| Eschweiler DİTİB Cemaati´nin Büyük Sevinci: Cuma Ezanı Açıktan Okundu | |
Köln, 15.01.2013: Geçtiğimiz Cuma günü Eschweiler DİTİB Kuba Camii
cemaati üyeleri ile siyaset ve toplum temsilcileri tarihi bir olaya şahit oldular. Eschweiler Wollenweberstraße adresindeki DİTİB Kuba Camii’nde ilk kez açıktan ezan okundu. Dernek, 2011 yılının Nisan ayında açıktan ezan okuyabilmek için belediyeye başvurmuş, bir yıldan fazla süren bir karar sürecinin ardından da gerekli izni almıştı. Törene; T.C. Köln Başkonsolosu Mustafa Kemal Basa, DİTİB Genel Başkanı Prof. Dr. İzzet Er, DİTİB Yönetim Kurulu Üyeleri, Almanya Boşnak Müslümanları Cemaati Başkanı Edmin Atlagic, Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Uyum Meclisi Başkanı Tayfun Keltek, Eschweiler 1. Belediye Başkanı Rudi Bertram ve Belediye Meclis Üyeleri katıldılar. Kuba Camii'nin ev sahipliği yaptığı törende konuşmacılar, ezanın Müslüman cemaat, toplum ve onların toplumsal birliktelikleri için arz ettiği öneme vurgu yaptılar. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle açılan törenin açış konuşmasında Eschweiler DİTİB Kuba Camii Başkanı Bahri Çifçi bu gelişmenin önemine değinerek, derneğe bu konuda destek veren siyasi ve dini temsilcilere ve törene katılan tüm konuklara desteklerinden dolayı teşekkürlerini sundu. Din Görevlisi Mustafa Necati Barış’ın ezanın anlam ve önemine dair konuşmasının ardından Köln Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşesi Zekeriya Bülbül, Müslüman ve gayrimüslimlerin birlikte yaşadığı toplumda camilerin önemine değindi. Eschweiler Belediye Başkanı Rudi Bertram, tarafların izin alma sürecinde yoğun ve yapıcı görüşmelerde bulunduğunu, bundan sonra da samimiyet ve güven içerisinde biraraya gelmelerini ve yaşanan bu hoşgörünün sürdürülmesi dilediğini dile getirdi. Eschweiler Belediye Meclisi’nde başvurunun uzun uzadıya tartışıldığını ve iznin çıkmasının uyuma giden yolda bir adım daha atıldığı anlamına geldiğini vurgulayan Bertram, bir birlikteliğin oluşmasında herkese sorumluluk düştüğünü ifade ederek; ''Doğrusu bizi tenkit edenler de oldu. Buna rağmen böyle bir adımı atıyoruz. Hepimiz hoşgörünün oluşması ve yaygınlaşması adına elimizden geleni yapmalı, ayrıca hoşgörüyü bizatihi yaşamalıyız. Hoşgörü, her gün yeniden uygulamamız gereken bir olgudur“ şeklinde sözlerini tamamladı.
DİTİB Genel Başkanı Prof. Dr. İzzet Er açıktan ezan izni konusunda desteklerini esirgemeyen Belediye Başkanı ve Meclis Üyelerine, ayrıca gösterdikleri anlayıştan ötürü Alman komşulara teşekkür etti. |
Sümbül Ebrusu
16 Ocak 2013 Çarşamba
Almanya Köln de açıktan ezan okundu Eschweiler DİTİB Cemaati´nin Büyük Sevinci: Cuma Ezanı Açıktan Okundu
Atib 2012-213 eğitim burs sonuçları açıklandı
Kısaca ATİB yada Avusturya Türk İslam Birliği olarak tanınan TDv nin avusturya şubesinin sosyal sorumluluk faaliyeti çerçevesinde her yıl vermiş olduğu eğitim yardımlarından olan 2012- 2 013 yılı burs başvuru sonuçları açıklanmış olup; 2013 yılında 245 öğrenci bu burstan yararlanacaktır, kazanan arkadaşları tebrik eder, vakfımızın bu hayırlı faaliyetinin artarak her yıl daha fazla öğrenciye ulaşması temennisiyle kendilerine çalışmalarında ve hizmetlerinde başarılar dilerim...
burs kazanan öğrencileri öğrenmek için tıklayınız
ATİB'in açıklaması
burs kazanan öğrencileri öğrenmek için tıklayınız
ATİB'in açıklaması
Değerli Öğrenciler,
Avusturya Türk İslam Birliği (ATİB) olarak, yükseköğrenime devam eden ihtiyaç sahibi gençlerimize geçmiş yıllarda olduğu gibi 2012-2013 sezonunda da yardımcı olmak üzere gerekli çalışmaları yürütmekteyiz. Gerek Türkiye'de, gerekse Avusturya'da eğitim hayatını sürdüren öğrencilerimizin ihtiyaçlarını belirli seviyede karşılama fırsatı sunan karşılıksız burs desteği Avusturya Türk-İslam Birliğinin en önemli hizmetlerinden biri olmuştur. Bu kapsamda sizlerden gelen talepler imkanlar ölçüsünde karşılanmaya çalışılmıştır. Ülkemizin geleceği olan siz değerli öğrencilerimizin, Avusturya'da yaşayan vatandaşlarımızın katkı ve gayretleriyle yürütülen bu hizmetin değerini gereği gibi takdir edeceğinizde şüphe yoktur. Bu takdir, eğitim hayatınızı başarıyla tamamlayıp kendi alanınızda kaliteli bireyler olarak milletimize ve ülkemize en iyi şekilde hizmet etmekle gerçek anlamını bulacaktır. Bu anlayış içerisinde, Avusturya Türk İslam Birliği (ATİB) olarak, 2012-2013 öğretim yılınızın başarıyla geçmesini yürekten temenni eder, hepinize en samimi sevgi ve muhabbetlerimi sunarım.
Seyfi Bozkuş
Din Hizmetleri Müşaviri
Viyana, 09 Ocak 2013
|
Eleştirel Düşünceye Dair - Fikret Başkaya 15.01.213
fikret başkaya hocayı bir çok insan özellikle paradigmanın iflası isimli kitap ve özgün üniversite söylemleri ve oluşturduğu platform ile yakından yada uzaktan duyuyoruz yada bildiğimiz kadarıyla tanıyoruz uzun zamandır hocayı takip edemiyordum; özgün üniversite platformunun sitesinde dün yayınlanmış bir yazısına rastgeldim yorumsuz olarak yayınlıyorum; söz sizin ama önce düşünme dileğiyle...
(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah'ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? kasas suresi 60 ayet.
(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah'ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? kasas suresi 60 ayet.
“Hiç düşmanın yok mu?
Bu nasıl mümkün oldu?
Her halde ya gerçeği hiç söylemedin,
ya da adaleti hiç sevmedin!”
Santiago Rámony Cagal
Bir seferinde bir tanıdığım: “Biz söylüyoruz bir şey olmuyor, sen söylediğinde başın belaya giriyor” demişti. “Neyi, nasıl ve ne amaçla söylüyorsun da başına bir şey gelmiyor” dediğimde, yüzüme şaşkın bakmıştı. Belli ki, ne düşünce, ne düşünce özgürlüğü, ne de eleştirel düşünceye dair hiç kafa yormamıştı... Oysa, öylesine akıldan geçen, günlük yaşamda söylenen sıradan şeyler düşünce değildir. Düşünceden söz edebilmek için, bir amaç için tasarlanması, uygun araçlarla ifade edilmesi ve düşüncenin hedefine ulaşması, insanlar tarafından içselleştirilmesi gerekir. Ancak hedefe ulaşıp, kitleye mâl olduğunda düşünceden söz edilebilir ki, ben buna düşüncenin gerçekleşmesi diyorum. Bertold Brecht: “Bir fikrin etkinliğinden söz edebilmek için, kimden kaynaklanıp, kime yöneldiğine bakmak gerekir” derken her halde tam da bunu kastediyordu.
Düşüncenin “gerçek düşünce” olabilmesinin koşulu, onun bu dünyada olup-biten her şeye eleştirel bakabilme istidâdır. Buna kendi de dahildir. Başka türlü söylersek, düşüncenin tutarlı olabilmesi için aynı zamanda oto-kritik olması gerekir. Şimdilerde, neoliberal küreselleşme çağında, düşünsel alan iyiden iyiye bayağılaşmış, piyasacı “tek düşünce” nerdeyse bir tsunami gibi tüm alanları kaplamış durumda... Eleştirel düşünce radikaldir, öyle olmak zorundadır. Olguları, süreçleri, olup-bitenleri kavramanın bilince çıkarmanın yolu, radikal olmayı, görüntünün esiri olmamayı, velhasıl görüntünün ötesine geçmeyi varsayar. Başka türlü ifade etmek istersek, radikal olmak, sorunları kaynağında, kökeninde yakalamak, temeline inmektir. Radikal düşünce için neden sorusunun önceliği vardır. Oysa yaygın bayağı düşünce daha çok nasılsorusuyla yetinmekten yanadır. Radikal düşünce açıkça ve ikircikli olmayan bir şekilde, yalanı, dolanı ikiyüzlülüğü aşmayı, gerçeğin üstünü örten örtüyü kaldırmayı amaçlar. Bu da şeyleri adıyla çağırmayı gerektirir. Zira adıyla çağırmamak bir yalan söyleme yöntemidir... Kapitalizm kavramının geçmediği bir yoksulluk tahlili mümkün müdür? Yoksulluğu yaratan kapitalizm olduğuna göre... Mesela bu günün dünyasında hegemonya, emperyalizm, kolonyalizm kavramlarını kullanmadan yapılan savaşla ilgili bir tahlilin bir kıymet-i harbiyesi olabilir mi? Savaşların gerisinde emperyalist hesaplar ve çıkarlar olduğuna göre... Aynı şekilde kapitalizmi ağzına almadan yapılan ekolojik tahlilin bir değeri olur mu? Eğer insanlığın yüz yüze geldiği ekolojik sorunlar kapitalist işleyişin doğrudan sonucuysa...
Eleştirel düşünce tarihselliği esas alır. Şimdilerde kapitalist sistemi, yegane mümkün toplum düzeni, insanlığın normal hâli olarak sunma ve dayatma gayretleri yaygın. İnsanların kafasına sokulmak istenen kabaca şu: Kapitalizm hep vardı, bu gün de var, gelecekte de olacak... Kapitalizm “tarihin sonudur”, alternatifi yoktur, alternatif üretmeye çalışmak da beyhûdedir! Aslında amaç belleği yok etmek, geçmişi unutturup yok saymaktır. Oysa tarih bilinci bize bu günkü durumun [hâlin], karmaşık, kompleks sosyal süreçlerin ve belirleyiciklerin bir sonucu olduğunu, pekâlâ başka türlü de olabileceğini, bu gün olanın potansiyel olarak “mümkün” olabileceklerden sadece biri olduğunu öğretiyor. Bu gayri insani ve irrasyonel sistemin insanlığın yegane ufku olarak sunulabilmesi, ancak tarih bilincinin yokluğunda mümkün olabilir. Oysa tarih bilincinden yoksun bir insanlık mümkün değildir. Başka türlü söylersek, tüm sosyal süreçler geçicidir, tarihseldir ki, buna kapitalizm de dahildir. Nitekim kapitalizmin beş yüz yıllık, sanayi kapitalizminin ikiyüz yıllık, “neoliberal kapitalizm” denilenin de otuz küsür yıllık geçmişi var. Aslında bu, uzun insanlık tarihinde sadece küçük bir parantezdir... Şeyleri, olguları, toplumsal süreçleri tarihsellik dışında düşünmek saçmadır. Bir zamanlar kapitalizm diye bir üretim tarzı, öyle bir toplumsal düzen yoktu ve bir zaman sonra da olmayacak. Artık tüm sürdürülemezlik emareleri belirmişken bunu söylemek de bir kehânet sayılmaz...
22 Aralık 2012 Cumartesi
PIRANHA VOICEMASTER A TYPE 4GB KAPASİTELİ USB DİJİTAL STEREO SES KAYIT CİHAZI
yaklaşık 3 ay önce vatan bilgisayardan 87 tl ye aldığım cihazda 2 saatlik şarj ile 18 saate kadar kayıt yapılabileceği yazmaktadır. fakat haftada düzenli olarak 18-20 saat kayıt yapan birisi olarak, aletin şarj süresi gittikçe kısalmakta ve ne yazık ki alalı 3 ay olmasına rağmen şarj süresi 11-12 saat aralığına düşmüştür. devamlı ve uzun süreli kayıt tutanlar için önerilmez. ses kayıt kalitesi fena değil 10 üzerinden 7 alır ama üstü zor.
şu an için çok fazla bir bütçem yok ve şarjlı bir alet istiyorum fazla da kullanmam ses kalitesi de normalden biraz iyi olsun derseniz işinizi oldukça iyi görür fakat devamlı ve uzun süreli kullanıcılar için asla tavsiye edilmez sizi yolda koyabilir.
19 Aralık 2012 Çarşamba
Diyanet Üniversitesi olarak , istanbul 29 mayıs üniversitesi
ülkemizde türkiye diyanet vakfının kurmuş olduğu bir üniversite mevcut adı tdv istanbul 29 mayıs üniversitesi.
okul 2010 tarihinde kurulmuş ve şuanda 3. eğitim yılı döneminde yolun başında çabalıyor.
dünyada bir dini kurumun yada yapının siz cemaat yada tarikat da diyebilirsiniz üniversite okul yada başka bir eğitim kurumu kurması oldukça normal ve hiç garipsenmiyor, hatta olmaması anormal karşılanıyor fakat ülkemizde ise durumlar yakın zamana kadar biraz daha karışık malum çağımızı(çağı takip etmekte sorgulanabilir aslında buda büyük bir karmaşa diyebilirsiniz) 15-20 yıl geriden takip ettiğimiz için bize bazı normal şeyler anormal gibi gelebilmekte yada en azından kavrayıncaya kadar yada yerleşip bir zemine oturuncaya kadar her zaman yapay sıkıntılar doğurmuştur. ilginç olan ise türkiye de yarı devletçi gözüken bir yapının yada gelir kaynağı halk ama zihniyet ve mantalite dedikleri bakış açısı ve idare şekli malesef ki devletçi ideoloji yada görüşlü denilen bir yapı ile bu güne kadar gelmiş bir vakıf olan türkiye diyanet vakfı tarafından kurulan bir üniversite olması aslında tdv nin bu üniversiteyi kurması bile ne kadar normalleşmeye yaklaştığımızın bir yansıması olarak da kabul edebiliriz, ilginç bir tezahür olarak karşımıza çıkıyor.
üniversitenin ülkemizde ne manaya geldiği; açıkcası çok anlamlı kelimeler noktasında kısır olan türkçemize oldukça geniş bir arşiv kattığı içinde teşekkür etmemiz gerekir, yada ne kastedildiği noktasında her kesimden bir ses çıktığı için oldukça geniş ve farklı manalar tezahür ettirmektedir. herkes üniversiteyi kendi ideoloji ve
fikriyatınca yön vermeye çalıştığı için her üniversite zihin dünyamızda ayrı ayrı fişlenmiştir ve burum normalleşme dediğimiz evreler için biraz gariptir ama şuanda daha iyisine geçmeyi hak ediyor muyuz orası da başka bir soru?
Çok çocuk bela mıdır, rahmet midir?
dünyabizim com da yayınlanmış bir yazı açıkcası çok hoşuma gitti ve orada 8 çocuk sahibi bir ağabeyin verdiği cevap 10 üzerinden 11 i hak ediyordu paylaşmak istedim.
Çok çocuk bela mıdır?
Sana yolculuk tavsiye ederim.
Kendinle ilgili akışta tıkanma hissettiğinde...
Artık donuklaştığını, tekrara düştüğünü gördüğünde..!
Mehmet Lütfi Arslan
7 Aralık Cuma sabahı, dokuz kişilik bir ekiple İstanbul’dan Kahramanmaraş’a doğru yola koyulduk. Kendimize ait bir araçla, kendimize has bir havayla başladı yolculuğumuz. Kaptanımız huzur ve güven veren Kemal Yetkin idi. Araçtaki isimlerin çoğu Genç Dergi yazı işleri kadrosuydu: Mehmet Emin Gül, Cantürk Genç, Aleaddin Çakmak, Mücahid Emre Sever, Hüseyin Yavuz veAbdulsamet İnekçi. Tabii bir de Samet Demir bizimleydi, yolculuğumuzun renkli siması, organizatörü…
İlk hedefimiz Adana!
Tekerlekler döndükçe koyulaştı muhabbetimiz, gönüllerimiz şen oldu. Gerçekten de çok samimi ve güzel bir ekiptik, arabanın içindeki hava eşine az rastlanır cinstendi.
On iki saat sonra, akşam yedi civarı Adana’ya vardık. Bizi her zamanki gibi Halit Yasir Özoğul Ağabeyimiz karşıladı. Yani Adana deyince ilk aklımıza gelen kişi… Adana’nın ete kemiğe bürünmüş hâli…
Hızla yerleştikten sonra Uluslararası GENÇ Derneği’nin salonuna geçtik. Programa davetli olan seçme bir ekiple bir araya geldik. Bir saate yakın konferans oldu. Genel vurgu şu konu üzerindeydi: “Yük olan değil, yük çeken insan olmak lazım. Çağı iyi okumak, yeniliklere, değişikliklere hızla adapte olmak çok önemli.”
Daha sonra dergimizin tanıtımı yapıldı, hediye kitaplarla ilgili bilgi verildi. Soru cevap faslında ise Adana’daki GENÇ Gönüllüler’in istifhamları giderilmeye çalışıldı.
Bizler konuşurken, dinleyiciler arasında uyuyakalan iki küçük çocuk vardı. Birisi abisinin kucağında uyuklamış, diğeri de sandalyede iki büklüm bir hâl almıştı. Orada bulunan Hüseyin Ağabeye “bunlar sizin mahdumlar galiba” dedim konferansın ortasında. Verdiği cevap herkesi gülümsetti: “Evde beş tane daha var!” Sekiz çocuk sahibiymiş Hüseyin Ağabey. Ve en büyüğü on beş yaşlarındaymış. “Hiç korkmayın, evlenin, çoğalın, hepsinin rızkı Allah’a ait, çok güzel bir şey” dedi. Gençler şaşkın ve mütebessim idi. Hüseyin Ağabeyin yüzündeki memnuniyet ifadesi gerçekten görülmeye değerdi.
Programın sonunda, yanına yaklaştım ve “Gerçekten de kolay mı abi?” diye sordum. Çok büyük nimet olduğundan bahsetti. O sırada yanımızda bulunan bir başkası “çok çocuk beladır diye bir şey okumuştum” diyerek söze girdi. Bunun üzerine Hüseyin Ağabey şu harika cevabı verdi: “İslam ahlakına göre büyütme, tek çocuk da bela olur. İslam ahlakını verirsen, bin çocuğun da olsa hepsi rahmet olur!”
10 Aralık 2012 Pazartesi
ALDI ve BİM nasıl başarılı oldu? nils Brandes in analizi
Bugünkü dikkat çekici yazımız ekonomi haber sitelerinin son bir kaç yılda adını yaptığı haber , analiz ve proje ve konferansları ile duyuran retailnews tarafından derlenmiş bir haber,
Konu ucuzluk marketi dediğimiz discount zincerlerinin başarıları ve bu noktada bu türün ilk önrenği olan Alman ALDİ nin stratejisi ve nasıl iş yaptığını gözler önüne sürmesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum.
Haberi retailnews in orjinal sitesi üzerinden okumak için burdan ulaşabilirsiniz.
ALDI ve BİM nasıl başarılı oldu?
Discount uzmanı Nils Brandes Perakende Zirvesinde verdiği konferansta ALDİ ve BIM in başarı sırlarını anlattı.
Brandes'in sunumunda aktardığı detaylar şu şekildeydi:
Coca-Cola gibi ticari markalar sorgulanmaya başlandı ve özmarkalar ortaya çıktı. Marketteki paketleme türü hizmetler ve hizmet reyonları kaldırıldı.
Bugün özellikle Aldi hakkında konuşmak istiyorum ama BİM'in orijinalinden daha iyi bir kopya olabileceğini söylemek isterim. Bence şu an BİM Aldi'den daha başarılı olan bir Aldi kopyasıdır.
Basit olan neden bu kadar zor?
Zorluk bir şeylerden vazgeçmek ile ilgilidir. Etrafımızda çok zeki, akademik kariyer sahibi insanlar bize zekice öneriler sunuyorlar. Biz de 'Bir zararı yok' diyerek uyguluyoruz. Bu durum her zaman iyi midir? Bu soruya evet cevabını veremeyiz. Önemli olana odaklanıp, önemsizi devre dışı bırakmak daha iyidir.
BİM'in bir mağazasını kopyalamak oldukça basittir. Birçok insanın fark edemediği arka plandaki mekanizmanın nasıl işlediğidir. Sırlar perdenin arkasında kalır. Mağazanın görünen kısmı işleyişe dair çok az şey anlatır. Bu formatı kopyalayan birçok kişi bu yüzden ilerleyemiyor ve başarısız oluyor.
Bir örnek üzerinden devam edelim. 70'lerde Aldi paket süt satıyordu, taze süt satmıyordu. Tereyağı ve yoğurt da satmıyordu. Bugün imkansız gibi görünen bir şey bu. Rakipler 'Taze süt olmadan bu iş olmaz' derken, Aldi ise 'Bu paketi o kadar ucuza satalım ki insanlar paket süt içme alışkanlığı edinsin ve bu sütü de kullansınlar.' diyordu. Aldi 'Bu işleri daha karmaşık hale getiren bazı şeylerden vazgeçelim' dedi. Buzdolapları, enerji bedelleri, envanter çıkarılması, son tüketim tarihleriyle ilgili sıkıntı vardı. Bu vesileyle paket süt satışı gerçekleşince; problemler azalırken, kâr da gayet iyi görünüyordu.
Aldi'de uzun yıllar taze meyve ve sebze satılmıyordu. Birçok insan bugün ‘Neden sebze meyve olmasın, doğru planlamayla bu yapılabilir.’ diyebilir. Fakat bu planlar gerçekleştirildiğinde öngörülemeyen birçok durum ortaya çıkar. Bu sebeple Aldi meyve sebze satmaya oldukça geç başladı.
Önce bir bölgede tek çeşit elma satıldı. Bu elmayla testler yapıldı. 6-8 ay sonra bu işin nasıl yürümesi gerektiği belli oldu. Redarik, lojistik ve envanter bilgisi edinildi. Akabinde sırasıyla diğer bölgeler de elma satmaya başladılar.
BİM ne yaptı?
1995'de BİM 22 milyon USD yatırımla işe başladı. Geçen hafta 6.8 milyar dolar değerine ulaşmıştı. Metro da bu anlamda bir örnektir. BİM'in değeri neredeyse Metro kadar. Fakat Metro 67 milyar euro ciro yapıyor. BİM'in 20 bin çalışanı var, 5,5 milyar euro ciro yapıyor.
Yatırımın mağaza, lojistik, tedarik, yönetim arasındaki dağılımın net bir kriteri yoktur. Önemli olan gerektiği kadarını yapmak ve daha fazlasını yapmamaktır. Bu oranları ihtiyaç belirler.
Karmaşıklıktan kurtulun!
Birçok sektörde en büyük sıkıntının ne olduğu sorulduğunda verilen cevap karmaşıklık ve bürokrasidir. Karmaşa, değişik birbirine bağlı çok fazla unsurdan oluşur. Basit olan ise çok daha az unsurun birbiriyle çok fazla bağlantı kurmadan bir arada olmasıdır. Örneğin Metro çok karmaşık yapılara bir örnektir. Depo, internet, cash & carry vs. Aldi ve BİM'de ürün gelir ve boşaltılır. Hepsi budur.
Aldi bugüne kadar hep İngilizce konuşulan yerlere yatırım yaptı. Tamamen daha basit olduğu için.
Büyük projeler genelde çok zor ve karmaşıktır. Bu konuda karmaşıklık eğrisi oldukça önemlidir. Unsurların sayısı arttıkça karmaşa artar. Karmaşayı masrafla veya giderle eşitleyebilirsiniz. Bu formülü herhangi bir şirket için kullanabiliriz. Ürünün, tedarikçinin, çalışanın, birimlerin vs çokluğu karmaşıklığı artırır. Sadece yapabileceğiniz şeye odaklanmanız gerekir.
Bu karmaşıkla baş edebileceğini düşündüğüm 3 adım var.
1-Karmaşıklıktan kaçınma
2-Karmaşıklığı azaltma
3-Geri kalan karmaşıklığı yönetme
Karmaşıklıktan kaçınma
Bu konuda izlenmesi gereken belli başlı adımlar şu şekilde:
- Bir şeylerden vazgeçme ve net hedefler koyma
- Sınırlı ürün yelpazesi
- Sadece sınırlı temel ihtiyaç ürünlerini satma
- Ürünlerin rahat yönetimi
- En iyi kalite
En uygun fiyat
6 Aralık 2012 Perşembe
Ruhları çıplak başörtülüler! mustafa özcan
Mustafa özcanın risale haberde yer alan niceliği artan ama niteliğini kaybeden tesettür ve başörtüsü üzerine hem türkiye hemde arap dünyasındaki son günlerdeki durumu özetleyen yazısı.
Başörtüsü temel şarttır, lakin kemal şartı değil. Kemal veya tamamlayıcı şart, kurala uygun bir şekilde giyinmek ve ruh ile beden uyumunu temin etmektir. Beden ile ruh uyumu arasındaki açık tezat, riyakarlık alanı oluşturur.
Ruhları çıplak başörtülüler!
.
Ürdün’de yayınlanan es Sebil gazetesinden Dime Tarık Tahbub ‘Sadece başörtüsü yetmez’ başlıklı makalesinde başörtülüler için pusuda bekleyen tehlikeleri anlatırken yukarıdaki denkleme değiniyor. Tahbub yazısında, Arap ülkelerinde gizli başörtüsü düşmanlığına temas ediyor. Arap ülkelerinde başörtüsü ve başörtülülere yönelik düşmanlığın devam ettiğini lakin bunun gizli bir biçimde yürütüldüğüne dikkat çekiyor. Eskisi gibi devlet sektöründe başörtüsü düşmanlığı yapamayanların kendi burçlarına ve kale ve köşelerine çekildiğini ve bu düşmanlıklarını özel sektör perdesi altında yürüttüklerini ifade ediyor. Bu hususta basının da menfi rolüne de dikkat çekiyor. Başörtülüleri cahil, eğitimsiz, muhtaç ve geri olarak tasvir ve takdim ettiklerini hatırlatıyor.
Tarihi gelişmeler ve birikimler nedeniyle başörtü ve başörtülüye peşin bir şekilde menfi bir bakış açısı söz konusudur. Bu bakış açısını hemen ve ivedi bir biçimde değiştirmek de mümkün değil. Tahbub makalesinde meselenin özünü iniyor: ”Hicap ve başörtüsü bir tutam bez parçası değildir. Başörtülü kadınlar, bu kumaş parçasını yedi kat göklerden kadınlara tekrim ve onurlandırmak için geldiğini ispatlamalılar. Başörtüsü ahlak, amel ve ilim tezyin etmedikçe ve süslemedikçe mücerret bez parçası olarak kalacaktır. Faziletlerin tamamlamadığı başörtüsü dun makamdadır. Bez parçası hükmündedir. Ona değerini veren muhtevasıdır…”
*
Tahbub’un arkasından Suudi Arabistan’da yayınlanan Şark gazetesinde konuya temas eden Abdurrahman Bekri de ‘Ruhları çıplak başörtülüler’ başlıklı yazısında niceliği artan ama niteliği düşen başörtülülere temas ediyor. Açıklık bir sosyal yara ve afet olduğu gibi ‘gizil çıplaklık’ da derin bir yara olarak karşımıza çıkıyor. Abdurrahman Bekri burada ‘rubbe kasiyatin ariyat’ hadisine atıfta bulunuyor. ‘Nice kapalılar, (gizli) açıktırlar’ buyrulmaktadırlar. Örtüyle teşhiri beraber yürütenler gizli açıktırlar.
Tahbub’un arkasından Suudi Arabistan’da yayınlanan Şark gazetesinde konuya temas eden Abdurrahman Bekri de ‘Ruhları çıplak başörtülüler’ başlıklı yazısında niceliği artan ama niteliği düşen başörtülülere temas ediyor. Açıklık bir sosyal yara ve afet olduğu gibi ‘gizil çıplaklık’ da derin bir yara olarak karşımıza çıkıyor. Abdurrahman Bekri burada ‘rubbe kasiyatin ariyat’ hadisine atıfta bulunuyor. ‘Nice kapalılar, (gizli) açıktırlar’ buyrulmaktadırlar. Örtüyle teşhiri beraber yürütenler gizli açıktırlar.
Hadis diliyle anlatılan bu gerçek günümüzde olaylar diline tercüme olmuştur. Açıklar daha çılgınca soyunurken ve ar ve hayanın son kırıntılarını da yok ederken kapalıları da kendilerine çevirmenin yollarını arıyorlar. Son günlerde Pınar Altuğ gibi ‘sanatçılar’ başörtülü kadınları ‘şekilcilikle’ suçlamış ve kendilerini savunma pozisyonunda kapalı kadınları aşağılamışlardır. Şekilcilik suçlamasını daha ileri götürenler oluyor ve insanın hayvandan farklı olarak hayvanlar gibi örtülü olarak doğmadığını ileri sürüyorlar. Öyleyse neden insanlar kapanma ve örtünme ihtiyacı hissediyorlar? Bu mantığa göre, giyinenler ve kapalılar anormal yaratıklardır. Oysa, insanın hayvandan farkı iradesidir. Kapalılık da bu iradenin ortaya konmasıdır. Çünkü imtihana muhataptır. Hayvanların böyle bir muhatabiyeti ve mükellefiyeti yoktur. İnsan ile hayvanı birbirinden ayıran şey hayadır. Bu insanda potansiyel olarak vardır ve dindarlaştığında ise bu potansiyel aktivite olur ve kuvveden fiile çıkar. Bu itibarla, inanan ve inanmayanı birbirinden ayıran şey hayadır. Dolayısıyla hayası olmayan hem insanlık hem de İslamiyet burcundan düşmektedir.
*
kemalizm in özü Olmasaydın olmazdık ibrahim özdabak
varlığını bir beşeri şahsiyete isnat etmeye çalışanlara yönelik 04.12.2012 tarihli yeni asya gazetesinde ibrahim özdabak imzalı bir karikatür. herkesin mabudu tektir ama görmesini bilene
23 Kasım 2012 Cuma
Mehmet Görmez açıkladı: Uluslararası İslam Üniversitesi İstanbul'da kurulacak
İstanbul'da Avrasya İslam Şurası Genel Sekreterliği'nin kurulacağını haber veren Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Uluslararası İslam Üniversitesi'nin İstanbul'da faaliyete geçeceğini belirtti.
“Avrasya'da Müslümanların Geleceği” başlıklı oturumu takip eden Başkan Görmez, oturumun kapanış konuşması için kürsüye çıktı. Avrasya'nın geleceği açısından önemli bir adım konusunda ilk müjdeyi veren Diyanet İşleri Başkanı Görmez, konuya ilişkin şunları söyledi:
“İstanbul'da Avrasya İslam Şurası'nın bir merkezi olacak. O merkezde bir sekretarya olacak. Avrasya İslam Şurası'nın bir genel sekreteri olacak. Rusya, Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar, Avrupa'daki müftülerin ortaklaşa belirlediği bir ismi üye olarak verecekler. Biz de seçtikleri ismi, burada görevlendireceğiz. Türkiye de dahil toplam 6 kişilik heyet, bizi 24 saat temsil edecek. Sürekli bizimle iletişim halinde olacak. Siz istediğiniz zaman o merkeze ulaşacak, sorularınızı soracak ve bilgiler alabileceksiniz. Dolayısıyla Avrasya İslam Şurası'nın kalıcı bir sekretaryası ve merkezi olacak.”
ULUSLARARASI İSLAM ÜNİVERSİTESİ İSTANBUL'DA KURULACAK
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Genel Sekretarya dışında Avrasya İslam Şurası'nın pratik alanda iki sonucunun daha olduğunu belirterek, Uluslararası İslam Üniversitesi'nin kurulması hakkında bilgi verdi. Başkan Görmez şunları söyledi:
“Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça, Farsça gibi dünyada konuşulan büyük dillerle İslam'ı öğretebileceğimiz “Uluslararası Avrasya İslam Üniversitesi” İstanbul'da kurulacak. Burada açılış konuşmasında ben bunu ifade ettim. Sayın Başbakanımız konuşmasında teyit ettiler. Dün bir heyetimizle birlikte Cumhurbaşkanımızı ziyaret ettik. Orada da bunu ifade ettiğimde büyük bir hüsnü kabulle karşılandı. 8. Avrasya İslam Şurası'nın en önemli kararlarından bir tanesi, İstanbul'da Uluslararası Avrasya İslam Üniversitesinin kurulması olacaktır.”
“Türkçe, İngilizce, Arapça, Rusça, Farsça gibi dünyada konuşulan büyük dillerle İslam'ı öğretebileceğimiz “Uluslararası Avrasya İslam Üniversitesi” İstanbul'da kurulacak. Burada açılış konuşmasında ben bunu ifade ettim. Sayın Başbakanımız konuşmasında teyit ettiler. Dün bir heyetimizle birlikte Cumhurbaşkanımızı ziyaret ettik. Orada da bunu ifade ettiğimde büyük bir hüsnü kabulle karşılandı. 8. Avrasya İslam Şurası'nın en önemli kararlarından bir tanesi, İstanbul'da Uluslararası Avrasya İslam Üniversitesinin kurulması olacaktır.”
"MÜSLÜMAN AZINLIK ENSTİTÜSÜ" KURULACAK
Avrasya İslam Şurası'nın ikinci müşahhas neticesinin ise bu üniversitenin bünyesinde Müslüman Azınlıklar Enstitüsünün kurulması olduğunu dile getiren Başkan Görmez, “Dünyanın bütün ülkelerinde Müslüman azınlıkların ihtiyaçlarını, sorunlarını, durumlarını takip eden; bunları raporlar haline getirerek bütün Müslümanlarla paylaşan bir enstitüye ihtiyaç var. Üniversite bünyesinde Müslüman Azınlıklar Enstitüsü kurulacak” dedi.
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, konuşmasında Müslüman azınlıklar konusunu da Şura'nın gündemine taşıdı. Günümüzde dünyanın hemen her ülkesinde Müslüman toplulukların olduğunu dile getiren Başkan Görmez, Moğolistan'da bulunan Hoton Türklerinin izale edilmiş bir bölgede yaşadıklarını ve Estonya'da 10 bin Müslüman yaşamasına rağmen bir tek mescidin olmamasını örnek göstererek, “Onların aynı zamanda bazı problemleri var, ihtiyaçları var. Onlara kim el uzatacak. Uzaktaki kardeşlerimizi unutacak mıyız? Bu, Müslümanlara yakışır mı? İslam dünyasına yakışır? Resul-i Ekrem'in bir vücudun organları olarak tarif ettiği Müslümanlara yakışır mı?” ifadelerini kullandı.
kaynak: Risale Haber-Haber Merkezi
Hüseyin yılmazdan Bediüzzamanın zalime karşı örnek tavrı
Bugün yazarı Hüseyin Yılmaz, zalim karşısında duruş örneği olarak Bediüzzaman Said Nursi'yi örnek verdi.
İsrail karşısındaki tutumları nedeniyle batıyı eleştiren Yılmaz, Tanzimat’tan beri Batıya perestiş eden Türk aydınının da gaflet içinde olduğunu belirtti.
Bediüzzaman Hazretlerinin "batının ruhunu idama mahkum ettiğine" dikkat çeken Yılmaz, yazısını şöyle sürdürdü:
Bu bir kaç asırlık içtimaî cinnetten yakasını sıyıran tek şahsiyet: Bediüzzaman Said-i Nursî... Şâkirdleri için bütünüyle aynı şehâdette bulunmak kabil mi? Hayır!... En azından hatırı sayılır bir kısmı için: Hayır!..
İşte Üstad’a sorulan bir suale verdiği muhteşem cevap... İşte Batı’nın ruhunu idâma mahkum edip bir paçavra gibi çöpe atan kendinden emin haysiyetli duruş:
“Diyorlar ki: ‘Senin eski zamandaki müdafaatın ve İslâmiyet hakkındaki mücâhedâtın, şimdiki tarzda değil. Hem Avrupa'ya karşı İslâmiyet'i müdafaa eden mütefekkirîn tarzında gitmiyorsun. Neden Eski Said vaziyetini değiştirdin? Neden manevî mücahidîn-i İslâmiye tarzında hareket etmiyorsun?’
“Elcevab: Eski Said ile mütefekkirîn kısmı, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlarını kısmen kabul edip, onların silâhlarıyla onlarla mübâreze ediyorlar; bir derece onları kabul ediyorlar. Bir kısım düsturlarını, fünun-u müsbete suretinde lâ-yetezelzel teslim ediyorlar, o suretle İslâmiyetin hakikî kıymetini gösteremiyorlar. Âdeta kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallarıyla İslâmiyeti aşılıyorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve İslâmiyetin kıymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terkettim. Hem bilfiil gösterdim ki: İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki; felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır. Otuzuncu Söz, Yirmidördüncü Mektub, Yirmidokuzuncu Söz bu hakikatı bürhanlarıyla isbat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkâm- ı İslâmiyeyi zahirî telâkki edip felsefenin dallarıyla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu. Halbuki felsefenin düsturlarının ne haddi var ki, onlara yetişsin?” Mektubat; S:426-427
İşte Üstad’a sorulan bir suale verdiği muhteşem cevap... İşte Batı’nın ruhunu idâma mahkum edip bir paçavra gibi çöpe atan kendinden emin haysiyetli duruş:
“Diyorlar ki: ‘Senin eski zamandaki müdafaatın ve İslâmiyet hakkındaki mücâhedâtın, şimdiki tarzda değil. Hem Avrupa'ya karşı İslâmiyet'i müdafaa eden mütefekkirîn tarzında gitmiyorsun. Neden Eski Said vaziyetini değiştirdin? Neden manevî mücahidîn-i İslâmiye tarzında hareket etmiyorsun?’
“Elcevab: Eski Said ile mütefekkirîn kısmı, felsefe-i beşeriyenin ve hikmet-i Avrupaiyenin düsturlarını kısmen kabul edip, onların silâhlarıyla onlarla mübâreze ediyorlar; bir derece onları kabul ediyorlar. Bir kısım düsturlarını, fünun-u müsbete suretinde lâ-yetezelzel teslim ediyorlar, o suretle İslâmiyetin hakikî kıymetini gösteremiyorlar. Âdeta kökleri çok derin zannettikleri hikmetin dallarıyla İslâmiyeti aşılıyorlar, güya takviye ediyorlar. Bu tarzda galebe az olduğundan ve İslâmiyetin kıymetini bir derece tenzil etmek olduğundan, o mesleği terkettim. Hem bilfiil gösterdim ki: İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki; felsefenin en derin esasları onlara yetişmez, belki sathî kalır. Otuzuncu Söz, Yirmidördüncü Mektub, Yirmidokuzuncu Söz bu hakikatı bürhanlarıyla isbat ederek göstermiştir. Eski meslekte, felsefeyi derin zannedip, ahkâm- ı İslâmiyeyi zahirî telâkki edip felsefenin dallarıyla bağlamakla durutmak ve muhafaza edilmek zannediliyordu. Halbuki felsefenin düsturlarının ne haddi var ki, onlara yetişsin?” Mektubat; S:426-427
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)