Sümbül Ebrusu
25 Ekim 2012 Perşembe
Kurban Bayramınız mübarek olsun
tüm islam aleminin bayramını tebrik eder, Başta Suriyedeki zalim esad yönetimine karşı savaşan din kardeşlerimizin ve o mazlum jalkın olmak üzere Çeçenistan Moro , Patani Afganistan Pakistan Filistin ve tüm acı çeken müslüman kardeşlerimizin bir an önce özgürlüklerine ve hayırlı bir geleceğe kavuşmalarını Cenab-ı Allah tan niyaz ederim..
Dünyada anayasa mahkemelerine üyeleri nasıl seçiliyor
Bu belgeyi MS WORD
formatında indirmek için burasını tıklayınız.
www.anayasa.gen.tr/aym-uyesecimi.doc
Karşılaştırmalı
hukuka baktığımızda Anayasa Mahkemesi üyelerinin şu şekillerde seçildiği
görülmektedir:
hukuka baktığımızda Anayasa Mahkemesi üyelerinin şu şekillerde seçildiği
görülmektedir:
1. ABD[1]
ABD Yüksek
mahkemesi dokuz üyeden oluşur. Üyeler iyi hâllerini (good behavior)
sürdürmeleri şartıyla ömür boyu görevde kalırlar[2].
İyi hâlin kaybı, yani üyenin suç işlemesi durumunda impeachment usûlünün
işletilmesiyle senatonun üçte ikisinin oyuyla görevden alınması mümkündür. Ancak
kuruluşundan bugüne görevden bu şekilde alınmış bir Yüksek mahkeme üyesi yoktur[3].
ABD Yüksek Mahkemesine üye atanabilmenin eğitim, meslek vb. koşulları yoktur.
Bununla birlikte uygulamada genellikle hukuk mesleğinden kişilerin üye olarak
atandıkları görülmektedir. Üyelerin hepsini atama yetkisi Başkana aittir. Ancak,
başkanın ataması “Senatonun görüş ve onayı (advice and consent of the Senate)”na
bağlıdır (Anayasa, m.2, sek.2, par. 2). Uygulamada, Başkanların kendi siyasal
görüşüne yakın kişileri Yüksek Mahkemeye üye olarak atadıklarına şahit
olunmaktadır. Başkanın partisi Senatoda çoğunluğa sahip değil ise, Senatonun
atanan kişinin atamasını onaylamadığı da görülmektedir. Uygulamada başkan
tarafından atanan üyelerin beşte birine yakın kısmının Senato tarafından
onaylanmadığı not edilmektedir[4].
Senato onaylamadan önce Başkan tarafından önerilen adayın sorgulamasını yapmak
için bir komite oluşturur. Komitede sorgulama sözlü ve kamuya açıktır.
Sorgulamada Komite, adayın siyasal eğilimlerini ve hatta özel hayatını dahi
araştırır. Örneğin Başkan Bush tarafından önerilen R. H. Bork’un üyeliğini
Senato siyasal görüşleri nedeniyle onaylamamıştır. Bork’tan sonra aday olan D.
H. Ginsburg da gençliğinde marihuana içtiği için çekilmek zorunda kalmıştır[5].
Sonuç olarak ABD Yüksek Mahkemeye üye atanması ve onanması işinde siyasal
faktörlerin rol oynadığını söyleyebiliriz[6].
mahkemesi dokuz üyeden oluşur. Üyeler iyi hâllerini (good behavior)
sürdürmeleri şartıyla ömür boyu görevde kalırlar[2].
İyi hâlin kaybı, yani üyenin suç işlemesi durumunda impeachment usûlünün
işletilmesiyle senatonun üçte ikisinin oyuyla görevden alınması mümkündür. Ancak
kuruluşundan bugüne görevden bu şekilde alınmış bir Yüksek mahkeme üyesi yoktur[3].
ABD Yüksek Mahkemesine üye atanabilmenin eğitim, meslek vb. koşulları yoktur.
Bununla birlikte uygulamada genellikle hukuk mesleğinden kişilerin üye olarak
atandıkları görülmektedir. Üyelerin hepsini atama yetkisi Başkana aittir. Ancak,
başkanın ataması “Senatonun görüş ve onayı (advice and consent of the Senate)”na
bağlıdır (Anayasa, m.2, sek.2, par. 2). Uygulamada, Başkanların kendi siyasal
görüşüne yakın kişileri Yüksek Mahkemeye üye olarak atadıklarına şahit
olunmaktadır. Başkanın partisi Senatoda çoğunluğa sahip değil ise, Senatonun
atanan kişinin atamasını onaylamadığı da görülmektedir. Uygulamada başkan
tarafından atanan üyelerin beşte birine yakın kısmının Senato tarafından
onaylanmadığı not edilmektedir[4].
Senato onaylamadan önce Başkan tarafından önerilen adayın sorgulamasını yapmak
için bir komite oluşturur. Komitede sorgulama sözlü ve kamuya açıktır.
Sorgulamada Komite, adayın siyasal eğilimlerini ve hatta özel hayatını dahi
araştırır. Örneğin Başkan Bush tarafından önerilen R. H. Bork’un üyeliğini
Senato siyasal görüşleri nedeniyle onaylamamıştır. Bork’tan sonra aday olan D.
H. Ginsburg da gençliğinde marihuana içtiği için çekilmek zorunda kalmıştır[5].
Sonuç olarak ABD Yüksek Mahkemeye üye atanması ve onanması işinde siyasal
faktörlerin rol oynadığını söyleyebiliriz[6].
2. Almanya
Alman Federal
Anayasa Mahkemesi 16 hakimden oluşur. Hakimlerin yarısı Bundestag (birinci
meclis [millet meclisi]), diğer yarısı da Bundestrat (ikinci meclis [senato])
tarafından seçilir (AY, m.94/1). Mahkeme Başkanı ve Başkan Vekili dönüşümlü
olarak Bundestag ve Bundesrat tarafından seçilir. Görev süreleri 12 yıldır.
Tekrar seçilmeleri mümkün değildir. Üye seçilebilmek için 40 yaşını doldurmuş
olmak ve hakim olma yeterliliğine sahip olmaları gerekir. Üniversite öğretim
üyeliği dışında başka bir işle Anayasa Mahkemesi üyeliği bağdaşmaz.
Anayasa Mahkemesi 16 hakimden oluşur. Hakimlerin yarısı Bundestag (birinci
meclis [millet meclisi]), diğer yarısı da Bundestrat (ikinci meclis [senato])
tarafından seçilir (AY, m.94/1). Mahkeme Başkanı ve Başkan Vekili dönüşümlü
olarak Bundestag ve Bundesrat tarafından seçilir. Görev süreleri 12 yıldır.
Tekrar seçilmeleri mümkün değildir. Üye seçilebilmek için 40 yaşını doldurmuş
olmak ve hakim olma yeterliliğine sahip olmaları gerekir. Üniversite öğretim
üyeliği dışında başka bir işle Anayasa Mahkemesi üyeliği bağdaşmaz.
3. Avusturya
Avusturya Anayasa
Mahkemesi bir başkan, bir başkan vekili, 12 asıl ve 6 yedek üyeden oluşur (AY,
m.147). Başkan, Başkanvekili, 6 asıl üye ve üç yedek üye Federal Hükümet
tarafından; 3 asıl ve 2 yedek üye Ulusal Konsey (=Millet meclisi) tarafından, 3
asıl ve 1 yedek üye Federal Konsey (=Senato) tarafından seçilir. Seçilen adaylar
Federal başkan tarafından atanırlar. Federal hükümet tarafından seçilen üyelerin
hakim, kamu görevlisi, veya hukuk profesörü olması gerekir.
Mahkemesi bir başkan, bir başkan vekili, 12 asıl ve 6 yedek üyeden oluşur (AY,
m.147). Başkan, Başkanvekili, 6 asıl üye ve üç yedek üye Federal Hükümet
tarafından; 3 asıl ve 2 yedek üye Ulusal Konsey (=Millet meclisi) tarafından, 3
asıl ve 1 yedek üye Federal Konsey (=Senato) tarafından seçilir. Seçilen adaylar
Federal başkan tarafından atanırlar. Federal hükümet tarafından seçilen üyelerin
hakim, kamu görevlisi, veya hukuk profesörü olması gerekir.
4. Fransa[7]
Fransız Anayasa
Konseyi dokuz üyeden oluşur. Eski Cumhurbaşkanları da -dilerlerse- Mahkemenin
doğal üyesidirler. Üyeler dokuz yıl görevde kalır. Bir defa seçilen üye tekrar
seçilemez. Üyelerin üçte biri her üç yılda bir yenilenir. Fransız Anayasa
Konseyine üye atanabilmenin eğitim, meslek vb. koşulları yoktur. Üyelerin üçü
Cumhurbaşkanı, üçü Millet Meclisi ve üçü de Senato Başkanı tarafından atanır
(1958 Anayasası, m.56). Fransa’da gerek Cumhurbaşkanı, gerek Millet Meclisi
Başkanı, Gerekse Senato Başkanı, kendisine yakın kişileri Anayasa Konseyine üye
olarak atamaktadırlar. Atanan kişilerin çoğunluğu eski politikacılar veya yüksek
bürokratlardır. Atanan kişilerin yaş ortalaması da hayli yüksektir (1980’lerde
yaş ortalaması 74 idi). O nedenle Anayasa Konseyi bir “emekliler hükûmeti”
olarak nitelendirilmektedir[8].
Konseyi dokuz üyeden oluşur. Eski Cumhurbaşkanları da -dilerlerse- Mahkemenin
doğal üyesidirler. Üyeler dokuz yıl görevde kalır. Bir defa seçilen üye tekrar
seçilemez. Üyelerin üçte biri her üç yılda bir yenilenir. Fransız Anayasa
Konseyine üye atanabilmenin eğitim, meslek vb. koşulları yoktur. Üyelerin üçü
Cumhurbaşkanı, üçü Millet Meclisi ve üçü de Senato Başkanı tarafından atanır
(1958 Anayasası, m.56). Fransa’da gerek Cumhurbaşkanı, gerek Millet Meclisi
Başkanı, Gerekse Senato Başkanı, kendisine yakın kişileri Anayasa Konseyine üye
olarak atamaktadırlar. Atanan kişilerin çoğunluğu eski politikacılar veya yüksek
bürokratlardır. Atanan kişilerin yaş ortalaması da hayli yüksektir (1980’lerde
yaş ortalaması 74 idi). O nedenle Anayasa Konseyi bir “emekliler hükûmeti”
olarak nitelendirilmektedir[8].
İmam ve müezzinler maaş müjdesi
İmam ve müezzinlere zam müjdesi
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Teşkilat Yasası'yla din adamlarının ek göstergeleri yükseltilecek. Yeni düzenlemeyle Diyanet teşkilatında en büyük grubu oluşturan lise mezunu imamlar, Kur'an kursu öğreticileri ve müezzinlerin maaşlarına 117 TL zam gelecek. İlahiyat fakültesi mezunu imamlar ile ilahiyat mezunu Kur'an kursu öğreticilerinin aylığı ise 161 lira artacak. Vaizler de 111 lira zam alacak. Düzenlemenin ardından il müftüsünün maaşı 277 lira, Ankara, İstanbul ve İzmir'de görev yapan müftülerin aylığı ise 519 TL yükselecek. Öte yandan Diyanet İşleri başkanının maaşında 1.023 TL, strateji geliştirme başkanının maaşında da 1.738 liralık artış olacak.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırladığı taslak, Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik tarafından Meclis'te grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerine sunuldu. Tasarıya, Alevi çalıştaylarında alınan kararlar doğrultusunda eklemeler yapılacak. Bu değişikliklerin ardından tasarının komisyonlarda görüşülmeye başlanması bekleniyor. İmamlara kariyer sistemi getirecek olan yasa, din görevlilerini gruplara ayıracak. Uzman imam, uzman vaiz, baş imam, baş vaiz, uzman müezzin gibi sınıflara ayrılacak. Tasarı ile din görevlilerinin maaşları da yeniden belirlenecek. Buna göre 1.492 TL maaş alan lise mezunu Kur'an kursu öğreticisi, imam ve müezzinlerin aylığı, ek göstergelerinin yükseltilmesiyle birlikte 1.609 TL'ye çıkacak. Uzman imamlar 1.795, baş imam da 1.902 lira aylık alacak. Din hizmetleri uzmanının maaşı 40, Diyanet teşkilatındaki memurların maaşı 34, şoför, aşçı, bekçi gibi görevlilerininki ise 30 lira yükselecek.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Teşkilat Yasası'yla din adamlarının ek göstergeleri yükseltilecek. Yeni düzenlemeyle Diyanet teşkilatında en büyük grubu oluşturan lise mezunu imamlar, Kur'an kursu öğreticileri ve müezzinlerin maaşlarına 117 TL zam gelecek. İlahiyat fakültesi mezunu imamlar ile ilahiyat mezunu Kur'an kursu öğreticilerinin aylığı ise 161 lira artacak. Vaizler de 111 lira zam alacak. Düzenlemenin ardından il müftüsünün maaşı 277 lira, Ankara, İstanbul ve İzmir'de görev yapan müftülerin aylığı ise 519 TL yükselecek. Öte yandan Diyanet İşleri başkanının maaşında 1.023 TL, strateji geliştirme başkanının maaşında da 1.738 liralık artış olacak.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırladığı taslak, Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik tarafından Meclis'te grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerine sunuldu. Tasarıya, Alevi çalıştaylarında alınan kararlar doğrultusunda eklemeler yapılacak. Bu değişikliklerin ardından tasarının komisyonlarda görüşülmeye başlanması bekleniyor. İmamlara kariyer sistemi getirecek olan yasa, din görevlilerini gruplara ayıracak. Uzman imam, uzman vaiz, baş imam, baş vaiz, uzman müezzin gibi sınıflara ayrılacak. Tasarı ile din görevlilerinin maaşları da yeniden belirlenecek. Buna göre 1.492 TL maaş alan lise mezunu Kur'an kursu öğreticisi, imam ve müezzinlerin aylığı, ek göstergelerinin yükseltilmesiyle birlikte 1.609 TL'ye çıkacak. Uzman imamlar 1.795, baş imam da 1.902 lira aylık alacak. Din hizmetleri uzmanının maaşı 40, Diyanet teşkilatındaki memurların maaşı 34, şoför, aşçı, bekçi gibi görevlilerininki ise 30 lira yükselecek.
Koyunun karnındaki nedim hazar zaman gazetesi
Kurban bayramının 1. günü 25.10.2012 tarihinde zaman gazetesinde nedim hazar imzalı yer alan modernleşme sancısı içerisinde sekülerleşen ama dindende kopamayan toplumların yaşamış olduğu durumlaradikkat çeken bir yazı...
M.Nedim Hazar
Koyunun karnındaki
Haberi okuyunca tebessüm ettim. Şöyleydi: “Kastamo-nu’nun
Bozkurt ilçesinde pazardan satın alınan kurbanlık dananın sırtında,
Arapça Allah yazdığını cami imamı fark etti.”
Tabii uzun sürmedi haberin sosyal medyaya düşmesi.
Kiminin imanını ziyadeleştirdi bu haber, kiminin dudağını büktü,
alayını artırdı.Kurbanlıktaki Allah yazısını fark eden İmam Doğannar,
Bozkurt ilçesinde pazardan satın alınan kurbanlık dananın sırtında,
Arapça Allah yazdığını cami imamı fark etti.”
Tabii uzun sürmedi haberin sosyal medyaya düşmesi.
Kiminin imanını ziyadeleştirdi bu haber, kiminin dudağını büktü,
alayını artırdı.Kurbanlıktaki Allah yazısını fark eden İmam Doğannar,
‘’Cenab-ı Allah her şeyde varlığını hissettirdiği gibi kurbanlıkta da
varlığını hissettiriyor. Bu kurbanlığımızda Allahu Teala,
Arapça çok açık bir şekilde kendi ismini yaratmış. Kurbanlıklar
arasında çok nadir görünen bir durum.” diyor ve şöyle ekliyordu:
”Bu kurbanlığımızın başka özelliği ise Allah yazısının her iki tarafta
da olmasıdır.’’ Kurbanlık satıcısının ‘’Üzerindeki Allah yazısını
fark etseydik bu kurbanlığı satmazdım.’’ demesini pek anlayamasam da
, bu hadise aklıma yıllar öncesinde Zafer dergisinde yayımlanan
bir haberi getirdi. Bir bal peteğinin üzerinde ‘Allah’ lafz-ı celili vardı.
Büyük olay olmuştu. Sonra bolca gördük benzer şeyleri, domateste,
patateste, ağaç gövdesinde vs.
Kanaatimce, her ne kadar samimi olduklarına gönülden inansam da,
mesele ‘Rabb’ini bilmek’ meselesidir. İnsanoğlu, yaratıcı ile arasına
mesafe koydukça ve kendini kaptırdıkça masivaya, bu tür şeyler
ona çok enteresan geliyor ve esas mucizeleri ıskalayıp,
böylesi boş ve hoş şeyleri abartıyor.
Bediüzzaman Hazretleri, Asa-yı Musa isimli eserinde,
Kastamonu’da yanına gelen lise talebelerinin şikayetinden bahseder.
Öğrenciler, ‘Öğretmenlerimiz bize dini anlatmıyor,
hatta tam tersini yapıyor.’ diye şikayet etmektedir.
Büyük alim şu enfes cümleyi söylüyor: “Sizin okuduğunuz fenlerden
her fen, kendi lisan-ı mahsusiyle mütemadiyen Allah’tan bahsedip
Hâlık’ı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.”
Sonra mikro âlemden makroya muazzam betimlemelerle evrendeki
her şeyin nasıl ‘Eser sahibi’ni anlattığını ifade ediyor.
Kurbanlık koyunun karnındaki Allah yazısını görüp,
imanı ziyadeleşen insan, koyunun iç âlemine bakmayı unutmasa
, belki binlerce kez hayrete düşecek, milyonlarca kez
hamd ve sena edecek! Misal, bir küçükbaş hayvanın içindeki
damar ve sinir ağının uzunluğu 70 bin kilometreden uzunmuş.
Yaratılan her canlı gibi, kurbanlık koyun da her yönüyle
Yaratıcı’yı haykırırken, derisindeki bir lekeye bakarak
“cûş-u hurûş’a gelmek bana ilginç geliyor. Koyunun sadece
derisi değil, içi dışı, kaşı gözü; her şeyi ayrı bir imza, ayrı bir esma…
varlığını hissettiriyor. Bu kurbanlığımızda Allahu Teala,
Arapça çok açık bir şekilde kendi ismini yaratmış. Kurbanlıklar
arasında çok nadir görünen bir durum.” diyor ve şöyle ekliyordu:
”Bu kurbanlığımızın başka özelliği ise Allah yazısının her iki tarafta
da olmasıdır.’’ Kurbanlık satıcısının ‘’Üzerindeki Allah yazısını
fark etseydik bu kurbanlığı satmazdım.’’ demesini pek anlayamasam da
, bu hadise aklıma yıllar öncesinde Zafer dergisinde yayımlanan
bir haberi getirdi. Bir bal peteğinin üzerinde ‘Allah’ lafz-ı celili vardı.
Büyük olay olmuştu. Sonra bolca gördük benzer şeyleri, domateste,
patateste, ağaç gövdesinde vs.
Kanaatimce, her ne kadar samimi olduklarına gönülden inansam da,
mesele ‘Rabb’ini bilmek’ meselesidir. İnsanoğlu, yaratıcı ile arasına
mesafe koydukça ve kendini kaptırdıkça masivaya, bu tür şeyler
ona çok enteresan geliyor ve esas mucizeleri ıskalayıp,
böylesi boş ve hoş şeyleri abartıyor.
Bediüzzaman Hazretleri, Asa-yı Musa isimli eserinde,
Kastamonu’da yanına gelen lise talebelerinin şikayetinden bahseder.
Öğrenciler, ‘Öğretmenlerimiz bize dini anlatmıyor,
hatta tam tersini yapıyor.’ diye şikayet etmektedir.
Büyük alim şu enfes cümleyi söylüyor: “Sizin okuduğunuz fenlerden
her fen, kendi lisan-ı mahsusiyle mütemadiyen Allah’tan bahsedip
Hâlık’ı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.”
Sonra mikro âlemden makroya muazzam betimlemelerle evrendeki
her şeyin nasıl ‘Eser sahibi’ni anlattığını ifade ediyor.
Kurbanlık koyunun karnındaki Allah yazısını görüp,
imanı ziyadeleşen insan, koyunun iç âlemine bakmayı unutmasa
, belki binlerce kez hayrete düşecek, milyonlarca kez
hamd ve sena edecek! Misal, bir küçükbaş hayvanın içindeki
damar ve sinir ağının uzunluğu 70 bin kilometreden uzunmuş.
Yaratılan her canlı gibi, kurbanlık koyun da her yönüyle
Yaratıcı’yı haykırırken, derisindeki bir lekeye bakarak
“cûş-u hurûş’a gelmek bana ilginç geliyor. Koyunun sadece
derisi değil, içi dışı, kaşı gözü; her şeyi ayrı bir imza, ayrı bir esma…
Travmanın arka planı etyen mahcupyan zaman gazetesi
Kurban bayramının 1. günü 25,10,2012 tarihinde zaman gazetesinde yer alan demokrasi içinde ak parti , cumhuriyetin elitleri , halk arasında liberal diye tanımlanan insanların arasında son 10 yılda yaşanan gelişmelere oldukça güzel bir bakış açısıyla yaklaşılmış bir yazı...
Etyen Mahçupyan
Travmanın arka planı
Dindar kesimde yaşanan özgüven yükselmesine zemin sağlayan
küresel post modern dönem, laik kesimde tam aksi yönde
bir etki yaratmış gözüküyor.
küresel post modern dönem, laik kesimde tam aksi yönde
bir etki yaratmış gözüküyor.
Hiçbir zaman modernliğin gereğini kavrayamamış,
onun relativist ayağını içselleştirememiş, sonuçta bireyselleşmeyi
kişisel farklılaşma ve fırsatçılık boyutuna indirgemiş olan geniş bir kitle,
modernliğin eleştirisini kendi güç kaybı olarak okudu
ve bunda epeyce haklıydı da.
Çünkü bu eleştiri demokrat zihniyetin içinden yapılmaktaydı
ve Türkiye’deki laik kesimin bu zihniyetle herhangi bir
kültürel bağı yoktu. Nitekim 1990 sonrasında laik kesimde
bir ayrışma başladı ve bugün kendisini ‘demokrat’ olarak
tanımlamaya eğilimli bir azınlık grup, sistemin içinden
ve aynı zamanda egemen sosyolojik kültürü hedefe koyarak
muhalefet yapar hale geldi. Diğer yandan küreselleşmenin
getirdiği sosyal hareketlilik, laik kesimin kültürel hegemonyası
altındaki kamusal alanın geçişken hale gelmesine neden olmaktaydı.
Böylece daha önce ‘temiz’ kalmış olan kamusal alanın,
‘ikincil’ kültürel grupların sızması sonucu adım adım ‘kirlenmesi’,
laik kesimin savunmaya çekilmesi, kendi hayat tarzını
korumayı temel alan bir direnç tavrı sergilemesiyle sonuçlandı.
Daha kritik olan gelişme ise laik kesimin içinden gelen
demokratların, bu süreçte ‘ötekilerin’ haklarını savunmaları
ve laik kesimdeki direnci entelektüel açıdan da yıpratarak
gayrı meşru hale getirmesi oldu.
Bütün bunlar son yirmi yıl içinde laik kesimin genelinde bir
özgüven kaybı yarattı. CHP’nin performansı bu özgüven
daralmasını destekledi. Nihayette beğenseler de beğenmeseler de,
kendilerini kültürel olarak laik kesimde gören herkes CHP’ye
mahkûm oldu ve bu parti Türkiye’nin meseleleri karşısında
gerçekten de çok aciz kaldı. Kısaca söylemek gerekirse
siyaset laik kesimin avuçları arasından kayıp gitti ve bu kitle
cumhuriyet tarihi boyunca belki de ilk kez kendisini
edilgen bir takipçi, hatta bir seyirci olarak buldu.
Bu durumun hazmedilmesi kolay değildi…
AKP’nin ilk döneminde askerin operasyon hazırlıklarına paralel
olarak direnç yükselirken, sonrasında bir uyum ve
uzlaşma arayışının da yeşermesine tanık olundu.
Diğer bir deyişle AKP’nin ilk dönem reformcu, sonrasında
‘tutucu’ olarak görülen yönetimi madalyonun bir yüzüdür.
Diğer yüzünde ise laik kesimin ve onunla birlikte
egemen kültürel kodları sahiplenenlerin davranış biçimi yatıyor.
İktidarın reformculuğu sadece bazı doğrulara sahip olmalarından değil,
‘hayatta kalma’ mücadelesinin de gereğiydi. Sonraki dönem ise
hem hayatta kalınacağını garantileyen, hem de gelecekteki
direncin yetersizliğine inanan bir iktidarın özgüven genişlemesini
yansıtıyor.
AKP hâlâ Türkiye’yi demokrasi yönünde dönüştürmeyi hedefliyor ama
onların demokrasi algısı demokrat zihniyet içinde değil,
ataerkil anlayış içinde şekilleniyor.
onun relativist ayağını içselleştirememiş, sonuçta bireyselleşmeyi
kişisel farklılaşma ve fırsatçılık boyutuna indirgemiş olan geniş bir kitle,
modernliğin eleştirisini kendi güç kaybı olarak okudu
ve bunda epeyce haklıydı da.
Çünkü bu eleştiri demokrat zihniyetin içinden yapılmaktaydı
ve Türkiye’deki laik kesimin bu zihniyetle herhangi bir
kültürel bağı yoktu. Nitekim 1990 sonrasında laik kesimde
bir ayrışma başladı ve bugün kendisini ‘demokrat’ olarak
tanımlamaya eğilimli bir azınlık grup, sistemin içinden
ve aynı zamanda egemen sosyolojik kültürü hedefe koyarak
muhalefet yapar hale geldi. Diğer yandan küreselleşmenin
getirdiği sosyal hareketlilik, laik kesimin kültürel hegemonyası
altındaki kamusal alanın geçişken hale gelmesine neden olmaktaydı.
Böylece daha önce ‘temiz’ kalmış olan kamusal alanın,
‘ikincil’ kültürel grupların sızması sonucu adım adım ‘kirlenmesi’,
laik kesimin savunmaya çekilmesi, kendi hayat tarzını
korumayı temel alan bir direnç tavrı sergilemesiyle sonuçlandı.
Daha kritik olan gelişme ise laik kesimin içinden gelen
demokratların, bu süreçte ‘ötekilerin’ haklarını savunmaları
ve laik kesimdeki direnci entelektüel açıdan da yıpratarak
gayrı meşru hale getirmesi oldu.
Bütün bunlar son yirmi yıl içinde laik kesimin genelinde bir
özgüven kaybı yarattı. CHP’nin performansı bu özgüven
daralmasını destekledi. Nihayette beğenseler de beğenmeseler de,
kendilerini kültürel olarak laik kesimde gören herkes CHP’ye
mahkûm oldu ve bu parti Türkiye’nin meseleleri karşısında
gerçekten de çok aciz kaldı. Kısaca söylemek gerekirse
siyaset laik kesimin avuçları arasından kayıp gitti ve bu kitle
cumhuriyet tarihi boyunca belki de ilk kez kendisini
edilgen bir takipçi, hatta bir seyirci olarak buldu.
Bu durumun hazmedilmesi kolay değildi…
AKP’nin ilk döneminde askerin operasyon hazırlıklarına paralel
olarak direnç yükselirken, sonrasında bir uyum ve
uzlaşma arayışının da yeşermesine tanık olundu.
Diğer bir deyişle AKP’nin ilk dönem reformcu, sonrasında
‘tutucu’ olarak görülen yönetimi madalyonun bir yüzüdür.
Diğer yüzünde ise laik kesimin ve onunla birlikte
egemen kültürel kodları sahiplenenlerin davranış biçimi yatıyor.
İktidarın reformculuğu sadece bazı doğrulara sahip olmalarından değil,
‘hayatta kalma’ mücadelesinin de gereğiydi. Sonraki dönem ise
hem hayatta kalınacağını garantileyen, hem de gelecekteki
direncin yetersizliğine inanan bir iktidarın özgüven genişlemesini
yansıtıyor.
AKP hâlâ Türkiye’yi demokrasi yönünde dönüştürmeyi hedefliyor ama
onların demokrasi algısı demokrat zihniyet içinde değil,
ataerkil anlayış içinde şekilleniyor.
23 Ekim 2012 Salı
Yarım kalan bir soykırımı tamamlamaya çalışmak, Srebrenitsa seçimleri
Birleşmiş Milletlerin güvenli bölge olarak ilan ettiği Srebsenitsa’da, artık Birleşmiş Milletlerin koruması altında olduklarını zanneden Bosnalı müslümanlar, kendilerini korumakla görevli 400 Hollandalı Birleşmiş Milletler askerinin Hollandalı komutanının Sırp Komutan Ratko Mladiç ile kadeh kaldırıp, Srebsenitsa’yı Sırplara teslim etmesiyle çaresiz ve yapayalnız bırakılırlar.
Ratko Mladiç, katliama başlamadan önce “Büyük ve mukaddes bir Sırp günü arefesinde, 11 temmuz 1995 tarihinde işte burada, Srebsenitsa şehrindeyiz. Bu şehri Sırp ulusuna armağan ediyoruz. Türklere karşı yapılan başkaldırının anısına, Müslümanlardan intikam almanın vakti geldi.” diyerek müslüman katliamını başlatır.
Katliamdan kaçan 15 bin müslümandan 8372‘si yol yol boyunca Sırplar tarafından katledilip, toplu mezarlara gömülürler, katliamdan kurtulabilenler ise gündüzleri ormanlarda saklanıp, geceleri yürüyerek aylar sonra müslümanların kontrolleri altındaki bölgelere ulaşırlar.
Avrupanın göbndeki bu katliam 2. dünya savaşından sonra Avrupa’da yaşanan en büyük”soykırım” olarak Avrupa tarafından da kabul edilir.
Savaş sonrasında, Sırp savaş suçlularının yakalanıp yargılanması ve cezalarının infaz edilmesi sırasında kendisini yeniden belirginleştiren avrupanın ve uluslararası toplumun ikiyüzlülüğü, BosnaHersek’te Ekim ayı içinde yapılan Belediye seçimlerinde bir kez daha ortaya çıktı.
Soykırımdan kaçmak için evlerini terk eden müslümanların yerlerine, diğer bölgelerden gelip Srebsenitsa’ya yerleştirilen Sırplar nedeniyle Srebsenitsa’nın demografik yapısı dştirilmişti. Ancak Dayton antlaşması sonrasında bu husus dikkate alınarak, evlerini terk eden müslümanların belediye seçimlerinde oy kullanmasına da imkan tanınmıştı. Bu nedenle 2008 yılında yapılan belediye başkanlığı seçimlerini müslüman aday kazanmıştı.
Aradan geçen süre içerisinde hem Sırp partilerin diretmesi hem de başta ABD, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın verdiği destek ile soykırım nedeniyle evlerini terk eden Boşnakların Ekim ayı içerisinde yapılan belediye seçimlerinde oy kullanma hakları ellerinden alındı.
Bu deikliğe tepki gösteren Boşnaklara, uluslararası toplumdan Türkiye haricinde maalesef destek veren de olmadı.
Bosnalı müslümanların Avrupanın ortasında maruz kaldıkları soykırım sırasında hissettikleri yalnızlık ve terk edilmişlik hissi, yapılacak seçimler öncesinde Bosnalı müslümanlar nezdinde bu vesile ile yeniden hissedilir oldu.
Bu şartlar altında yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde, Bosnalı müslümanlar Srebsenitsa için ortak bir aday çıkarma kararı alarak seçimlere girdiler.
Tüm bölgelerde seçim sonuçları belli olmasına rağmen Srebsenitsa’da seçimler sırasında yaşanan bazı gerginlik ve usulsüzlükler nedeniyle Sırp aday da, müslüman aday da kazandıklarını belirtmelerine rağmen resmi sonuçların açıklanması itirazların incelenmesi sonrasına bırakılmıştı.
Bugün açıklanan resmi sonuçlara göre ise Srebsenitsa belediye başkanlığı seçimini müslümanların ortak adayı Camil Durakoviç’in kazandığı açıklandı. Bu sonuçla Srebsenitsa’nın göbeğinde yer alan ve Srebsenitsa katliamında şehit edilenlerin gömüldüğü Potaçari şehitliğibir dönem daha müslümanların yönetimi altında kalacak.
Bosna Hersek’te yaşayan müslümanların, sembolik anlamı olan Srebsenitsa’da “oyum Srebsenitsa’ya” kampanyasıile az bir farkla bile olsa -boşnak partilerin ortak bir aday çıkarmaları ile-seçimi kazanmaları elbette önemli. Ancak geçmişte Boşnakların yoğun olarak yaşadığı ancak soykırıma maruz kaldıkları için evlerini terk etmek zorunda kalan ve Dayton Anlaşması’ ile Sırp yönetimine bırakılanBratunac, Foça, Zvornik, Vişegrad, Biyelyina, Priyedorgibi belediyelerde, belediye meclislerine tek bir Boşnak üye dahi seçilemediğini de unutmamak gerek.
Avrupa’nın göbnde, tüm avrupa’nın ve “medeni dünya“nın gözleri önünde soykırıma maruz bırakılan müslüman bir milletin, zorda olsa sembolik anlamı olan Srebsenitsa’da seçim kazanması ne kadar önemli ise, bu soykırıma göz yumanların bugünde aynı şekilde “soykırımdan arta kalanların” da siyasi temsil güçlerinin elllerinden alınmasına ses çıkarmayarak 17 yıl öncesinden farksız bir tutum takınmaları da ayrıca önemlidir.
Yalın ayağımız Bosna‘da belki 1993 teki gibi kan dökülmüyor ama Bosnalı müslümanları siyasi yönetim gücünde sıfırlamaya yönelik mücadele “medeni dünya“nın gözetiminde kesintisiz devam ediyor.
Geçmişte Bosna’ya yardımcı olmak için Türkiyeli müslümanların neler yaptığını hatırlayarak, Bosnalı müslümanların bu seçimler nedeniyle maruz kaldıklarını uygulamayı ”Bilge Kral” Aliya İzzetbegoviç’in şu sözleri ile hatırlamakta fayda var;
“Savaşta büyük zulme uğradınız. zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.“
kaynak: kestaneagacikahvesi.wordpress
30 Eylül 2012 Pazar
Başbakan Erdoğan,dan 'Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri
Başbakan Erdoğan 3. Ak Parti kongresinde okuduğu Sezai Karakoç'un 'Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine' adllı şiiri.
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim birbakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
Ensevgili
Eysevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün sürgünlüklerim bir
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
En
Ey
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak içingörüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkis'in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
Ensevgili
Eysevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
En
Ey
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
30 Eylül 2012 Ak Parti Kongresi Notları
Ankara Başbakan Tayyip Erdoğanın 3. ve son kez aday olduğu kongre Başbakan erdoğanın saat 11 sıralarında salona gelmesiyle başlamış durumda.
Dünyadan yaklaşık 50 ülkeden 200 temsilcinin ve 3 devlet başkanının takip ettiği kongre çoşkuyla açılmış durumda.
Başbakan erdoğan her zaman olduğu kongreye şiirle (Sezai Karakoç tan Uzatma Dünya Sürgünümü benim)ve milletimize teşekkürle başladı.
Erdoğan önce türkiyenin sınır illerinden başlayıp ardından islam dünyasının başkent ve önemli şehirlerine
selam gönderirken suriyede özgürlük ordusu neferlerine gönderdiği selam ve övgü ve destek dikkat çekerken Kudus e ayrı bir övgü gönderdi son olarak ise Fahri Kainat Efendimizin şehri Medine ve Kıblemizin başkenti Mekkeye selam göndeeridikten sonra dost ülke olarak sadece avustralya ,brezilya ve japonya ya selam göndermesi başka dikkat çeken belkide çok konuşulacak bir ayrıntı
Başbakan erdoğanın yaklaşık 15-16 lideri alkışlattığı konuşmada ise en çok alkışı ise yaklaşık yarım dk alkışlanan Hamas Lideri Halid Meşal oldu.
Dünyadan yaklaşık 50 ülkeden 200 temsilcinin ve 3 devlet başkanının takip ettiği kongre çoşkuyla açılmış durumda.
Başbakan erdoğan her zaman olduğu kongreye şiirle (Sezai Karakoç tan Uzatma Dünya Sürgünümü benim)ve milletimize teşekkürle başladı.
Erdoğan önce türkiyenin sınır illerinden başlayıp ardından islam dünyasının başkent ve önemli şehirlerine
selam gönderirken suriyede özgürlük ordusu neferlerine gönderdiği selam ve övgü ve destek dikkat çekerken Kudus e ayrı bir övgü gönderdi son olarak ise Fahri Kainat Efendimizin şehri Medine ve Kıblemizin başkenti Mekkeye selam göndeeridikten sonra dost ülke olarak sadece avustralya ,brezilya ve japonya ya selam göndermesi başka dikkat çeken belkide çok konuşulacak bir ayrıntı
Başbakan erdoğanın yaklaşık 15-16 lideri alkışlattığı konuşmada ise en çok alkışı ise yaklaşık yarım dk alkışlanan Hamas Lideri Halid Meşal oldu.
29 Eylül 2012 Cumartesi
2012 Yılı Kurban Kampanyaları ve imam hatip liseleri
2012 Yılı Kurban Kampanyaları
İmam-Hatip neslinin iaşe ve ibatesine destek olan kurumlarız, 2012 yılında kurban bağışlarınızı beklemektedirler. Bu kurumlarımız, gerek yurtlarında kalan İHL öğrencilerine, gerekse İstanbul geneli İHL’lerde gündüzcü olarak okumakta olan öğrencilerimize sıcak yemek dağıtımı yapmaktadırlar. Bu kurumlar (alfabetik sıraya göre):
Ensar Vakfı: İstanbul geneli İHL’lerde gündüzcü olarak okumakta olan 2 bin 500 öğrencilerimize kendi okullarında öğle yemeği ikram etmektedir. Büyükbaş hisse bedeli 600 TL’dir. Ensar Vakfına online bağış için buraya tıklayabilirsiniz.
İlim Yayma Cemiyeti: Yurtlarında kalan öğrencilere üç öğün yemek ikramı vardır. Büyükbaş hisse bedeli 590 TL’dir. İlim Yayma Cemiyetine online bağış yapmak için burayı tıklayabilirsiniz.
İrtibat: Mustafa Dinek 0533 527 77 20
Wonder: Önder organizasyonu ile Wonder himayesinde Viyana’da lisans, yüksek lisans ve doktora öğrenimi gören, çoğunluğu İHL’li olan öğrencilere ikram edilmek üzere başlatılan kurban kampanyasına, büyükbaş için 500 TL ile iştirak edilebilir.
Wonder Dernegi Hesap Bilgileri:
T.C. Vakiflar Bankasi Beyazit Subesi
Euro Hesap No : TR950001500158048000937015
TL Hesap No : TR720001500158007289934221
İrtibat: Zekeriya SOYSAL zekeriyasoysal@gmail.com +4367688779203
Kurbanlarınızın makbul, bayramınızın iki cihan saadetine vesile olmasını dileriz.
Önder açıklaması Sevgili İHL Sevdalıları
ÖNDER İmam –Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği, İstanbul İHL’den mezun olan 12 hocamızın gayretli çalışmaları neticesinde 1958 yılında kurulmuştur. Bu özelliği ile derneğimiz, yurdumuzun en köklü sivil toplum kuruluşlarından biridir. 54. kuruluş yılını kutlayan derneğimiz, sizlerin dualarınız, destek ve yardımlarınızla yoluna devam edecektir.
Sevgili İHL Sevdalıları
54 yıllık geçmişinde, mezun, mensup ve camiasına yönelik binlerce hizmeti ile, milletimiz nezdinde itibarlı bir konum edinen derneğimiz 04.04.2011 tarih ve 2011/1798 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile “Kamu Yararına Çalışan” Derneklerden sayılmıştır. Gerek derneğimize verilen bu değer ve gerekse ÖNDER’in itidalli mücadelesi neticesinde İHL’lerin katsayı adaletsizliğinin kaldırılışı, İHL’lerdeki başörtüsü yasağının uygulanmayışı, kesintisiz sekiz yıllık eğitimin kademeli hale gelişi, 4+4+4 sistemi ile, 2. 4 yılda İHL orta okullarının açılışı diğer orta ve liselerde Kur’an-ı Kerim, Peygamber Efendimizin Hayatı ve Temel Dini Bilgilerin seçmeli ders olarak kabulü gibi, güzel ülkemizde hayatın normalleşmesinin mutluluğunu yaşamaktayız.
Tüm bu olumlu gelişmeler; görev, yükümlülük ve sorumluluklarımızı arttırmaktadır. Bu yeni dönemde, sayıları en az ikiye katlanacak İHL öğrencilerimizin şuurlanmalarına yönelik ÖNDER Akademimizin faaliyetleri önemli bir ivme kazanacaktır. ÖNDER Genel Merkezimizde bursiyerlerimize yönelik kurs, seminer ve sohbetler yoğunlaşarak devam edecektir.
Türkiye geneli “Kardeşim Dedim” temalı kamplar daha çok ve kapsamı daha geniş olarak yapılacaktır.
İHL-Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora öğrencilerine yönelik burs hizmetlerimiz artacaktır.
Camiamızı ilgilendiren konularda daha çok rapor hazırlayıp, çözüme katkıda bulunmamız gerekecektir.
İHL’lerimizin bina ve eğitim yönünden cazibe merkezleri olması için daha çok gayretimiz olacaktır.
İHL’li öğrencilerimizin sosyal, kültürel ve sportif alanlarda ses getirmeleri sağlanacaktır.
Her İHL’ye bir mezun derneği parolası ile, ülke İHL mezun dernek ağıyla örülecektir.
İHL kurultayları, Sempozyum ve Çalıştaylarla ülke gündemlerine katkıda bulunacaktır.
Bu ve buna mümasil hizmetler sizlerin duanız, destek ve katkılarınızla bereketlenerek devam edecektir
İMAM HATİPLİ OLMAK
Önce “ İmam ve Hatip” kavramlarının izah ve anlaşılması gerekir, konunun mânâ ve önemini etraflıca anlayabilmemiz için.
İmam; yalın bir ifade ile önder, lider, hatip ise; topluluklara hitap eden, onları yönlendiren, etkileyen demektir. Geniş açıdan baktığımızda İmam; Ümmetin önderi, kıyamete dek değişmeyecek lideri Hz. Muhammed (SAV)’in vârisi olma azim ve kararlılığını kuşanmış, O’nun nurlu yolunun onurlu yolcusu, O’nun sırat-ı müstakime çıkan aydınlık izinin takipçisi olabilme şuuruna ermeyi hedeflemiş er kişidir. Hatip ise; Rahmet Pınarı’nın şefkat musluğundan ab-ı hayat iksiri içmeye talip, bu iksirin manevi tesiriyle, yaratılış gayesini unutmuş, şeytanın, nefsinin esiri olmuş, Allah’a kulluğu terk ettiği için şehvetin, şöhretin, makam ve mevkinin esaret tuzağına düşmüş olanlara, acıyarak, şefkat elini ve merhamet bağrını açarak “Durun kalabalıklar! Bu cadde çıkmaz sokak” diye seslenen muhabbet fedaisidir.
Bu girizgahtan sonra, İmam-Hatipli olmak nedir, nasıl olmalıdır, İmam-Hatipli’nin görev ve sorumlulukları nelerdir? faslına geçmezden önce, kuruluşundan günümüze İmam-Hatip Okullarının, liselerinin serencamına bir göz atmak, konuya vukufiyeti sağlayacak ve konun daha iyi anlaşılmasına zemin hazırlayacaktır.
Cihan devleti Osmanlı’nın, iç ve dış düşmanların entrikaları neticesinde yıkılışından sonra, yerine kurulan-kurdurulan genç Cumhuriyet’in kurucularının dine ve dindara şaşı baktıkları, düzmece komplolarla dindarları zindanlara attıkları, darağaçlarında sallandırdıkları, medreseler, tekke ve zâviyeleri kapattıkları, bazı camilerin kapılarına kilit vurdurdukları, bazılarını depo-ahır gibi kullandıkları, inkarı mümkün olmayan tarihi hakikatlerdir. Kendi tembellik, kin ve düşmanlık ve becerisizlikleri sebebiyle, kendi çıkarları ve saltanatlarını koruma uğruna, ülke çıkarlarını kenara iten zihniyet ve Osmanlı’nın zor dönemlerinde kıt imkanlarına rağmen Avrupa’nın sanayi devriminin şifrelerini ve kalkınma modellerini öğrensinler diye Avrupa’ya gönderdiği Jön Türkler ve İttihat Terakkiciler ihanete varan komplolarıyla, İslam aleyhindeki faaliyetleri kapsamında “İslam bizi geri bıraktı, Hıristiyanlığa geçelim” teklifinde bulunma küstahlığını göstermişlerdir. İslamî eğitim yasaklanmış, dindarlar takibata uğramış, ülkede cenaze namazı kıldıracak hoca bile bulunamaz olmuştu. Anadolu’muzun en ücra köşelerine varıncaya kadar her yerinde din ve dindar aleyhinde aleni faaliyetlerin, bizzat idare tarafından yürütülmesi, ülkemizde bu elem verici manzaraların oluşumunu hızlandırmıştı.
Müslümanları isyanın eşiğine getiren bu tür baskıların dozu zaman zaman hafifletiliyordu. Bu fetret döneminde, bazı şehirlere de sus payı niteliğinde İmam-Hatip Kurslarının açıldığına, sudan sebeplerle bunların ilk fırsatta kapatıldığına şahit oluyoruz. Şeflik döneminin ve tek partili hayatın sona ermesini müteakip, bugünkü şekline yakın İmam-Hatip Okullarının 1951 yılında, ülkemizin 7 ilinde açıldığını görmekteyiz. Kuruluşundan günümüze geçen 61 yıllık zaman içersinde bu okullara, bir çok sinsi tuzaklar kurulmuş, önlerine engeller konmuş, 3. dünya ülkelerinde bile rastlayamayacağımız haksız uygulamalara maruz bırakılmıştır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, bu okullar güzel insanlar yetiştirdi. Sevgi esaslı eğitimin merkezi ve önderi oldu. Bu okullar, madde ile manayı sinesinde mezcetmiş güzide insanlar yetiştirdi, yetiştirmeye de devam edecektir. Bu okulların mezunları, halka hizmeti Hakk’a hizmet şuuruyla yapan, vatan ve milletini aşk derecesinde seven örnek insanlar oldu. İmam-Hatipli olmak, zaten başka türlü olamazdı, olmamalıydı. İmam-Hatip Okulları, vefakâr halkımız tarafından sahiplenilmiş, binaların % 90’ı, hamiyetperver insanlarımızın yardımlarıyla yaptırılmış eğitim kurumlarıdır. Sadece binalarını yaptırmakla kalmamış, masasından sırasına, mescidinden-laboratuarına kadar bu okulların araç-gereçleri de halkımızca sağlanmıştır. Bu okullar, devlet-millet kaynaşmasının yaşayan efsaneleridir. Temelleri ihlas, samimiyet, sevinç gözyaşları, dualar ve alınteri helal kazançlarla atılan bu okullardan vatan haini, millet-mukaddesat düşmanı, soyguncu-hortumcu çıkmamıştır. Bu güzide eğitim kurumlarından, milletine ve değerlerine yabancı ve onlara tepeden bakan eyyamcılar yetişmemiştir. Onun için bu okullar milletimizin gönlünde taht kurmuştur. Fenni ve müsbet ilimlerin yanında, fıtri bir ihtiyaç olan din ve mukaddesatın da eğitiminin yapıldığı bu okullar, inşallah kıyamet dek devam edecek “bu okullar miadını doldurdu” diyenlerin kehanetleri boşa çıkacaktır. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında bu okullara olan teveccüh, bu tür indi ve de kıt düşünenlere okkalı bir cevap olsa gerektir.
İmam-Hatipler, kimilerinin, kirli siyasetlerine alet ederek “arka bahçe” söylemlerinin aksine, bu aziz milletin has bahçesi, bu şanlı ümmetin umududur. İmam-Hatipliler de, bu has bahçenin nadide, latif gülleridir. Güllerin Efendisi’nin aydınlık izinde, huzur veren ortamında, her daim en güzel açan ve kokan. Çağımızda, İmam-Hatipli olmak, ülkemizde İmam-Hatipli olmak, peşinen ağır bir yükümlülüğü kabullenmek, kutsal yükün hamallığına soyunmaktır.
Bu girizgah ve izahtan sonra, ideal İmam-Hatipli nasıl olmalıdır konusuna geçilebilir:
İmam-Hatipli, Rahmet Peygamberinin nurlu yolunun onurlu yolcusu ve O’na lâyık vâris olma idealinin sahibidir. Tebliğ görevinin en önemli Peygamberi vâris ve emanet olduğunun bilinciyle, bu görevi, Kur’ani metotla yapma gayretinde olandır. Önce nefsinden, yakın akrabasından başlayarak, daireyi genişleterek, mahallesinde çalmadık kapı, ilahi mesajı ulaştırmadık kimse bırakmamayı hedefleyendir. İmam-Hatipli, gönül doktorudur. Nazargâh-ı ilahi olan gönlün, masivâ ile kirletilmesi ve işgali karşısında, gönüllerin mânevi şifası olan Kur’anı, güzel söz ve örnek hâl ile kırık kalplere, istila edilmiş gönüllere nakşetme sevdalısıdır. O, bunu yaparken, hâli ve davranışları ile örnek olur. Onun her hali bir tebliğdir. O, dâvâ adamıdır, dâvâsını dert edinen ve derdini seven diğergamdır.
İmam-Hatipli, sırat-ı müstakimden, Allah’ın razı olduğu dosdoğru yoldan her ayağı kayanın üzüntüsünü derinden hisseder, her tuzağa düşende, kendi ihmalini hesap eder ve yapılması gerekeni sadece Allah (cc) için yapar. Dünyanın neresinde olursa olsun, ayağına bir diken batan mü’min kardeşinin acısını yüreğinde hisseder.
İmam-Hatipli, her yaratılanın Hz. Adem’in, Hz. Nuh’un soyundan gelen Peygamber evlatları olduğunun idraki içerisinde, yaratandan ötürü yaratılanı sever. Elinin erdiği, sesinin eriştiği her yere tevhidi, ilahi mesajı ulaştırmanın gayretinde olur. O, küfür bataklığında olanlara da, küfür tuzağına düşürülenlere de kızmazdan önce acır. Muhabbet fedaisi olarak onlara şefkat elini uzatır, hidayetleri için kavli ve fiili duada bulunur.
İmam-Hatipli, dünyanın kıvamının, huzur ve sükûnunun son hak dine uymaktan geçtiği ve bir insanın hidayetine vesile olmanın, Allah katındaki mükâfatının bilinciyle hareket eder.
Dünya idaresinin, Allah’a layıkıyla kul olamayanlara bırakılmasının, mü’minlerin, Allah’ın halifeleri olduğu gerçeğiyle bağdaşmadığının ve ihtiyar dünyamızdaki tüm olumsuzlukların temlinde, emaneti ehline vermeyişin yattığının farkındadır İmam-Hatipli.
İmam-Hatipli, sinelerde semtlerde, hanelerde, yakılan maneviyatsızlık ateşini söndürmek için mücadele eder. Fitne ateşine odun taşıma basiretsizliğini göstermez. Oynanan oyunların perde arkasını ferasetle görerek oyunlara gelmez, piyon ve oyuncak olmaz.
İmam-Hatipli, tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (SAV)’in, âlemlere rahmet oluşunun yaşayan örneğidir. O, merhametiyle, şefkatiyle, sevgi ve saygısıyla, Rahmet Deryası’nın güzel ahlakını yansıtır, her haliyle, beraber yaşadığı topluma “işte bu, son peygamberin ümmeti, O’nun nurlu yolunun şerefli yolcusu” dedirtir.
İmam-Hatipli, ihlâsı, samimiyeti, ihsan derecesine ulaşan kulluğu, ahde vefası, Yaratandan ötürü yaratılanlara şefkat ve sevgisiyle bir paratoner gibidir. Etrafını aydınlatırken, kendisi bir mum gibi erir, çünkü ümmetin derdi onun derdidir, insanlığın isyanı onun elemi ve kederidir.
İmam-Hatipli dâvâ adamıdır, mânâ eridir, münker karşısında “bana ne” diyemez, ideal ve mefkûresi olan, niçin yaratıldığının farkına eren ve yapması gerekenleri vaktinde, ilahi ölçü ve değişmeyen rehber eşliğinde en mükemmel yapmayı şiar edinendir.
Asım’ın nesli ümmetin umudu, maneviyatımızın sigortaları, gönül semamızın yıldızları, yolunu kaybedenlerin kutup yıldızı, küfrün, şirkin, isyanın kahredici batağında boğulmak üzere olanların can simidi olan İmam-Hatipliyi, bu şuur ve erdemde yetiştiren vefakar insanlar öğretmenlerdir. Bu okulların idaresinden-eğitimine, güvenliğinden-temizliğine hizmet edenlerin hepsinin hakları vardır bu nesil üzerinde. Hele, ders saatlerini dopdolu geçiren, konuları en faydalı şekilde işledikten sonra, her dersin sonunda 5-10 dakikayı Kur’an, Hadis ve hayatın gerçekleri ışığında, gençlere hedef gösterircesine, şuur aşılarcasına sohbete ayıran, teneffüslerde etrafı öğrenciler tarafından çevrilen, babacan tavırlarıyla öğrencilerine güven veren hocalarımız, öğretmenlerimiz, idarecilerimiz, belletmenlerimiz yok mu, o eli öpülesi dâvâsını dert edinenler. Bu tabloda onların pâyesi çoktur.
Fetret devrinden sonra, elhamdülillah bir milat oldu. İmam-Hatip Ortaokulu ve liselerine akın başladı.
Tüm İHL Mezunları, Okul İdaresi, Öğretmenleri, Mezun Dernekleri, Okul Aile Birlikleri, bu konuda hassas olan STK’lar, bu dâvâya gönül veren hayır sahipleri, İHL câmiası olarak, bu yeni dönemde okullarımıza, öğrencilerimize sahip çıkmalıyız. Okul idarecilerimizi yalnız bırakmamalı, daima onlarla beraber olduğumuzu onlara hissettirmeliyiz. Ancak o zaman İmam-Hatipli olmanın hazzına erer ve şükrünü edaya muvaffak oluruz. İmam Hatiplilere iade-i itibarın yapıldığı ve İmam Hatiplerin milletin gözbebeği olarak vasıflandırıldığı bir zamanda, yeni okul ve dersliklere şiddetle ihtiyacın bulunduğu anda, 28 Şubat döneminde el konulan haklımızın İHL olarak yaptırdığı binaların hâlâ amaçları dışında kullanılmalarını anlamakta güçlük çektiğimizi, bu binaların acilen amaçlarına uygun hale getirilecekleri umut ve inancıyla 2012-2013 eğitim-öğretim yılının ümmetin, aziz milletimizin ve insanlığın huzur ve sükûnuna vesile olmasını diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)