merkezindeki yeni arsaya içinde cami, kültür merkezi ve değişik sosyal tesislerin bulunacağı bir külliye inşa edeceklerini söyleyen Benjamin İdriz 'Fark gözetmeden tüm insanlarımıza açık olacak bu caminin yapımına 2016 yılında başlamayı umuyoruz. Tabii ki bu dev proje için Müslümanların desteğini bekliyoruz. Hayırsever insanlarımız bağış yaparak bu kutsal yapıya katkıda bulunabilirler' dedi. 
Diyanet Türk İslam Merkezi DİTİM Eski Başkanı Recep Dereli ise tüm Türklerin yeni cami projesine sahip çıkmasını isterken 'Bu caminin mevcut kitlelerin ibadet ettiği yerlere etkisi olmayacaktır, aksine güzel Münih şehrimizin ihtiyacını giderecek bir cami projesi olacaktır' diye konuştu.
kaynak:risalehaber

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Bir günden izlenimler İsmet Özel und Melih Altınok

08.05.2014 - istanbul- bağlarbaşı;

hayatımda bu kadar zıtlığı bir anda telakki edebileceğim günler çok sayılıdır...
Bir Liberal aydın dediğimiz zattan İktidar'a yönelik takdirler ve daha özgür yaşadığımız söylevini dinlemek
hemen ardından bir yemek molası verip
Müslüman bir Aydından (haklı bir eleştiri) müslümanca yaşamadığımızı ve yönetilmediğimiz eleştirisini dinlemek...



 

Bu kadar geniş bir fikriyatı dinleyebilecek bir irade ve beyne sahip olabilirim ama hazmedecek kadar geniş bir hafsalam hala mevcut değil..

ilkleri başarmayı çok severim ama bunun siyasi noktada bir amel açacağı noktada bulunuyor ise hala tereddüdümü giderebileceğimi düşünmüyorum...

geçirdiğim o gün ün önemi çok fazla idi. bir ilim yuvası diye adlandırılan! üniversitemiz ve bulunduğu mekana kurulduğu günden beri sanırım bu kadar politik bir gösteriye sahip olmamıştır. (gerçi bu olayın politikliği bile sınırlıydı ama bazıları için bu bile fazlaymış demek ki.)Bunu ise sadece bireysel istek ile değil resmen tepeden inme bir hareket ile bir iktidar partisinin gücünü kullanarak yapmış olmamdan dolayı biraz pişmanlık duymuyor değilim ama bunu hak edenler in daha farklı bir şeyleri düşünme zamanları çoktan geldiğini görmeleri için bazen kendi kişisel sınırlarımı zorlamam ve değerlerimi kenara bırakmam gerekebiliyormuş.


                                   

gelelim program değerlendirmelerine ilk başta melih altınok ile başlayalım.
Melih bey taraftan ve tv lerden tanıyordum çok fazla tanıdığım ve ya takip ettiğim birisi değildi ama tv den aşina bir şahıs.
ilk program önerisi geldiğinde açıkcası bizim okulda yapabileceğimiz bir organizasyon olabileceğini çok düşünmedim, idari olarak izin alabileceğimiz neredeyse 0'dı. ama Allahın hikmetine bakın öğrencisinin akademik olmayan taleplerini çok fazla dikkate almayan üniversitemiz, iktidar partisinden gelen 2 telefon ile siyasi bir organizasyon için kerhen izin vermek zorunda kaldığı için açıkcası okulda kendi adımın yanına aldığım eksi hanemi kabartan bir olay daha eklendi diye düşünmeden edemedim...
malum aram bu sıralar hiç göze batmadığım için sıfırın biraz altında eksi felandı...

her ne ise danışmandan sağlık spor daire başkanından dekandan rektörden sadece 1 gün içerisinde izin koparıp peogram startını verdik hemde programa sadece 48 saatten daha az kalmasına rağmen.
Allahın izniyle atlattık, ama bayağı ders almalıyım diye düşünmeden edemiyorum.

program için okulumuzdaki siyasi yapıyı fikir yönünden 3 aşağı 5 yukarı biliyoruz 
ama hareket yönünden
ne ile karşılaşacağımız noktasında 4. yılını mayıs ayı ile geride bırakan üniversitemizde bu güne kadar tek bir siyasi faaliyet olmadığı için açıkcası pek değil neredeyse hiç bir fikre sahip olamıyorduk.
toplam mevcudumuzun 650 olduğu ve bununda 200 e yakının uluslararası yabancı öğrencilerden oluştuğunu düşünürseniz durumun son hali size biraz daha net olarak gözükebilir sanırım.

29 mayıs tayfası ile akşamlardan bir akşam

Yurtta kalanlar bilirler ya da hatırlarlar, bazen çat kapınız vurulur ve içeriye elinde poşetle birileri çıkıp gelir ve genelde bu en münasebetsiz zamanlara denk gelmek gibi kötü bir huyu olsa da işin sonucunda o gecenin muhabbeti sanırım bir ömür boy anılardan çıkmayacak bir tatlı hatıra oluşturmaktadır.
29.04.2014 tarihinde tam yatacağım esnada saat 23:20 sularında çat kapımı vurup gelen ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren çiğ köfte servisi...
normalde saat 21:00 sularında sonra ağzıma meyve ve sıvı içecekler dışında mümkün mertebe yiyecek tüketmeyen ben bile o saatte, ikram edilen 1 dürüm çiğ köfte'yi yedim...

odanın dağınıklığı 10 metre karelik yerde tam 10 kişi bulunmamızdan dolayıdır... 

2,5 kg çip köfteyi yarım saatte silip süpüren muhteşem yiyici ekibi izninizle sizinle tanıştırmak istiyorum..
fotoğraf karesindekil yiyici ekiptekiler
fotoğrafları çeken ben
m. cesur
a.rıdvan
tosun
mücahit
halil ibrahim
bosni enes
yunus emre
furkan
ve odada olmasına rağmen hiç bir kareye girmemeyi başaran tosunun öz,  bizimde öz dayımız kadar dayımız olan DAYI
...



9 Mayıs 2014 Cuma

Bir Ömürlük Lale Hikayesi

Bir ömürlük Lale Hikayesi ;

aklıma nereden esti bilmiyorum normalde böyle şeyler hiç ilgimi çekmez sanırım bende ki odunsu yapımın fazla olması nedeniyle olsa gerek 
her neyse 
ama;
 okul bahçesinde bir lalenin önünden yeni tomurcuklanmaya başladığını görmem ve bana her lale görüşümde aklıma benim için çok değerli bir kimsenin gelmesi nedeniyle bir izleme hikayesi paylaşacağım. burada ben konuşmayacağım...
Her gün fotoğrafını çektiğim laleler hem benim demek istediklerimi hem de asıl denileni lisanı halleriyle anlatacaklardır

hikayedeki tek ayrıntı lalelerin doğum tarihi 15.04.2014 tür, bu tarihten 02.05.2014 tarihine kadar 19 gün boyunca yaşamışlardır. Bu 19 günün 18 günü tek tek resimlenmiştir. geri kalan 6 gün ise lalelerin can verdikten sonraki yapraklarının çürüyüşleri resimlenmiştir.

laleler'imi severken aklıma gelenleri ve her fotoğrafın arkasından hissettiklerimi de yazmak isterdim ama söz verdim benim yerime sadece laleler'im konuşacak

her fotoğrafın üzerinde ki çekildiği tarihi göstermektedir.
farklılık olsun diye ya da her zaman aynı vakitte çekme imkanım olmayacağı için gün içerisinde seher vaktinden gecenin 23 ününe kadar her vakitte ama her gün düzenli çektiğim fotolarla meydana gelmiş bir hikayedir. 

16.04.2014 -1

                                               16.04.2014 -2

                                                 16.04.2014 -3

                                                     16.04.2014 -4

                                                 17.04.2014 -1

                                               17.04.2014 -2

                                               17.04.2014 -3

                                                    18.04.2014 -1

                                             18.04.2014 -2

                                                19.04.2014 -1
     
                                               19.04.2014 -2

                                               19.04.2014 -3

4 Mayıs 2014 Pazar

Balkan Lokantası hatırası

dün öğlen dersten sonra (cumartesi günü ne dersi diye sormayın dersim var) 29 mayıs taifesiyle beraber 3 milletten 3 insan beşiktaş balkan lokantasından buluşmak üzere sözleştik. ben süleymaniyeden geldim arkadaşlar ise üsküdardan onlar benden hızlı gelmişler...
neyse oturduk lokantaya
aldık tepsilerimiz elimize Allah gözümüzü doyursun yiyemeyeceğimiz kadar yemek almışız...
3 kişi 46 tl hesap ödedik, ama yemeklerin bir kısmı kaldı, ayrıyaten 2 tane de kediyi doyurduk.

afgan cesur her zaman ki gibi ciğer, pilav, ayran, püskevitli muhalebiyi tercih etti, bu çocuk ne zaman gitse aynı menüyü alıyor. Allahtan sabah çorba içerken ciğer çıkmamış oluyor...

bosni enes ise saray kebabı, sebzeli kebap, iç pilav , kola ve püskevitli muhallebi ile aramızdaki en cılız şahsiyet olmasına rağmen hesabın yarısını kendisi oluşturdu.

ben ise bu sefer macar kebabı, iç pilav, balkan salata ve aşure den oluşan menü ile yerimi aldım.
  
yemek keyfimiz 1 saatten fazla sürdü, yayıla yayıla bayağı yemişiz Elhamdülillah doyduk, hemde maalesef ihtiyacımızdan bile fazla yediğimiz halde, yemeklerin 3 tanesi yarım kaldı...

ben macar kebabını ilk defa denedim.
üstünde kaşarlı yada normale peynir patates püresi karışımı bir sos, altında patlıcanın ince rulosu içinde kuşbaşı et dilimleri, tavsiye edilir.. güzelmiş.
saray kebabı ise üstünde neden yapıldığını çözemediğimiz otlu bir sosun altında et vardı, bitiremedik.
sebzeli kebap ise bu sefer biraz yavandı, çok çok daha güzel sebzeli kebap yediğim zamanlar oldukça fazlasıyla mevcuttur..  
kısacası bu yemek ziyafetinden bize akşam yatıncaya kadar gitmeyen bir tokluk hissi ve cesur arkadaşımızın her ne kadar fotoğraf karesinden çıkartmaya çalışsak da bir türlü çıkartamadığımız göbeği ve hoş bir anı eşliğindeki muhabbetimiz kaldı...
 yeşil olan saray kebabı sarı olan macar kebabı



Beyaz laleler

8 gün boyunca aşağıda ki laleleri gözlemledim, sonucuna siz karar verin.
resimler sondan başlamaktadır.  
sizi biraz uğraştırmak istediğim için resimleri ters yükledim o yüzden en aşağıda ki resimden başlamanız önerilir.

Not: daha büyük bir çalışmayı bugün ya da yarın inşallah paylaşmayı planlıyorum son bir eksik kaldı onuda yaptım mı tamamdır...
bu beyaz lale çalışması diğer çalışmanın altında yaptığım açıkcası çok değerlendirmeyi düşündüğüm bir çalışma değil di ama baktım bu da güzel olmuş...
boşa gitmesin istedim...
diğer çalışmamı
bekleyiniz pişman kalacağınızı düşünmüyorum

her gün farklı zamanlardan 1 adet kare alınmıştır.

03.05.2014

                                                       02.05.2014

                                                        01.05.2014

                                                      30.04.2014

Bir Hakemlik serencamı ve futbol ile forma kutsallığı

Normalde bu yazıyı ay başında(nisan) kaleme alacaktım, futbol hakemliğinde 2 yılımı geride bırakmamın ardından bir değerlendirme babından düşünmüştüm ama bugüne kadar kaldı... 
Nasip tabiii...

Açıkcası geçen yıl düdüğümü astıktan sonra bir daha bu formayı giyebileceğimi düşünmüyordum...
Bende çok fazla acı hatıra barındıran bir nesne konumunda iken yeniden üzerimde görünce ve sahaya inince  
bana farklı duygular anımsattı wiedar


hakemlikte ve futbolda bilirsiniz ya da biraz ilginiz olmuşsa mutlaka duymuşsunuzdur,
 forma kutsaldır ...

bu lafı işittikten ve sonra o kutsal addedilen şeyi giydikten sonra kafamda da zaten bildiğim bir şeyi bizzat test etmiş de oldum, hemde yaşayarak, eskiler bilinen şeyleri tekrar test etmeye gerek yok derler ama bazen saksımız duruyor deme ki!!! 

Batıl ne kadar şeye kutsallık addediliyorsa hakiki kutsallarımız o kadar yara alıyor...


hakemlik hakkında çok fazla söylenecek bir sözüm yok, 

bana kattığı bir kaç özellikden ötürü minnettarım ve ayrıca futbol dünyasını bu kadar yakından tanımama sebep olduğu içinde...

bana şahsen hakemlik sabır taşı özeliği kazandırmasının yanında olayları önceden sezip sonrasına yorum yapma yeteneğine büyük renk kattı,
ayrıca hayatta ne için kimlerin nasıl ve hangi anlarda çirkeflik yapıp oyun bozanlık edip sahtekarlığa girişeceklerini gösterdiği için hakikaten bu mesleğe minnettarım.
bugüne kadar hakem formasıyla resmi olarak 5 maça çıksam da gayri resmi neredeyse 100'e yakın maça çıktım... buralarda edindiğim deneyimler insanoğlu için hiç iç açıcı değildi...
en ufak dünya menfaati için insanlığın hangi öz değerlerinden vazgeçebileceğini göstermesi unutulmayacak kadar acıydı..

gerçi yemediğim küfür ve hareket kalmamıştır her halde:D ama olsun bütün bunların benim artı haneme yazılacağını ümit ediyorum:D

olsun kader bu...

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Passolig kartı değerlendirme

Biliyorsunuz e-bilet uygulaması bu ayın ortasından beri mecburi olarak uygulanmaya başladı. Bizde de e-bilet uygulaması passolig adı verilen bir kart üzerinden yapılacak...
futbolu eskisi kadar takip etmesem de (edemesem demiyorum, biraz bilinçli) genede her sene en az 4-5 maçı stadyumda 15-20 maçı tv den takip eden bir torku konyasporlu ve eskiden de şike bahçeli bir pasif taraftarım...

biliyorsunuz 3 temmuzdan beri bizim ligin tadı tuzu yoktu, o yüzden 3 büyük denen melunlardan artık nefret ediyorum ve bütün futbol ilgimi konyaspor ve alman milli takımı üzerine yoğunlaştırdım...

İstanbula geldim geleli ya da konyadan çıktık çıkalı aramın futbol ile bu kadar açık olduğu bir seneye hiç denk gelmemiştim...
Bu yıl öyle bir gıcık sene geçirdim ki hiç br futbol maçını stadyumda izlemek nasip olmadı,
nasip diyorum çünkü, normalde konyada iken konyapsrın maçları hava buz kesmediği müddetçe benim için elimde püskevit ve çitlekle beraber sessizce oturduğum koltuktan takip etmenin zevki değişilmezidir. gollere bile sevinmek için kolay kolay stadyumda bile ayağa kalkmam,
biraz yapım gereği gayet odun ve ruhsuz seyirciyim o yüzden hiç bir zaman beleş bilete tenezzül etmemişimdir. her zaman paramı verip girerim maça,
çünkü o verilen beleş biletin neticesi stadyumda 90 dakika boyunca bağırmaktır...
ben yapamam o işleri ve de sevmem, aa yapılmasına kesinlikle karşı olmadığım gibi mutlaka olması gerektiğine de inanıyorum ama ben yapmak istemiyorum ve bugüne kadar bir kere bile bağırmadım...
.... 

1 Mayıs 2014 Perşembe

konya da Şivlilik ve Fener alayı üzerine geçmiş hatıralar...

Bugün regaip kandili ama bir konyalı olarak ve çocukluğunu konyada geçirmiş birey olarak daha farkli bir anlamı daha var; ŞİVLİLİK ve fener alayı...

                               

Çocukluğumda 7. sınıfa kadar hiç eksiksiz gerçekleştirdiğim konyama has bir adet,

ellerimizde poşetlerle evlerin kapılarını çalarak şivlilik şivliliiiiiiiiiiiiiiiiik, şivliliiiiiiiiiiiiiiiiiik diye bağırdığımız zamanlar, açılmayan kapıların zillerini inatla ve çocuksu hırsla tekrar tekrar basmalar,

fatih ışıklar mahallesinde çocukluğum geçtiği için hem sebze haline hem toptancılara yakın bir semtte oturmanın şivlilik zamanında "toptancılarda neler dağıtılıyor biliyormusun oğlum" hikayesinin aslının ne olduğunu bilmemem rağmen hala bir inanıp inanmama arası bir merak ve beklentiyle gidişimiz, adese marketlerinden şivlilik istemelerimiz...  zebze halinden alınanlar bir yana toptancılardan alınan son kullanma tarihi yaklaşmış ürünleri büyük bir zevkle tüketmeler, gofret ve leblebiler için küçük poşet çikolata ve şekerler için büyük poşet taşıyıp, şivlilikten sonra neredeyse 1 aya yakın yenen o tatlı ganimetler....  of ne hatıralarmış be...

ama hiç unutamadığım 8. sınıfta iken mahalle baskısı ve büyüdüğüm gerekçesiyle artık şivlilik toplamamam gerektiğinin tarafıma hatırlatılması buradan kalan tek acı hatıra olarak durmakta...

şu mübarek 3 ayların girdiği ilk akşam sokaklarda toplanılıp, lastik ve ateşler eşliğinde geçirilen hele o eski zamanlarda akşam namazı ile eve gidilen dönemde akşam dışarı çıkamamanın ne demek olduğunu bilmeyen yeni nesil için pek bir şey ifade etmeyebilir ama benim dönemim için fener alayı akşamları nasıl bir iple çekilirdi anlatılmaz...
yaşamanız lazım...

akşamları o kadar lastiğin isinden sonra annelerden yenen azar ve hele birde banyo işkencesini söylesem de anlaya bilirmisiniz bilmem..

şivlilikden önceki akşam olan fener alayının iki tür yöntemi vardır, birincisi henüz yaşı yetmeyen ya da anakuzusu vasfına sahip çocuklar için hazır ya da elde yapılmış fenerler ile dışarılarda dolaşmak.
diğer ise yaşı yeten ya da fırlama vasfını hak etmiş veletler için lastik yakma eğlencesidir...
yaklaşık 11-12 yaşıma kadar elimde fener ile dışarı çıkardım ama ondan sonra sanırım feneri elime bir daha gelmedi...
lastik mevzuu ise inanılmaz olaylara gebe ve müthiş bir ön hazırlığı olan günler öncesinden planlanan ve işe koyulup tedarik yapıldığı ve gençlerin lüzumsuz da ol nasıl iş yapma yeteneğine ve becerisine kavuştuklarını anlatan bir olaydır.

günler öncesinde özellikle sanayi dediğim mekanlara keşif gezileri yapılırdı, özellikle lastikçi esnafının bol olduğu yerler bunun için biçilmiş birer kaftandır..
bunun için delikanlıların 3-4 km uzaklardan bile bisikletlerle yada yayan nasıl cefa çektikleri hala küçüklüğümden zihnime yerleşmiş bir hatıradır.
lastikçilerin hurdaya ayırdığı lastikler için günlerce uğraşılırdı alabilmek için kimi lastikçiler hiç uğraştırma verirlerdi lastikleri kimileri ise insanlığından mı yoksa başka huyundan mı nedir bilinmez lastiklerini vermemek için diretirlerdi; bizde çare çoktu, akşamları sanayilerde eskilerde şimdiki gibi güvenlik görevlisinin olmadığı zamanlarda köpeklerden de korkun yoksa al sana bütün sanayi senin idi, çalmak için daha güzel fırsat mı var... (benim çalacak kadar hiç cesaretim olmadı o ayrı mesele:D, o zamanlarda okuyan tiplerdendim )
bisikletlerin dümenlerinde götürülen lastikler, ellerde km lerce yuvarlanan lastikler...
çalıntı yada ıskartaya ayrılmış olanları fark etmezdi...
2 yada 3 defa bende gitmiştim sanayiye lastik temini için arkadaşlarla beraber, ilk gittiğim grubu çok hatırlamıyorum zihnimde net bir fotoğraf canlanmıyor ama ikinci yada üçüncü gidişimde lastikleri yuvarlayarak getirişimiz ellerimizin simsiyah halleri hala bugün bile taptaze...

28 Nisan 2014 Pazartesi

Hediye yağmurunda ıslanmak böyle bir şey olsa gerek...


Ne diyeceğimi bilemiyorum; bir hediye daha, sanırım sözlerin boğazımda tıkandığı anlardan birisi...
Haftanın son gününde dahi hediye almaktan geri kalmıyorum. Bu bir hafta içerisinde ki 4. hediyem...
Saolsun Cesur hocam beni unutmamış; Yeşil çay getirmişler...

Siyah içmeyeli neredeyse 11 ay boldu... Allah nasip ederse de bir ömür boyu kullanmak istemiyorum; ihtiyaç duymadığım için ya da böyle bir şeyin bende zevk hissiyatı vermediği için artık tüketmiyorum...
Zaten tüketirken bile haftada 4-5 bardak ancak içiyordum onda da full dem yani zifiri karanlık isteyipte paşa çayı alınca midem tüketmemek için her yolu buluyordu;
benden fazla herkes beni düşünüp demli çay vermemek için direniyorlardı
artık yeter...
madem anlaşamıyoruz
bari biz terk edelim dedik...
ve neden tüketmediğim ile alakalı bir soru duymak da artık gınaa geldi...

Çay'ın yerini tutacak bir çok nesne var; en azından benim için özellikle kahvaltılarda sade su tercihimdir.  
Gün içerisinde ise hazmı kolaylaştırmak için yediğim içtiğim şeylere dikkat etmeye çalışıyorum. Elhamdülillah midem eskisi gibi değil bir oturuşta 2,5 etliekmek ve küçük boy sürahi üzerine(4,5 bardak ediyor) tatlı gönderipte kalktığım zamanlar geride kaldı. Şimdi 1-1,5 etliekmek ve yanına 2-3 bardak ayran beni tatmin ettiği gibi doyuruyor da.

Ama bazen yemeğin yağı ve güzelliği ölçüyü kaçırmama neden olduğu zamanlar bazı dışarıdan destekler almam gerekiyor... akşamları yarım çay bardağı sirkeli su yaklaşık 4 yıldır vazgeçilmezim ama gündüz içemiyorum. bunun yerine özellikle son 1,5 yıldır yeşil çay tüketimine büyük ağırlık verdim... Saolsun cesur hocamın(kardeşin) getirdiği bu 4. yeşil çay paketi...
Haa yeşil çay'ı zerre gram zayıflama gibi bir niyetle tüketmeyi aklımın ucundan dahi geçirmedim çünkü zaten tüy sıklette yarışıyorum en az 10-12 kiloya ihtiyacım var geçen nisan ve mayısta verdiğim kilolar hala geri gelmiyor ama çok dert etmiyorum...
Yeşil Çay'ı bazen ilaç ve her zaman zevke ve keyif için tüketiyorum tavsiye edilir. 

Yeşil Çay seçerken neye dikkat edilmeli derseniz; 
birincisi kesinlikle ithal olmalı; bence en önemli kural
hem bir öğrenci hem de bir vergi mükellefi (markette ödediğimiz fişlerde ki kdv leri kastetmiyorum, bildiğiniz basbayağı vergi ödüyorum kazancım üzerinden...) olarak üzülerek söylüyorum; maalesef ki bizim ülkemizde resmi yollardan ithal edilmiş yeşil çayların tadı hiç yeşil çay'a benzemiyor... ithal eden herifler ya bu millet yeşil çay'dan anlamaz ne itelersek yuttururuz mantığıyla hareket ediyorlar ya da hakikaten bize değer vermiyorlar ve iyi yeşil çayları göndermiyorlar..
O yüzden üzülerek vergisi ödenmiş yasal ithal edilmiş hiç bir yeşil çay'ı tüketmenizi damak tadınız açısından tavsiye etmem.

Bu kaçak çaylarda ise bir başka tad olduğu kesin ve daha az fabrikasyona uğramış ürünler geliyor; yani içerisi biraz daha doğal geliyor her türlü süprizlere açık şekilde bir defa denk gelmiştim tadı süper oluyor ama; o yüzden ya kaçak yeşil çay bulun ya da bir tanıdığınız, uzak doğuya, malezya, pakistan, afganistan, türki cumhuriyetler vb. gibi yerlere giderse size zahmet parasını da (uçakta ki ekstra bagaj parasını dahi vermelisiniz bence) vererek temin etmelisiniz olmadı en yakın arap ülkelerinden bile iyi kalite de yeşil çay temin etmek mümkündür. Araplar bile bizden sağlıklı düşünüyorlar bu konuda ya da ağızlarının tadını biliyorlar.

Yeşil çay bu arada ucuz bir şey değil bakmayın iyi bir yeşil çay için kilosuna en az 20-25 tl yi gözden çıkarmalısınız. 1 kg yeşil çay ise günde 10-12 bardak(fincan ya da as daha makbuldür ama bizim kültürümüz buna pek cevaz vermiyor:D) tüketeceğinizi var sayarsak bir kişiye rahat 6-7 ay yeter...    

Ve cesur hocam tekrar teşekkür ediyorum; bu sefer ki çay'ın hakikaten güzelmiş; Babanızada selamlarımı iletiniz lütfen çayı tercihi gayet yerinde ;
iki gündür sofralarımı neşelendiriyor. Allah senden razı olsun inşallah seni tez zamanda sevdiğine kavuştursun:D şayet yoksa bile sana sevebileceğin bir nisa versin diyorum ve sözlerime son veriyorum...

son duam Ya rabbi her şey için Elhamdülillah.