Anadolu Jet'in 27 aralık 2013 tarihinde mardinden istanbul sabiha gökçen uçuşunu gerçekleştiren IHLARA isimli Boeing 737 tipi ve TC SAE kuyruk numaralı uçağıdır.
Sümbül Ebrusu
8 Ocak 2014 Çarşamba
Sencer Divitçioğlu Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu kitap takdim özet inceleme
Sencer Divitçioğlunun "Osmanlı Devletinin Kuruluşu" adlı kitabına yazarın bu kitabı osmanlı kuruluş dönemine çok daha farklı bir açıdan bakıp öyle yazdım demesi üzerine tarafımızdan da bir kitap incelemesi üzerine bakılabilecek en farklı şekilde bakılıp gerçekleştirilmiş bir incelemedir. Akademik ve dil bilgisi açısından bir çokuslup hatası ve yazım yanlışları ile doludur. Bu sadece mehmet talha gürbüz ün kitabı okuyup kapattıktan sonra aklında kalanlardan ortaya dökülen kelimelerin bir araya getirilmesiyle meydana çıkmış bir derleme ve inceleme yazısıdır. İncelemeyi yapan kişi herhangi bir şekilde hakaret olsun övgü olsun yada maksat eleştirel bir anlam üzerine olsun diye bu yazıyı kaleme almamıştır. Sadece ve sadece kitabın kapağını kapattıktan sonra aklında ne kaldıysa onların kağıt üzerine dökülmesiyle oluşmuştur. Burda bulunan bilgiler mehmet talha gürbüz ün okuduğu kitaba kendi fikir yapısıyla baktığı için kitapla ilgili anlamsız manalarda çıkarım yapmış olabilmektedir. o yüzden kitapla ilgili en sağlıklı bilgiyi edinmek için yada bende kendi fikrimle tartmak istiyorum diyenler için kitabın orjinalinin okunması elzemdir. burası sadece size küçük bir mum ışığı kadar bir yol aydınlatabilir..
Yazarımız
kaleme aldığı bu eserinde, daha önce kalem oynattığı konuda tekrar aynı şeyleri
yinelemek için değil bugüne kadar bakmadığı bir kapıdan olaylara bakmak için bu
eseri yazdığını belirtmiştir.
Eserin
önsözünde neden kaleme alındığı belirtilirken birbirine karıştırılmaması
gereken kavramlar özenle vurgulamıştır. Aynı zamanda bize gelen her şeyi bir
çırpıda silip atmak yerine, hepsinin kullanılabilecek bir noktasının olduğunu
da eklemiştir. Önsözde en son vurgulamak istediği konu ise değişen dünya ve
zihinlerle ilgilidir. Kendiside buna kayıtsız kalamayacağını belirterek başlar.
Osmanlı
Beyliğinin kuruluş bölümünde yazar, kendisinden önce Cemal Kafadar’ın da biraz
yapmaya çalıştığı bir metodla başlamak istediğini belirtir. Toptancılık yok,
eşyayı sadece olması gereken yere kendi ölçümde yerleştirebilmek der.
Yazar
Ön-Osmanlı Tarihi bölümünde efsane vurgusunu incelmekte ve efsanelerin hemen
reddedilemeyeceğini belirtir. Efsanelerin doğruları yakalamak için bir ipucu
olduğundan bahseder. Ve hemen ardından ekler, efsaneler sayesinde sorulması
gereken bir çok soru sorulmuştur.
Süleymanşah
ile ilgili yazar’ın en çok dikkatini çeken husus, Süleymanşah’ın kim olduğundan
ziyade Osmanlı Devletinin kurulduğu esnada bölgede yaşayan Süleymanşah ismi ve
İznik devletinin mirasıdır. Bugüne akdar çok az kişinin sorguladığını düşündüğü
bir başka konu ise bu Süleymanşah ismi sadece bir efsanevi abartı olarak mı
kullanılmış yoksa bölgede 200 yıl içerisinde yaşananların derlemesinden mi
böyle bir anlam çıkartılmıştır.
Osmanlıların kendilerinin soyundan
geldiklerini düşündüğü Kayı soyu meselesine de el atar yazarımız. 13. Ve 14.
Yy’ın karmakarışık Anadolusun da hiçbir topluluğun saf kalmayacağını belirtir.
Bunun için bu boyların ta oğuz ellerindeyken bile ne durumda olduklarından
bahseder. Osmanlıların iddiasının doğru olabileceğine yönelik birkaç küçük
kanıttan bahsetse de bölgenin yapısındaki çok kültürlülüğün bu yapıyı
değiştirme olasılığından da vazgeçmez.
Süleymanşah dan sonra Ertuğrul Bey’in yani Osman
Bey’in babasının en azından efsanevi bir kişilikten sıyrılıp elle tutulan
boyutlara girdiği için tarih açısından bunu fazla sorgulamaz. Fakat bir bey
olduğu için beylik ve idari yapı ile sosyal yapıyı biraz inceler, bunun için
Türkmen dünyasından örnekler getirerek bir varsayıma ulaşmaya çalışır.
Son olarak
Osman Gazinin isminin Arap ve Bizans kaynaklarında yazıldığı şekli olan Otman
veya Atman ismi üzerinde durur. Bizans kaynağında bahsi geçen Atman isminin çok
fazla dayanağı olmadığı için dikkat-ı şayan görmez iken, Osman Gazinin babası
Ertuğrul Beyin dindar kişiliğine nispetle Otman isminin mana itibariyle
olmaması içinde bir sebep olamayacağını söylemeden geçemez.
Eserin
Osmanlı Tarihine Başlangıç kısmında Osmanlı toplumsal yapılarını tanıtır.
Ardından tanıttığı bu toplumsal sınıfları asıl işlevine göre yeni bir baştan
bir değerlendirme yaparak Osmanlının kuruluş döneminde bulunan sınıflarını çok
daha farklı bir açıdan tanıtmayı yeğlemiştir. Kendisinin baktığı farklı bir
pencere olduğunu buradan olaya bakıldığı zaman görülmemiş şeylerin
görülebileceğini de ispat etmek ister.
Osman Bey’in
Müslüman mı doğduğu yoksa sonradan mı Müslüman olduğu konusunu çok fazla
kaşımayan yazar direkt olarak Osman Bey’in bir derviş evinde görmüş olduğu rüya
üzerinde yoğunlaşır. Burada Osman Bey’in gördüğü rüyanın aslında devlete
kutsallık atfederek için kullanılan eski bir gelenek olduğunu belirtir ve çok
çeşitli örneklerle bunu destekler.
Osman Bey’i
Müslüman biri olarak vurguladıktan sonra Anadoluda özellikle en önemli konu
olarak gösterildiğini iddia ettiği gazilik kavramı üzerinde yorumlarda bulunur.
Gazilik kavramını hem İslami açıdan yani dinsel açıdan değerlendirirken birde
toplumsal bir yanı olan akınlar üzerinden değerlendirmeye alır. Osmanlının ilk
zamanlarında sadece Allah Rızası için savaş yaptıkları tezini kendine göre
doğru bulmamaktadır. Nedeni ise neredeyse iki yüz yıldır beraber yaşamakta olan
Anadolu da her şeyi savaşa endekslenmiş bir hayatın gerçek olamayacağıdır. Gaza
ve gazi konusunda son sözü ise ise Halil İnalcık’ın yazdıklarına yakın bir
noktaya getirerek bitirir.
Türk Hava yolları Akhisar Uçağı
Türk hava yollarının filosunda bulunan airbus tipi uçak, 22.12.2013 tarihinde istanbul (atatürk)- mardin seferini gerçekleştirmiş, fotoğrafların çekildiği yer mardin havaalanıdır.
bir film yorumlaması, Ghajini ... Ghajini izle türkçe yorum...
Aamir Khan'ın 2008 yılında çektiği hafızasını kaybetmiş bir insanın intikam hikayesini konu alan bir hint baş yapıtı.
Uzun zamandır izlemeye niyetlendiğim ama bu pazar akşamına kadar nasip olmamıştı. normalde pek yapmadığım bir şeydi gecenin saat 24:00 sıralarında uyanık kalmak çok adetim değildir.Sabahları erken kalkabilmek için erken uyumak zorundayım ki zorlanmayayım isterim... gecenin 24 ünde Oda arkadaşlarının isteği ile bir film izleme hevesi için tabi ki de son 1,5 aydır yaptığımız gibi devamlı hint filmlerine yöneliyoruz. aklıma geçenlerde okuduğum bir yazıdan dolayı ghajini var...
Film için hazırlıkların yapılması ve oda arkadaşlarımın ciğerlerini 3 saatlik film boyunca heyecanı kaybetmemek için zehirleyip gelmeleri de tamamladıktan sonra filmimize başlıyoruz...
Film Aamir Khan'ın kendinden geçip bir insanüstü zorba bir varlık haline dönüşünün öyküsü ile başlıyor. Cinayetler; ki musluklar ile işlenen cinayetler nasıl bir mantığın ürünü hala çözemedim., birbirini kovalayınca hindistan polisi bu kadar muslukla işlenen hiç bir cinayeti örtbas edemeyeceği için işin içine dahil oluyor. Kahraman polislerimizden birisi bir gün ufak bir ipucu yakalıyor ve katilimiz Aamir Khan'ın sırrını öğreniyor. Tam bu esnada insanoğlunun başına ne gelmesine sebep olarak gösterilen merak olgusu devreye giriyor ve intikam filminin asıl hikayesi (ki insan alışıyor artık hint filmlerini izleyince bir filmde 2-3 filmlik konuyu bir arada barındırmasına )ne bir günlük ile geçiş yapılıyor...
Filmin devamı gene tanıdık bir olgu ile devam ediyor, yada çok fazla mı asyalı olduğum için sempatiklik içimize işlemiş bilmiyorum, oldukça sempatik, güleç yüzlü ve esmer tatlısı bir ablamız ile film giriş yapıyor.
Oda arkadaşlarımı ilk hint filmi izlemeye davet ettiğimde de onları böyle bir ablamız sayesinde (Rab ne bana di jodi filmindeki Taani rolundeki Anushka Sharma )hint filmlerine ısındırmıştım. taani rolundeki anushka sharmanın filmde evleneceği gün kocasını kaybetmeden önceki sempatik hali (daha da açarsam oda arkadaşlarımın diliyle abi ne tatlı bir kız ya söylemini de unutmuyoruz) ve yerel giysiler içindeki rolü hala hafızalarımızdan silinmedi. gerçi ilk başlarda bayağı zorlanmadık dersem yalan söylemiş oluruz, izlediğimiz ilk 3 filmini anushka ablamızın hatırına izleyen bir toplulukla beraber izlemiştik ki neyse o olayı hem anushka ablamızın yaşının genç olması ve dolayısıyla yeteri kadar filmde oynayamamasından dolayı hemde artık hint filmlerine bağımlılık yolunda epey vakti saat harcadığımız için aşmış görünmekteyiz, arada bir ya bizim ablanın filmini izlesek diye söylenen serzenişleri duymamazlığa geldiğimiz sürece problemi aşmış durumdayız. her neyse yeteri kadar önemsiz bir yığın açıklamadan sonra ghajini filmine dönebiliriz.
Filmdeki tatlı ve sempatik ablamız Kalpana (gerçek ismi Asin), bir reklam ajansında modellik yaparak geçinen bir mankendir.
gündelik hayatında oldukça yardımsever ve günümüzde artık böyle insanlardan oldukça zorlandığımız bir tip olan herkesin yardımına koşup, herkesle iyi geçinebilen ve kimseyi kırmadan geçinen birazda deli dolu tipler olur ya onlardan bir tip kısaca sevilme ifadesi olarak "deli kız" derler ya ondan.
bir gün emir hak vaki olunca hindistanın en büyük şirketlerinden birisinin patronu ölür ve yerine abd den oğlu Sanjay Singhania (Amir Khan)gelir.
Uzun zamandır izlemeye niyetlendiğim ama bu pazar akşamına kadar nasip olmamıştı. normalde pek yapmadığım bir şeydi gecenin saat 24:00 sıralarında uyanık kalmak çok adetim değildir.Sabahları erken kalkabilmek için erken uyumak zorundayım ki zorlanmayayım isterim... gecenin 24 ünde Oda arkadaşlarının isteği ile bir film izleme hevesi için tabi ki de son 1,5 aydır yaptığımız gibi devamlı hint filmlerine yöneliyoruz. aklıma geçenlerde okuduğum bir yazıdan dolayı ghajini var...
Film için hazırlıkların yapılması ve oda arkadaşlarımın ciğerlerini 3 saatlik film boyunca heyecanı kaybetmemek için zehirleyip gelmeleri de tamamladıktan sonra filmimize başlıyoruz...
Film Aamir Khan'ın kendinden geçip bir insanüstü zorba bir varlık haline dönüşünün öyküsü ile başlıyor. Cinayetler; ki musluklar ile işlenen cinayetler nasıl bir mantığın ürünü hala çözemedim., birbirini kovalayınca hindistan polisi bu kadar muslukla işlenen hiç bir cinayeti örtbas edemeyeceği için işin içine dahil oluyor. Kahraman polislerimizden birisi bir gün ufak bir ipucu yakalıyor ve katilimiz Aamir Khan'ın sırrını öğreniyor. Tam bu esnada insanoğlunun başına ne gelmesine sebep olarak gösterilen merak olgusu devreye giriyor ve intikam filminin asıl hikayesi (ki insan alışıyor artık hint filmlerini izleyince bir filmde 2-3 filmlik konuyu bir arada barındırmasına )ne bir günlük ile geçiş yapılıyor...
Filmin devamı gene tanıdık bir olgu ile devam ediyor, yada çok fazla mı asyalı olduğum için sempatiklik içimize işlemiş bilmiyorum, oldukça sempatik, güleç yüzlü ve esmer tatlısı bir ablamız ile film giriş yapıyor.
Oda arkadaşlarımı ilk hint filmi izlemeye davet ettiğimde de onları böyle bir ablamız sayesinde (Rab ne bana di jodi filmindeki Taani rolundeki Anushka Sharma )hint filmlerine ısındırmıştım. taani rolundeki anushka sharmanın filmde evleneceği gün kocasını kaybetmeden önceki sempatik hali (daha da açarsam oda arkadaşlarımın diliyle abi ne tatlı bir kız ya söylemini de unutmuyoruz) ve yerel giysiler içindeki rolü hala hafızalarımızdan silinmedi. gerçi ilk başlarda bayağı zorlanmadık dersem yalan söylemiş oluruz, izlediğimiz ilk 3 filmini anushka ablamızın hatırına izleyen bir toplulukla beraber izlemiştik ki neyse o olayı hem anushka ablamızın yaşının genç olması ve dolayısıyla yeteri kadar filmde oynayamamasından dolayı hemde artık hint filmlerine bağımlılık yolunda epey vakti saat harcadığımız için aşmış görünmekteyiz, arada bir ya bizim ablanın filmini izlesek diye söylenen serzenişleri duymamazlığa geldiğimiz sürece problemi aşmış durumdayız. her neyse yeteri kadar önemsiz bir yığın açıklamadan sonra ghajini filmine dönebiliriz.
Filmdeki tatlı ve sempatik ablamız Kalpana (gerçek ismi Asin), bir reklam ajansında modellik yaparak geçinen bir mankendir.
gündelik hayatında oldukça yardımsever ve günümüzde artık böyle insanlardan oldukça zorlandığımız bir tip olan herkesin yardımına koşup, herkesle iyi geçinebilen ve kimseyi kırmadan geçinen birazda deli dolu tipler olur ya onlardan bir tip kısaca sevilme ifadesi olarak "deli kız" derler ya ondan.
bir gün emir hak vaki olunca hindistanın en büyük şirketlerinden birisinin patronu ölür ve yerine abd den oğlu Sanjay Singhania (Amir Khan)gelir.
bodhisattvalık nedir? Bodhisattvalar kimlerdir ? Budizm ve Bodhisattvalık
yazıyı alıntılamadan önce lütfen 3 dk vakit ayırıp okunması gereken derleyenin notu:
öncelikle ileride başınıza yasal bir sıkıntı gelmemesini istiyorsanız kişisel notlarımı okuyun ki başınız derde girmesin......
normalde hiç yapmam böyle şeyleri, hele yaptığım ödevleri internet ortamında paylaşmayı ama insan bir deryada bir şeyler arar ama kendi dilinde bir şeyler bulamadığı zamanki yaşadığı umutsuzluk hissinin giderilebilmesi için birilerinin bir şeyleri başlatması gerektiğine de artık kani olmaya başladım, sanırım bundan sonra ki bütün ödevlerimi paylaşıp bir (kopya) yol göstermek gerekiyor.
öncelikle ileride başınıza yasal bir sıkıntı gelmemesini istiyorsanız kişisel notlarımı okuyun ki başınız derde girmesin......
normalde hiç yapmam böyle şeyleri, hele yaptığım ödevleri internet ortamında paylaşmayı ama insan bir deryada bir şeyler arar ama kendi dilinde bir şeyler bulamadığı zamanki yaşadığı umutsuzluk hissinin giderilebilmesi için birilerinin bir şeyleri başlatması gerektiğine de artık kani olmaya başladım, sanırım bundan sonra ki bütün ödevlerimi paylaşıp bir (kopya) yol göstermek gerekiyor.
normalde elimdeki her türlü dünyevi metayı paylaşırım ama çektiğim zahmetten sonra lede ettiğim bir bilgiyi değerini bilmeyecek kimselerle paylaşmak kadar ağrımı giden bir şey yoktur... o yüzden lütfen alıntı yapacak arkadaşlardan en azından ufak bir teşekkürü (içlerinden tabi) Allah razı olsunu esirgerler ise hakkımı öteki tarafta almak kaydıyla mahfuz tutuyorum.
Not: ödev yapılırken gramer hatalarını kendiniz düzeltmeniz gerekmektedir. ayrıca kaynakçada verilen kitaplar temin edilip okunabilirse sizi bu konu noktasında daha ayrıntılı ve doyurucu bilgilere ulaştırabilir.
ayrıca ödevde tam anlamıyla akademik kurallara uyulamamıştır. cümlelerimin yarısı direkt alıntıdır, internete aktarırken alıntı yapma kuralına çok fazla dikkat edilmemiştir. o yüzden eserdeki anlam vb her türlü düşüklük bulunan cümleler hariç direkt copy paste yapıldığını o yüzden telif hakkına dikkat eden insanların bunu da dikkate almasını isterim.
yaptığım iş sadece bir derleme çalışmasıdır bununda bilinmesini isterim. yoksa mtgahllat42 (benim) 'nin özel uğraş gerektiren bir öznel çalışması olmamıştır; derlem yaparken harcadığım bireysel enerjim ve vakit ayırışım dışında.
Ders: Medeniyet Tarihi
Ödev Konusu: Bodhisattvalar nedir ?
Budanın sormuş olduğu “Bir insanın yaşam
süresi ne kadardır” sorusuna verilen cevap “tek bir nefes alma zamanı kadardır”
şeklinde verilmiştir. Rivayet odur ki bu cevabı veren bir Bodhisattva’dır.
Bodhisattva; Sidharta Guatama’nın Buddha (aydınlanmış kişi)’lıktan önceki
evresine verilen addır.[1]
Budist
kaynaklarından öğrendiğimize göre Hindistan’ın Biher yöresinde bugün Nepal
sınırları içerisinde kalmaktadır, Buda (Buddha) ya da “Aydınlanmış bir kişi”
çıkmış ve çok eski çağların unutulan bilgelik öğretisini aşağı yukarı MÖ. 600
ila 400 yılları arasında yeniden ortaya koymuştu. Yeni bir solukla dile gelen
bu çok eski ve kalıcı öğreti “üç kötülük’ü” bildirerek “Kurtuluş’un yolunu” göstermiştir.
Ama bu yeni yol “üç zehir’e” karşı bir panzehir önermemiş ya da katı bir inanç
yahut öğreti ortaya koymamış, izdeşlerine güvenmiş onların “üç öğüt’ü” tutarak
doğru yolu kendiliklerinden bulacaklarına inanmıştır.[2]
Budizm
iki bin beş yüz yıldan beri varlığını sürdürüyor olsa da, günümüze kadar uzanan
yaklaşık son bin yıl haricinde Budizm üç defa büyük değişimlere uğramışsa da
Miladi 1000’lerden beri büyük yapılsa değişimler geçirmemiştir.[3]
Geçirdiği
bu evrelerde Budizm ilk başta psikoloji yani daha çok kişisel kurtuluş üzerinde
durma, ikinci döneminde ontoloji (varlık bilimi) ile konu varlığının gerçekliği
ve olduğu gibi oluşu (svabhava) üzerinde durmuştur. Üçüncü ve son döneminde ise
kozmolojinin (evren bilimi) yani evrenle (kozmos) uyum içerisinde olması,
aydınlanmanın anahtarı sayılmıştır.[4]
Budizmde
insanın gerçek doğasına kavuşması kurtuluş için yeterli görülmüştür. Bunun için
ermiş kişiliğin ön plana çıktığı bir yapı ortaya konmuştur. Bu ermiş kişiler
kendisini dünyaya bağlayan bağları koparmış, tutkularını, isteklerini yenmiş ve
bir daha dünyaya geri gelmeyecek, yeniden doğmayacak olan kurtulmuş kişilerdir.
Bu kişilere ilk zamanlar “Arhat” denmiş, ardından “Bodhisattva” denilmiş ve
ondan kendisini bütün canlıları kurtarmaya adayan ve ancak bundan sonra her
şeyi bilen ve gören bir Buda olmayı uman bir kimse rolü biçilmiş, daha sonra
ise “Siddha” denilmiş ki bu evrede, siddha evreni yöneten güçleri hem kendi
içinde hem de dışında kullanabilme yeteneğini elde ederek olağanüstü güçlere
sahip olmuştur.[5]
Bodhisattva
bir Mahayana idealidir. Kendi özgürleşmesini diğer varlıkların özgürleşmesine
bağlar. Bunun nedeni tüm varlıklarda aynı Buda doğasının olduğunu kavramasıdır.[6]
Bodhisattva aynı zamanda “Budist sığınağının” üç kat mücevheri oluşturan
katmandan birisidir.[7] Daha
basit bir anlatımla Nirvanaya girmek için yalnızca bir kez doğmaları gereken
azizler sınıfıdır.[8]
Yada kendi metinlerinde geçen ibare ile “Doğru konuşacak olursa, her hangi bir
kişiden şöyle bahsedilebilirdi: ‘Feragat etmeye tabi olmayan bir varlık,
ilahların ve insanların iyiliği, refahı ve mutluluğu için dünyaya duyulan
merhamet sayesinde bir çok kişinin refahı ve mutluluğu için dünyada belirmişti
(Manasihanada Sutta, 63, Buda)’ işte aslında buna göre doğru
konuşulacak olursa söylenmesi gereken şey budur.[9]”
Buda
“Tam Aydınlanma’ya” ermiş olduğu için gerçeği bulduğundan, öğretisinin doğru
olduğundan kuşku duyulmayan Budizm’in kurucusudur. Gelenekler Buda’yı çağlar
boyunca dünyaya gelmiş olan bir sürü Buda’dan yalnızca biri olarak görür ve öylelikle
tarihte yaşamış olan Buda’yı aşmaya çalışır. Zamanla bu Budalar ki tarihsel
kişilikleri şüphelide olsa 24’e kadar çıkarılmışlardır.[10]
Finaller öncesi gelen boş rahatlık hissi...
artık müzmin bir üniversite öğrencisi haine geldiğim için hayatımdaki kaçıncı finallere girdiğimi sayamıyorum, sanıyorum 20 nin üzerinde final dönemini geçen sene devirmiştim.tabi insan bugüne kadar evliya çelebi gibi üniversite üniversite gezerse böyle oluyor; girdiğim finallerdeki sınavları saymıyorum bile çoktan 3 haneli rakamlara ulaştılar...
öğrencilik hali artık çok başka geliyor, bu kadar alışkanlık yapmak da fazla diyesi de geliyor insanın...
ama en çok sevdiğim bir huy var ki hala tepemde demokles in kılcı gibi sallanmasa o zevki hisssedip tadamayacağım...
ne hikmetse her zaman final öncesi henüz hiç çalışmaya (daha doğrusu tekrar yapmak, yoksa zaten ben çok tan hazırım sınavlara tembel bir öğrenci değilim ki, ) başlamadan, bütün ödevleri zamanında bitirmiş olmanın getirdiği aşırı rahatlama hissiyatıyla gevşek bir ruha hali insanı içine alıyor. çevredeki insanların hala harıl harıl 3-4-5 bilmem kaçıncı defa notları tekrara koyulduğu dönemler sanırım unutulmayacaktır.
neden çalışamıyorum ahla çzöebilmiş değilim normal zamanda 10 ssatimi bile kütüphanede çok rahat ve hiç sıkılmadan geçirebilen bir insa iken sınav öncesi çöken bu uyuşukluğun bir nedeni olsa gerek, kendime çok mu güveniyorum derseniz, hayatımda adımdan sonra emin olduğum başka bir şey yoktur. (şüphe etmiyorum, kesin karar veriyorum) / (Allah'a iman noktasını ve (inanç) adımın öncesine getirdiğimi de belirteyimde)
kesin çizgilerle uzun yıllardır yaşamış birisi olarak bu halimi bir türlü düzeltemiyorum gene finaller başladı seçtiğim ders programım nedeniyle bana sıranın gelmesine hala 4 günüm var, insan tekrar yapar diyor ,ama içimden bir ses zaten boşa gidecek talha sınavdan çıktığın anda sınav için öğrendiğin her şey o kalem traş (başka kötü bir alışkanlığımda normalde kesinlikle tükenmez kalem kullanırım ama sınav günleri mutlaka açcaklı kalem kullanırım, lisede böyle bir şey yoktu sadece 0,9 kalemim vardı o herşeye yetiyordu) çöplerini yerinden alıp çöp tenekesine götürdüğün anda elindeki çöpleri daha çöp tenekesine atmadan uçup gidecek peki bu kadar boş şey için gayretini sarf etmek ne diye diye sanırım melek olmadığı kesin acayip bir his içimde patlama yapıp duruyor, sonuç 4 günümün kesinlikle daha önceki final dönemlerinde olduğu gibi en az 4-5 kitap okuyarak geçireceğime eminim. ne hikmetse başka bir garabetimde her final döneminde içimde patlayan roman okuma hastalığıdır. geçen final döneminde sanırım 7 veya 8 kitap okumuştum, genelde de daha önce hiç okumadığım yada en az baktığım türler oluyor bunlar sınavda kafamı iyice karıştırsın diye örnek şiir kitapları ve oynanmak için değil okunmak için yazılmış tiyatro eserleri...
sanırım birazdan isamdaki köşemden kalkıp ki burada yaklaşık 8-9 aydır takılıyorum, 3. kattan nuhoğlu bölümüne yada yavuz amcanın bölümüne gidip bir eser seçme ihtimalim çok fazla kuvvetleniyor.
kulağımda kısık tonda hint müzikleri, hayat isamda da güzel dedirtiyor...
ah birde sınavlar olmasa... bu uğraşımı tekrar nasıl sağlayacağım...
öğrencilik hali artık çok başka geliyor, bu kadar alışkanlık yapmak da fazla diyesi de geliyor insanın...
ama en çok sevdiğim bir huy var ki hala tepemde demokles in kılcı gibi sallanmasa o zevki hisssedip tadamayacağım...
ne hikmetse her zaman final öncesi henüz hiç çalışmaya (daha doğrusu tekrar yapmak, yoksa zaten ben çok tan hazırım sınavlara tembel bir öğrenci değilim ki, ) başlamadan, bütün ödevleri zamanında bitirmiş olmanın getirdiği aşırı rahatlama hissiyatıyla gevşek bir ruha hali insanı içine alıyor. çevredeki insanların hala harıl harıl 3-4-5 bilmem kaçıncı defa notları tekrara koyulduğu dönemler sanırım unutulmayacaktır.
neden çalışamıyorum ahla çzöebilmiş değilim normal zamanda 10 ssatimi bile kütüphanede çok rahat ve hiç sıkılmadan geçirebilen bir insa iken sınav öncesi çöken bu uyuşukluğun bir nedeni olsa gerek, kendime çok mu güveniyorum derseniz, hayatımda adımdan sonra emin olduğum başka bir şey yoktur. (şüphe etmiyorum, kesin karar veriyorum) / (Allah'a iman noktasını ve (inanç) adımın öncesine getirdiğimi de belirteyimde)
kesin çizgilerle uzun yıllardır yaşamış birisi olarak bu halimi bir türlü düzeltemiyorum gene finaller başladı seçtiğim ders programım nedeniyle bana sıranın gelmesine hala 4 günüm var, insan tekrar yapar diyor ,ama içimden bir ses zaten boşa gidecek talha sınavdan çıktığın anda sınav için öğrendiğin her şey o kalem traş (başka kötü bir alışkanlığımda normalde kesinlikle tükenmez kalem kullanırım ama sınav günleri mutlaka açcaklı kalem kullanırım, lisede böyle bir şey yoktu sadece 0,9 kalemim vardı o herşeye yetiyordu) çöplerini yerinden alıp çöp tenekesine götürdüğün anda elindeki çöpleri daha çöp tenekesine atmadan uçup gidecek peki bu kadar boş şey için gayretini sarf etmek ne diye diye sanırım melek olmadığı kesin acayip bir his içimde patlama yapıp duruyor, sonuç 4 günümün kesinlikle daha önceki final dönemlerinde olduğu gibi en az 4-5 kitap okuyarak geçireceğime eminim. ne hikmetse başka bir garabetimde her final döneminde içimde patlayan roman okuma hastalığıdır. geçen final döneminde sanırım 7 veya 8 kitap okumuştum, genelde de daha önce hiç okumadığım yada en az baktığım türler oluyor bunlar sınavda kafamı iyice karıştırsın diye örnek şiir kitapları ve oynanmak için değil okunmak için yazılmış tiyatro eserleri...
sanırım birazdan isamdaki köşemden kalkıp ki burada yaklaşık 8-9 aydır takılıyorum, 3. kattan nuhoğlu bölümüne yada yavuz amcanın bölümüne gidip bir eser seçme ihtimalim çok fazla kuvvetleniyor.
kulağımda kısık tonda hint müzikleri, hayat isamda da güzel dedirtiyor...
ah birde sınavlar olmasa... bu uğraşımı tekrar nasıl sağlayacağım...
Aamir Khan'ın son filmi Dhoom 3 ten etkileyici bir parça Kamli (deli), Dhhom3 Kamli türkçe altyazı
Aamir Khan'ın başrolunde oynadığı şu sıralar hindistanda rekorları alt üst eden bir filmi vizyonda, DHOOM 3. Aamir Khan'ı hiç alışık görmediğimiz bir rolde görmek uçup kaçılan bir aksiyon ve macera filminde izlemek sanırım bayağı ilginç olsa gerek,
Dhoom3 filminin sinema çekimi internete düşmüş durumda, tabiki bayağı düşük kalitede, o yüzden izleyemedik birde altyazı problemi var ki onu hiç sormayın...
Hindistan da fırtınalar estiren bu filmin ülkemizde vizyona girme ihtimalinin de olacağı konuşulmakta, basında dahi star gazetesindeydi haberi çıkmıştı. Sanırım sinemacıların bu ilgiyi fark edip harekete geçmelerini beklemekten başka çaremiz kalmadı...
Aslında benim en çok yamak istediğim filmden çok fimdeki şarkılar ile ilgiliydi...
Hint sinemasının yarısı şarkı demektir. Ona o ayrıcalığı katan müzikleridir, ki insanı hem cezbeder hemde kendine çekmektedir. insanı bağlayan en önemli unsurlardan biri olduğunu düşünüyorum her ne kadar bu fikrimin destek bulacağı kadar zıddını da bulacağını bilsem de
.
Hint sinemasına aşina olanlar bilir ki bol bol şarkı ve klip film içinde uzanıp gider, bu şarkılar tabi birde albüm olarak piyasaya sürülmektedir, klip zaten filmle beraber çekilmiştir.
film henüz daha vizyona girmeden bazı klipler fragmanın haricinde klipli olarak yada liric halinde internete verilir, insanların dikkatini çeksin diye...
Dhoom3 ün çok fazla reklamı dönüyordu yaklaşık 5-6 ayır benim bile dikkatimden kaçmamıştı.
Biraz kamera arkası görüntülerinden sonra şarkılar teker teker piyasaya konuldu filmin. açıkcası bazı filmlerin albümlerindeki şarkıların en az yarısı çok güzel gelir insana, mesela fanaa, jab tak hai jan, ghajini ve ek hai tiger vb gibi bununda böyle olabileceğini beklemiyor değildim. bir noktada yanılmamışım, piyasaya sürülen 5 şarkıdan (ben 5 tane dinledim başkasına rast gelmedim) 3 tanesini çok beğendim özellikle de kamli (deli) şarkısının nağmeleri alışık olduğumuz hint tadını vermekte hiç zorlanmıyordu. insan bunun için daha fazla seviyor sanırım doğulu genlerimden olsa gerek... müzik dinlerken genelde gardımı alıp dinlemeyi daha fazla severim. Müzik tehlikeli bir icattır. insanı çok fazla etkiler o yüzden her müziğe kulağımı ve gönlümü vermemeye dikkat etmeye çalışırım tabi bi kaç istisnası yok değildir... hint ve fars müziklerinin nağmeleri bu gardımı biraz indirmemi sağlar , kamli nin müziğide öyleydi duyunca arapça ve farsçanın karışımından oluşan hintçenin namelerinde tanıdık kelimelerin sayısının bir hayli fazla olması da bu tepkiyi artırmış mıdır bilemem.
filmde oynayan katrina kaif ilgilide bir iki şey söyleyelim, filme güzelliği ve oyunculuğa ile çok şey kattığına eminim daha önceki jab tak hai jan ve ek hai tigerden hatırlıyor tabikide insan . ama oradan özellikle unutmadığı bir hadisede katrina kaif hanımın güzellik boyutunu çok fazla metalaştırıp abartması açıkcası çok fazla hoş durmuyor (hatta hiç). dışardan cesurca laflarını çokca duymuş gibiyim ama kendisinin bu kadar cesurca gösterdiği şeylere ihtiyacı olmadan da bu geldiği noktaya gelebilecek yeteneği olduğunu düşünüyorum.
son olarak katrina kaif ablamızla ilgilide eleştiri yaptıktan sonra şarkının klibine gelirsek artık modern hint filmlerinde olduğu gibi çok fazla başka yerlere hitap ettiği için dikkate almıyoruz ikinci defa izlenilecek bir klip vasfına sahip olduğunu düşünmüyorum. o yüzden mp3 halinde dinlemeniz size müzikten daha fazla müzik zevki kazandırabilir yada klipteki katrina kaif gibi cesur davranıp müzik zevkinin dışındaki işlevleri içinde izleyebilirsiniz,
ha birde filmdeki semboller noktası var ki hiç girmeyeceğim,
Ni Main Kamli Kamli (x3)
Ben deliyim deli...
Ni Main Kamli Kamli Mere Yaar Di
Ben deliyim deli yârime..
nakaratıyla size veda ediyorum...
videonun aşağısında parçanın tükçe alt yazısı mevcuttur. türkçe altyazı bollywodşarkısözleri . com sitesinden alınmıştır. kendilerine teşekkür ediyoruz.
4 Ocak 2014 Cumartesi
Tıkanan siyaseti gençlik anahtarıyla açmak programı, Mardin
21-27.12.2013 tarihlerinde mardinde çok güzel 6 gün geçirdim. Eğitim araştırma ve geliştirme derneğinin proje sorumluluğunu üstlendiği "tıkanan siyaseti gençlik anahtarıyla açmak" adlı eylem 5.1 kapsamında bir programa iştirak etmiş olduk.
Daha önce mardine hiç gelmemiş biri olarak mardinden ciddi şekilde etkilenmiş bulunmaktayım,
Daha önce mardine hiç gelmemiş biri olarak mardinden ciddi şekilde etkilenmiş bulunmaktayım,
Desem ki şiiri Cahit Sıtkı Tarncı
sabah sabah nerden aklıma esti bilmiyorum, cahit sıtkıyı normalde hadi söyleyeyim pek beğenmem yada okumam zaten şiirle aram çok zayıftır hele cahit sıtkıya hiç uğramam ama aklıma takıldı bugün sende seyrediyorum denizlerin en mavisini mısrası aklıma düşüne geriside gelsin istedim.
Desem ki / Cahit Sıtkı Tarancı
Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini.
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını.
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
Desem ki / Cahit Sıtkı Tarancı
Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini.
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını.
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
31 Ekim 2013 Perşembe
Vazgeç Benden/ Mim Mesle Mâder'in film müziği
Bu film birçoğunuza belki tanıdıktır. Gülşifte Ferahani'nin anne rolunda oynadığı meşhur iran filmi...
TR:
Vazgeç benden ey aşina
Çünkü ben senden vazgeçtim artık
Artık kafamda senin anıların, yâdın bitsin istiyorum
Sen de bana yabancı ol tıpkı başkaları gibi
Tıpkı başkaları gibi benim kaderime
Yabancı ol
Her aşk ölür, söner, senin aşkın ölmez
İnan senden sonra kimse kalbimde senin yerini tutamaz
FA/TR:
Bogzer ze men ey aşena çon ez to men diger gozeştem
Diger to hem bigane şo çon digeran ba sergozeştem
Mihahem eşget der del bemired
Mihahem ta diger der serem payan begired
Bogzer ze men ey aşena çon ez to men diger gozeştem
Diger to hem bigane şo çon digeran ba sergozeştem
Her eşgi mimired, hamuşi migired
Eşg-e to nemimired
Baver kon be'd ez to digeri der gelbem, cayet ra nemigired
Her eşgi mimired, hamuşi migired
Eşg-e to nemimired
Baver kon be'd ez to digeri der gelbem, cayet ra nemigired
Her eşgi mimired, hamuşi migired
Eşg-e to nemimired
Baver kon be'd ez to digeri der gelbem, cayet ra nemigired...
بگذر ز من ای آشنا چون از تو من دیگر گذشتم
دیگر تو هم بیگانه شو چون دیگران با سرگذشتم
میخواهم عشقت در دل بمیرد
میخواهم تا دیگر در سریادت پایان گیرد
بگذر ز من ای آشنا چون از تو من دیگر گذشتم
دیگر تو هم بیگانه شو چون دیگران با سرگذشتم
هر عشقی میمیرد، خاموشی میگیرد،عشق تو نمیمیرد
باور کن بعد از تو دیگری در قلبم،جایت را نمیگیرد
هر عشقی میمیرد، خاموشی میگیرد،عشق تو نمیمیرد
باور کن بعد از تو دیگری در قلبم،جایت را نمیگیرد
http://www.youtube.com/v/Pu52OoM6udU?version=3&autohide=1&autohide=1&showinfo=1&feature=share&autoplay=1&attribution_tag=_dBQEWRh5ZTbuXu9Sx10JA
TR:
Vazgeç benden ey aşina
Çünkü ben senden vazgeçtim artık
Artık kafamda senin anıların, yâdın bitsin istiyorum
Sen de bana yabancı ol tıpkı başkaları gibi
Tıpkı başkaları gibi benim kaderime
Yabancı ol
Her aşk ölür, söner, senin aşkın ölmez
İnan senden sonra kimse kalbimde senin yerini tutamaz
FA/TR:
Bogzer ze men ey aşena çon ez to men diger gozeştem
Diger to hem bigane şo çon digeran ba sergozeştem
Mihahem eşget der del bemired
Mihahem ta diger der serem payan begired
Bogzer ze men ey aşena çon ez to men diger gozeştem
Diger to hem bigane şo çon digeran ba sergozeştem
Her eşgi mimired, hamuşi migired
Eşg-e to nemimired
Baver kon be'd ez to digeri der gelbem, cayet ra nemigired
Her eşgi mimired, hamuşi migired
Eşg-e to nemimired
Baver kon be'd ez to digeri der gelbem, cayet ra nemigired
Her eşgi mimired, hamuşi migired
Eşg-e to nemimired
Baver kon be'd ez to digeri der gelbem, cayet ra nemigired...
بگذر ز من ای آشنا چون از تو من دیگر گذشتم
دیگر تو هم بیگانه شو چون دیگران با سرگذشتم
میخواهم عشقت در دل بمیرد
میخواهم تا دیگر در سریادت پایان گیرد
بگذر ز من ای آشنا چون از تو من دیگر گذشتم
دیگر تو هم بیگانه شو چون دیگران با سرگذشتم
هر عشقی میمیرد، خاموشی میگیرد،عشق تو نمیمیرد
باور کن بعد از تو دیگری در قلبم،جایت را نمیگیرد
هر عشقی میمیرد، خاموشی میگیرد،عشق تو نمیمیرد
باور کن بعد از تو دیگری در قلبم،جایت را نمیگیرد
http://www.youtube.com/v/Pu52OoM6udU?version=3&autohide=1&autohide=1&showinfo=1&feature=share&autoplay=1&attribution_tag=_dBQEWRh5ZTbuXu9Sx10JA
18 Eylül 2013 Çarşamba
Kuran-ı Kerimi Tanıyan Filipinli Popçu Julien Drolon Müslüman oldu
Ünlü popçu: Kur'an ispatladığı için Müslüman oldum
Risale Haber de Yazar Abdurrahman Iraz'ın Yeni müslüman olan Filipinli Sanatçı Julien Drolon ile yapmış olduğu röportajı sizlere sunuyoruz.
Filipinlerin ünlü popçusu neden İslami seçtiğini Risale Haber'e anlattı
Fransız Julien Drolon, Müslüman olduktan sonra ilk kez Risale Haber'e konuştu. Fransa'da gazetecilik yapan Drolon bir iş vesilesi ile gittiği Filipinler'de müziği ile şöhreti yakaladı. Klipler, televizyon derken ülkenin tanınan isimlerinden biri olan Drolon, bir yandan da "Allah" arayışını sürdürdür. Budizm ve tekrar Hıristiyanlığı deneyen Drolon, aklınadaki sorulara tatmin edici cevapları İslamiyette bulur. "İspat"a çok önem veren Drolon'un ilginç hayat hikayesini ve Risale-i Nur'la nasıl tanıştığını ziyaret için geldiği Türkiye'de konuştuk.
11 EYLÜL SALDIRILARINDAN SONRA İSLAM'I ARAŞTIRDIM
İslamiyetle ilgili ne tür bir bilginiz vardı?
Fransa'da sürekli ezanı işitiyordum. Hakikaten çok güzeldi. Bende müzisyen ruhu var ama bir türlü cesaretimi toplayıp bu ses nedir, neyle alakalıdır diyemiyordum. Ta ki 11 Eylül hadisesine kadar. 11 Eylül hadisesinde işin aslı nedir diye çok merak ettim ve anladım ki bu saldırıyı Müslümanlar yapmamış. Bina sadece iki tane uçağın çarpmasıyla değil kendi içinden de bombalanarak, patlatılarak yıkılmış. Dolayısıyla böyle bir anda İslamiyete merak sardı beni. İnternetten, gazetelerden dergilerden sürekli İslamiyetle alakalı araştırmalar yapmaya başladım.
ŞARKILARIMDA "ALLAHIM BANA YARDIM ET" DİYE YALVARIYORDUM
İslamiyetle ilgili araştımalarım devam ederken Filipinler'e gittim ve Filipinler'de profesyonel müzik hayatına başladım. CD'ler, klipler, televizyon dizileri vesaire bunlarla alakalı çalışmalara başladım. O zaman bile yaptığım şarkılarda Müslüman olmadığım halde sürekli Allah'tan hidayet istiyordum. "Allah'ım bana hidayet et" diye nakaratlar halinde şarkılar söylüyordum. Şarkıydı ama şarkının içerisinde bu cümleler geçiyordu.
(Julien Drolon, Abdurrahman İraz'ın sorularını cevaplarken, yazarımız M.Rıza Derindağ ise tercümanlık yaptı.)
MÜZİK PİYASASINDA "ŞEYTAN DİNİ"Nİ KULLANIYORLAR
Müzik piyasasında, Allah inancına dair inanış nasıl?
Müzik endüstrisine girdikten sonra da başka bir araştırma içerisinde buldum kendimi. Dünyaca ünlü müzisyenlerin hemen hemen hepsi "şeytan dini mensubu" olduklarını söylüyorlar. Böyle gizli tarikatlar vesaire üyesi oluyorlar. Dedim ki "Allah da hayat sahibi şeytan da, demekki hayat sahibi kimisi şeytana kul oluyor kimisi de Allah'a kul oluyor. Bu şöhret dünyasında nasıl bir yol çizeceğim?" Çünkü bizim piyasamızda olanların çok büyük bir kısmı şeytanın kölesi durumuna gelmişlerdi
BUDİST OLMAYA KARAR VERDİM AMA...
Şunu fark ettim ki şeytan, perdeler arkasında sadece müziği, popüler kültürü değil her türlü çalışıyor. Yani kurumsal olarak televizyonuyla, medyasıyla, gazetesiyle, internetiyle, kurum ve kuruluşlarıyla kurumsal bir kimlik halinde çalışıyor. 21. yüzyılda bir şeytan partisi karşımızda. Korkmaya başladım çünkü şeytana karşı beni koruyacak hiç bir şey yoktu ve Budist meditasyonunu Yoga'yı kullanmaya başladım. Sonra şöyle bir karar verdim: "Taylan'dın bir dağ köyüne gideyim, hiç kimsenin olmadığı bir yerde budist rahipleriyle birlikte meditasyonla hayatımı geçireyim, orada beni şeytan bulamaz."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

