Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

24 Ocak 2015 Cumartesi

Amir Azimi Ft. Ebiraam - Chera english lyrics and persian lyrics ve bir rap hikayesi




Amir Azimi İranlı genç müzisyenlerden birisi (1987 doğumlu)ve hala İran'da yaşamaya devam eden başarılı bir sanatçı.
İran Ulusal(senfoni) Orkestrasında görevi var. 
Ebiraam'i ise söylediği raplardan tanıyorum, onun dışında çok fazla bir bilgim yok, ama rap müziği biraz olsun dinlemeye başladıysam bunda iki kişinin büyük etkisi vardır. Birisi Ebiraam diğeri nasıl alıştım bilmiyorum ama Massaka olmuş. Çok dinlemem hatta nadir dinlerim, dinlediğimde bunlar işte. buna nasıl alıştım derseniz, sanırsam ya bizim ahmet'e rap dinlerken çık kızıyordum oradan kınadığım başıma gelmiş olsa yahut almancası çok hoşuma gittiği için ondan olsa gerekkk...

aşağıdaki parçayı uzun zamandır ara ara dinlerim, farsça manasını okulda ki afgan arkadaşlardan çıkartmıştım. ingilizcecisini ise uzun uğraşlar sonunda bulabildim, yazım ve gramer hataları var ise tek müsebbi benimdir.
Türkçesini ise yakın zamanda ekleyebilir miyim bilmiyorum ama eklemeye gayret edeceğim,

Amir Azimi& Ebiraam - Chera

when lost day reason I again remember you
I feels my heart shake again for you
Lend my heart understand a past time know is gone
so many time she gone whos I want
last Memorys again come to my mine
I can't let you go because I gave my heart to you
maybe I see you again
so where are you? I can't live without you


وقتی روزای رفته تورو یادم میاره
حس می کنم می لرزه دل واسه تو دوباره

کاشکی دلم می فهمید گذشته ها گذشته
اون که دلم می خواستش خیلی وقته رفته 

خاطره های رفته باز میاد به یادم
نمی تونم بگذرم از تو آخه دل به تو دادم

شاید یه بار ببینمت تورو دوباره
آخه کجایی دل دیگه طاقت نداره

(hey) for days I waste my time
and I feels you help me
to do lot of sad in my heart
how can I say my sad story to others
a day you were all my life
now I dont like stay with you
because she remember when she stol my heart
I said please
forever stay with me
and never let we forget all memorys
and she accept
so you talk with me why I now so said
why now my life like a die dream
why should I have the torment and pain
why I have a lot of question without answer
who you made for me
I'm here so alone when your gone

Gün akşamlıdır Hüsrev Hatemi Fotoğraflarla bir kitap paylaşımı


Bu sefer bir değişiklik yapalım istedim.
Okuduğum kitap hakkında yazmaktansa, direkt sizlere, olduğu gibi sunmak istedim.
Hüsrev Hateminin dergah yayınlarından tam 21 yıl önce 1994 Ağustos'un da çıkmış bir şiir kitabını paylaşayım istedim.

Benim favori şiirlerim içinden
"Bedahşan ili ve Yüreğim" ve "Sırtlanlar Seranadı"

en sevdiğim dizeler ise:
düşler bile  düz, macerasız
duygular nehri mecrasız
yürek vadisi nehirsiz
zehirsiz ve panzehirsiz.

oldu, bakalım siz hangi şiiri yada mısraları seveceksiniz.










21 Ocak 2015 Çarşamba

Ebrulu Defterler


Ebru ile meşgul olmayı seviyorum. Bu artık bir hayat felsefesi oldu bende.
Tekne başına geçtiğim zaman içimde ki hafifliği ifade etmem çok zor. Ebru yaptıkça daha çok bağlanıyorum. Elimde fırça ile tekneye yönelmek bambaşka bir şey.

Bazen ebruyu sadece Tekne de kullanmaya biliyorum.
Daha önce yaptığım gibi Eşarp üzerinde bir kaç deneme ya da Ayraç üzerinde de denemiştim.
sonuçlar fena değildi. Ama Ebru'yu bazen asli kullanımından uzaklaştırmaya kalbim tam mutmain olmuyor...

Bu sefer ki çalışmamız ise Ebru'nun tarihte ilk kez kullanılma sebebi olan kitaplar için yan kağıdı rolüne benzer şekilde kullandık.
Daha önceki çalışmalarda genelde baş rolde olmama rağmen bu sefer fikirden tutun, işin yapım aşamasına kadar sadece getir götür işleri ve bağlantı sağlama gibi tabiri caizse tüm amele işleri yaptım. İşlerin tüm sanatsal yönleri diğer paydaşlar tarafından yapıldı.

Ebrulu defter fikrini ilk ortaya atan Seher Hocam olmuştu. Her ne kadar geleneksel Ebru'dan bir gram bile şaşma taraftarı değilsem de, Bazen bende uçup kaçabiliyorum. bir gün ben kafam Ebru'yu asli vazifesi dışında da değerlendirme tilkiliği peşinde koşarken Seher Hocam dedi ki: "Talha neden ebrudan defter yapmıyorsun" demişti.
Bana acayip bir fikir gelmişti, ama nasıl yapılacağı konusunda en ufak bir fikir bile yoktu.
Lakin nasibimiz varmış ki Mevlam karşılaştırdı, olmaz denileni.

İlk başta bir Ciltçi'ye ihtiyacımız vardı. İSAM'dan Murat abi derhal imdadımıza yetişiverdi, kendisine 5-6 ebru karşılığında anlaşıvermiş, en büyük meseleyi bir bakıma çözmüştük.

Aslında en ciddi meseleyi çözmüşken daha büyük bir problemle karşılaşacağımızı tahmin etmemiştim ama gel gör ki denizi geçip dere de boğulmak'da varmış.
Eslemden rica etmiştim bana güzel bir defter ver, diye.
Meğerse Eslem Hanım'dan tüm dünyaları istemişiz haberimiz yok.
İnsan bir defteri tam 20 günde seçemez mi ya. (bu ya'nın hikayesini ilerleyen satırlarda anlatacağım)
Tam 18 gün Eslem Hanım'ın defter getirmesini bekliyoruz.
Getirse de bizim defterleri de topluca verelim diye.
bekle bekle gelen giden yok,
Eslem'i yolda ne zaman görsem soruyorum.
"Wo ist deine Notizbuch?"
Defterin nerede?
cevap:
"Unuttum Talha Abi" "ya".
Hep "ya" lı kelimeler, ama defter ortada yok.
ertesi gün
sadece tek bir kelime soruyorum:
"Eslem!"
"Abi bugün alacağım, kursta sana teslim ederim"
o gün de bir kar yağmaz mı, İstanbul kar kış altında, dışarı çıkılacak hava değil
Eslem için bir bahane daha.
Eslem kursa gelir:
"Abi dışarısı çok soğuktu, çıkamadım"
bu sefer haklı, dışarısı hakikaten çok soğuk.
ama ortada hala defter yok!!!
O değil okul bitecek Tatile gireceğiz, defter işi ikinci yarıya kalacak.
Eslem çok rahat: " olsun abi ikinci dönem yaparız."
Dilimde tüy bitti ama bu kız bir defteri alamadı.
En son baktım bizim defter işi yaş.
gittim kırtasiye'ye,
aldım 2 tane daha defter.
Fiyatına miyatına bakmadım,
direkt aldım, "ben nasıl olsa bunların parasını Eslem'den alırım" dedim.
Şimdi fark ettim ki biraz pahalı almışım ama N'apalım,
dilimde tüy mü bitmedi,
kulaklarımda "ya"lar mı çınlamadı ama hala defter yoktu.
en son aldım artık


Defter işini de büyük bir hengame ile atlattıktan sonra geldik fasılamıza: Ebrulardan güzel olanları seçme işine geldik. 

19 Ocak 2015 Pazartesi

Mücahit Bilici Hegemonya ve müsbet hareket Said nursi'de müspet hareket


Taraf yazarı Mücahit Bilici bugünkü "Hegemonya ve müsbet hareket" başlıklı yazısında "Dünyayı değiştirmek için tahripkâr olmayan iktisatlı bir yöntem var mı?" sorusuna cevap aradı. 
Said Nursi'nin verdiği son dersin "Müspet Hareket" prensibi olduğunu hatırlatan Bilici; dünyayı değiştirmek, iktidar ve muhalefet açısından müspet hareket modelini inceledi.
Mücahit Bilici'nin yazısında ilgili bölüm şöyle:
resim risalehaber'den alınmıştır. yazıyı taraf gazetesinde ki orjinalden okumak için tıklayınız.

Tanıl BoraBirikim’deki haftalık bir yazısında hegemonya kavramı çerçevesinde siyasi iktidarın kendisine itiraz edenleri hep kendi gündemiyle meşgul ederek, menfiliğe esir edişini farketmek gerektiğini hatırlatan isabetli bir eleştiriyi dile getirdi. Akif Emre de geçenlerde bir gazete yazısında “inşa edici olmak, dayatılan zihin haritasından, örgütlü, sistematik ilişkiler ağından uzakta durmayı yeğlemektir” derken benzer bir kaygıyı daha farklı bir düzlem için dillendirmiş oldu. Güncel ifadesiyle soru siyasi veya kültürel iktidarlarla olan ilişkilerde sağlıklı bir muhalefet dili yahut dönüştürme üslubu nasıl olmalıdır sorusudur. Ancak daha kalıcı ifadesiyle soru şudur:Dünyayı değiştirmek için tahripkâr olmayan iktisatlı bir yöntem var mı? Bu soru kişisel dünyalarımız için olduğu gibi bütün bir dünya için de sorulabilir.
Dünyayı değiştirme kaygısının diyalektiklik gelgitine ziyadesiyle teslim olduğu bir dünyada hegemonik olana itiraz bile sadece bir karşı-hegemonya olarak tasavvur ediliyor. Ama bu ne kadar doğru?Başkasının yanlış şarkısına bağırarak itiraz etmek yerine kendi türküsünü çağırmak, kendi şiirini mırıldanmak elbette mümkün. Öteki ile ilişkisini düşmanlık olarak kuran tüm yaklaşımlar menfi bir tarza mahkûm kalırlar. Karikatür krizinden, etnik ve dinî milliyetçiliğe, yerel iktidarlara muhalefettenküresel kapitalizme karşı direnişe kadar pek çok konuda bu problemi görüyoruz. Muhalefetinle bilegüçlünün elinde oyuncak olmamanın bir yolu var mıdır?

Said Nursi vefatından önceki son dersinde hayatı boyunca takip ettiği “müsbet hareket” prensibini hatırlatır ve “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir, menfi hareket değildir” der. Peki, müsbet hareket ne demektir?
Müsbet hareket, bir ortamın dönüştürülmesine ilişkin bir ilkedir. Bu ilkenin özü kendi doğrusunun inşasıyla meşgul olmaktır. Hiç yanlış yapmadan ve yanlışla meşgul olmadan sadece doğruyu yapmaktır. Kötünün yıkımından çok iyinin inşasıyla kendini doldurmaktır. Yani karanlığa küfretmek yerine aydınlık için bir mum yakmaktır. Müsbet hareket, sabitleyen, üreten, ortaya koyan bir yapmadır. Bir yerine getirmedir. Menfi hareket ise bir mevcudu yerinden etmek, sürgüne göndermek veya ortadan kaldırmak için çalışan bir bozma veya yıkmadır.
Bozma ve yıkma, bozacağı ve yıkacağı şeye bağımlı; yapma ve inşa ise bağımsızdır. Müsbet hareketmuhabbet (biriktirme, yapıştırma) dilini kullanır, menfi hareket ise adavet (dağıtma, silme). Ötekinin yanlışına öfke –ki menfi bir konumlanmadır– reaktiftir ve ümitsizlik üretir. Kendi doğrusunun muhabbetiyle hareket etmek ise başkasının gündem ve hamlelerine bağımlılıktan sizi azad eder. Hatta düşmanlık yapan muhatabın vicdanıyla da bir koalisyon kurduğu için yanlışla olan savaşını, kendini zafer gururuna, karşı tarafı da yenilgi zilletine uğratmadan kazanır.
Müsbet hareket bir karşıtlık üzerinden kurulmadığı için gerçek anlamda bir alternatif üretir. Karşıtlık bile karşı olunana bir merkezilik kazandırmaktadır. Hegemonyanın en önemli başarısı düşmanını bile kendisiyle meşgul etmesidir ki bu siyasi iktidarlar için böyle olduğu gibi medyanın gündem belirleyiciliği için de böyledir. (Yani bir fikre katılmasan bile onunla zihnen meşgul olmaya mecbur kalıyorsun).

Pegasus Havayolları TC-AAO Uçağı


Pegasus Havayollarının ilk defa denk geldiğim isimsiz TC-AAO kuyruk kodlu Beoeing 707-800 uçağı.
18.01.2015 tarihinde Elazığ - İstanbul Sabiha Gökçen seferini gerçekleştirmiştir.
Bir sivil havalimanında olmanın keyfini doya doya fotoğraf çekerek giderdiğim bir sefer oldu.
Uçağa en son binen iki kişi den biri de olmam hasebiyle, uçağın etrafını neredeyse 300 derece dolaşarak, onlarca kare aldım.
Tam 20 resim var bu uçağa ait.
Resimlerin hepsi Elazığ havalananında çekilmiştir.





Pegasus Havayolları Damla Uçağı


Pegasus Havayollarının "Damla" isimli ve TC-AAY kuyruk kodlu Beoeing 707-800 uçağı.
16.01.2015 tarihinde İstanbul Sabiha Gökçen- Elazığ seferini gerçekleştirmiştir.
ilk 6 resim İSG de son resim ise Elazığ havalimanında çekilmiştir.


2014-2015 Atib burs sonuçları açıklandı



Avusturya Diyanet İşleri başkanlığı ATİB'in 2014-2015 burs başvuru sonuçları açıklanmıştır.

Burs sonuçlarına bu adresten ulaşabilirsiniz.

 http://e-services.atib.at/burs/form14/php/login.php

Aashiqui 2 Piya Aaye Na türkçe alt yazılı


Piya Aaye Na - Bu aşk geri gelmeyecek

Bazı şarkılar varki hint dünyasından, filmi bile izlemeden müzikleriyle beğeni kazanırsınız.
Bu parçada onlardan birisi.
Her ne kadar Aashiqui 2 filmini aşırı romantik havada bulduğum için her seferinde sıkılıp izlemekten vazgeçsemde, parçalarını hala dinliyorum.
Güzel yapmış adamlar...



Senin Hatan 
Kalbim
Neden Ona güvendin
Verdiği tüm sözler yalandı
Kimin ardından buraya geldin
Bu aşk geri gelmeyecek

16 Ocak 2015 Cuma

Hüsrev Hatemi Kişver takdim özet ve değerlendirme yazısı


Bir şiir kitabı nasıl değerlendirilir ki, inanın bilmiyorum. yada ne yazılır çok emin değilim,
sadece size çok güzel gelen şiirler paylaşılabilir diye aklıma geliyor.
Ve de benim sevmediğim şiirleri başkalarının sevebilme ihtimaline karşılık, bir değerlendirme yapmaktansa sadece kitabın içinden sevdiğim şiirlerden bir kaç tanesini paylaşayım istedim.
belki böylesi daha sağlıklı olmuş olabilir.
 Fena bir kitap değil, Hüsrev bey'in ilk gençlik yıllarına ait şiirlerini derlediği bir eser.
Okunabilir, özellikle de şiir sevenler güzel tatlar bulacaktır diye düşünüyorum.
ol seep bende 3 tane şiiri paylaşayım istedim, biraz merakınızı kamçılar gidip okursunuz diye.



 her elif deyince içim bazen çok fazla cız ediyor, 
aklıma hep bir silüet ve Hz Şemsin bir bey'ti geliveriyor
"Şeyhlikten vazgeç 
Elif'le tanış yeniden"

13 Ocak 2015 Salı

Heinrich Böll Ve O Hiç Bir Şey Demedi takdim özet ve değerlendirme yazısı


Heinrich Böll - Ve O Hiç Bir Şey Demedi

4-5 gündür her sabah iskandinav bölgesinden yazarların eserlerini okuyorum ve üzerimde XIX.yüzyılın naif bir tabiatçılığı sinmiş bulunmaktaydı.
Birden XX.yüzyıl alman edebiyatına ve sert bir realizme dönünce zihnim bayağı ters tepti.
Heinrich Böll ile ilk defa karşılaşıyorum. "ve o hiç bir şey demedi" gibi çok sıradan bir cümle gibi duran ama insanı bayağı düşündürten bir başlıkla giriş yapınca bayağı duraksadım.
Kitap ikinci dünya savaşının hemen akabinde Alaman toplumuna göz attırıyor.

Savaş sonrası yenik bir devletin insanlarının yaşamış olduğu ruh hali ve içtimai hayat olduğu gibi verilmiş.

Frea ve Kaete üzerinden savaşın ve yenilginin en bariz hissedildiği yoksul kesimin yaşantısı aktarılmış. Yoksulluğun yanı sıra ruhi bunalım ve inancın dünya üzerinde en zayıf olduğu tarihlerde ki kopuşlarda eserin temellerinden biri.
sanırım yazarın dünyevi görüşü biraz inançsızlığa kaydığından olsa gerek.

Hayat acımasız, kilise içi boş ama gürültülü laflarla hayatın tam ortasında görünüyor gibi yapıyor,
gençliğini çoktan yitirmiş bir kadın ve bakmakta olduğu 3 çocuğu,
perde gerisinde sorumsuz görünen bir koca tipi olarak Fred
ama onunda içerisinde fırtınaların koptuğu dumanlı bir hayat



11 Ocak 2015 Pazar

Knut Hamsun Pan takdim özet ve değerlendirme yazısı


Knut Hamsun - Pan

Tam 3 yıl sonra yeniden okudum. Kolay kolay okumam bir eseri yeniden, dün akşam niyeyse içime esti yeniden çıkardım raftan.
Sabah onca işimin arasında bir kez daha oturdum okudum.

Kitap aralarına daldıkça, satırlar bir kez daha gözlerimin önünde canlanmaya başlıyor.
Bilmiyorum sizde de olur mu bir kitabı ikinci kez okuduğunuz takdirde bir cümle önceden hafızanız maziden bir ışık yakarak bir sonraki cümleyi henüz gözleriniz görmeden sizin zihninize seriverir.
İlginç bir duygudur.
Enteresan bir yarış yaparsın,
zihninizle kaybedeceğinizi bildiğiniz halde bir yarışa girersiniz.
Kaybetmenin bile zevki vardır, yeter ki kaybedilene değsin

Bu aralar farkındayım çok fazla iskandinav ağırlıklı yazarlar okuyorum.
Neden olduğuna çok fazla karar veremedim ama içimden bir his beni kütüphanede hep 830'lu raflara çağırıyor, bende reddedemiyor muyum yoksa reddetmiyor muyum, bu isteğimin ardından çekilip gidiyorum.
çok gevezelik yaptım, okumadan önceki halimize dair
birazda okuduklarımdan bahsedelim.

Esere gelirsek.
Biraz huysuz bir tip var, serbest yaşamaya alışkın, ya da serbest olmak istiyor.
Kısıtlamalar çok kabul etmiyor.
Biraz da gururu çok fazla.
Henüz genç sayılabilecek dönemleri 30'unda bir teğmen.

Bir aşk macerası diyebiliriz.
Biraz bizim kültüre çok uyan türden değil.
hafif meşrep türden lakin, aşk gerçek.
Biraz kıskançlık isteği bayağı yoruyor.
Okuyucuyu bile yoruyor okurken.

Tabiat müthiş bir güzellikte aktarılıyor.
Çok ince ruh tahlilleri yok onun yerine insan için bir sadelik hakim.
Çetrefilli ve girift bir yapı gibi aktarılan baş kahramanımız Edvarda aslında bir doymak bilmeyen mit gibi. 

Hasılı kelam bedbahtsızlıkları ve gereksiz gururları yüzünden kavuşamayan iki gencin hikayesi.

Okuduktan sonra Teğmen Glahn'a tekrar üzüldüğüm bir öykü,
ve bir kez daha sormadan edemiyorum
ya sen olsaydın teğmen Glahn yerine neylerdin acep?


M.T.G. tarafından Ocak 2015 de okumuş ve son derece kişisel hassasiyetleri göz önünde bulundurarak subjektif bir değerleme değerlendirilmiştir puanı 10/7