Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu
Alıntı Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2017 Pazartesi

ikinci Cemre Suya düştü 27 Şubat 2017


ikinci Cemre Suya düştü 27 Şubat 2017

Baharın müjdecisi olarak kabul edilen ve Arapça anlam olarak da "Ateş hali", "Yanmış halde" ve "Kor ateş" anlamlarına gelen, ısınmayı ifade eden cemrelerin ilkinin 20 Şubatta havaya düşmesinin ardından, ikincisi de 27 şubat günü suya düştü. 3 cemrede 6 mart günü toprağa düşecektir.

30 Nisan 2015 Perşembe

Adana Demirspor Şimşekler Biz emekçiyiz Emeği Yerde bırakmayız

Adana Demirspor Şimşekler Biz emekçiyiz Emeği Yerde bırakmayız 
24 Nisan 2014 tarihinde Torku Konyaspor'umuzun kardeş takımı Adana Demirspor'un Gaziantep BB ile 3-3 berabere kaldığı karşılaşma öncesinde futbolun güzellikleri adına yaşanan ilginç ve de güzel bir olaydan söz etmek istiyorum. Haber metni ultrasmovement'e aittir.

Taraftarların mottoları, manifestoları, sloganları vardır da keşke bu "iddalı" sözler sadece pankartlarda, atkılarda, web sitelerinde kalmayıp hayatta da uyarlanabilse diyesim çok olmuştur. Ama her geçen gün "sanal" dünya taraftarlığımızı da elimizden alırken, ara sıra duyduğumuz  haberler bir oksijen misali ciğerlerimize işliyor, "taraftarlık hala ölmedi" diyebiliyoruz. Cuma akşamı oynanacak olan Adana Demirspor-Gaziantep Belediyespor maçı öncesinde stad etrafında nohut satan bir satıcının termosu yere düşüp nohutlar etrafa saçılınca, Demirspor taraftarı "Biz emekçiyiz, emeğin yerde heba olmasına gönlümüz razı gelmez" diyerek yerdeki nohutlardan satın alarak evine ekmek götüren satıcıya destekte bulunmuşlar. Futbolun sadece futbol olmadığını bilenlere de bizden selam olsun...


7 Şubat 2015 Cumartesi

Bloggerlar Buluşuyor

Bloggerlar Buluşuyor

Bilmiyorum siz nasıl düşünüyorsunuz. Çoğu kişi insanlardan uzak durmak ister.
 Ya da insanlardan uzak olmanın huzur kaynağı olduğunu düşünür. 
İtiraf ediyorum bazen benim de öyle düşündüğüm zamanlar oluyor. 
Ama çoğunlukla yeni insanlar, farklı yüzler, sesler, bakışlar... tanımak çok hoşuma gidiyor.
 Bu nedenle yeni insanları hayatıma katabildiğim en iyi alanlardan birisi blog.

Konumuza dönecek olursak; Aslı ve İlknur gizli gizli buluşup kahve içiyorlarmış.. 
(Ne kadar ayıp) Buna neden biz de dahil olmuyoruz deyince de ortaya
 "Blogger Buluşması" çıktı. 

15 Şubat Pazar ya da 21-22 Şubat Cumartesi - Pazar 
Kadıköy, Beşiktaş, Eminönü gibi herkesin ulaşımının kolay olacağı
 bir yerde buluşalım diyoruz.
Bu arada sevgili 'Gizemli' Blogger lar da davetlidir.

Blog diğer sosyal alanlardan çok çok farklı. 
Ortak özelliklerin bir arada olduğu kişilerle buluştuğumuz mekan gibi. 
En azından hepimiz paylaşmayı ve yazmayı seviyoruz. 

blogcanlarla tanışmak, kahve, çay içip aramızda olmayan bloggerların 
dedikodusunu yapmak isterim diyen herkes davetli.


 Katılmak isteyen Ali'nin bloguna uğrasın. Ben geliyorum desin. Ali'nin blogu için TIK!

24 Ağustos 2014 Pazar

İŞİD ve Kimya yasağı Mustafa Özcan


Mustafa Özcan'ın 22.08.2014 Tarihinde Risalehaber'de çıkan İŞID'in ırakta ele geçirdiği yerlerde başlattığı felsefe ve Kimya yasağı hakkındadi bir değerlendirme yazısıdır.
yazıyı orjinalinden okumak için tıklayınız.

El Kuds el Arabi gazetesinde yayınlandığı gibi, Türk basınında da muhtasar bir haber yayınlandı. Bu habere göre, Rakka ve Deyr ez Zur’u ele geçiren IŞİD veya nevzuhur ismiyle İslam Devleti adlı sürrealist akım Rakka’daki okullarda felsefe ile birlikte  kimya derslerini de yasaklamış.   Tabii ki İbni Teymiye’nin hazır görüşlerine dayanarak!  Kimya ve ilmu’n nücüm veya ilmi heyet gibi konularda İbni Teymiye’nin bazı fikirlerini okumuştum ama derinlemesine tetkik edememiştim. Bu vesile ile Mecmuu Fetavası’nın ilgili bölümünü mükerreren okudum. Öncesinde,  El Usul el Fikriyye Lilmenahic es Selefiyye inde Şeyhü’l-islam İbni Teymiye  adlı kitapta bu hususla ilgili sadra şifa bir şey bulamamıştım.  Sadece kısa değiniler ve temaslar vardı. İbni Teymiye’nin kelam anlayışı konusunda hatırı sayılır bazı çalışmalar gözden geçirmiştim. Onun ilmin dalları ve mertebeleri konusunda bazı farklı değerlendirmeleri olduğu da biliniyor.  Kelamda olduğu gibi bu konuda da kendisine has görüş ve düşünceler taşıyor. Eş şeyh Halit Abdurrahman el Ak’ın hazırlamış olduğu ‘Selefi Yöntemde Fikri Temeller’ adlı eserde bu konuyla alakalı mufassal bir tetkik yoktu.  İnsan yaşadığı çağın çocuğudur.  
 
Zaman insanın zindanlarından birisidir. Dolayısıyla bilgisi zamanın bilgisi ve algısıyla sınırlıdır.  İbni Teymiye için de tersini söylemek zor. Dönemindeki algılar üzerine ilimler üzerinde yargılamalarda bulunmuştur. Bu tartışmaya açık yargılarından birisi kimya ilmine dair olanıdır.  IŞİD denilen sürrealist akım da bunu kopyalamıştır. Acaba onun fikirlerinden ilhamla mı bu yasağı uygulamaya koydu yoksa  kendi arzusu mu belirleyici oldu? İbni Teymiye’nin fetvalarını okuduğunuzda, kimya ilmini tahsil etmenin ve kitaplarını satmanın haram olduğuna dair açık hükümler göreceksiniz.   İbni Teymiye’nin çalışmalarını teksif ettiği belli başlı üç dört grup var. Bunlardan birisi kelamcılar ve mantıkçılardır. İkinci kademede ve seviyede reddiyelerini tahsis ettiği grup ise sufilerdir. Üçüncü olarak ilgilendiği diğer bir alan ise kelami fırkalardır.  Özellikle de  Şia ve Cehmiye bundan aslan payını alır.  Kelamcıları bir nevi Cehmiye sınıfına sokar.  Ona göre sıfatları tatil etmişlerdir. Sufilerin ise bidata battıklarını düşünür. Bununla birlikte istisna ettikleri Cüneyd, Geylani gibi zevat da vardır.  Müteşerri olmayan felsefi tasavvufa karşıdır.   
 
Gazali felsefeye karşı çıkmakla birlikte felsefeye pencere açmıştır.  Ya da felsefenin bütün kollarını reddetmemiştir. Felsefe ile tefekkürün kaynaştığı bir alan vardır. Felsefe sistematik düşüncedir ve Gazali bu düşüncede Allah ve mead konusunda filozofların vahyi göz ardı etmelerine karşı çıkar. Zira vahiy olmadan alem-i gayba yol bulunamaz.   Oradan haber akıl ile değil ihbar iledir. Akli kıyaslamalarla fasit daireye düşülür. Akıl bu alanda veri sağlamaz mevcut veriler üzerinden yola çıkarak kıyaslamalar yapar. Bu ise alem-i gaybı alem-i şahadete indirgemek veya mevcut algıya hapsetmek olur.   Bundan dolayı alem-i şahadetle alem-i gaybı karşılaştırarak karıştırmışlardır.  Burada iki varta vardır. Bunlardan birisi, alem-i gaybı reddederek alem-i şahadeti  tek gerçek olarak tanımak ve  onun ötesini reddetmektir. İkinci varta ise alem-i gaybı alem-i şahadet mertebesi ve algıları içine hapsetmektir. Bunu filozoflar yaptığı gibi bazen kelamcılar da yöntemleri gereği yaparlar.  İbni Teymiye bu saydığımız zümrelere haklı haksız sürekli olarak sataşmıştır. Bazen maksadı aştığı yerler olmaktadır.  Muhakkak, kaygılarının haklı olduğu yönler de vardır.  
 
Meseleyi  kimya konusuna getirebiliriz.  Kimyaya asrındaki algı üzerine yaklaşmıştır.  Onu bir nevi sahtecilik, kandırmaca, sihirbazlık veya simya olarak telakki etmiştir. Bu tasavvuru üzerine de hükmünü bina etmiş ve haram ilimlerden saymıştır.  Sözgelimi cam imalatını kimyevi işlem olarak saymamıştır.  Günümüzde medeniyetin en temel maddesi çelik imalatı  konusunda ne düşünürdü bilemiyoruz.  İbni Teymiye daha ziyade bitki ve madenlerin altına dönüştürülmesine kimya demekte ve bunu sahtecilik olarak vasıflandırmaktadır.  Evliyaların kerametle gümüşü altına dönüştürebileceklerini ama bunun kimyevi bir işlem olmadığını da ifade eder.  Evliyanın elinde bakırın veya gümüşün altına dönüştürülmesi ona göre Asayı Musa hükmündedir.  Kimyacıların yaptığı işlem üzerinden gümüşün altına çevrilmesi ise Firavun’un sihirbazlarının işi ve asalarıdır.  İbni Teymiye’ye göre, elementlerin özelliklerini diğerine aktararak üçüncü bir element meydana getirmek Allah’a özenmek veya kafa tutmaktır.  Ya da eşyanın asil vasıflarını bozmak doğru değildir. Allah’ı taklit etmek ancak fıtri alanda olabilir.  Kimyevi işlemlerle ve terkiplerle üçüncü cinsler üretmek ise Allah’ı taklit etmek değil ona özenmekti.   Yaratıcılık taslamaktır. Bu anlamda, ‘ mahluk mamül ve mamül mahluk olmaz’ demektedir. Buna göre kulun kudreti sadece imalatla sınırlıdır. Onun imalatı hiçbir zaman bir şeyi yoktan var edemez.  Yani mamül mahluk ve mahluk da mamül olmaz.
 

19 Ağustos 2014 Salı

İskandinavyadaki Mina Hindholm Yatılı ve İmam Hatip Okulu/Lisesi eğitime başladı


İskandinavya'nın ilk imam hatip okulu, Danimarka'danın Slagelse şehrinde hizmete açıldı


Ülkedeki Müslümanların çabası ile açılan okulda, 8, 9 ve 10. sınıflarında Danimarka'daki kamu okulları müfredatının yanı sıra Türkçe ve din dersleri de verilecek.
 
İskandinavya'nın ilk imam hatip okulu olarak Danimarka'da kurulan Mina Hindholm Yatılı ve İmam Hatip Okulu Danimarka, Norveç ve İsveç'ten kayıt yaptıran öğrencilerle eğitime başladı.
 
Başkent Kopenhag'a 100 kilometre mesafedeki Slagelse şehrinde kurulan Mina Hindholm Okulu'nun 8, 9 ve 10. sınıflarında Danimarka'daki kamu okulları müfredatının yanı sıra Türkçe ve din dersleri verilecek.
 
Müfredat Türk okullarına benziyor
 
İmam hatip kısmı ise Türkiye'deki imam hatip okullarında verilen Kur'an-ı Kerim, hadis, kelam gibi dersleri verecek. Belçika'dan sonra Avrupa'da ikinci imam hatip okulu olduğu belirtilen eğitim kurumunun Türkiye'de denkliği bulunuyor.
 
Yatılı Okulun Müdürü Ahmet Deniz, eğitim kurumlarıyla hür düşünen, ayakları üzerinde durabilecek şekilde kendine güveni tam ve toplum için hayırlı çocuklar yetiştirmeyi amaçladıklarını belirtti. Türkiye'deki imam hatip okullarıyla aynı müfredatı bulunan okulun Danimarka'daki ilk Müslüman okulu olduğunu ifade eden Deniz, Danimarka geneli ile İsveç ve Norveç'ten kayıt yaptıran öğrencileri kabul ettiklerini söyledi.
 
Dışardan eğitim fırsatı
 
Deniz, okullarının 18-70 yaş arasındaki herkese dışarıdan eğitim imkanı tanıdığına da işaret ederek, dışarıdan eğitimin çok rağbet gördüğünü bildirdi.
 

12 Ağustos 2014 Salı

İskandinavya İmam Hatip Lisesi, Mina Hindholm Yatılı ve İmam Hatip Okulu



İskandinavya'nın İlk İmam Hatip Okulu Eğitime Başladı

İskandinavya'nın ilk imam hatip okulu olarak Danimarka'da kurulan Mina Hindholm Yatılı ve İmam Hatip Okulu eğitime başladı.


İskandinavya'nın ilk imam hatip okulu olarak Danimarka'da kurulan Mina Hindholm Yatılı ve İmam Hatip Okulu Danimarka, Norveç ve İsveç'ten kayıt yaptıran öğrencilerle eğitime başladı.
 
Başkent Kopenhag'a 100 kilometre mesafedeki Slagelse şehrinde kurulan Mina Hindholm Okulu'nun 8, 9 ve 10. sınıflarında Danimarka'daki kamu okulları müfredatının yanı sıra Türkçe ve din dersleri verilecek. İmam hatip kısmı ise Türkiye'deki imam hatip okullarında verilen Kur'an-ı Kerim, hadis, kelam gibi dersleri verecek. Belçika'dan sonra Avrupa'da ikinci imam hatip okulu olduğu belirtilen eğitim kurumunun Türkiye'de denkliği bulunuyor.
 
Yatılı Okulun Müdürü Ahmet Deniz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eğitim kurumlarıyla hür düşünen, ayakları üzerinde durabilecek şekilde kendine güveni tam ve toplum için hayırlı çocuklar yetiştirmeyi amaçladıklarını belirtti. Türkiye'deki imam hatip okullarıyla aynı müfredatı bulunan okulun Danimarka'daki ilk Müslüman okulu olduğunu ifade eden Deniz, Danimarka geneli ile İsveç ve Norveç'ten kayıt yaptıran öğrencileri kabul ettiklerini söyledi.
 
Deniz, okullarının 18-70 yaş arasındaki herkese dışarıdan eğitim imkanı tanıdığına da işaret ederek, dışarıdan eğitimin çok rağbet gördüğünü bildirdi.
 
Veliler mutlu -
 
Okul 52 öğrenciyle eğitime başladı. Okula çocuğunu kaydettiren velilerden Çiğdem Koyuncu, 8. sınıfa gidecek kızını bu okula gelmesi için kendisinin teşvik ettiğini belirtti. Kızı Rozerin'in özellikle bu okula gelmek istediğini ancak önceki okul ve arkadaşlarından ayrılmasının biraz zor olduğunu söyleyen Koyuncu, "Ayrıca yatılı olması nedeniyle biraz tereddüt etti ancak yakın bir yerde oturduğumuz için hafta sonları eve kolay gelebilecek" dedi.
 

Risale-i Nur Külliyat'ı nerelerde hangi tarihte yazılmıştır.

Bu haber Risalehaber sitesinden alıntılanmıştır, yazıyı orjinalinden okumak için tıklayınız.

Risale-i Nur Külliyat'ının tek tek yazılış tarihleri

Hangi bölüm ne zaman yazıldı?


Ortalama 6 bin sayfayı bulan Risale-i Nur Külliyatını oluşturan eserlerin yazılış tarihleri merak konusu oluyor. Bu konudaki çalışmayı Doç. Dr. Niyazi Beki yaptı. İşte telif tarihleri:
 
ESKİ SAİD DÖNEMİ ESERLERİ
 
Eserin Adı / Telif Tarihi / İlk Baskı Tarihi
 
- Divan-ı Harb-i Örfî (1909/1911)
- Hutbe-i Şâmiye (1911/1911 Ar.)
- Devâü'l-Ye's (1911/1911)
- Münâzarat (1911/1911)
- Muhâkemât (1911/1911) Badıllı, bu eserin ilk baskı tarihini 1921 olarak vermiştir. (Bkz. Tarihçe, /280); Hâlbuki bende "Konstantiniyye Matbaa-i Ebuzziya, (Osmanlıca’dan Latince’ye tıpkı basımı gerçekleştirilmiş.) 1327/1911" tarihli Muhâkemât mevcuttur. Şahiner’de de elimizdeki bu eserin kilişesi mevcuttur. (Bkz. Şahiner, s. 117),
- Reçetetü'l-Avâm (1911/1912 Ar.)
- Reçetetü'l-Havass (Saykalü'l-İslâm) (1911/1912 Ar.)
- Nutuk- 1 (1908-1909/1912)
- Teşhîsü'l-İllet (1911/1912)
- İşârâtü'l-İ'câz fî Mazanni'l-Îcâz (1914-1916/1918)
- Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı (1919/1919)
- Noktatun min Nuri Mârifetillah (Nokta) (1919/1919)
- Hakikat Çekirdekleri-1 Seçme Vecizeler (1920/1920)
- Sünûhat (1920/1920)
- Hutuvât-ı Site (1920/1920)
- Hakikat Çekirdekleri-2 (1921/1921)
- Kızıl İ'câz (1899/1921)
- Lemeât (1921/1921)
- Şuaat (1921/1921)
- Rümûz (1921/1921)
- Tulûat (1921/1921)
- İşârât (1921/1921) (Badıllı, Eski Said'in eserleri arasında bu eseri yazmamıştır. (Bkz. a.g.e., 1/354) Abdurrahman Nursî'nin yazdığı Tarihçe-i Hayatin zeylinde bu eser de yazılmıştır. (Bkz. Abdurrahman, s.680)
- Katre (1922/1922 Ar.)
- Zeylü'l-Katre(1922/1922 Ar.)
- Habbe(1922/1922 Ar.)
- Zeylü'l-Habbe (1922/1922 Ar.)
- Zerre(1922/1922 Ar.)
- Şemme(1922/1922 Ar.)
- Zeyl(1922/1922 Ar.)
- Zühre(1923/1923 Ar.)
- Zühr’enin Zeyli(1923/1923 Ar.)
- Hubab(1923/1923 Ar.)
- Zeyl’l-Hubab(1923/1923 Ar.)
 
-Lemeât, Tulûat, Sünûhat, Nokta, Kızıl İ'câz, Rumuz, İşârât, Hutuvât-ı Site, Hakikat Çekirdekleri -birinci cüz, ikinci cüz- adlı eserler, Bediüzzaman Darü’l-Hikmet'te iken kaleme almıştır. (Bkz. A. B., s.680. Adı geçen eserlerle birlikte Münâzarat, İki Mekteb-i Musibetin
Şehâdetnâmesi, Nutuklar, Makalelerve Muhâkematadlı eserler de Eski Said'in eserleri olarak Osmanlıca yazılmış olan Âsâr-ı Bedîiyye adlı mecmuada toplanmıştır.)
 

30 Haziran 2014 Pazartesi

Bediüzzaman hazretleriyle marka olmak istiyoruz - Bediüzzaman Said Nursi'nin adı caddeye verildi

Bediüzzaman Said Nursi'nin adı caddeye verildi

Kaymakam: Bediüzzaman hazretleriyle marka olmak istiyoruz

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin ismi, doğup büyüdüğü yer olan Bitlis'in Hizan ilçesindeki ana caddeye verildi.
 
İlçe Kaymakamı Sedat İnci'nin girişimleri ve belediye meclisinin aldığı kararla daha önce Tatvan Caddesi olan ana caddenin ismi, Bediüzzaman Said Nursi Caddesi olarak değişti.
 
Kaymakam İnci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Bediüzzaman hazretleriyle marka olmak isteyen bir şehrin ana caddesinin isminin de o şehrin oluşturmak istediği imaja uygun bir isim olması gerektiğini söyledi.
 
Bu nedenle kaymakamlık olarak belediye meclisine teklifte bulunduklarını ve caddenin ismininin "Bediüzzaman Said Nursi" olarak değiştirdiklerini ifade eden İnci, şöyle konuştu:
 

21 Haziran 2014 Cumartesi

Gönüllüler Hareketi Nijer Afrika İftar programları

Bu yazı Gönüllüler hareketinin Nijerde ve diğer afrika ülkelerinde yapmış olduğu faaliyetleri destek olma ve duyurma amacıyla paylaşılmıştır.

Değerli Dostlarımız,
2010 Yılında Nijerde başlattığımız iftar programımıza geçtiğimiz yıllarda çad, Sİerra Leone, Tanzanya,  (Bengaldeş) Arakan kamplarını da dahil ettik ve otuz ramazan 12.000 Kişiye sizlerin ikramını ilettik.
Bu ülkelerde Ramazan da beklenir olduğumuzun haberlerini sıklıkla alıyoruz. Sizlerin yardım ve desteği ile bu  yılda bu ülkelerde iftar programı başlatmış bulunuyoruz.
Sizler bu yılda iftar programımıza katkıda bulunmak isterseniz, ekteki formumuzu doldurup gönderebilir veya Derneğimizi arayarak bağışlarınızı bildirebilirsiniz.
Bir Kişinin Günlük iftar bedeli . 1.- TL

Satır içi resim 1

Satır içi resim 2

30 Mayıs 2014 Cuma

Saygı duruşu yerine Fatiha okudular

İstanbul U19 2. Lig ekiplerinden Ortaköyspor'un futbolcuları futbol sahalarında az görülen bir harekete imza attılar. Genç oyuncular, önceki gün vefat eden hocaları Ali Çoban için saygı duruşu sırasında ellerini semaya açıp Fatiha okudular.



Önceki gün hayata gözlerini yuman ve dün toprağa verilen Galatasarayı'ın unutulmaz oyuncularından Ali Çoban'ın 2011'de çalıştırdığı Ortaköyspor'un futbolcuları, rahmetli antrenörlerini sevgilerini dua ederek gösterdiler.
Futbol Federasyonu'nun talimatıyla, dün oynanan amatör maçlarda Ali Çoban için saygı duruşunda bulunuldu. Çilekli Stadı'ndaki Ortaköyspor-Üçyüzlü Esengücü karşılaşmasının hakemi Oktay Önge de maçtan önce merhum Ali Çoban için spor severleri ve futbolcuları saygı duruşuna davet etti. Ortaköyspor'un futbolcuları da santra yarım dairesinde toplanıp vefat eden eski teknik direktörleri için dua ettiler.
Öte yandan Ortaköyspor, karşılaşmadan 8-1 galip ayrıldı.

kaynak: yenişafak
fotoğraf: erhan harput

21 Nisan 2014 Pazartesi

Yeni MİT kanun teklifi tüm metin

          
          MİT kanunu açıkçası çok içime sinmedi, REİS bugün sen varken bile hala sikinti çekebiliyoruz, yarın neler yaşarız bilemiyorum... Her yere bizden adam gelmek zorunda değil sadece işini yapması gereken kimseler, yapmadıkları zaman bir adaletin bundan dolayı ona hesap soracağını bilmeleri ve adaletinde hesap sorabilmesi yeterli olacağı kanaatindeyim...

DEVLET İSTİHBARAT HİZMETLERİ VE MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiş ve ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "Devletin güvenliği ile ilgili" ibaresi "Devletin güvenliği ile ilgili, sınır ötesi görevler hariç olmak üzere," şeklinde değiştirilmiştir.
"h. Dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulunca verilen her türlü görevi yerine getirmek.
i. Dış istihbarat, milli savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek ve analiz etmek.
j. İstihbarat kapasitesini, niteliğini ve etkinliğini artırmak amacıyla, yabancı istihbarat teşkilatlarının kullandığı usul, yöntem, imkan ve kabiliyetleri ile teknolojik gelişmeleri takip etmek, uygun görülenleri temin etmek, kullanmak veya uygulamak."
MADDE 2- 2937 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve beşinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
"Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıda belirtilen görev ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyonu sağlamak, istihbarat çalışmalarının yöneltilmesinde temel görüşleri oluşturmak ve uygulamayı belirlemek üzere, Başbakanın başkanlığında Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu (MİKK) kurulmuştur.

12 Nisan 2014 Cumartesi

Konya İslam Kültür Merkezi

Konya'da 'İslam Kültür Merkezi' çalışmaları başladı

Konya Büyükşehir Belediyesi, İslam Kültür Merkezi’nin inşa çalışmaları için harekete geçti.

Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, seçim öncesinde, gerçekleştirdiği yatırımlar ve yeni dönem projeleri ile ilgili bilgilendirme toplantısı düzenlemiş, Konya’yı geçmişi kadar görkemli bir geleceğe hazırlamak için çalıştıklarını, bu hedef doğrultusunda bugüne kadar belediye tarihinin en önemli yatırımlarına imza attıklarını söylemişti. Toplantıda Konya’nın gelişimi ve yeni dönem projelerini anlatan Başkan Akyürek, inşa edecekleri İslam Kültür Merkezi hakkında da bilgi vermişti. İslam Kültür Merkezi’nin inşa çalışmaları Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire başkanlığı tarafından başlatıldı
BÜYÜK BİR KOMPLEKS HAYATA GEÇRİLECEK
Mevlana Kültür Vadisi Projesi kapsamında dünyanın aynı anda yapılan en büyük restorasyon çalışmasını sürdüren Konya Büyükşehir Belediyesi, bir kültür caddesi olacak Kışla Caddesi’nde iz bırakacak önemli yatırımları da hayata geçirecek. Bu kapsamda, Kışla Caddesi’ne yapılacak önemli yatırımlardan biri de İslam Kültür Merkezi olacak. Merkezin içinde Mevlevihane, Panorama Mevlana, semahane ve dünyadaki önemli mevlevihanelerin minyatürleri bulanacak. İslam Araştırmaları Merkezi, Mevlana Araştırmaları Merkezi, kütüphanesi ve aşeviyle büyük bir kompleks hayata geçirilecek.

SİYERİ NEBİ KÜLLİYESİ DE YER ALACAK
Komplekste ayrıca, Siyeri Nebi Külliyesi yer alacak. Burada Peygamber Efendimizin hayatı, farklı bir şekilde, hadis-i şeriflerle, ayeti kerimelerle, görsel unsurlarla desteklenerek anlatılacak. Siyer-i Nebi Külliyesi’ne girenler Peygamber Efendimiz’in doğumdan vefatına kadarki süreci adeta yaşayacaklar.  Merkezin inşaat yapım ihalesinin 28 Nisan 2014 günü saat 11’de yapılacağı öğrenildi. Proje kapsamında toplam 5 bin 93 metrekare alanda Mevlevihane, 4 bin 460 metrekare alanda da panorama (sergi salonu) yapılacak. İslam Kültür Merkezi, Karatay ilçesi Çayır Mahallesi’nde yapılacak ve yer tesliminden 210 gün sonra bitirilmesi istenecek. İhaleyi alan firmaya yer teslimi, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 10 gün içinde yapılacak ve işe başlanacak.
                                 
kaynak: memleket gazetesi /özge demirtaş

10 Nisan 2014 Perşembe

Gönüllüler hareketi 15. Nijer Sağlık taraması Programı izlenimleri

yaklaşık 3-4 yıldır gönüllüler hareketini takip ediyorum, özellikle İbrahim Ceylan Beyin gayretleriyle bir hareketin nasıl bir hayra vesile olduğuna şahit olmak beni de sevindiriyor. Rabbim İbrahim Bey gibilerin sayısını ve hizmetlerini artırsın diyelim inşallah....


Satır içi resim 1




Değerli  Dostlarımız,                                             08.Nisan.2014

Sizlerin maddi, manevi desteği ile bir Afrika programımızı daha tamamladık. Her defasında ilk kez gidiyor heyecanı duyan ekibimiz yine bizlere birçok ilkleri yaşattılar.
Başbakanlık Tika kuruluşumuza, Sağlık ve Dış işleri Bakanlıklarımıza, Büyük Elçiliğimize, Türk Hava Yollarımıza, İlaç ve sponsor Firmalarımıza, Katılımcı derneklerimize vermiş oldukları destekten dolayı şükranlarımızı sunuyoruz.   

2005 Yılından bu yana 15.kez Gittiğimiz Nijer'in Maradi Bölgesi Tessaoua ve Aquie yerleşim yerlerinde bir elin parmakları kadar doktor olmasına karşın, acil müdahale edilmesi gereken binlerce hastanın bir çoğuna dokunamadan dönmenin eksikliği ile bir başka bölge düşünemez olduk.
Dokuz yıldır her altı ayda ara vermeden gidiyorsanız. Artık yolunuz gözlenir ve onlar için bir umut oluyorsanız nasıl gitmezsinizki!!.

Satır içi resim 1

7. branşta Çoğunluğu Doktor ve Hemşirelerimizden oluşan 47 Kişilik ekibimize Nijerden Eğitim için iştirak eden  18 Sağlıkçı ile birlikte 65 Kişilik bir ekip çalışmamızın gerçekleştirdiği Sağlık hizmetlerini sizlerle paylaşmak istedik.

TIBBİ OPERASYONLARIMIZ :

 Satır içi resim 2
             
Dr.MerveAYDENİZ’in  Dahiliye poliklinik çalışmalarına, Dr.Fatma Selma ORANSAY’ın Kadın  kadın hastalıkları ile ilgili polikliniklere katılması ile 4223 hastaya poliklinik muayene yapıldı. 680 hastaya ultrason çekildi ve gerekli ilaçlar verildi. Bu tetkikler sonucunda  211 hastaya ameliyat teşhisi konuldu.

Yusuf Kaplan Bediüzzaman, Müslümanca bir zihne kavuşmamızı sağlıyor, İrfan mektebi dergisi ropöntajı


Bediüzzaman, Müslümanca bir zihne kavuşmamızı sağlıyor

Yusuf Kaplan, Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursi hakkındaki düşüncelerini anlattı


Röportaj: Muhammed Semiz
Yazar Yusuf Kaplan, Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursi hakkındaki düşüncelerini anlattı.
Bediüzzaman Hazretlerini, Risale-i Nurları ne zaman tanıdınız?
Bediüzzaman Hazretleri’nin eserleri Risale-i Nurlarla ilk gençlik yıllarımda tanıştım. O zaman okuduğumda hiç bir şey anlamadığımı şimdi geriye dönüp baktığımda daha iyi anlıyorum. Bediüzzaman’ın hala bu şekilde anlaşıldığını düşünüyorum. Anlaşılmakta zorlanıldığını düşünüyorum. Bediüzzaman ‘mana-yı ismi, mana-yı harfi’ diyor ya… düz bir algılama, okuma biçimi var. Bu algılama biçiminin ötesine geçemediğimi fark ettim daha sonra.
İmam Hatip’in ilk yıllarından itibaren,hatta İmam Hatip’ten önce de baya ciddi okuma yapardım. Çağdaş düşünce, çağdaş İslam düşüncesi, sonra edebiyat sanat okumaları… O dönemde Beziüzzaman Hazretleriyle kurduğumuz ilişki, fikri bir ilişkiye dönüşmedi. Bunun nedenleri ne olabilir diye düşünüyorum; Bediüzzman’ın avami okunmuş, algılanmış olması. İslami kesimlerin de Risale-i Nurlara mesafeli davranması…Fakat bu, benim Risale-i Nurlarla ilişkimi etkilemedi.Ama Risale-i Nurların fikri boyutunu kavramamı engelledi. Tabi o dönemde Risalelerin çapını anlamak da zordu açıkçası; onu da söyleyeyim. 20 yıl sonra 2000’li yılların başında Risale-i Nurları yeniden okumaya başladığım zaman başka bir şey çıktı karşıma.
Kişinin, insanın kendisini yetiştirebilmesi için önünü açacak, kendisine öncülük yapacak insanlara ihtiyacı var;bu bir arayış. İslam’la ilişkisi sıfırlanmış bir toplum var. 60’ların ortaları ve 70’lerden itibaren İslami eserlerin çeviri hareketleriyle İslami entelektüel yapı oluşmaya başladı. 80’lerden sonra artık cemaatler arasındaki ilişkiler biraz daha birbirinden beslenen ilişkilere dönüştü. Belki benim Bediüzzaman’ı, Risale-i Nurları yeniden okumamda bunun kısmi bir etkisi oldu.
Biz bu dünyaya ne söyleyeceğiz? Bizim bu dünyaya söyleyeceklerimizin olması lazım. Bu dünyaya söyleyecek bir sözümüz yoksa bu dünyada yaşamamızın da bir anlamı yoktur. Dolayısıyla bizim kendi kaynaklarımızdan yola çıkarak hem dünyanın karşı karşıya kaldığı temel varoluşsal sorunları hem de İslam dünyasının yaşadığı medeniyet krizinden sonraki temel sorunları anlamamızı ve aşmamızı sağlayabilecek ne söyleyebiliriz, nasıl bir yolculuk yapabiliriz: Fikri bir yolculuk. Bu sorunların izini sürünce, ister istemez Bediüzzaman çıktı karşıma.
Bediüzzaman’la alakalı ilk yazdığım yazıda söylemiştim. 2006 olması lazım. “Anahtar Bediüzzaman’dadır”. O yazı Türkiye’deki entelektüel çevrelere Bediüzzaman’ın ulaştırılması açısından önemli bir yazı. Bediüzzaman’ın hem İslami çevrelere hem de İslami olmayan çevrelere ulaştırılması, iletilmesi açısından baya işe yaradı. Arkasından o süreçte Bediüzzaman ve eserlerine dair ard arda 8-10 yazı yazdığımı hatırlıyorum.
Bediüzzaman Hazretlerinin gerek yaşadığı dönemdeki, gerekse kendinden önce yaşamış olan âlimlerden farklı yönleri nelerdir?
Çağdaş Müslüman düşünürlerden bütün İslam dünyasına etkileri olan iki şahsiyet var. Biri İkbal, birisi Bediüzzaman. İkbal İngilizce yazdığı için yaygın. Bediüzzaman Hazretleri 10-15 senedir biraz daha Türkiye’nin dışında ilgi görmeye başladı. Ama bence henüz düşünce dünyasının ufuklarına taşınmadı. Bu bizim için en büyük sorumluluklardan bir tanesi.
Bediüzzaman’ın, bizim Müslümanca bir zihne kavuşabilmemiz fikrini hallettiğini görüyoruz. Bediüzzaman’ın, çağdaş İslâm düşüncesinde bir milad olduğu tezini öne sürüyorum. Bediüzzaman’ın çağdaş İslâm düşüncesinde milad olmasından kastettiğim şey, önce, kendisinden önceki bütün bir İslâm düşüncesi fikriyatını ve fiiliyatını sil baştan tasvir, tarif ve tahlil etmiş olması ve sonra da, kendisinden sonraki kuşaklara İslâm düşüncesinin nasıl bir görünüme, muhteva ve forma sahip olabileceğini göstermiş olmasıdır. Bediüzzaman’a bu açıdan fazla yaklaşılmış değil.
Neden anahtarın Bediüzzaman’da olduğunu gösteren en önemli şey bu?
Her insan çağının çocuğudur.Bize bir şey söyleyecek olan düşünür çağının ağlarını, bağlarını, kavramlarını, aşabilen ve çağ açabilen düşünürdür. Çağının ötesine taşabilecek yolculuk yapabilen bir düşünürdür. Bediüzzaman, hem insanlığın sorunlarına ilişkin hem de Müslümanlığın insanlığa ne verebileceği meselesine ilişkin ortaya esaslı bir külliyat, fikriyat koyan kişidir.
Bediüzzaman’ı çağının çocuğu yapan, çağının düşünürü yapan, klasik dönemdeki Müslüman mütefekkirlerden ayırt eden, dolayısıyla bize hitap etmesini sağlayan şey; çağının temel varoluşsal sorunlarını, entelektüel sorunlarını, felsefi sorunlarını, ahlaki sorunlarını kavramış birisi olmasıdır. Bu yüzden deizmin bütün insanlığı bir felakete sürükleyeceğini görüyor. Bu çok önemli! Bediüzzman’ın bize, çağımıza, dünyamıza -sadece Müslümanlara değil bütün insanlığa- ne söylenebileceğini göstermesi açısından burası önemli.
Bediüzzaman’ın çağdaşı olan diğer Müslüman düşünürlerden ayrılan en önemli yanı, bizim klasik İslam düşünce geleneğinin son halkası olmasıdır. Biz şu an aslında bu gelenekle irtibatı koparmış durumdayız. İslam’ın ilim, irfan, hikmet geleneğiyle irtibatını koparmış durumdayız.İlim, irfan, hikmet diyoruz ama bu kavramların içini de boşaltmış durumdayız. O yüzden bizim İslam düşünce geleneğiyle ilişkimiz sakatlanmış durumda. Biz,İslam düşüncesini bilmiyoruz. Sıkıntı orada.
Çağın bizim için ağ olduğunun, ağa dönüştüğünün farkında değiliz.“Çağ Körleşmesi”, “Semantik İntihar” diyorum, bundan kast ettiğim şey şu; çağ körleşmesinin bize sunduğu çıkmaz sokaklardan birincisi; bütün insanlığın Batıya mahkûmiyetidir. İkincisi; bütün insanlığın kendinden mahrumiyetidir. Yani bütün insanlık batılı, seküler, kapitalist bir düşünceye, var olma biçimine hapsolmuş durumda şu anda. Ekonomik, kültürel, entelektüel sınırlar ortadan kalktı. Küresel ölçekte hareket ediyoruz artık. Dünya küçüldü.Ama ölçeğin büyümesi ufkun genişlemesini doğurmadı. Tam tersine ölçek büyüdü, ufuk daraldı. İnsanlar atomlara haps oldu. İnsanlar kendi dünyalarına, kendi fetişlerine, kendi hız ve haz ayartılarına haps oldu. Bütün dünyada yayılan kültür bu! Özellikle Amerikan kültürü üzerinden yayılan kültür, popüler, burger kültür bu. Yani bir anileşme bir tektipleşme öğretti. Bütün dünyanın Amerikanlaşması diyebiliriz buna. Bütün dünyanın sığlaşması!
Bediüzzaman Hazretlerini farklı kılan en önemli etken ise ümmileşmiş olması.

20 Şubat 2014 Perşembe

Cemre Nedir? İlk Cemre Toprağa ne zaman düşecek?


İlk cemre ne zaman düşecek?


            'Ateş parçası veya 'kor halindeki ateş' anlamına gelen ve ısınmayı ifade eden cemrenin ilki yarın düşecek.

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Bölümü Sözlü Anlatımlar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. M. Öcal Oğuz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk takviminin, tabiat olaylarına ve bunların tekrarlarına dayalı tecrübelerle oluştuğunu söyledi.

Halk arasında herhangi bir tarihten söz ederken "büyük kıtlıktan 5 yıl önce", "depremden 2 yıl sonra", "çiçekler açarken", "bağlar bozulurken" veya "orak zamanı" gibi kullanışların yaygınlığına işaret eden Oğuz, "Örneğin, doğum gününü çizgisel takvime göre '1 Ocak 1950'de doğmuşum' şeklinde ifade edemeyenler, 'doğduğumda ay 3 günlük hilalmiş', 'bademler çiçek açarken doğmuşum' gibi kullanımlarla döngüsel takvime işaret ederler. Bilimsel literatürde yazıya dayalı takvime 'çizgisel', doğaya dayalı ve sözlü kültür ortamında kullanılan takvime ise 'döngüsel' veya yaygın adıyla 'halk takvimi' denilmektedir. Cemreler, halk takviminin bir ürünüdür" diye konuştu.

-Türkçe karşılığı "ateş" veya "kor"

Oğuz, cemre kelimesinin Arapça olduğunun kabul edildiğini dile getirerek, kelimenin Türkçe karşılığının "ateş" veya "kor" anlamına geldiğini anlattı.

Anadolu'da yaygın kullanılan geleneksel halk takviminin, yılı "Kasım" ve "Hızır" günleri" olarak kış ve yaz olarak ikiye böldüğüne dikkati çeken Oğuz, şöyle devam etti:

"Kasım Günleri, miladi takvime göre 8 Kasımda başlar ve 179 gün sürerek 5 Mayısta sona erer. Kasım Günleri, 4 yılda bir şubat 29 çektiği zaman 180 gündür. Hızır Günleri ise 6 Mayısta başlar ve 7 Kasıma kadar 186 gün sürer. 6 Mayısta Hıdırellez kutlanmasının nedeni de bu takvimdir ve yeni yılın ilk günü olarak kutlanır.

Cemrelerin düşmesi, Kasım Günlerinden Hızır Günlerine, bir başka ifadeyle kıştan bahara geçisin sembollerinden biridir. Halk takvimine göre, Kasım Günlerinin 100. günü yani miladi takvimde 15 Şubat geldiğinde artık kış hükmünü kaybetmeye başlar. Bunu halk 'Geldik yüze, çıktık düze' şeklinde ifade eder."

30 Ocak 2014 Perşembe

Nerede Kaç Konyalı Yaşıyor ?

Konya nüfusunun hemşehri
profili çıkarıldı
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Konya Bölge Müdürlüğü, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) 2013 sonuçlarından, 'Konya nüfusuna kayıtlı olan kişilerin hangi illerde ikamet ettikleri' ile 'Konya’da ikamet eden vatandaşların hangi illerin nüfusuna kayıtlı olduğu' konularında bir çalışma yaptı. 



Çalışmaya göre, “Konya nüfusuna kayıtlı olan 2 milyon 428 bin 246 kişinin, yüzde 72,2 'si (1 milyon 753 bin 461 kişi) Konya il sınırları içerisinde, yüzde 27,8'i (674 bin 785 kişi) ise diğer illerde yaşıyor.

Konya’da yaşayan 2 milyon 068 bin 987 kişiden (yabancılar hariç) yüzde 84,7'si (1 milyon 753 bin 461 kişi) Konya il nüfusuna; yüzde 15,3’ü (315 bin 526 kişi) ise diğer 80 ilin nüfusuna kayıtlı...

Konya’da yaşayan Konyalı sayısı 2012 yılında 1 milyon 740 bin 562 kişi iken, 2013 yılında bu rakam 12 bin 899 kişi artarak 1 milyon 753 bin 461'e çıktı.

EN ÇOK KONYALI İSTANBUL’DA

Konyalıların (Konya nüfusuna kayıtlı olanların) çeşitli nedenlerle ikamet etmek için en çok tercih ettiği ilk beş il sırasıyla şöyle:

İstanbul : 151 bin 298

İzmir    : 122 bin 978

Ankara   :  81 bin 828

Antalya  :  79 bin 949

Bursa    :  21 bin 693


Buna göre yaklaşık her 100 Konyalı'dan 6'sı İstanbul'da yaşıyor. Konyalıların ikamet etmek için en az tercih ettiği 5 ilin ise sırasıyla Sinop, Artvin, Bayburt, Ardahan ve Kilis olduğu belirtildi.

Kilis’te 216, Ardahan'da 251, Bayburt'ta 316, Artvin'de 352, Sinop'ta ise 355 Konyalı'nın yaşadığı ifade edildi.

TÜİK'in açıklamasında, komşu illerden Ankara’da 81 bin 828, Aksaray'da 9 bin 690, Karaman'da 15 bin 162, Niğde'de 4 bin 228, Eskişehir'de 16 bin 561, Afyonkarahisar'da 8 bin 243, Antalya'da 79 bin 949, Isparta'da 7 bin 116, Mersin'de ise 11 bin 136 Konyalı yaşadığı belirtildi.

KONYA’YI EN ÇOK TERCİH EDENLER KARAMANLILAR

TÜİK'in çalışmasıyla, Konya’da ikamet edenlerin hangi illerin nüfusuna kayıtlı olduğu, yani Konya’da yaşayanların hemşehri profilinin de belirlendiği ifade edildi. Konya’da yaşayan (yabancı uyruklular hariç) 2 milyon 68 bin 987 kişinin; 1 milyon 753 bin 461 kişisi Konya il nüfusuna kayıtlı iken, 315 bin 526 kişi ise Konya dışındaki diğer 80 ilin nüfusuna kayıtlı olduğu tespit edildi.

Çeşitli nedenlerle ikamet için Konya’yı en fazla tercih edenlerin nüfusa kayıtlı oldukları illerin ilk 10 sıralaması şu şekilde: Karaman, Aksaray, Erzurum, Van, Kayseri, Ankara, Mersin, Niğde, Afyonkarahisar ve Ağrı

Konya’da; 43 bin 886 Karaman, 32 bin 57 Aksaray, 11 bin 882 Erzurum, 11 bin 335 Van, 11 bin 313 Kayseri, 10 bin 993 Ankara, 10 bin 562 Mersin, 10 bin 250 Niğde, 8 bin 946 Afyonkarahisar ve 8 bin 496 Ağrı nüfusuna kayıtlı vatandaş ikamet ediyor.

Diğer taraftan Konya'da 136 Yalova, 264 Hakkari, 343 Kırklareli, 384 Edirne ve 411 Bartın nüfusuna kayıtlı vatandaş yaşıyor.

kaynak: konhaber

Hangi İnsanlar Evlenmesin?

Hangi insanlar evlenmesin’i ‘Hangi insanlar evlensin?’ şeklinde de okuyabilirsiniz. 
Takdir size kalmış. Fakat yazının sonunda hangi kategoride yer aldığınızı kendinize sormayı unutmayın.

"Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır." 
Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde evlilik emredilmiş ve teşvik edilmiştir. Allah (C.C.) Nur Suresi 32 Ayet-i Kerimesinde: "Bir de sizden olan bekarlarla, kölelerinizden, cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin; eğer fakir iseler, Allah onlara fazl-ı kereminden zenginlik verir. O her şeyi bilendir." buyurmuştur. Ayet-i Kerime’den de anlaşıldığı üzere Allah (C.C.) elverişli olanların evlenmesi gerektiği bildiriliyor bizlere.

Resulullah (A.S.M.) bir Hadis-i Şerifte: “Aziz ve celil olan Allah nezdinde evlilikten daha sevimli ve değerli bir bina inşa edilmemiştir.” diyerek evliliğin önemini anlatmış bizlere.


Bediüzzaman Said Nursi evliliğin ehemmiyetini şöyle anlatır: "İnsanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine karşılık bir kalbin mevcut bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele etsinler ve lezaizde birbirine ortak gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar."


Bediüzzaman evliliğin önemine değindiği kadar evlenecek olan şahısların birbirine olan denkliğinin de çok önemli olduğunu şöyle açıklar: "Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır."

Sevmeyi bilmeyenler evlenmesin. Çünkü sevgi, insani bir duygudur. İlk ışığı insanın kalbinde Allah yaksa da o ışığın alev alıp parıl parıl parlaması insanın iradesi ile olur. İradi cehd ve gayretle elde edilecek bu sevgidir, evlilik binasının temeli, duvarı, harcı, çatısı. Siz hiç temelsiz, duvarsız, harçsız, çatısız ev gördünüz mü?

Saygı nedir bilmeyenler evlenmesin. Çünkü saygı evlilikle aranan huzurun olmazsa olmazıdır. Ayrıca saygı sevgi ile birlikte olursa bir mana ifade eder. Eşler arasında sevgisiz saygı riya, saygısız sevgi de koca bir yalandan ibarettir.

Ümit etmeyi, ümitle bugüne ve yarına bakmayı bilmeyenler evlenmesin. Çünkü ümit, evlilikte bir hazinedir. Ümitsiz insan, hayata bugün penceresinden bakan, hayatı sadece bugünden hatta yaşadığı an’dan ibaret gören insandır. Hâlbuki evlilik uzun soluklu bir maratondur. Bugün kötü olan ya da kötü gözüken nice şeyler vardır ki yarın iyi olabilir. “Her şerde bir hayır vardır” özdeyişini hatırlayın. “Sizin şer gördüğünüz nice şeyler vardır ki hayır, hayır gördüğünüz şeyler de şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” ayeti kime, ne anlatıyor bir düşünsenize!

Sabır bir kenz-i mahfi, özür dilemek erdemdir

25 Ocak 2014 Cumartesi

İşaretü'l İcaz Diyanet İşleri Başkanlığı basımı

Risale haberde yer alan Diyanet işleri başkanlığının üstadın İşaretül icaz adlı eseri basmasıyla ilgili olarak yayınlanan haberi alıntılamak istiyorum.

İşte Diyanet'in bastığı İşârâtü’l-İ’câz

Başbakan ve Üstadın talebelerinin katıldığı bir programla tanıtılacak

RİSALEHABER-Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Risale-i Nur Külliyatı’nın önemli eserlerinden İşârâtü’l-İ’câz adlı tefsirin basımı tamamlandı.
Diyanet kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre İşârâtü’l-İ’câz baskısı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Bediüzzaman Hazretlerinin hayattaki talebelerinin de katılacağı bir programla kamuoyuna açıklanacak.
Programın detayı önümüzdeki günlerde açıklanacak.
İşte Diyanet'in bastığı İşârâtü’l-İ’câz'ın kapak resmi:
icaz_diyanet_risalehaber1.jpg

icaz_diyanet_risalehaber2.jpg

Başbakan recep tayyip erdoğan'ın imzaladığı diyanet basımı ilk işaretül icaz eserinden.


haber sahipleri Abdurrahman İraz-Ahmet Bilgi'nin haberi: