Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

22 Mayıs 2014 Perşembe

eşşsiz bir tad olarak güllü çay lezzeti

Hiç Güllü çay içtiniz mi?

ben güllü çay'ın olduğunu dahi geçen çarşamba'ya(14.05.2014) kadar duymamıştım ...

bir dosttan unutulmaz bir hatıra olarak öğrenmem gerekecekmiş meğer!
unutulmaz bir hatıra ve unutulamayacak bir tad...


Hayyam hocamın bir çay davetinin bu kadar kalıcı bir tad bırakacağını asla bilemezdim.

Hayyam hocamın ilk başta ikram ettiği ıhlamurları isam'ın bahçesinde oturmuş keyifle yudum yudum tadarken,
bana teklif edilen bir lezzet...

ilk duyduğumda şaşırmadım diyemem..
o ne dedim;
 gül ve çay..

hayyam hocam azerbaycana has tadı olduğunu söylediği zaman kafamdaki son şüphe kırıntısı da yok olmuştu...
Gerçi kafamda o son kırıntı kalsa dahi sırf hayyam hocamın hatırına dahi o tadı denemekte tereddüt etmeyeceğim bir başka husustu.

Hayyam, kamelyamızın hemen yanı başında duran güllerden bir nefeste iki adet kapıp gelerek hemencecik yanımda bitiverdi.
bir de baktım ıhlamurumun içinde güller açmış...   



Ama ne güller..

(gerçi kabul ediyorum çok mor'a benzemiyor, biraz renk körü farzedin)

Çay'ın lezzetini nasıl tarif etsem diye düşünüyorum...
ilk içtiğinizde ağzınızda değişen bir şey çok fazla yok gözüküyor, normal bir taddan biraz farklı geliyor o kadar...

ama iş bu kadarla bitmiyor asıl lezzet bundan sonra başlıyor.
Boğazınıza inmeye başladığı zaman sımsıcak bir gül tadı resmen sizi yakıp sanki sarhoş ediyor... 
boğazınızda o kadar güzel bir tat bırakıyor ki,
boğazınızı yakan tatlımsı bir gülll...
eşşsiz bir şey ya...

20 Mayıs 2014 Salı

Yedi Hilal üniversite gençliği alev alan ateş söner mi hiç özgürlük türküsü marşı

Yedi Hilal Üniversite gençliğini 19.05.2014 tarihinde Sakarya da Poyrazlar gölü kıyısında düzenlemiş olduğu piknikte söylenen marşlardan birisi olan özgürlük türküsü ya da alev alan ateş söner mi hiç  yahut dağlardayız biz ovalardayız adlı parçanın toplu olarak söylenmesi.







alev alan ateş soner mi hiç,

özgürlük türküleri söner mi hiç.
özgürlük türküleri biter mi hiç.
göge savrulan yumruklar,
zalim gitmedikce iner mi hiç.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

yedi hilal üniversite gençliği yalla irhal ya beşşar ya sisi

Yedi Hilal Üniversite gençliğini 19.05.2014 tarihinde Sakarya da Poyrazlar gölü kıyısında düzenlemiş olduğu piknikte, Beşşar esad'ın ve mısırli darbeci sisi'nin zulümlerine karşı söylenmiş, türkiyeli gençlerden bir haykırıştır.



18 Mayıs 2014 Pazar

Rodos Şövalyeleri ve Osmanlılar Doğu Akdenizde Savaş Diplomasi ve Korsanlık – Nicolas Vatin özet

Osmanlı Tarihi dersi için hazırlanmış bir ödevdir. Ödev içeriği Nicolas Vatin'in Rodos Şövalyeleri ve Osmanlılar: Doğu Akdeniz'de Savaş, Dİplomasi ve Korsanlık Kitabı için hazırlanmış bir bireysel yorum içerikli ve de bütün bölümlerden hususi olarak bahsedildiği uzun bir kitap tanıtım ve incelemesidir.

Rodos Şövalyeleri ve Osmanlılar: Doğu Akdeniz’de Savaş, Diplomasi ve Korsanlık – Nicolas Vatin
( Kitap İnceleme Ders Ödevi)


Rodos Şövalyeleri ve Osmanlılar: Doğu Akdeniz’de Savaş, Diplomasi ve Korsanlık
  “Yazar Nicolas Vatin bu eseri kalem almasının nedenini Doğu Akdeniz’de önemli bir yeri olan Rodos Şövalyelerinin tarihini efsanelerden arındırmaya ve belgesel bir zeminde oturtmaya girişmiştir.”
Coğrafya ve İnsan Unsuruna Toplu bir Bakış
    Yazar bu bölümde “Hospitaller” şövalyeleri tarikatının Rodos’a geliş sürecini anlatmıştır. Ardından Rodos’un coğrafi ve fiziki yapısını bize göstermiştir. Rodos ile 12 adanın Anadolu ile olan bağı ve fetih öncesi buradaki yaşam hakkında bize kesitler sunmaktadır. Son olarak bu bölgede Rodos Şövalyelerinin askeri bakımdan nasıl konumlandıklarını anlatmaktadır.  
    “Rodos Toplumu” başlıklı bölümde ise Rodos ve civarında şövalyelerin egemenliği altındaki bölgelerde yaşayan halkların sosyal durumlarıyla ilgili bilgiler verilmektedir. Ayrıca şövalyelerin hangi milletlerden oluştuğu ve idari yapıyı nasıl seçtiğine dair bilgilerde mevcuttur. Adada ki şövalyeler İtalya, Almanya, İngiltere, Fransa, Auvergne(Fransanın güneyinde bir bölge), Provence(Marsilya yakınlarında bir bölge), Kastilya (Portekiz), Aragon(Katalonya) milletlerinden oluşmakta ve her milletin başında bir amiral/baş balyos/ şansölye ve büyük komodor gibi adlar verilen liderler mevcuttur. Bir dini tarikat olduğu için adada ki dini masrafların tüm gruplar tarafından ortak karşılandığı bilgiside metnin son bölümlerinde verilmektedir.
 Yazar birinci bölümde “Ekonomiye Toplu Bakış” adlı bölümde Rodos’un etrafındaki adaların tarım için verimli arazilerin mevcut olduğunu ama etraflarında her daim tehlikenin mevcut olması ve düşmanlardan gelecek baskın tehditlerine karşı tetikte olunması nedeniyle yeterince gelişmediğini öne sürmüştür. Bundan dolayı bu bölgede ki ekonominin ana damarını ticaretin oluşturduğunu ve bunun aynı zamanda bir canlılık ve süreklilik arz ettiğini söyler. Bu ticaret Rodos ve çevresini daima dışa bağımlı bir hale de getirmiştir.
  “Rodos’un Gereksinimlerinin karşılanması” bölümünde Rodos ve çevresi için en hayati nesne olan gıda ihtiyacının ve Rodosluların baskın ve savunma için levazımat ve materyallerin nasıl ve nerelerden temin edildiği açıklanmıştır.  Burada yazara ilginç gelen nokta ise, Rodosluların dibinde Anadolu, Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır dururken, ispanya ve İtalya’dan tahıl ithal etmesidir. Askeri levazımat ve gemi temin noktasında ise Rodos tamamen ithal edici konumdadır ve her türlü askeri malzeme ve gereçler Batı’dan gelmektedir.

Annales Ekolü/Okulu özet değerlendirme ödev metni

Sosyolojide yöntem sorunu dersi için 2014 bahar döneminde hazırlanmış ve deerste sunum yapılması için hazırlanmış ve ağırlıklı olarak Peter Burke'nin kitabından yararlanılmış Annales okulu/ekolü hakkında kısa ve özet bir bilgi çalışmasıdır.



Annales Ekolü/Okulu
1929 yılında Lucien Febvre ve Marc Bloch tarafından Fransa da kurulmuş olan Annales dergisi etrafında ortaya çıkmış olan ekoldür. Bu derginin amacı standart tarihi dergilerin aksine, diğer coğrafya, ekonomi, siyaset vb. bilimleri de kullanarak disiplinlerarası bir yöntem düşüncesi geliştirmektir istemişlerdir.[1]
Tarihçi olarak bu dergiyi kurmalarında diğer disiplinlerden neler öğrenebileceklerinin farkına varmayı amaçlamışlardır. “Bloch ve Febvre, sosyal bilimcilerin öncelikle çağdaş sorunlarla ilgilendiklerini belirtmekle birlikte, tarihçilerin kaynaklarına hangi sorunlarla yaklaşacaklarını ancak toplumsal bilginin diğer alanlarıyla uğraşan meslektaşlarının yardımıyla kavrayabileceklerini savunmuşlardır.[2]

Kurucular
Annales hareketinin ilk kurucuları 16.yy uzmanı Lucien Febvre ile Ortaçağ uzmanı Marc Bloch’dur. L. Febvre, Ecole Normale Superior’a 1897 yılında kaydolmuştur. “Bu okul o yıllarda Paris üniversitesinden ayrı küçük ama düşünsel etki gücü geniş olan bir kolejdir. Her sene 40 kadar öğrenci kabul eder ve bunları standart üniversite eğitimi yerine, seminer tarzında; bir öğretim üyesinin önderliğinde bir konuyu incelemek veya tartışmak için genellikle ileri düzeydeki öğrencilerden oluşan gruplara verilen metod ile işlemektedir.” L. Febvre’nin burada ilerdeki bilimsel çalışma hayatına etki edecek 5 önemli isimden ders alma imkanı bulmuştur. Felsefeci Henri Bergson, coğrafyacı Paul Vidal de La Blache, Felsefeci-antropolog Lucien Lewy-Bruhl, Snat Tarihçisi Emile Male ve Emile Durkheim’in öğrencisi olan dilbilimci Antoine Meillet idi. Özellikle Meillet’e hayranlığını, Febvre devamlı dile getirecektir. Kendisi ayrıca sol çizgide çıkarılan ekonomik ve toplumsal kurumlar hakkında incelemeler açısından çok zengin bir çalışma olarak nitelendirdiği “Historie Socialiste de la revolution Française’in (1901-03) etkisinden de söz etmektedir.”[3]
Marc Bloch’da Ecole Normale Superior’a girmiştir. Babası bu okulda eski çağ tarih kürsüsü olan bir araştırmacıdır. Marc bloch Ecole’de kendisine en çok etki eden kişinin Emile Durkheim olduğunu söylemiş ve özellikle onun çıkarmış olduğu “Anne sociologique” dergisinin kendisinde tesirinin büyük olduğunu ifade etmiştir. M. Bloch burada çağdaş siyasete ilgi duymasına rağmen orta Çağ tarihi üzerine uzmanlaşmayı tercih etmiştir.[4]
                                                          
Marc Bloch ve L. Febvre aynı okulda okumalarına rağmen Febvre, Bloch’dan 8 yaş büyüktür. İkili 1920 yılında Strasbourg üniversitesinde ki görevlerine başlayıncaya kadar ortak bir birliktelikleri olmamıştır. “M. Bloch’ün coğrafyaya ilgisi, Febvre’ün ise sosyolojiye olan merakı daha güçlüdür. Bununla birlikte ikisi de disiplinlerarası ve sorun odaklı bir düşünme tarzına sahiptiler. Bütün bunlar Strasbourg üniversitesinde hoca olmalarıyla aralarındaki bağın daha da güçlü bir şekilde oluşmasıyla sonuçlanacaktı.[5]
 “Bloch ile febvre’in her ün bir araya geldikleri 1920-1933 arasındaki Strasbourg dönemi Annales hareketinin filizlenmesi ve doğmasına yol açacaktır. Bu ikilinin çevresinde son derece canlı bir disiplinlerarası grubun yer alması, ayrıca onların bir araya gelmesine vesile olan Strasbourg kentinin Almanlardan daha yeni geri alınmasından dolayı ve de Strasbourg üniversitesinin yeni oluşturulmakta olması, ortamın da düşünsel yeniliğe elverişli olması sayesinde disipliner sınırların aşılarak fikir alışverişinin yapılmasını kolaylaştırıyordu.[6]
Avrupa da Annales Öncesi Tarih Yazımı

“Heredotus ve Thukydides’in çağından beri Batı’da tarih çeşitli janrlar içerisinde- manastır vakayınameleri, siyasi anılar, antika meraklısı denemeler vb.- yazıldı. Gelgelelim büyük adamların –şeflerin ve kralların- yaptıkları büyük işlerin öyküsü olarak sunulan siyasi ve askeri olayların anlatısı uzun bir süre tarih yazımının başat biçimi oldu. Bu başat biçim ilk ciddi itirazlarla Aydınlanma döneminde karşılaştı.[7]

“PİAGET’NİN AHLAKİ GELİŞİM EVRELERİNİ TESPİT ETMEYE YÖNELİK HAZIRLADIĞI HİKÂYELER” İLE 6-13 YAŞ ARASINDA ÇOCUKLARDA AHLAKİ GELİŞİM TESPİT ÇALIŞMASI



“PİAGET’NİN AHLAKİ GELİŞİM EVRELERİNİ TESPİT ETMEYE YÖNELİK HAZIRLADIĞI HİKÂYELER” İLE 6-13 YAŞ ARASINDA ÇOCUKLARDA AHLAKİ GELİŞİM TESPİT ÇALIŞMASI
( Ahlak Psikolojisi Final Ders Ödevi)


1 ) - Erkek –  9 Yaşında –  3. Sınıf
Hikâye 1
1- “Ali, odasında iken annesi onu yemeğe çağırır, fakat Ali annesinin çağırdığı odadan içeri girerken kapının arkasındaki sandalyede içinde on beş bardak bulunan tepsiyi devirir ve bardaklar kırılır.”
2- “Mehmet, annesi evde yokken kavanozdan şeker almak ister ve rafa uzanır ancak kavanozu yere düşürür ve kırılır”.

Soru 1: Hangi çocuk daha suçludur? Hangi çocuk daha yaramazdır? Neden?
Soru 2: Sence ceza verilmeli mi? Nasıl bir ceza verilmeli?
1 -  Ali suçludur çünkü 15 tane bardak kırıyor.
Mehmet’e normal, Ali’ye fazla ceza verilmeli.
Ali den bardakların parasını alalım; Mehmet’ten hem şekerin’ hem de şekerliğin parasını alalım.

Henüz Dışa bağımlı dönemi yaşamaktadır, olaylarda niyeti görememekte sadece sonuca göre değerlendirmektedir. Ceza değerlendirmesini ise sadece maddi olgulara göre vermiştir.

Hikâye 2
1- “Emre isminde küçük bir çocuk, babasının masasının üzerinde unuttuğu dolma kalemi ile oynamaya başlar. O sırada da masa örtüsünü küçük bir damla mürekkeple lekeler.”

2- “Can isminde başka bir çocuk, babasının masanın üzerinde bıraktığı dolma kalemin bittiğini görür. Babasına yardımcı olmak için kaleme mürekkep doldurmak isterken, mürekkep şişesine eli çarpar, masa örtüsü üzerinde kocaman bir leke oluşur.”
Soru 1: Hangi çocuk daha suçludur? Hangi çocuk daha yaramazdır? Neden?
Soru 2: Sence ceza verilmeli mi? Nasıl bir ceza verilmeli?
2 -  Emre yaramazdır, çünkü kalemle izinsiz oynamıştır.
Can da yaramazlık yapmıştır ama babasına yardım etmek istiyor.
Can’a da Emre’ye de ceza verilmelidir.
Can’ın cezası döktüğü mürekkepleri temizlemesi;
Emre den ise döktüğü mürekkeplerin parasını isteyelim.

Burada niyet görülmüş ve ona göre özerk dönem yaklaştığının ilk işaretleri sezilmiştir. Cezalar ise orantılıdır.


Hikâye 3
1- “Ali çok fakir ve küçük olan bir arkadaşı ile karşılaşır. Bu arkadaşı ona evde yiyecek bir şey olmadığı için o gün hiçbir şey yemediğini söyler. Sonra Ali bir fırına girer, parası yoktur ve fırıncının arkasını dönmesini bekler, bir ekmek çalarak kaçar. Ekmeği arkadaşına verir.”
2- “Ayşe dükkâna girer, tezgâhın üzerinde çok güzel bir kurdele görür ve kurdelenin elbisesinin üzerinde çok güzel duracağını düşünür. Böylece dükkân sahibesi arkasını dönünce onu alarak kaçar.

Soru 1: Hangi çocuk daha suçludur? Hangi çocuk daha yaramazdır? Neden?
Soru 2: Sence ceza verilmeli mi? Nasıl bir ceza verilmeli?
3 -  Ayşe daha suçludur çünkü kendini beğendirmek için hırsızlık yapıyor.
Ali de suçludur ama o arkadaşına yardım etmek için hırsızlık yapıyor.
Ali’ye biraz kızalım; Ayşe’ye çok kızalım ve 5 tane kurdele parası isteyelim.

Burada da niyet görülmüş ve ona göre ceza muamelesi verilmesi istenmiştir. Burada bağımlı dönemden çıkılmaya başlandığının işaretleri daha somuttur.

Genel Değerlendirme:
Bağımlı dönemden genel itibariyle çıkmaya başlanmıştır. Ama henüz bu devre tam olarak atlatılamamıştır. Özerk dönem’in ilk safhalarında bulunmaktadır. Cezalar ise olaylar ile orantılı ve bağım dönem ile özerk dönem arasındaki çocukların algılayışlarına göre verilmesi muhtemelen cezalardandır.










12 Mayıs 2014 Pazartesi

Almanya da yeni camiler Münih Belediyesinden Cami için arsa

Münih Belediyesinden cami yapın teklifi

Münih Belediyesi, iki arsayı cami yapımı için teklif etti

Münih Belediyesi, Kent yönetimindeki tüm partilerin desteğini alan Münih İslam Forum (MİF) adlı kuruluşa iki arsayı cami yapımı için teklif etti. Forum Başkanı Benjamin İdriz belediyenin teklif ettiği iki arsadan Dachauer Caddesi 110 numaradaki 3 bin 270 metrekarelik alanı cami yapımı için kararlaştırdıklarını açıkladı.

'MÜSLÜMANLARIN DESTEĞİNİ BEKLİYORUZ'
Şehir merkezindeki yeni arsaya içinde cami, kültür merkezi ve değişik sosyal tesislerin bulunacağı bir külliye inşa edeceklerini söyleyen Benjamin İdriz 'Fark gözetmeden tüm insanlarımıza açık olacak bu caminin yapımına 2016 yılında başlamayı umuyoruz. Tabii ki bu dev proje için Müslümanların desteğini bekliyoruz. Hayırsever insanlarımız bağış yaparak bu kutsal yapıya katkıda bulunabilirler' dedi. 
Diyanet Türk İslam Merkezi DİTİM Eski Başkanı Recep Dereli ise tüm Türklerin yeni cami projesine sahip çıkmasını isterken 'Bu caminin mevcut kitlelerin ibadet ettiği yerlere etkisi olmayacaktır, aksine güzel Münih şehrimizin ihtiyacını giderecek bir cami projesi olacaktır' diye konuştu.
kaynak:risalehaber

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Bir günden izlenimler İsmet Özel und Melih Altınok

08.05.2014 - istanbul- bağlarbaşı;

hayatımda bu kadar zıtlığı bir anda telakki edebileceğim günler çok sayılıdır...
Bir Liberal aydın dediğimiz zattan İktidar'a yönelik takdirler ve daha özgür yaşadığımız söylevini dinlemek
hemen ardından bir yemek molası verip
Müslüman bir Aydından (haklı bir eleştiri) müslümanca yaşamadığımızı ve yönetilmediğimiz eleştirisini dinlemek...



 

Bu kadar geniş bir fikriyatı dinleyebilecek bir irade ve beyne sahip olabilirim ama hazmedecek kadar geniş bir hafsalam hala mevcut değil..

ilkleri başarmayı çok severim ama bunun siyasi noktada bir amel açacağı noktada bulunuyor ise hala tereddüdümü giderebileceğimi düşünmüyorum...

geçirdiğim o gün ün önemi çok fazla idi. bir ilim yuvası diye adlandırılan! üniversitemiz ve bulunduğu mekana kurulduğu günden beri sanırım bu kadar politik bir gösteriye sahip olmamıştır. (gerçi bu olayın politikliği bile sınırlıydı ama bazıları için bu bile fazlaymış demek ki.)Bunu ise sadece bireysel istek ile değil resmen tepeden inme bir hareket ile bir iktidar partisinin gücünü kullanarak yapmış olmamdan dolayı biraz pişmanlık duymuyor değilim ama bunu hak edenler in daha farklı bir şeyleri düşünme zamanları çoktan geldiğini görmeleri için bazen kendi kişisel sınırlarımı zorlamam ve değerlerimi kenara bırakmam gerekebiliyormuş.


                                   

gelelim program değerlendirmelerine ilk başta melih altınok ile başlayalım.
Melih bey taraftan ve tv lerden tanıyordum çok fazla tanıdığım ve ya takip ettiğim birisi değildi ama tv den aşina bir şahıs.
ilk program önerisi geldiğinde açıkcası bizim okulda yapabileceğimiz bir organizasyon olabileceğini çok düşünmedim, idari olarak izin alabileceğimiz neredeyse 0'dı. ama Allahın hikmetine bakın öğrencisinin akademik olmayan taleplerini çok fazla dikkate almayan üniversitemiz, iktidar partisinden gelen 2 telefon ile siyasi bir organizasyon için kerhen izin vermek zorunda kaldığı için açıkcası okulda kendi adımın yanına aldığım eksi hanemi kabartan bir olay daha eklendi diye düşünmeden edemedim...
malum aram bu sıralar hiç göze batmadığım için sıfırın biraz altında eksi felandı...

her ne ise danışmandan sağlık spor daire başkanından dekandan rektörden sadece 1 gün içerisinde izin koparıp peogram startını verdik hemde programa sadece 48 saatten daha az kalmasına rağmen.
Allahın izniyle atlattık, ama bayağı ders almalıyım diye düşünmeden edemiyorum.

program için okulumuzdaki siyasi yapıyı fikir yönünden 3 aşağı 5 yukarı biliyoruz 
ama hareket yönünden
ne ile karşılaşacağımız noktasında 4. yılını mayıs ayı ile geride bırakan üniversitemizde bu güne kadar tek bir siyasi faaliyet olmadığı için açıkcası pek değil neredeyse hiç bir fikre sahip olamıyorduk.
toplam mevcudumuzun 650 olduğu ve bununda 200 e yakının uluslararası yabancı öğrencilerden oluştuğunu düşünürseniz durumun son hali size biraz daha net olarak gözükebilir sanırım.

29 mayıs tayfası ile akşamlardan bir akşam

Yurtta kalanlar bilirler ya da hatırlarlar, bazen çat kapınız vurulur ve içeriye elinde poşetle birileri çıkıp gelir ve genelde bu en münasebetsiz zamanlara denk gelmek gibi kötü bir huyu olsa da işin sonucunda o gecenin muhabbeti sanırım bir ömür boy anılardan çıkmayacak bir tatlı hatıra oluşturmaktadır.
29.04.2014 tarihinde tam yatacağım esnada saat 23:20 sularında çat kapımı vurup gelen ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren çiğ köfte servisi...
normalde saat 21:00 sularında sonra ağzıma meyve ve sıvı içecekler dışında mümkün mertebe yiyecek tüketmeyen ben bile o saatte, ikram edilen 1 dürüm çiğ köfte'yi yedim...

odanın dağınıklığı 10 metre karelik yerde tam 10 kişi bulunmamızdan dolayıdır... 

2,5 kg çip köfteyi yarım saatte silip süpüren muhteşem yiyici ekibi izninizle sizinle tanıştırmak istiyorum..
fotoğraf karesindekil yiyici ekiptekiler
fotoğrafları çeken ben
m. cesur
a.rıdvan
tosun
mücahit
halil ibrahim
bosni enes
yunus emre
furkan
ve odada olmasına rağmen hiç bir kareye girmemeyi başaran tosunun öz,  bizimde öz dayımız kadar dayımız olan DAYI
...



9 Mayıs 2014 Cuma

Bir Ömürlük Lale Hikayesi

Bir ömürlük Lale Hikayesi ;

aklıma nereden esti bilmiyorum normalde böyle şeyler hiç ilgimi çekmez sanırım bende ki odunsu yapımın fazla olması nedeniyle olsa gerek 
her neyse 
ama;
 okul bahçesinde bir lalenin önünden yeni tomurcuklanmaya başladığını görmem ve bana her lale görüşümde aklıma benim için çok değerli bir kimsenin gelmesi nedeniyle bir izleme hikayesi paylaşacağım. burada ben konuşmayacağım...
Her gün fotoğrafını çektiğim laleler hem benim demek istediklerimi hem de asıl denileni lisanı halleriyle anlatacaklardır

hikayedeki tek ayrıntı lalelerin doğum tarihi 15.04.2014 tür, bu tarihten 02.05.2014 tarihine kadar 19 gün boyunca yaşamışlardır. Bu 19 günün 18 günü tek tek resimlenmiştir. geri kalan 6 gün ise lalelerin can verdikten sonraki yapraklarının çürüyüşleri resimlenmiştir.

laleler'imi severken aklıma gelenleri ve her fotoğrafın arkasından hissettiklerimi de yazmak isterdim ama söz verdim benim yerime sadece laleler'im konuşacak

her fotoğrafın üzerinde ki çekildiği tarihi göstermektedir.
farklılık olsun diye ya da her zaman aynı vakitte çekme imkanım olmayacağı için gün içerisinde seher vaktinden gecenin 23 ününe kadar her vakitte ama her gün düzenli çektiğim fotolarla meydana gelmiş bir hikayedir. 

16.04.2014 -1

                                               16.04.2014 -2

                                                 16.04.2014 -3

                                                     16.04.2014 -4

                                                 17.04.2014 -1

                                               17.04.2014 -2

                                               17.04.2014 -3

                                                    18.04.2014 -1

                                             18.04.2014 -2

                                                19.04.2014 -1
     
                                               19.04.2014 -2

                                               19.04.2014 -3

4 Mayıs 2014 Pazar

Balkan Lokantası hatırası

dün öğlen dersten sonra (cumartesi günü ne dersi diye sormayın dersim var) 29 mayıs taifesiyle beraber 3 milletten 3 insan beşiktaş balkan lokantasından buluşmak üzere sözleştik. ben süleymaniyeden geldim arkadaşlar ise üsküdardan onlar benden hızlı gelmişler...
neyse oturduk lokantaya
aldık tepsilerimiz elimize Allah gözümüzü doyursun yiyemeyeceğimiz kadar yemek almışız...
3 kişi 46 tl hesap ödedik, ama yemeklerin bir kısmı kaldı, ayrıyaten 2 tane de kediyi doyurduk.

afgan cesur her zaman ki gibi ciğer, pilav, ayran, püskevitli muhalebiyi tercih etti, bu çocuk ne zaman gitse aynı menüyü alıyor. Allahtan sabah çorba içerken ciğer çıkmamış oluyor...

bosni enes ise saray kebabı, sebzeli kebap, iç pilav , kola ve püskevitli muhallebi ile aramızdaki en cılız şahsiyet olmasına rağmen hesabın yarısını kendisi oluşturdu.

ben ise bu sefer macar kebabı, iç pilav, balkan salata ve aşure den oluşan menü ile yerimi aldım.
  
yemek keyfimiz 1 saatten fazla sürdü, yayıla yayıla bayağı yemişiz Elhamdülillah doyduk, hemde maalesef ihtiyacımızdan bile fazla yediğimiz halde, yemeklerin 3 tanesi yarım kaldı...

ben macar kebabını ilk defa denedim.
üstünde kaşarlı yada normale peynir patates püresi karışımı bir sos, altında patlıcanın ince rulosu içinde kuşbaşı et dilimleri, tavsiye edilir.. güzelmiş.
saray kebabı ise üstünde neden yapıldığını çözemediğimiz otlu bir sosun altında et vardı, bitiremedik.
sebzeli kebap ise bu sefer biraz yavandı, çok çok daha güzel sebzeli kebap yediğim zamanlar oldukça fazlasıyla mevcuttur..  
kısacası bu yemek ziyafetinden bize akşam yatıncaya kadar gitmeyen bir tokluk hissi ve cesur arkadaşımızın her ne kadar fotoğraf karesinden çıkartmaya çalışsak da bir türlü çıkartamadığımız göbeği ve hoş bir anı eşliğindeki muhabbetimiz kaldı...
 yeşil olan saray kebabı sarı olan macar kebabı