Momentan ist richtigşu an doğru, Momentan ist gut şu an iyi, Nichts ist wirklich wichtigaslında hiçbir şey önemli değil, Nach der Ebbe kommt die Flutsular çekildikten sonra tekrar yükselir.
Am Strand des Lebenshayatın kıyısında, Ohne Grund, ohne Verstand sebepsiz, bilinçsiz, Ist nichts vergebenshiçbir şey boşuna değil, Ich bau die Träume auf den Sandhayallerimi kumların üzerine kuruyorum.
Und es ist, es ist okve hiç sorun değil, Alles auf dem Weg,her şey yolunda, Und es ist Sonnenzeitgüneş zamanı geldi, Unbeschwert und freişikayetsiz ve özgür.
Und der Mensch heißt Mensch insana insan deniyor, Weil er vergisst,çünkü insan unutur, Weil er verdrängtçünkü insan bastırır, Und weil er schwärmt und stähltçünkü hayranlık duyar ve dindirir, Weil er wärmt, wenn er erzähltçünkü ısıtır, anlattığı zaman.
Und weil er lacht, çünkü güler, Weil er lebtçünkü yaşar, Du fehlstseni özledim.
İstanbula ilk adımını bağlarbaşından atmış bir genç olmanın ne gibi avantajlar getirdiğini henüz üniversitedeki ilk yıllarımda öğrenemiyordum.
Sadece üsküdardan çıkan tüm otobüslerin bizim duraktan, kadıköyden ümraniyeye giden onlarca otobüsün yürümelik mesafede geçmesinin benim için en büyük kolaylık olduğu düşüncesi birazda bahtsızca kafamda yer ediyordu.
Zamanın her şeye tek çare olduğu hayatımızda bir şeyleri feda ederek yaşadığım yerin güzelliğini keşfedebiliyordum.
Önceleri 20 dk'lık üsküdar 30 dk'lık salacak yürüyüşlerini zamanla bir yarım saate çamlıca adımlamaları. Olmadı bi yarım saate Karacaahmet'ten hareme uzanışlar daha olmadı bir boğaz köprüsü ve beylerbeyine uzanışları takip ededursun. En sona saklanan güzellik ise bambaşka oluyordu.
Bir tevafuk ve bir devanın peşinde keşfedilen Nakkaş tepenin sırtları
Osmanlı İstanbul’unun
önde gelen mesire yerlerinden biri olan Küçüksu Çayırı’nı ve çayırın öne çıkan
yapılarından birisi olan Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi’ni, yanındaki küçük
namazgâhı, daha sonraki dönemde inşa edilen Küçüksu Kasrı’nı ve yakın zamanda
ihya edilen Mihrişah Valide Sultan Camii’ni ziyaret etmek.
Neden Küçüksu?
Küçüksu Çayırı nefs-i
İstanbul’a yakın sayılabilecek mesire alanlarından birisi olması ve latif
tabiatı hasebiyle rağbet gören eğlence yerlerden birisi olmuştur. Küçüksu
deresi ile Göksu deresi çevresinde oluşmuş doğal ve hoş bir gezinti yeridir.
Arkasında uzanan tepeler ve önündeki boğaz ile pek havadar bir noktadadır.
Ayrıca Rumeli Hisarı’nın karşısındadır ve birçok kıymetli sahilsaraya nâzırdır.
Bu özellikleri ile Küçüksu, Boğaziçi’nin en önemli noktalarından bir tanesidir.
Yanındaki ufak namazgâhı ile çayırda boy
gösteren Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi de müstesna bir su eseridir. Bu
çeşmenin önemi, burayı resmeden gravürlerin hemen hepsinde ön plana çıkarılmış
olmasından da bellidir. Bu çeşme, III Selim’in Suzidilara peşrevinin adeta
tahaccür ile tecessüm etmiş halidir.
Küçüksu Kasrı ise
çeşmenin hemen yanı başına kondurulmuştur. Küçüksu deresinin denize döküldüğü
yerde inşa edilen bu kâgir yapı daha sonraki dönemlerde çayırın kendisinden
daha fazla bilinir olmuştur. Ayrıca kasrın deniz tarafındaki müstesna
süslemeler, içerideki duvar ve tavan süslemeleri, ahşap zem in desenleri, şömineler,
orijinal mobilyalar ve özellikle II. Abdülhamid’in elinden çıkma ahşap oyma
masa ve Sultan Abdulaziz’in bilek güreşi masası mutlaka görülmesi gereken
eserlerdendir.
Ekim ayında yaptığımız doğu Anadolu ziyaretimizin ilk durağı Erzurumdu.
Şehri gezerken uğradığımız mekanların en başatında olmasada midemizinde hatrını yapmak için gidilen yerler oluyor.
bunlardan biriside tavsiye üzerine uğradığımız Ye Gör Cağ Kebap salonu oluyordu.
İlk defa Cağ kebabı yediğim yerdi. Mekan hoşuma gitti güzel bir havası var, hizmet ve ilgi yeterli. Kebap beklentilerimi karşıladı 5 şiş doyurucu hatta fazlasıyla doyurucu oldu. Yanındaki garnitürde sofrayı zenginleştiriyor ve yemenizi daha zevkli hale getiriyor.
Ağzınızın tadını kaçıran tek şey ise fiyatları.Bir şiş 7,5 tl.
Ama Erzurum'a kadar gitmişseniz bir defalık da olsa değer.
Aralık ayının ilk haftası Maşallah bayağı bereketli geçti, 3 gün içerisinde nereden baksak 70'e yakın Battal ve zemin ebrusu yaptık. Bunlardan zeminler hariç diğerlerinin görselleri buradalar.
Bu haftayı bayağı sevdim, Özellikle gri zeminler(henüz fotoğraflayamadım, burada yoklar) ve üst üstünde aynı tonları kullandığım ebrular bana ayrı bir sevinç ve neşe verdi.
Ayrıca bol iri taneli neftleri de cilt çalışmalarım için 3-5 tane araya kaynatıverdik.
Albrecht Goes - Tedirgin Gece Takdim Özet ve Değerlendirme Yazısı
Albrecht Goes, Tedirgin Gece, Varlık Yayınları, İstanbul 1954.
Savaş dönemlerinde yazılmış kitapları okumayı nedendir bilinmez ama çocukluğumdan beri seviyorum. Ayrı bir ruhu var sanki, okudukça insanlığı ve insanlığımı yeniden hatırlamam vesile kitaplar olarak görüyorum.
Albrecht Goes'le ilk tanışıklığımız. İkinci Cihan Harbi esnasından Alman Ordusunda görev yapmış bir Rahip Subay. Savaşı kabul etmemiş ve harp esnasında dahi insan kalabilmek için uğraş vermiş bir kalemşör olarak tanıtılıyor, her ne kadar bir subay olsa da.
Kitabın özeti, idama mahkum edilmiş bir alman askerinin son 24 saatlik dilimi ve rahip efendinin öncesindeki psikolojisi üzerinde durulmuş.
"Baranowski" adındaki bir idamlık asker.
Hayata geriden başlayıp çok kestirmeden de veda etmek zorunda kalan, kimsenin tenezzül etmeyeceği derecede kimsesiz bir zavallı.
Garip ve ihtişamsız ama bir o kadar da içten bir öykü.
Gene çift katlı ebrular ile karşınızdayız. Kasım ayı içerisinde yaptığımız, yada kıyamadığımız birazcık kötü ebruları kuruttuktan sonra bir kat daha ebru alarak oluşturduğumuz Çift katlı ebrularımız.