Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2015 Cumartesi

Hanife Öz Kandil Şiiri Dergah Dergisi Nisan 1999


Dergah Dergisinin 110. sayısı olan (Nisan 1999) Hanize Öz İmzalı "Kandil Şiiri"

Kandil

Lamba der ki,
Dedem kandil,
Eski gecelere
Ağlarmış

           Sultan
Susunca sarayı
Yıldız seyrine
Çıkarmış

Yastığında
Geceleri
Altında kuşlar
Uçarmış

Sessiz, bin
Yıldızdan sultana
Işık gülleri
Yağarmış

Kandil der ki
Hep bu yüzden,
Lambasızmış
Geceler eskiden

29 Mart 2015 Pazar

Bir Günü Tümden Şiire Ayırmak "Behçet Necatigil" ile geçen bir gün


Bir Günü Tümden Şiire Ayırmak "Behçet Necatigil" ile geçen bir gün

 Bazen çok ilginç ve egzantrik şeyler deniyorum. Hayatıma renk katıyor ve beni mutlu ediyor.
Cuma akşamı(27.03.2015) saat 21:30 sıralarında gelen bir idee(fikir) üzerine gerçekleştirdiğim bir eylemden bahsedeceğim.

Bir günümü tamamen bir yazara ayırdığım delicesi bir aktiviteden... 
Eskiden çok sık yaptığım bir faaliyetti,
hele 2011-12 yılında Hüseyin Rahmi Gürpınar için böyle 4-5 gün ayırdığım olmuştu, onun dışında Panait Istrati'den, Peyami Safa'ya, Mehmet Niyazi'den tutun Agatha Christie'ye, hatta Mehmduh Şevket Esendal'dan Andre Gide ve de Knut Hamsun'a varıncaya dek benim yakın zamanlarda (4-5 yıl içinde)bütün günümü ayırdığım yazarların başında geliyorlar idi.
Hele 2011in Aralık 30-31i ve 2012'nin 1 Ocağını resmen Hüseyin Rahmi Gürpınar günlerine ayırmış ve bu üç günde 14-15 Hüseyin Rahmi Gürpınar eseri ve de 2300 sayfaya yakın okumuştum ki hayatımda deneyebileceğim en absürt ilginçliklerin başında geldiğini ve bir daha tekrarına ulaşabileceğimi artık hayal dahi edemediğimi söylemeden geçmeyeyim. 

Bu arada sorarsanız bir gününü ayırmak mevzuu nedir diye?
(İnsanlar hani bazen bıkarlar ve bir şey yapmak istemezler gezer dolaşırlar ne biliyim boş vakit vb şeylerle biraz da günlerini öldürürler ya bende bu bu durumu daha farklı bir boyuta çekerek dışarıda gezip dolaşma, film vb izleme şeklinde değil, biraz bana özgü bir şekilde yapıyorum, şöyle ki: tamamen kitaplara ama sevdiğim bir dalda öykü hikaye roman vb. rahat ve okuması kolay olacak konularda sadece tek bir yazardan en az 2-3 kitap ve de 500 sayfanın üzerinde okuma yapmayı ve tek bir ağızdan çıkmış kelimelerle bütün günümü ayırarak hemhal olmayı kapsamaktadır.)

Hafta başı(30.03.2015) malum öğrenciyiz, vizeler başlıyor hem lisans hem de y. lisans ta ama kafamdaki hinliklerin biri bitiyor diğeri başlıyor ardılınca ve derslere vakit kalmayor...
Vakti zamanında da böyle vize haftalarında topluca 4-5 hint filmi izlediğimiz, bir hafta içinde sınavlarla zerre kadar alakası olamayan astrolojiden ulıuslararası ilişkilere kapitalizmden otoriterliğe gibi derslerle kel alaka ilişkiye girmiş 10-12 tane kitap okuyup vizelere girdiğim günlerde olmuştu:) (çok şükür o zamanlarda dahi derslerin %95inden geçmiş bulunuyorum, nazar değmesin diye arada bir-iki dersi bırakmışlığım da yok değil:)) 

Cuma akşamı da neredeyse aylardır bütün günümü kitaplara ayırdığım vakitlerden uzak kaldığımı düşündüm ve önümde biriken ve henüz besmele dahi çekilmeyen 19 sınava rağmen tipik bir kitap delisi olarak bir delilik yapmaya karar verdim

ve Hayatımda bir günü ŞİİR'e ayırmaya karar verdim.
Normalde
Şiir ile çok merhabam yoktur, 
biraz fazla gerçekçi oluşumdan dolayı Şiir ile çok anlaşamıyorum,
bazen beni çok derinden vuruyor, bunları kaldıramıyorum ol sebep bilinçli olarak uzak durmayı seçiyorum; öykü, seyahat, ekonomi  kitapları ve romanlar daha çok ilgi alanlarıma giriyor.

bu arada okurken araya bir hint müziği tınısı sıkıştırabilirsiniz:
-JoGi Mahi-


Hasılı kelam bir kaç dakika içinde kafamda teşekkül eden idee 'nin üzerine giderek aklıma ilk gelen yazarın adını yanına bir selam vermek için uğradığım çetin abinin bilgisayarından aratarak işe başlıyordum.
Nerden esti bilmiyorum ama Behçet Necatigil adı bir anda kafamda oluşuvermişti, daha önce kendisinin tek bir kitabını değil okumak
herhangi bir kitabının iki kapak arasını dahi açıp bakmışlığım olmayan bir isimdi.
Demek bazen ilginç tevafuklara düçar olmamız  gerekiyor muş...

Hasılı kelam kervan yolda düzülür denilen memleketimizin organizeden yoksunluk anlayışını kendime örnek alarak başlayıveriyordum.
ilk kitabı bile seçmiştim başlamak için:
"İki Başına Yürümek"





Arkasına "Divançe"yi alıyorum ordanda geliyor birbiri ardına mısralar tıpkı kurşun gibi 

Dermanımın kesildiği eserlerden birisi oluyor göz pınarlarım zorlanıyor artık "Çevre"yi okurken ama dayanmaya çalışıyorum, nafile, kaybediyorum, kaybetmeye mahkumum bu mısralar karşısında.
Allahın koyduğu yerde, Yıldızlar daima yalnızdır

Nineler'e dair

yalan söyleyemeyen göz pınarlarına buzdan acılar inerken
ve kaydı düşülenlere

23 Eylül 2014 Salı

Hiç Agatha Christie Okudunuz mu?

Hiç Agatha Christie Okudunuz mu?


Okumadıysanız eğer bu yazı size tam bir tat vermeyebilir, onu uyarmadan geçmeyeyim?

Sanırım Agatha christie ile tanışmam 2004'ün ya sonlarında ya da 2005'in başlarını bulmuştur, ki bu da 10 yıldır büyük bir zevkle okuduğum bir muharrir olduğunu göstermesi açısından yeterli bir süre olsa gerek.

Agatha Christie, edebiyat dünyasının saylı dedektif ve cinayet roman ustalarından biridir. Eserleri sanırım bir 100 yıldır dünyamızda dilden dile dolaşan ve bir kadın yazar için, adı unutulmayacaklar listesinde bir usta; tabi ki de okuma alışkanlığı olanlar için.

Agatha Christie niçin okunur derseniz, cevabım alanında en iyilerden ve her daim öyle kalacak gözüktüğü için derim. Yıllardır okuyorum; en az 20-25 eserini okumuşumdur, hala da evde okunmamış 10-15 eseri, kindlemde ise türkçeye çevrilmiş neredeyse tüm eserleri bulunmakta, hala da okumak istiyorum, okudukça size heyecan veren ve sizi olayın sürükleyiciliğine davet etmekten imtina etmeyen yanı her eserinde mevcut. 
Kafanız her cinayette, olayın esrar perdesine yönelik devamlı en az ikişer başlık olmak üzere hep farklı alternatiflere yönlendirmeyi mecbur kılıyor.
Sizi alternatifli düşünmeye zorlayan bir yazar.
Hep aynı tarz demeyin; "bir cinayet oldu sonra çözüldü" gibi sığınaklara girip bombardıman etmeden önce her cinayetteki ayrıntıların bütün içerisindeki en az iki, çoğu zaman üç'ten az olmayan alternatif yollardan nasıl bir evrilme yaşadığını görmek tam bir zeka işi ve her zaman sıradanlığı aşmasını sağlıyor.

28 Ocak 2014 Salı

Borç verme zarafeti ve dost - Oğuzhan Dursun

Bu yazı münferitvakalar.com sitesinden alıntılanmıştır, yazının orjinaline ulaşmak için tıklayınız.

Borç alıp-vermek başlıbaşına incelenmesi gereken uzun bir mesele. Bu konuda dinlerin kuralları, insan kaynaklı yasalar ve illegal oluşumların raconları var. Yahudi tefecilerden Bakara 282’ye uzanan geniş bir spektrum söz konusu. Girmek istemiyorum, girersem toplayamam endişesi taşıyorum. Bu sebeple bunu spesifik bir konuda yoğunlaştırıp arkadaştan borç alma meselesine indirgiyorum.
Bir arkadaşınızın gerçekten samimi olup olmadığını ölçmek isteyenler, avami tabirle harbi adam olduğunu anlamak isteyenler onun borç istenip istenemeyecek kişi olup olmadığına bakmalı. Sözkonusu kişinin borç verecek güçte olup olmaması değil mesele. Sadece arkadaşlarınızı gözden geçirirken eğer olsaydı/varsa verir gibi şartlı cümlelerin olumlu yanıt doğuran faili olabiliyorsa o sizin sağlam arkadaşınızdır. Bunları tefekkür sürecinde, aslında hayatınızda ne kadar boş insanla tanış olduğunuzu da fark ediyorsunuz, o da başka bir muamma. Fakat bu aslında akılsız bilinçaltınızca malum olanın ilamı oluyor, somutlaşıyor sadece. Gözlemlediğim kadarıyla borç isteme eyleminde bulunmadan evvel aklınıza birkaç kişi geliyor. Zihne ilk çöreklenenler genellikle gerçekten maddi gücü buna elverenler oluyor. Bunu onlara açtığınızda verilen yanıtlar şu başlıklarda toplanıyor.
Ne kadar istiyorsun? Bu sorunun manalandırılması ve sonrasındaki hayali diyaloglar şu şekilde:
a)      Ne kadar istiyorsan canım feda. Bu adamlar çok az bulunur. Birincisi hem size güvenecek hem de maddi gücü elverecek. Dost dedikleriniz arasındadırlar ve cömerttirler.
b)     Senin istediğin miktarı çıkartamasam da gücüm yettiğince sana yardım ederim. İkinci gruptaki kişi, ilkinden neredeyse farksızdır.
c)      Bir miktar verebilirim şu an. Bu kişi verebilecek gücü olsa da vermeyebilen kişi olabilir. Sizi başından savmak gibi bir niyeti de olabilir. Arkadaşınız olabilir, ama dost olması zordur. Kendisinin umursamayacağı miktarın üstüne çıkmak yasaktır. Sınırları zorlamak demektir.
d)     Ne kadardı? (=Miktarı öğrenip kıvırma payı bırakıyorum.) Bu gruptakinin ne olduğu belli değildir. Önce miktarı öğrenir, sonra bunu verecek kadar bir birikimi olmadığını söyler. Sizin vereceğiniz miktar önemli değildir, o bir yolunu bulup durumu yokuşa sürebilir. Bu tip adamlarla yola çıkılmaz. Sizinle çıkarları için birliktedirler. Herhangi bir durumda kendilerini size çok kolaylıkla tercih edebilirler, hatta yaptıkları sadece o olabilir.
e)      Vereyim.Bu gruptaki insan, beklemediğiniz birisidir. Aslında belki de çok samimi değilsinizdir ama sizin zor durumda kaldığınızı anlayıp size el uzatır. Dost kara günde belli olur atasözü biraz da bu grup için söylenmiştir. Halbuki siz onu sıradan birisi olarak görmüşsünüzdür o güne değin.
Hacım ben de bu aralar kesatım ya. Bu net bir yanıttır. Borç alamayacaksınızdır. Fakat ses tonundan, yaptığı açıklama/açımlamalardan gerçekten durumu analiz etmeniz de mümkün. Bunun için de üç tespit söz konusu.
a) Gerçekten maddi gücüm buna yetmiyor. İstiyorum, ama yapamıyorum.Size uzun uzun durumunu  anlatır, fakat şöyle bir farkı vardır. Bu tip, istediğiniz borcu bulmak için elini taşın altına koyar, düşünür, nasıl bir çare bulabileceğiNİZİ mütalaa eder. Hiçbir şey yapamayacak olsa da on numara adamdır. Bu grubun adamı sağlamdır. Dostunuzdur, sizin iyiliğinizi düşünür. Eğer elinde avucunda bir şeyler olsa kesinlikle sizinle paylaşır.
b)     Nerden bana bulaştın.Bu, açık bir şekilde konuşmayı bir an önce sonlandırmak ve sizden kurtulmak istemenin tercümesidir. Hayatınızın sonuna kadar devam edecek ve gizli bir olumsuzlamayla artık birbirinize bakarsınız. Bu tip, ilk kategorinin son grubundaki gibi size pek de faydası olmayan pragmatist birisidir. Asla sizin için kendisini tehlikeye atmaz. Hoşça vakit geçirdiği bir filmin verdiği hazdan ötesi değilsinizdir.
Bunların dışında bir de düşündüğünüz, ama aramadıklarınız var. Onları da şöyle sıralayayım:
Falancaya arayıp istesem...

World Cafe Kuralları World Cafe Rules


World Cafe Kuralları

Mühim konulara ODAKLAN
FOCUS on what matters.

                      KENDİ BAKIŞ AÇINI KAT ve görüşlerini ve bakış açını masaya getir
CONTRİBUTE your thinking, bring in your own views and perspectives.

AKLIN ve KALBİN ile dinle ve konuş
Speak and listen with your HEART and MİND.

Anlamak için DİNLE
LISTEN to understand.

FİKİRLERİ İLİŞKİLENDİR ve BİRBİRİNE BAĞLA
LINK and CONNECT ideas.

FİKİRLERİ GÖRÜNÜR KIL
Make ideas VISIBLE.

Masanın üzerindeki kağıtlar da OYNA, KARALA, ÇİZ
Play, scribble, draw on the table covers.

Yeni FİKİRLER ve ANLAMLI SORULAR ARAYIN
Look for new INSIGHTS and more MEANINGFUL QUESTIONS.

EĞLENİN!

Have FUN

14 Ocak 2014 Salı

Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma

Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma;
Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini... doğru sanma;
Sessiz kalmak bir şey bilmediğin anlamına gelmez;
Çok konuşmakta çok şey bildiğini göstermez;
Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun
bir insanı küçümsemek akılsızlık,
Çok büyük görmekte korkaklıktır.
Cesaret akıldan gelirse cesarettir,
Bilgisizlikten gelirse cehalettir...

Kızıldereli Atasözü

10 Ocak 2014 Cuma

Mustafa Kutlu NUR kitap takdimi, Kurtulmak için Kurtarmak lazım deyip arayanların hikâyesi “NUR”…

Aşağıda yazılan eser 08.01.2014 tarihinde Mustafa Kutlunun Dergah yayınlarından çıkan "NUR" isimli kitabı için Mehmet Talha Gürbüz tarafından kitap okunduktan sonra yaşadığı hissiyatı da içeren geniş içerikli bir takdim yazısı olarak yazılmıştır. Buradan yapılacak çıkarımlarda bunu durumu göz önünde bulundurmanızı önemle rica ederiz. metinde italik yazı ile yazılan kısımlar kitaptan direkt olarak alıntı yapılmış yerlerdir. metinden direkt aldığım yerleri özellikle belirtmek istedim ama gözden kaçan yada görmediğim noktalar var ise kusuruma bakılmasın. son olarak Yazarımız ve değerli insan Mustafa Kutlu bey'e yazmış olduğu bu eserinden dolayı bir kez daha sonsuz şükranlarımızı sunar ve Allah kaleminizin kuvvetini hiç azaltmasın duasıyla bitirmek istiyorum....

Not: metinde ki resimler kendi upload'ım olup, tarayıcıdan geçirilmiş ve öyle yüklenmiştir.
 1. resim kitabın ön ve arka yüzü tek taraflı olarak tarayıcıdan geçirilmesiyle elde edilmiştir.
2.resimde ki kütüphane mührü mehmet talha gürbüz'ün kişisel kütüphanesi için kullanmış olduğu kayıt mührüdür.
3. resim ise yazarımız Mustafa Kutlu tarafından 09.01.2014 tarihinde mehmet talha gürbüz'e imzalanmıştır.

 m 

   Kurtulmak için Kurtarmak lazım deyip arayanların hikâyesi “NUR”…

Mustafa Kutlu 8 Ocak 2014 de çıkarttığı yeni kitabı “NUR” ile tekrar karşımızda.  Açıkçası biraz uzak kalmıştım Mustafa hocayı takip etmeyeli sanırım bir beş on gün önce tekrar oturup geçmiş yazılarından 10-15 tanesini ardı ardına okumuştum ve bayağı nefes almıştım, yoğun gündemimizden sıyrılarak hakikat gündemlerinde ve iç huzuruma hitap yazıları için hocamıza buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

 Gelelim Nur’umuza; hikâyemiz Şeyh Ebu’l Vefa hazretlerinin zaviyesinde, camiden çıkan gencimize yaklaşıp kalbinde biriktirdiklerine bir medet umuduyla cevap arayan bir genç mimar kızımızın sorusuyla başlıyor.  Bir arayış içinde olan mimar kızımız sorusuna umulmadık bir cevap alır ve söyleneni de deneyince, arayış kuşu dala dinmiştir bile…

Annesinin sütünü bile neredeyse ememeden, annesi tarafından kendinden uzaklaştırılmış ninesiyle büyümüş bir genç kız.”Ana kucağı, ana kokusu duymayan çocuk ne olur. Bu dünyada garip olur”. Bir garip NUR.
Her iki genç içinde bir şeyler başlamıştır, garip kızımız sorusuna şartlı bir ipucu alarak camiden ayrılıp kendi yoluna gitmiş, genç mimar Sinan ise bir yarısını camide bırakarak.

-          Aradan ne kadar zaman geçti? Bilmiyorum, inanın Yani nur’la cami avlusunda karşılaştığımızdan günden bu yana ne kadar zaman geçti? Bilmiyorum dedim ya “Ben bende değildim. Gecem-gündüzüm nur, âlem nur” diye tanımlıyor delikanlımızı yazarımız.

Bir gam yükünün altına girmiştir, Etrafta ne aslının nede kerem’in olmadığı bir zamanda.
Mimar kızımız Nur ise arayıştadır, aramakla bulunmayan ama yalnız arayanların bulduğu arayışta…
Yazarımız iki gencimiz hakkında ufak bir girizgâhtan sonra o usta betimlemeleriyle ki hala gözümdeki yaşayan en büyük ustadır benim için Mustafa kutlu, mimar Sinan’ın İstanbul kadırgada yaşayan ailesinden başlayıp tüm hikâyesini aktarıyor. Bugün İstanbul da yaşan milyonlarca insanın benzeştiği gerçek hikâyelerden bir kesit gibi. Babası Kadırgalı Hamal Ali erken gitmiştir bu dünyadan; gerçi her ölüm erkendir demiş yazarımız ama insanın avuntusu işte. Her şeyiyle çocuklarına sahip çıkmaya çalışan çilekar bir anne, semtin düzeninde yer almış ama mertliği bırakmamış bir cemil abi, üzerine titredikleri adı da kendi gibi çiçek bir kız kardeş ama böbrek hastası, solmakta olan bir çiçek ve aileye en son katılan fırlama topçu çetin.

Mimar kızımız Nur’un hikâyesi biraz daha garip tıpkı kendi garipliği gibi, yanlış anlaşılmasın bir holding patronunun kızı, nimetler el altında dolanmakta, garipliği insanın bu dünyaya geldiği günden beri yaşamış olduğu garipliklerden bir gariplik, herkese nasip olmayan bir garip. Ta dedesinden alır Nur’umuzun hikâyesini, bir yükseliş hikâyesidir, yürü kulum denilen ama yürürken asıl yürüteni inkar etmemiş ama hatırlamakta artık güçlük çeken babaların hikayesindendir. Ta büyük dededen beri iş adamı bir sülalenin çocuğu olarak doğmuştur Nur. Babası bir işadamı ama ne iş adam, “İş adamının ne çocuğu olur, ne eşi. Hatta ne de evi. İş ona yeter. İşin ağına takılmıştır ve kurtuluşu yoktur. Yalan dünya”. Anasından ise zaten biraz bahsetmiştik, hayırsız anasından, Nur kızımızı ninesi yetiştirmiştir, bu yalan dünyada, hakikatin ışığından bahsedip Nur’un içinin bir ömür boyu yanmasına neden olacak kişidir.

8 Ocak 2014 Çarşamba

Finaller öncesi gelen boş rahatlık hissi...

artık müzmin bir üniversite öğrencisi haine geldiğim için hayatımdaki kaçıncı finallere girdiğimi sayamıyorum, sanıyorum 20 nin üzerinde final dönemini geçen sene devirmiştim.tabi insan bugüne kadar evliya çelebi gibi üniversite üniversite gezerse böyle oluyor; girdiğim finallerdeki sınavları saymıyorum bile çoktan 3 haneli rakamlara ulaştılar...
öğrencilik hali artık çok başka geliyor, bu kadar alışkanlık yapmak da fazla diyesi de geliyor insanın...
ama en çok sevdiğim bir huy var ki hala tepemde demokles in kılcı gibi sallanmasa o zevki hisssedip tadamayacağım...

ne hikmetse her zaman final öncesi henüz hiç çalışmaya (daha doğrusu tekrar yapmak, yoksa zaten ben çok tan hazırım sınavlara tembel bir öğrenci değilim ki, ) başlamadan, bütün ödevleri zamanında bitirmiş olmanın getirdiği aşırı rahatlama hissiyatıyla gevşek bir ruha hali insanı içine alıyor. çevredeki insanların hala harıl harıl 3-4-5 bilmem kaçıncı defa notları tekrara koyulduğu dönemler sanırım unutulmayacaktır.

neden çalışamıyorum ahla çzöebilmiş değilim normal zamanda 10 ssatimi bile kütüphanede çok rahat ve hiç sıkılmadan geçirebilen bir insa iken sınav öncesi çöken bu uyuşukluğun bir nedeni olsa gerek, kendime çok mu güveniyorum derseniz, hayatımda adımdan sonra emin olduğum başka bir şey yoktur. (şüphe etmiyorum, kesin karar veriyorum) / (Allah'a iman noktasını ve (inanç) adımın öncesine getirdiğimi de belirteyimde)

kesin çizgilerle uzun yıllardır yaşamış birisi olarak bu halimi bir türlü düzeltemiyorum gene finaller başladı seçtiğim ders programım nedeniyle bana sıranın gelmesine hala 4 günüm var, insan tekrar yapar diyor ,ama içimden bir ses zaten boşa gidecek talha sınavdan çıktığın anda sınav için öğrendiğin her şey o kalem traş (başka kötü bir alışkanlığımda normalde kesinlikle tükenmez kalem kullanırım ama sınav günleri mutlaka açcaklı kalem kullanırım, lisede böyle bir şey yoktu sadece 0,9 kalemim vardı o herşeye yetiyordu) çöplerini yerinden alıp çöp tenekesine götürdüğün anda elindeki çöpleri daha çöp tenekesine atmadan uçup gidecek peki bu kadar boş şey için gayretini sarf etmek ne diye diye sanırım melek olmadığı kesin acayip bir his içimde patlama yapıp duruyor, sonuç 4 günümün kesinlikle daha önceki final dönemlerinde olduğu gibi en az 4-5 kitap okuyarak geçireceğime eminim. ne hikmetse başka bir garabetimde her final döneminde içimde patlayan roman okuma hastalığıdır. geçen final döneminde sanırım 7 veya 8 kitap okumuştum, genelde de daha önce hiç okumadığım yada en az baktığım türler oluyor bunlar sınavda kafamı iyice karıştırsın diye örnek şiir kitapları ve oynanmak için değil okunmak için yazılmış tiyatro eserleri...

sanırım birazdan isamdaki köşemden kalkıp ki burada yaklaşık 8-9 aydır takılıyorum, 3. kattan nuhoğlu bölümüne yada yavuz amcanın bölümüne gidip bir eser seçme ihtimalim çok fazla kuvvetleniyor.
kulağımda kısık tonda hint müzikleri, hayat isamda da güzel dedirtiyor...

ah birde sınavlar olmasa... bu uğraşımı tekrar nasıl sağlayacağım...

14 Mayıs 2012 Pazartesi

kürk mantolu madonna sabahattin ali

dün isam da sabahattin alinin kürk mantolu madonna isimli kitabını bitirdim ; kitap fevkaladeydi...
bir ablamız tavsiye etmiş bir dostuma o da bana bahsetti ilgimi çekmişti daha önce duymuş ama ideolojik tir flan feşmekan diye yaklaşmamıştım...

dün otordum öğleden sonra ve ikindin bitti kitap açıkcası beni fena etkiledi bu hafta orhan kemal in murtaza dan sonra üzerine bunu okumam sade basit ve kaygısız içten insanların hikayesi bir acayip yapıyor resmen...

sadece okuyun derim..
puanlamamı merak ederseniz söyleyeyim 10 üzerinden 9,5

12 Mayıs 2012 Cumartesi

murtaza orhan kemal


murtaza  orhan kemal

bugün sizlere büyük muharrir orhan kemalin kalem almış olduğu murtaza isimli rumeli muhaciri bir bekçi olan murtazanın hayatını anlattığı kitaptan özet geçeceğim.



orhan kemalin yazdığı bir devrin ; sıradan insanların gözünden anlatılmasının hikayesidir aslında. basit ve saf bir rumeli göçmeninin gözünden tasvir edilir yeni türkiye. sanayileşme hamlesinin getirdikleri ve götürdükleri , devrin jakobenlerinin alt kısmı, iltimas ve adam kayırmayı yıllarca (u: kit) lerde düzenin nasıl işlediği ve neden böyle olduğunu bir fabrikada görev alabilecek işçisinden şefine bekçisinden aşçısına müdüründen kontrölörüne kadar anlatan bir hikaye görünümlü bir devrin tasviridir aslında.

bekçilikten fabrika denetçi yardımcılığına atanan ve sadece işini yapmak isteyen bir insan anlatılır. sadece işini yapmak isteyen...
karşısında koskoca bir fabrika vardır şefinden  işçisine kadar, onu sadece hatır için işe alan müdür bile anlamamıştır ilk başta lakin murtaza hiç ödün ve taviz vermeden maaşını bile sormadan çalışır . üstüne maaşsız mesai ile bile çalışır. çok sürmez fabrikadakileri karşısına alması ...

müdür bey görür ki murtaza saf ve dürüst aynı zamanda işine bağlı sadece çalışır...
 müdür bey görür ki murtaza 1 ayda çalışmaktan zaten zayır olan vücudu iskelotora dönmüş...

murtaza o kadar işine bağlıdır ki fabrikada çalışan kendi kızlarını bile mesai başında uyudukları için yere çalmaktan geri durmayacaktır.

murtaza nı kızı babasının darbesiyle kafasını yere çarpıp 1 hafta can çekişirken bile murtaza fabrikayı soyan hırsızların peşindedir.
tam 36 saat uykusuz dur murtaza aynı zamanda kızı evde can çekişmekte fakat cebinde 5 kuruş parası yoktur ...

mahkemden saatlerce ifade vermiş araksından eve dönüp 2 saati uyuyamadan tekrar mesaisine dönmüştür murtaza...

uykusuzluğa  dağ mı dayanırki murtaza dayansın...

uyumuştur murtaza kontrollük yaptığı kulübede. fırsat kaçırmaz fabrikanın soysuz tembel işçileri ve şefleri görmüşlerdir bir kere murtazayı uyurken kitlerler garip rumelili muhacir murtazayı uyuduğu yere garip muhacir kitlendiğinin bile farkında olamayacak kadar yorgun ve bitap düşmüştür.

fabrika ahalisi büyük bir kin ve hasetle müdür beyi bekelrler aylardır kendilerinin tüm tembelliklerini ortaya çıkaran muhacir murtazanın yapmış olduğu bu büyük falsoyu göstereceklerdir müdür beye ki kovsun garip muhaciri ki onlarda eski tas eski hamama dönsünler...

müdür bey gelir fabrikaya geçer odasına damlar arkasından büyük şef; vakti zamanında murtaza enselemiştir onu mesai başında uyurken
bir kere değil her gün aynı vaziyet vardır söylemiştir müdüre yemiştir bir araba azar; şefin vardır kuyruk acısı murtazadan müdürden sonra en büyük rütbeli şef bir bekçi yüzünden tüm faprikanın önünde azap yemiştir kolay yenilip yutulur bir şeymidir bu azar ve asla unutmamıştır  ve unutturmayacaktır

şimdi fırsat kuşu önüne kadar konmuştur; kaçırır mı hiç bu treni....
direkt söyler müdüre efendim der kontroller yardımcısı murtaza çok büyük bir yanlış yaptı ve görevi başında uyudu bizde kendisini derdest ettik sizi bekleriz suç mahalinde ...

arkasında onlarca şef yardımcıları ve ustabaşıları vardır büyük şef in müdür bey anlamıştır... lakin işin perde arkasınıda bilir murtazanın niye uyuduğunu

garip muhacir uykusur ve perişandır 2 gündür gözüne tek damla uyku girmemiştir...

müdür bey bakar topluluğa ve bir kaç söz söyler önce azarlar bu kendileri kocaman ama işleri bir çocuktan noksansız herfileri ve emreden dağılın burdan bir daha karşıma böyle şeylerle çıkmayın ve çağırın yanıma der murtazayı.

şefler büyük bir şoka uğramıştır fabrika ahalisi resmen bozulmuşlardır onlar zannnetmişlerdir ki aylardır kin ve nefret ksutukları muhacir murtazayı bugün başlarından salya sümük def ettirecekler...