konya medaş elektrik dağıtım aş özelleştikten sonra vatandaşın kafaını ağrıtmaya başlayan şirketlerden birisi olma yolunda hızla ilerlemektedir.
son oalrak 10 yıl süresi bulunan elektrik sayaçlarının değişimi noktasında tüketiciyi enayi yerine koymaya çalışması vatandaşlardan büyük tepki almaktadır.
yılın ilk ayı merkez selçuklu ilçesinde apartman ve sitelere gelen medaş görevileri 36 tl ye değiştireceklerini söyleyerek değiştirdikleri akıllı sayaçlar faturaların gelmesi ile resmen tüketicileri şoka uğratmış durumda.
36 tl + 9 tl kdv ve + 5 tl (6 ayrı madde var kimisi 0,10 krş kimisi 3 tl gibi )toplam 51 tl tutan fatura medaşın halkı nasıl kandırdığını ortaya çıkarmış durumda. özelleştikten sonra medaş tarafından gönderilen kazıklardan bıkan konyalılar olarak medaşı yapmış olduğu bu iki yüzlü sahtekarlıktan dolayı kınıyoruz
vatandaşlarımızı ise bu haksız uygulamadan mağdur olmamaları için ilçelerinde bulunan kaymakamlıklardaki tüketici hakem heyetine başvurup haklarını arayabilirler.
Sümbül Ebrusu
6 Şubat 2012 Pazartesi
Üç zamanlı tarife için akıllı sayaç yeterli olmuyor, elektrik dağıtıcıları vatandaşı oyuna getiriyoror.
elektrik dağıtım şirketlerinin son oyunu meydana çıktı 10 yıl kullanım süresi olan sayaçları yenisiyle fahiş fiyata değiştiren elektrik dağıtım şirketleri şimdilerde de bu sayaçları türkiyede yasal olarak uygulanması zorunlu olan 3 zamalı tarifeyi sayaçlara aktarmayarak en pahalı devirden işlem yaptırdıkları yönünde duyumlar ne yazık ki gerçek çıkmıştır.
konyada medaş ın 35 tl ye değiştiriyoruz dedikleri sayaçların 51 tl çıkmasından sonra izmirde de gediz dağıtım aş nin vatandaşa attığı kazık zaman gazetesini haberi kamuoyuna çıktı.
Tasarruf yapmak amacıyla kullanılan elektronik sayaçlar, dikkat edilmezse kullanıcıların elektrik faturasını kabartıyor.
Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ), halk arasında 'akıllı sayaç' olarak bilinen üç zamanlı faturalandırmayı, ancak abonenin başvurusu halinde uyguluyor. Aksi halde gün boyunca harcanan elektriğin tek fiyat üzerinden hesaplandığı klasik tarife geçerli oluyor. İzmir'de Doğan Yıldız isimli bir vatandaş, evinde akıllı sayaç olmasına rağmen tek tarifeden fiyatlandırıldığı için 108 lira fazladan fatura ödemek zorunda kaldığını belirtiyor. İzmir'in Menderes ilçesinde Gediz Elektrik Dağıtım AŞ'ye başvuran Yıldız, "Üç zamanlı tarife için başvurunuz yok." cevabıyla karşılaşınca Menderes ilçesinde Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurdu. Doğan Yıldız, "Ocak ayı faturam 226 lira geldi. Üç zamanlı tarife olsaydı 118 lira olacaktı. Benden 108 lira fazla para aldılar." dedi. TEDAŞ, 10 yılını dolduran sayaçları, aboneye haber vermeden elektronik olanlarıyla değiştirerek bedelini taksitle faturaya ilave ediyor. Bu sayaçlarda üç zamanlı tarife, abone başvurmadan uygulanmıyor. Yerine kilovatsaati 16,1086 kuruş olan tek tarife geçerli oluyor. Elektronik sayaçlar, üç zamanlı tarifeye göre çalışabiliyor. 06.00-17.00 arasında gündüz, 17.00-22.00 arasında puant ve 22.00-06.00 arasında gece tarifesi işliyor. Buna göre en pahalı elektrik puant tarifesinde. Bu saat dilimindeki harcamanın kilovat/saati 26,878 kuruş. Gündüz tarifesi 14,804, gece ise 6,098 kuruş.
en ucuz elektrik ne zaman, hangi saatler arasında?
Hepimizin şikayetidir elektrik faurlarının çok fazla kabarık gelmesi bununla ilgili bir kaç püf nokta bulunmaktadır. bu noktalara uyduğumuz zaman elektirik faturamızda gözle görülür ve cebe kolaylık sağlayacak miktarlarda indirim imkanları mevcuttur.
bunun için yapmamız gereken tek şey zaruri aletler dışında elektrik li eşyaları günün her vakti değil aşağıda yazan zamanların en uygun olanlarında kullanmaktır.
Elektronik sayaçlar, üç zamanlı tarifeye göre çalışabiliyor. 06.00-17.00 arasında gündüz, 17.00-22.00 arasında puant ve 22.00-06.00 arasında gece tarifesi işliyor. Buna göre en pahalı elektrik puant tarifesinde. Bu saat dilimindeki harcamanın kilovat/saati 26,878 kuruş. Gündüz tarifesi 14,804, gece ise 6,098 kuruş.
bunun için yapmamız gereken tek şey zaruri aletler dışında elektrik li eşyaları günün her vakti değil aşağıda yazan zamanların en uygun olanlarında kullanmaktır.
Elektronik sayaçlar, üç zamanlı tarifeye göre çalışabiliyor. 06.00-17.00 arasında gündüz, 17.00-22.00 arasında puant ve 22.00-06.00 arasında gece tarifesi işliyor. Buna göre en pahalı elektrik puant tarifesinde. Bu saat dilimindeki harcamanın kilovat/saati 26,878 kuruş. Gündüz tarifesi 14,804, gece ise 6,098 kuruş.
Gece tarifesi faturayı yarı yarıya düşürüyor
Akıllı sayaçların diğer sayaçlara göre iki farkı bulunuyor. 1- Elektronik ekrana sahip olması. 2- Günün farklı saatlerinde ne kadar elektrik enerjisi kullanıldığını rapor etmesi. Analog saatlerde tüketilen elektrik bir zaman ayrımına tabi tutulmaksızın toplam bir değer olarak faturada belirtiliyor. Oysa akıllı sayaç, faturayı sabah, akşam ve gece saatleri olmak üzere tüketimi üç aşamaya ayrılmış olarak gösteriyor.
Mesut Efe'nin verdiği bilgiye göre akıllı sayaç tarifeleri elektrik faturasını yarı yarıya düşürebiliyor. Örneğin elektrik faturası 17,94 TL gelen bir ev abonesi, akıllı sayaçla birlikte tarifeli sisteme geçtiğinde, elektriği en ucuz tarife zamanı olan 22.00-06.00 arasında tüketirse ödeyeceği tutar 9,64 TL'ye düşüyor. Eğer tüketimini 06.00-17.00 arasında gerçekleştirirse tutar 16,85 TL'ye iniyor. Ancak elektrik en pahalı zaman dilimi olan 17.00-22.00 saatleri arasında kullanılırsa fatura 26,89 TL'ye yükseliyor. Efe, abonelere kendilerine en uygun tarifeyi seçmeleri önerisinde bulunarak, özellikle çamaşır makinesi, ütü, bulaşık makinesi gibi elektriği fazla tüketen aletlerin 22.00'den sonra kullanılması durumunda elektrik faturasının yarı yarıya düşürülebileceğini aktarıyor.
Ucuz elektrik için akıllı sayaç yeterli mi?
Tasarruf etmek ve elektriği ucuza tüketmek için akıllı sayaç taktırmak yeterli gelmiyor. Yetkililer, sayaçlarını değiştiren abonelerin aynı zamanda 3 zamanlı tarifeye geçmek için bağlı bulundukları bölgenin dağıtım şirketine başvurarak, tarife değiştirmeleri gerektiği uyarısında bulunuyor.
Elektronik sayaçlar, gündüz (06.00-17.00), elektrik tüketiminin en yüksek olduğu puant saat (17.00-22.00) ve gece (22.00-06.00) olmak üzere 3 zamanlı tarifesiyle çalışıyor. En ucuz elektrik 22.00-06.00, en pahalısı ise 17.00-22.00 saatleri arasında tüketiliyor. Akıllı sayaç olarak bilinen elektronik sayaçları taktıran çok sayıda abone, elektrik tüketimini saat 22.00-06.00 saatlerine kaydırsa bile tarife değişikliği yaptırmadığından ücreti gündüz tarifesinden ödüyor.
Sakarya Elektrik Dağıtım AŞ (SEDAŞ) İcra Başkanı Bekir Sami Güven, tasarruf amacıyla sayaçlarını değiştiren tüketicilerin, elektronik sayaçlarla ilgili önemli bir hususu ihmal ettikleri ve tüketimle ilgili bilgi eksikleri olduğunu söyledi. Güven, tüketicilerin tasarrufta bilinçli olmaları gerektiğini belirtti. Tasarruf etmek ve elektriği ucuza tüketmek isteyen tüketicilerin, sadece sayaçlarını değiştirmekle yetindiklerini kaydeden Güven, şunları söyledi:
"Oysa, akıllı sayaçların sağladığı ucuzluktan faydalanmak için sayaç değişim protokolleri ile bağlı bulunan dağıtım şirketine tarife değişikliği içinde talepte bulunulması gerekiyor. Puant tarife talebinde bulunulmaması durumunda, gündüz tarifesinden ücretlendirme yapılacağından, sayaç değişimiyle birlikte abone, elektrik tüketimini saat 22.00-06.00 saatlerine kaydırsa bile fatura bedelinde bir düşme olmuyor."
Sakarya Elektrik Dağıtım AŞ (SEDAŞ) İcra Başkanı Bekir Sami Güven, tasarruf amacıyla sayaçlarını değiştiren tüketicilerin, elektronik sayaçlarla ilgili önemli bir hususu ihmal ettikleri ve tüketimle ilgili bilgi eksikleri olduğunu söyledi. Güven, tüketicilerin tasarrufta bilinçli olmaları gerektiğini belirtti. Tasarruf etmek ve elektriği ucuza tüketmek isteyen tüketicilerin, sadece sayaçlarını değiştirmekle yetindiklerini kaydeden Güven, şunları söyledi:
"Oysa, akıllı sayaçların sağladığı ucuzluktan faydalanmak için sayaç değişim protokolleri ile bağlı bulunan dağıtım şirketine tarife değişikliği içinde talepte bulunulması gerekiyor. Puant tarife talebinde bulunulmaması durumunda, gündüz tarifesinden ücretlendirme yapılacağından, sayaç değişimiyle birlikte abone, elektrik tüketimini saat 22.00-06.00 saatlerine kaydırsa bile fatura bedelinde bir düşme olmuyor."
15 Aralık 2011 Perşembe
15 12 2011 kyk sonuçları
15 12 2011 kyk sonuçları açıklanmıştır ve sonucun tüm ülkemize hayırlı olması temennisi ve niyazıyla..
editörlerimizden burs çıkan mtg y de bursunu hayırlı işlerde kullanması temennisiyle burdan anıyoruz:d
www.kyk.gov.tr
editörlerimizden burs çıkan mtg y de bursunu hayırlı işlerde kullanması temennisiyle burdan anıyoruz:d
www.kyk.gov.tr
17 Kasım 2011 Perşembe
bediüzzaman ve m. kemal ,Mustafa Kemal ile Bediüzzaman dost değil, hasım!
Bediüzzaman hazrertleri ve mustafa kemal dosttur diyen beyhudelerin yüzüne bir şamar olacak ir tokat olan yazıyı paylaşıyoruz.
| Mustafa Kemal ile Bediüzzaman dost değil, hasım! |
| Yazar: Hüseyin Yılmaz | |
| 16.06.2009 | |
Buna rağmen külliyatta tasarruf edenlerin kahir ekseriyeti, vakıf malından tasarruf eder gibi hareket ediyorlar. Bir düzineyi aşkın yayınevinin keyiflerince yaptıkları neşriyatlarda mirî malına gösterilmesi gereken itina değil, ticarî endişeler şekil veriyor. Arapça ve Farsça menşeli kelimeleri “ses uyumu” bahanesiyle tanınmaz hale getirmekten tutunuz da ömrü boyunca mealcilikten imtina gösterip nãkıs görmüş Bediüzzaman’ın rağmına sayfa altlarına çoğu eksik ve yanlış mealler düşmeye kadar bir yığın müdahale ile Risale’ler tanınmaz hale getirilmiş. Hele sayfa altlarına veya kenarlarına lügatçeler ilâve edilmiş ki, evlere şenlik... Ne şenliği, düpedüz cinãyet... Risale-i Nurlar’a , müellifine ve dile karşı işlenmiş bir yığın cinâyet... Farklı niyetlere, çoğu zaman da ticarî endişelere dayanan bu arayışların arasında faydalı addedilebilecek tek çalışma: İndeks... Belli başlı kelime ve şahıs isimlerini hãvî bu indekslerin, bütün eksikliklerine, yer yer yanlışlıklarına rağmen faydadan hali olmadığı kesin... İndeksli Külliyat basan yayınevlerinden birisi de Söz Basımevi... Nesil Şirketler Grubu’nun bünyesinde yer alan Söz, affa kabiliyeti olmayan, sehivle izah edilemeyecek; ya korkunç bir şuursuzluğa, ya da aynı çapta bir ihanete istinad eden bir adım atmış. Mustafa Kemâl’e de bir parentez açma ihtiyacı duyan Söz, Paşa’nın tarihçe-i hayatının ana hatlarını tãdãd ettikten sonra sözü Üstad’la temaslarına getiriyor ve aşağıdaki hezeyãna yer veriyor: “Bediüzzaman ile Mustafa Kemal arasında, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı diyologlar gerçekleşti. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Ankara, Ankara Kalesi maddeleri) İlk dönem milletvekillerinden olan Hüseyin Aksu, Son Şahitler Bediüzzaman’ı anlatıyor isimli eserin 4.cildinde yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatır. “Mecliste Mustafa Kemal ile Bediüzzaman uzun uzun görüşüp konuştular. Mustafa Kemal kendisinden yardım istedi. ‘Siz İstanbul’u ahvali dünyayı biliyorsunuz, birlikte şu memleketi kurtaralım. Bizim gayemizin ne olduğu sizce malumdur Hocam!’ demişti. Konuşmada diğer mebus (milletvekili) arkadaşlar da bulunmuşlardı. “Mustafa Kemal muvaffak olmak için kendisinden dua istedi. Bediüzzaman ise, ‘Memlekete hizmet edenlerin duasını Allah u Teala kabul eder. Vatan için çalışanların say u mesaisini Allah boşa çıkarmaz. Biz de duamızı yaparız.’ demişti… “Bir gün yine Mecliste oturmuş bir sohbet toplantısı yapıyorduk. Orada Mustafa Kemal Paşa ve Bediüzzaman da vardı. Mustafa Kemal: ‘Hocam bizim gayemizi biliyor musun? Nedir acaba?’ “Bediüzzaman cevaben: ‘Biliyorum. Bu vatanı kurtarıp, düşmanı bu topraktan atmaktır. Bir binayı yaparken adalet üzerine kurmalıdır. Siz böyle bir adalet ve temel üzerine kurduktan sonra, Allah sizi muvaffak eder.’ dedi.” (1) Şimdi, diyelim ki indeks yapmanın zarurî neticesi olarak M. Kemãl’e parentez açmaya mecbur kaldınız. Ya, “ Bir asra yakındır bu memleketin hemen bütün evlatlarına hayatı adeta ezberlettirilen kişidir, anlatmamıza gerek yok!” deyip def-i bela kabilinden kısa kesersiniz. Ya da, M. Kemâl’in Risale-i Nur sayfaları arasında yer almasına sebeb olan hakikatlere yer verirsiniz. O dehşetli hakikatlere yer vermeyip, güya Üstad’ı ona dost ve duacı gösterecek bir seviyeye düşürmek, Bediuzzaman’a ihanet, Mustafa Kemal’e de haksızlık ve hürmetsizliktir. Zirâ Bediüzzaman onu “Şeriat-ı Muhammediye’yi tahrib edecek” âhir zamanın dehşetli şahsı olarak biliyor ve karşı mücadele veriyordu. Risale-i Nur Külliyatı bütünüyle bu karşı mücadelenin neticesidir.. Mustafa Kemal de Üstad’ı, bütün icraatlarına ve inkılablarına karşı amansız bir düşman olarak biliyor, öyle de muamele ediyordu. Bediüzzaman Hazretlerinin 28 yıllık sürgün ve hapislerle geçen çileli hayatının tek sebebi Mustafa Kemal’in bütünüyle reddine dayalı karşı mücadelesidir. Bu nokta-i nazardan denebilir ki, Mustafa Kemâl, Bediüzzaman ve hizmetinin sebeb-i vücududur. M. Kemãl’in, “kara” dediğine Üstãd “ak” demekte; birincisinin “Öl!” dediğine ikincisi “Yaşa!” demektedir. |
16 Kasım 2011 Çarşamba
11 Kasım 2011 Cuma
risalei nur un basımını yapan yayınevleri ve telif hakkı?
Değerli Kardeşimiz;
Bu soruların cevaplarını şu anda Antalya'da ikamet etmekte olan ve Üstad'ın avukatlığını yapmış bulunan Avukat Gültekin Sarıgül Bey'den sorduk. Kendileri yazılı olarak bize aşağıdaki bilgileri faksladılar. Şöyle ki:
**Risale-i Nur külliyatını basmak isteyen bir yayınevinin neşriyatına, bugünkü haliyle hukuken mani olmak mümkün değildir.
**Hali hazırdaki neşriyat evlerinden evvel, yeni yazı ile Risalelerin neşir yetkisi Antalya’da İleri gazetesi sahibiSuphi Türel Bey’e Üstad hazretleri tarafından şifahen verilmiştir. Küçük risalelerden bazıları 1954 yılında Antalya İleri Matbaası'nda neşredilmiştir.
Bilahare külliyatın tamamının daha mütekamil manada neşredilmesi takdir buyrulmuş, Ankara Hukuk Fakültesi talebesi merhum Atıf URAL, “Sözler” kitabını o günkü dar imkanlar tahtında neşretmiştir. Bu bir başlangıç olmuştur. Bilahare Ankara’da Said Özdemir ağabey’e neşretme mevzuunda, Üstad Hazretleri tarafından yetki verilmiştir. Keza aynı devrede İstanbul’da Ahmet Aytimur ağabeye de yine Risaleleri neşretme yetkisi verilmiştir. Bu yetkilendirmeler şifahidir. Noter marifetiyle bir vekaletname şeklinde olmamıştır.
**Üstad’ın eski ağabeylerden on iki zevatı, naşir olarak tayin ettiğine dair [Sadece üyeler linkleri görebilir. ]mektubu vardır. Bu mektup bir nevi vasiyetname şeklindedir. Ancak hukuken bağlayıcı vasfı bulunmamaktadır.
Ancak manevi ciheti düşünüldüğü takdirde neşriyat mevzuunda bu muhterem zevatın muvafakatı düşünülebilir.
** “ENVAR” yayınevi takriben otuz yıl evvel, cemaatimizin bir cenahı nezdinde icra edilen istişare neticesinde kurulmuş ve Abdülkadir Badıllı ağabey sehabetinde neşriyatına devam etmiştir. Sonraki takip edilen yıllarda yayınevi Ahmet Aytimur ağabeyin uhdesine tevdi edilmiştir.
** “SÖZLER” yayınevi, daha önceki yıllardan beri, gayri resmi icra edilen kitap neşriyatının devamı mahiyetinde yetmişli yılların başlarında kurulmuş, mülkiyeti Mustafa SUNGUR Ağabeye tevdi edilmiştir.
** “İHLASNUR” yayınevi elli yıldan bu tarafa Said Özdemir Ağabey tarafından icra edilen neşriyatın sonradan iktisap ettiği durumdur. Yani; yayınevi şekline iblağ edilmiştir. Halen de devam etmektedir.
** “TENVİR” neşriyatın Mustafa ACET’ten icazet aldığı şeklinde bir rivayet var. Her ne kadar böyle olsa bile, cemaatin büyük ekseriyetinin tasvibi mevzubahis değildir.
** “YENİ ASYA” ve “SÖZ BASIM” herhangi bir izin ve müsaadeye bağlı olmaksızın, kendi hizmet ekiplerince verilen karar tahtında neşriyat sahasına çıkmışlar, ancak Üstad Hazretlerinin tashih ettiği şekle sadık kaldıklarından cemaat nezdinde kendilerine karşı bir muhalefet olmamıştır.
**Üstad Hazretlerinin yeğeni merhum Suat ÜNLÜKUL, 1989 yılında Nur külliyatının tamamıyla alakadar telif hakkını Antalya 1. Noterliğinde tanzim edilen devir senediyle, Av. Gültekin SARIGÜL’e devretmiştir. Üstad Hazretlerinin kanuni varisi olmak hasebiyle hukuken kıymet ifade eden tek vesika bu devir senedidir. Fakat bugünkü haliyle, bu senede istinaden, herhangi bir neşriyatın durdurulması mümkün görülmemektedir. Bir ihtimal olsa bile asla böyle bir şey düşünülmemiştir. Çünkü külliyatın bütün Müslümanlara aidiyeti esastır. Yeter ki; asli şekline sadakat gösterilsin.
Ayrıca sermayenin tamamen neşriyata hasredilmesi, ancak hasıl olan gelirden Üstad’ın vasiyeti üzere yüzde yirmisinin ayrılarak, Üstad’ın zekatı olarak hizmet ehli kardeşlere verilmesi de şart kılınmıştır.
** Cemaat mensuplarının herhangi bir iştiraki olmaksızın, himmet ehli bir iki zat-ı muhteremin imkan tahsisi etmeleri, ayrıca tamamen şeffafiyet tahtında neşriyatın yürütülmesi gibi, tahaddüs eden zaruretler tahtında cemaatçe icra edilen istişare neticesinde RNK neşriyatın vasıtasıyla daha hesaplı ve daha kaliteli bir şekilde risalelerin neşredilmesi cihetine gidilmiştir. Av. Gültekin SARIGÜL’den istek üzere herhangi bir ücret mevzubahis olmaksızın RNK neşriyata muvafakat edilmiştir.
** Merhum Tahir ağabeyin, Hizmet vakfından ayrılırken kendi yerine Muhterem Fethullah hocayı mütevelli heyet mensubu olarak tayin ettiği bir vakıadır. Bu kitap neşriyatı mevzuunda bir müsaadeyi tazammun etmemektedir.
Ancak sonraki yıllarda Tahir Ağabeyin kaldığı Tavruz Apartmanı yedinci kattaki dershanede Sungur Ağabey, Abdullah Ağabey, Salih Özcan ve Merhum Bayram Ağabey ve Av. Gültekin Sarıgül arasında icra edilen istişarede Risale-i Nur kitaplarının asli şekline sadık kalmak kaydıyla Fethullah Hoca ve arkadaşlarına neşriyatta muvafakat edildiği beyan edilmiştir.
Bu muvafakat Fethullah Hocaya, hemen akabinden Gültekin SARIGÜL tarafından ulaştırılmıştır. Herhangi bir rahatsızlığa meydan vermemek için ancak belki yirmi yıl sonra “IŞIK” yayınevi devreye girmiştir...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör
Bu soruların cevaplarını şu anda Antalya'da ikamet etmekte olan ve Üstad'ın avukatlığını yapmış bulunan Avukat Gültekin Sarıgül Bey'den sorduk. Kendileri yazılı olarak bize aşağıdaki bilgileri faksladılar. Şöyle ki:
**Risale-i Nur külliyatını basmak isteyen bir yayınevinin neşriyatına, bugünkü haliyle hukuken mani olmak mümkün değildir.
**Hali hazırdaki neşriyat evlerinden evvel, yeni yazı ile Risalelerin neşir yetkisi Antalya’da İleri gazetesi sahibiSuphi Türel Bey’e Üstad hazretleri tarafından şifahen verilmiştir. Küçük risalelerden bazıları 1954 yılında Antalya İleri Matbaası'nda neşredilmiştir.
Bilahare külliyatın tamamının daha mütekamil manada neşredilmesi takdir buyrulmuş, Ankara Hukuk Fakültesi talebesi merhum Atıf URAL, “Sözler” kitabını o günkü dar imkanlar tahtında neşretmiştir. Bu bir başlangıç olmuştur. Bilahare Ankara’da Said Özdemir ağabey’e neşretme mevzuunda, Üstad Hazretleri tarafından yetki verilmiştir. Keza aynı devrede İstanbul’da Ahmet Aytimur ağabeye de yine Risaleleri neşretme yetkisi verilmiştir. Bu yetkilendirmeler şifahidir. Noter marifetiyle bir vekaletname şeklinde olmamıştır.
**Üstad’ın eski ağabeylerden on iki zevatı, naşir olarak tayin ettiğine dair [Sadece üyeler linkleri görebilir. ]mektubu vardır. Bu mektup bir nevi vasiyetname şeklindedir. Ancak hukuken bağlayıcı vasfı bulunmamaktadır.
Ancak manevi ciheti düşünüldüğü takdirde neşriyat mevzuunda bu muhterem zevatın muvafakatı düşünülebilir.
** “ENVAR” yayınevi takriben otuz yıl evvel, cemaatimizin bir cenahı nezdinde icra edilen istişare neticesinde kurulmuş ve Abdülkadir Badıllı ağabey sehabetinde neşriyatına devam etmiştir. Sonraki takip edilen yıllarda yayınevi Ahmet Aytimur ağabeyin uhdesine tevdi edilmiştir.
** “SÖZLER” yayınevi, daha önceki yıllardan beri, gayri resmi icra edilen kitap neşriyatının devamı mahiyetinde yetmişli yılların başlarında kurulmuş, mülkiyeti Mustafa SUNGUR Ağabeye tevdi edilmiştir.
** “İHLASNUR” yayınevi elli yıldan bu tarafa Said Özdemir Ağabey tarafından icra edilen neşriyatın sonradan iktisap ettiği durumdur. Yani; yayınevi şekline iblağ edilmiştir. Halen de devam etmektedir.
** “TENVİR” neşriyatın Mustafa ACET’ten icazet aldığı şeklinde bir rivayet var. Her ne kadar böyle olsa bile, cemaatin büyük ekseriyetinin tasvibi mevzubahis değildir.
** “YENİ ASYA” ve “SÖZ BASIM” herhangi bir izin ve müsaadeye bağlı olmaksızın, kendi hizmet ekiplerince verilen karar tahtında neşriyat sahasına çıkmışlar, ancak Üstad Hazretlerinin tashih ettiği şekle sadık kaldıklarından cemaat nezdinde kendilerine karşı bir muhalefet olmamıştır.
**Üstad Hazretlerinin yeğeni merhum Suat ÜNLÜKUL, 1989 yılında Nur külliyatının tamamıyla alakadar telif hakkını Antalya 1. Noterliğinde tanzim edilen devir senediyle, Av. Gültekin SARIGÜL’e devretmiştir. Üstad Hazretlerinin kanuni varisi olmak hasebiyle hukuken kıymet ifade eden tek vesika bu devir senedidir. Fakat bugünkü haliyle, bu senede istinaden, herhangi bir neşriyatın durdurulması mümkün görülmemektedir. Bir ihtimal olsa bile asla böyle bir şey düşünülmemiştir. Çünkü külliyatın bütün Müslümanlara aidiyeti esastır. Yeter ki; asli şekline sadakat gösterilsin.
Ayrıca sermayenin tamamen neşriyata hasredilmesi, ancak hasıl olan gelirden Üstad’ın vasiyeti üzere yüzde yirmisinin ayrılarak, Üstad’ın zekatı olarak hizmet ehli kardeşlere verilmesi de şart kılınmıştır.
** Cemaat mensuplarının herhangi bir iştiraki olmaksızın, himmet ehli bir iki zat-ı muhteremin imkan tahsisi etmeleri, ayrıca tamamen şeffafiyet tahtında neşriyatın yürütülmesi gibi, tahaddüs eden zaruretler tahtında cemaatçe icra edilen istişare neticesinde RNK neşriyatın vasıtasıyla daha hesaplı ve daha kaliteli bir şekilde risalelerin neşredilmesi cihetine gidilmiştir. Av. Gültekin SARIGÜL’den istek üzere herhangi bir ücret mevzubahis olmaksızın RNK neşriyata muvafakat edilmiştir.
** Merhum Tahir ağabeyin, Hizmet vakfından ayrılırken kendi yerine Muhterem Fethullah hocayı mütevelli heyet mensubu olarak tayin ettiği bir vakıadır. Bu kitap neşriyatı mevzuunda bir müsaadeyi tazammun etmemektedir.
Ancak sonraki yıllarda Tahir Ağabeyin kaldığı Tavruz Apartmanı yedinci kattaki dershanede Sungur Ağabey, Abdullah Ağabey, Salih Özcan ve Merhum Bayram Ağabey ve Av. Gültekin Sarıgül arasında icra edilen istişarede Risale-i Nur kitaplarının asli şekline sadık kalmak kaydıyla Fethullah Hoca ve arkadaşlarına neşriyatta muvafakat edildiği beyan edilmiştir.
Bu muvafakat Fethullah Hocaya, hemen akabinden Gültekin SARIGÜL tarafından ulaştırılmıştır. Herhangi bir rahatsızlığa meydan vermemek için ancak belki yirmi yıl sonra “IŞIK” yayınevi devreye girmiştir...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör
engin ardıç İçi geçmiş dinsel kişi
engin ardıç ın günün anlam ve önemine dair çalakalem yazmış olduğu yazısı:
İçi geçmiş dinsel kişi
Türk Dil Kurumu Başkanı açıklamış: "Otobüse 'çok oturgaçlı götürgeç' demeyeceğiz, bu bir şehir efsanesidir..." Niçin "kent söylencesi" dememiş, ben onu merak ettim.Serserinin biri de "flaş haber" karşılığı "zırtgel" önermiş, o da kabul görmemiş.
Bu iş, yani kelimelere ille de Türkçe karşılık bulma işi, yıllardır "ortaya atma" ve"tutma-tutmama" yöntemiyle yürütülüyor.
Oysa her dilde yabancı kelimeler bulunur. Her dil birbirinden kelime alıp verir.
Dili bozan, yabancı kelimeler değil, "yabancı sentakstır".
"Mali vaziyet" deyimini Türkçeleştirmek hevesiyle "parasal durum" yaparsanız, işte o zaman Türkçe'yi bozarsınız. Bir kere "mali"nin karşılığı "para" değildir, daha önemlisi de, dilimizde "para durumu" denir, "parasal durum" denmez!
Bu "sel-sal rezilliğini" başımıza bela edenler, dilimize hizmet değil, kötülük etmişlerdir.
Nasrettin Hoca'nın "ona değdi, buna değmedi" yaklaşımıyla "o tuttu, bu tutmadı" kafasında giderseniz de ortaya bir çorba çıkar.
Amerikan kapitalizminin elektronik teknolojisindeki büyük atağının etkisi altında kalınca da, günümüzde "Türkçe-Osmanlıca-İngilizce kırması" piç bir dil oluşmuştur.
Sekreter hanım telefonda "biz sizi geri ararız" dediğinde, kimbilir hangi budalanın "to call back" fiilini olduğu gibi aktarıp Türkçe'yi öldürdüğünü düşünemez...
medyen kavmi neden helak edilmişti , dürüst ticaret neden yapılmıyor
kemal özer beyin 2008 yılında kalem adlığı bir yazı olan medyen kavmi neden helak edilmişti adlı yasını günümüze tekrar hitap ettiği için yeniden yayınlıyoruz.
Tüccar bir arkadaşım satın aldığı yağların tarttığını çoğunun ambalajında yazan miktardan az geldiğini belirterek 'ne yapmalıyım' diye sordu? Konunun sorumlusunun Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü olduğunu belirtip, tespit yaptırmasını istemiştim. Bu pahalı yağın ambalajlarında bir ile üç litre arasında eksik olduğu resmi tutanakla da tespit edilmişti.
Bilirsiniz 'Meyden kavmi' sadece ölçü ve tartıda hile yaptıkları için helak edilmişlerdi. Bugün adına pazarlama numaraları ile tüketime sunulan ürünlerden 'çalmak' çok moda bir davranıştır. Dürüst olanları tenzih ettikten sonra şunu belirtmeliyiz. Ürün ambalajlarında artı/eksi ibareleri görürüz. Bunun anlamı ambalajın içerisinde şu kadar fazla yahut eksik olabilir. Bunu yasal bir zorunluluk olduğu için yazılıyor. Bazen bu tolerans aralığı (kasten) tüketici aleyhine ihlal edilebilir mi? Elbette edilebilir. Ediliyor mu? Hiç kuşkunuz olmasın. Teknolojisinin bu kadar ileri olduğu ve her türlü hassas tartımın mümkün olduğu bir çağda net ağırlıklar neden mümkün kılınmaz?
Ambalajlardaki litre ve kilogram farkları ile net-brüt farkları tüketiciler açısından genellikle yanıltıcıdır. Örneğin dondurma (diye satın aldığınız ancak süt içermeyen gerçekte ise buzlu yiyecek olarak tanımlanan bir ürünün) ambalajında 1 litre ibaresi bu ürünün 1 kğ olduğu hissi uyandırır. Gerçekte bu ürün 570 gr'dır.
Tereyağının içine margarin eklemek ve tereyağının ağırlığını artırmak ve tuzu yağ fiyatına satmak için tuzu gerektiğinden fazla eklemekte aynı hile yöntemlerinden biridir.
Meyden, Akabe Körfezi'nin doğundan Sina Yarımadası'nın bir bölümüne kadar uzanan ve Kızıldeniz kıyısındaki bölgeye/şehre tarihte verilen addır. Hz Şuayb a.s. peygamber olarak gönderildiği ve burada yaşayan bu kavme, 'Meyden kavmi' diyoruz.
Medyenliler büyük oranda ticaretle meşguldüler. Bu kavmin en önemli özelliği pek çok farklı yöntem kullanarak ticarette hile yapmaları ve ölçüye tartıya riayet etmemeleridir. Altını satarken bir kısmını çalarak tam diye satar, alırken ise tartarak alırlarmış. Alış verişte hile o kadar ilerlemişler ki bu onların helakine neden olur.
Medyenliler büyük oranda ticaretle meşguldüler. Bu kavmin en önemli özelliği pek çok farklı yöntem kullanarak ticarette hile yapmaları ve ölçüye tartıya riayet etmemeleridir. Altını satarken bir kısmını çalarak tam diye satar, alırken ise tartarak alırlarmış. Alış verişte hile o kadar ilerlemişler ki bu onların helakine neden olur.
Kur'ân-ı Kerim'de ibret alınması için anlatılan ilginç örneklerden biridir Medyen Kavmi. Hz. Şuayb a.s. onlara Allah'a kulluk etmeleri, ahrete inanmaları, bozgunculuk yapmamalarını, ölçüye-tartıya dikkat etmeleri, inananları yoldan çıkarmamaları ve helâl kâra kanaat etmelerini bildirir. Medyen halkı ise Hz Şuayb s.a.'ın söylediklerini anlayamadıklarını ileri sürüp, küçümserler. Ardında da tehdit ederler.
Hz. Şuayb a.s. onlara; 'Allah'tan daha mı üstünsünüz ki onu unuttunuz?' diye sorar. Dünyalık, Medyen halkı için artık bir vazgeçilmez puta dönüşmüştür. Sabrının sonuna gelen Hz Şuayb s.a. onları 'Rabbine havale eder ve başlarına gelecek felaketi beklemelerini' söyler. Ardından çıkan büyük uğultu alışverişte haddi aşan Meyden'i helak eder.
Kur'an Kerim bu süreci şu şekilde özetliyor. ?Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O'da onlara şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını/haklarını eksik vermeyin?? (Araf 85) ?Medyen'e de kardeşleri Şuayb, Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Şüphesiz ben, sizi kuşatacak bir günün azabından korkuyorum.' (Hud 84)
Azmış bir toplum için beklenen oldu ve helâkleri mukadder oldu. ?Medyen halkının ve alt-üst olmuş kasabaların haberi gelmedi mi? Allah, onlara zulmetmiş değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.? (Tevbe 70)
risalehaber ve yeni asya meşveret kararına karşı söylenecek söz?
metin karabaşoğlunun bundan bir kaç yıl evvel kaleme aldığı ama son yeniasya meşveret akrarından sonra tekrar güncellenerek yayınlanan yazısıdır.
Devlet ve toplum düzleminde varolan yaklaşım, usul ve üslup sorunlarının bir benzerinin ‘cemaatî’ düzeyde de yaşanıyor olduğu, zaman zaman dile getirilen bir husustur.
Nasıl bu ülkede kendisini ‘eşitler arasında birinci’ gören Kemalistler belli durumlarda belli refleksler gösteriyorlarsa, İslâmî camia içinde kendisini ‘kardeşler arasında birinci’ görenlerin de benzer refleksler sergilediğine sıkça rastlanır.
Öyle ki, ironik şekilde, “Türkiye’de ‘ideolojik olarak Kemalist’ olanlardan daha fazla ‘davranış olarak Kemalist’ var” diye düşündüren bir tablodur karşımıza çıkan.
Bu ülkenin ‘eşitler arasında birinci’ Kemalist elitinin bir ‘resmî ideolojisi’ olduğu gibi, İslâmî cemaatlerin ‘kardeşler arasında birinci’lerinin de bir ‘resmî ideolojisi’ vardır.
Kemalist elitin ‘resmî ideoloji’ dışındaki her türlü görüşü ‘tehlike’ olarak algılayıp bertaraf etmeye çalışmasına benzer şekilde, İslâmî cemaatlerin içinde de ‘resmî söylem’ dışındaki görüşler hep bir ‘tehlike’ işaretidir.
Kemalist elitin bir ‘millî şef’inin varlığına benzer şekilde, İslâmî cemaatlerin içinde de ‘cemaatî şef’ konumuna oturtulmuş isimler vardır.
Kemalist elit halkı özgür bırakıldığında ilk fırsatta ‘ya davulcuya, ya zurnacıya varır’ diye görüp vesayet altında tutmaya meyyal olduğu gibi, İslâmî cemaatlerin önderleri de cemaat mensubu mü’minleri ‘ya davulcuya ya zurnacıya varmasın’ diye ‘düşünce denetimi’ne tâbi tutmaya kendilerini mecbur bilir.
Ve nasıl Kemalist elitin bu ‘demokrasi-dışı’ düşünüş ve eylemlerinin gerekçesi ‘millî birlik ve bütünlük’ ise, bu cemaatî denetimin de gerekçesi ‘cemaatin birlik ve bütünlüğü’dür.
Kemalist elitin gözünde ‘memleketimizi bölmek için fırsat kollayan’ dış güçlerin varlığına benzer şekilde, cemaatleri bölmek için ‘dış güçler’ fırsat kollayıp durur.
Ve her farklı düşünce, bilerek bilmeyerek ‘bu oyuna âlet olmakta’dır.
Ülkeyi seksen yıl böylesi bir ruh haliyle yönetmeye girişen Kemalist elitin seksen yıl sonra önümüze getirdiği tablo ortadadır: Bu ülke, bu zihniyetle yönetilmeye devam etse, gerçekten bölünecektir. Türk-Kürt, laik-antilaik gerilimi başta olmak üzere, ancak ‘farklılığa tahammül,’ ‘adalet,’ ‘özgürlük,’ ‘demokrasi’ ve ‘çoğulculuk’ zemininde izale olması muhtemel bir dizi fay hattı aktif olarak mevcuttur.
Benzer şekilde, İslâmî cemaatler, ‘bölünmemek’ için sergilenen yanlış refleksler yüzünden bölünegelmişlerdir.
Risale câmiası için de durum budur.
Birinin oyunun A’ya, berikinin oyunun B’ye gitmesine tahammül son derece kolay iken; aynı Risale metninin birden fazla yorumuna tahammül son derece kolay iken; Risale câmiasında bir ‘Risale-i Nur adına üretilen farklı düşünceler ortak pazarı’na açık olmak hiç de zor değilken, “tek cemaat = tek düşünce = tek uygulama” mantığı her biri farklı ‘resmî ideoloji’ler ve ‘resmî doğru’lar barındıran bölünmüş cemaatler sonucunu getirmiş haldedir.
Susmamız istenir; çünkü ‘konuşma’nın getireceği farklılığın birliğimizi böleceğinden endişe edilir.
Birlik ve beraberlik için ‘kol kırılsa da yen içinde’ kalması istenir; bedeli, yen içindeki kırık kol sayısında artış şeklinde gerçekleşir.
Birisi A der, cemaat bölünmez; ötekisi B der, ‘cemaati bölmek mi istiyorsun?’ diye itiraz edilir.
Üstelik bütün bunlar, ‘farklılığın ontolojisi’ne dair “İkinci Dal” adlı o nefis bahsi yazan Bediüzzaman’ın sergilediği ‘akla kapı açar, ihtiyarı elinden almaz’ tutuma rağmen gerçekleştirilir.
İşte şimdi bir örnek durum ile daha karşı karşıyayız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)