Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

6 Mart 2010 Cumartesi

Kullanılan, kullanılacak, kullanılmış gazeteciler

Ergun babahan'ın 06.03.2010 tarhinde yayınlanan yazısını size sunuyoruz..Yazının asıl konusu oktay ekşi gibi darbeci yalakalığı tescilli bunak..Ama bu yazı sadece oktay ekşiye değil,,,Ertuğrul özkök,,Yılmaz özdil,, M. yılmaz,, ilhan selçuk gibi darbe yalakalarının hakkında da bilgi veriyor..

"Sizi Ergun Babahan ın yazısı ile başbaşa bırakıyoruz"


1998 yılındaki Andıç’ı çıkardım. ‘Kullanılacak Yöntem’ bölümünde, böyle aşağılık iftiraların nasıl gerçekleşeceği açıkça anlatılmış. Basından ‘seçilen birine’ sahte ifadeler aktarılacak...

O da bunu yazacak.”

Mehmet Altan, soyadı gibi ekşi suratlı adamı böyle rezil etmişti.

Çünkü olay aynen böyle gerçekleştirildi ve Oktay Ekşi, emir-komuta zinciri içinde o meşhur “Alçakları tanıyalım” yazısını yazdı.

Şak emredilince tak yazan bir başyazar.

İşte o kullanışlı gazeteci şimdi bana saldıran.

27 Mayıs’ta da kullanıldı, 28 Şubat’da,12 Eylül’de de, ıslak
imzada da...

Adam 100 yaşına geldi kullanılmaktan yorulmadı.

Kullanılan da aynı,
kullanılan da...

Haklısın sen ajan değilsin.

Özür diliyorum ama senden değil.

Ajan provokatör gazeteci-
lerden.

Çünkü o iş zeka ve kıvraklık ister sende ise ikisi de yok.

Sen kullanılmaya elverişli, ulak gazetecisin.

Anlama kapasiten kısıtlı olduğu için sana darbeci ve ulak sıfatını uygun gördüğümü bile anlamamışsın.

Sen kullanılan bir kalemsin, askerin uşağısın.

Ya asker, ya patron bir şeyler hazırlar, sen de bir gün “Alçakları tanıyalım” yazarsın, bir gün Petrol Ofisi’nin vergi meselelerini.

Senin gibi bir Doğan Grubu’nun her gazetesine lazım aslında.

Siyasete müdahale belgesine sahip çıkarsın, darbeye de.

17 Eylül 1980 günü, “Türkiye tam bir onarım yönetimi altına girmiş bulunmaktadır. Bu yönetim, özgürlükçü demokratik sisteme ve Atatürk ilkelerine bağlı olanları tatmin edecek bir tutum içindedir” diyerek darbe şakşakçılığı yapan bu adam, asker emriyle bir konsey kurmuş ve kendini ebedi şef ilan etmiştir.

Kimsenin takmadığı abuk subuk kararlar alıp sağa sola gönderiyor.

Kenan Evren’in suda çekmiş modeli, çünkü boyu 1 metre 50 santim galiba.

Elinde kalem habire iktidarı, Meclis’i tehdit etmekten başka bir şey bilmeyen Ekşi, iki de bir ‘’Sonunuz Menderes gibi olur’’ tehditleri savurmaya bayılıyor.

Çok hoşuna gider değil mi?

Yine koşarak kurucu Meclise
girersin.

Sonra da hiç utanmadan milletvekili emekli maaşı alır, kırmızı pasaport ve VİP salonlarını kullanmaya devam edersin.

Eli kanlı darbecilerin kurduğu bir Meclis’te hizmet etmiş olmanın utancını bile yaşamazsın.

Şimdi yaptığın gibi.

Bana bak pırasa bıyıklı adam.

“Doğduğun yere kadar kovalayacağım” diyerek anama dil
uzatmışsın.

İzmir’de Eşrefpaşa’da büyüdüm, sokak dilini ve sana nasıl cevap verileceğini iyi bilirim ama terbiyem Basın Konseyi Başkanı seviyesine inmeye elvermiyor.

Yalnız bir daha anneme laf edersen seni doğduğuna pişman ederim.

Bu sözünü yaşın itibariyle bunamana veya terbiye özrüne
bağlıyorum.

Mahkemeye gidelim ama önce zihni melekelerine hakim olduğunu kanıtlaman gerekecek.

Çünkü anladığım zihni melekelerin Hürriyet’te başyazar olmaya yetebilir ama hukuki ehliyete yetmeyebilir.

Not: yazarın yazısındaki 2. kısma katiyyen katılmadğımızın altını çizeriz

Yüreğimizen tınılar

Hayal meyal hatırlarım evde dinlenilen Itri ve Dede Efendi'yi. Daha sonra kasetçalar çıktı piyasaya, biz teyp dedik ona. Evimizde o zamanlar bizim bant dediğimiz kasetler türedi. Samime Sanay, Muazzez Abacı, Emel Sayın, Bülent Ersoy ve Burhan Çaçan ilk hatırladıklarım. Özellikle Samime Sanay'ı severek dinlerdim. Daha sonra Fadime Güneş diye bir türkücünün bandı geldi eve. Komşu kadınlar bizim eve gelip o bandı teybe koyar dinleyip dinleyip ağlarlardı. Kadın yanık yanık türkü söylerdi. Meşhur bir türküsü vardı, "evladım diyerek yanar yüreğim", komşu kadınlar en çok bu türküde ağlarlardı.

90'ların başında, evde kaset sayısı artmaya başladı. Müziklerin tarzı değiştiği gibi bant yerine kaset demeye başladık, ancak kasetçalara hala teyp diyorduk. "Diriliş Muştuları" kaseti dinlemeye başladık. "Bayramsa bayramınız mübarek olsun" ve "Başını örtmüşsün hanım olmuşsun" ezgileri ile uyumaya başladık. Daha sonra "Kalksam ve Dirilsem" geldi eve. Eşref Ziya Terzi, Hakan Aykut ve Taner Yüncüoğlu solo albümüydü. "Bağdat", kanayan bir yaraydı. Bütün ezgileri ezberlemiştik. Ağlar, Dillerimi Bağlayansın, Kalksam ve Dirilsem, Nereye, Bağdat, Gel Arkadaş, Seriyyem...

Uyan Artık kasedi vardı bir yerlerde, "uyan ağır uykudan" diyordu. Daha sonra "Diriliş Muştuları"nın diğer serisi geldi eve. Ama en çok sevdiğimiz kaset "Bir Güneş Doğuyor" idi. Abdülbaki Kömür, Adil Avaz, Eşref Ziya Terzi, Ömer Karaoğlu, Taner Yüncüoğlu, Hakan Aykut, Aykut Kuşkaya, Mesut Çakmak, Selçuk Küpçük, Orhan Çakmak, Grup Genç, Grup Kıvılcım, Grup Kardelen, Grup Yeniçağ, Mustafa Cihat...

"Umut Sancı"mız olmuştu beklentilerimiz, "Gökyüzü Depremleri" vardı bir yerlerde ve "Gül Bahçesinde İbrahim" diyorduk. "Özgürlüğün Gölgesinde" "Hasret Güllerimiz" olmuştu. Bir taraftan "Sen Ağlama" derken diğer taraftan "Olmadı Dost" diyorduk. "Her şeye rağmen" "Ve Hüzün Mısralarımız" oldu. "Gampare" ile hüzünlendik. "Endülüsten Kudüse" selam eyledik. "İzler" yüreğimizdeki izleri yansıtıyordu. Klasiklerimiz oldu velhasıl. Adı için yaşayanlar, doğ ey güneş diyenler ve birileri elbette "bilemezler" diyecekti.

"Yansın içim yansın alev alev, yansın derim çöl kumları gibi" diyenler vardı, diğer tarafta "Kan Toprağa Düşünce" vardı. Kan toprağa düşmüştü bile. Selçuk Küpçük ise İstanbul (Mona Roza)'yı bir başka söylüyordu. Eşref Ziya Terzi'nin "Ağlama Karanfil"i yüreğimizdeydi ve hala yüreğimizde. Ve Taner Yüncüoğlu ile hiçbir şeye "Aldırma"dık.

Ömer Karaoğlu'nun yeri ise hep bir başka oldu yüreğimizde. Adı olmadı bu sevdanın. Olamazdı da. "Kuşlar" olmuştu özgürlüğümüz...

Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim

Güneşin doğduğu yerden güneşle birlikte doğmak
Kafdağının arkasındaki Zümrüd-ü Anka olmak
Kanat açmak gökyüzüne
Sevdaların ülkesine
Kuşlar

********

Şüphesiz bizde kalan izler vardı ve onlar bizim yüreğimizdeki tınılardı...

26 Şubat 2010 Cuma

İmam ve Müezzinlere Zam Müjdesi

Yıllardır diğer kamu görevlilerine göre daha düşük maaş alan din görevlilerinin mağduriyeti sona eriyor.


Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Teşkilat Yasası'yla din adamlarının ek göstergeleri yükseltilecek. Yeni düzenlemeyle Diyanet teşkilatında en büyük grubu oluşturan lise mezunu imamlar, Kur'an kursu öğreticileri ve müezzinlerin maaşlarına 117 TL zam gelecek. İlahiyat fakültesi mezunu imamlar ile ilahiyat mezunu Kur'an kursu öğreticilerinin aylığı ise 161 lira artacak. Vaizler de 111 lira zam alacak. Düzenlemenin ardından il müftüsünün maaşı 277 lira, Ankara, İstanbul ve İzmir'de görev yapan müftülerin aylığı ise 519 TL yükselecek. Öte yandan Diyanet İşleri başkanının maaşında 1.023 TL, strateji geliştirme başkanının maaşında da 1.738 liralık artış olacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırladığı taslak, Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik tarafından Meclis'te grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerine sunuldu. Tasarıya, Alevi çalıştaylarında alınan kararlar doğrultusunda eklemeler yapılacak. Bu değişikliklerin ardından tasarının komisyonlarda görüşülmeye başlanması bekleniyor. İmamlara kariyer sistemi getirecek olan yasa, din görevlilerini gruplara ayıracak. Uzman imam, uzman vaiz, baş imam, baş vaiz, uzman müezzin gibi sınıflara ayrılacak. Tasarı ile din görevlilerinin maaşları da yeniden belirlenecek. Buna göre 1.492 TL maaş alan lise mezunu Kur'an kursu öğreticisi, imam ve müezzinlerin aylığı, ek göstergelerinin yükseltilmesiyle birlikte 1.609 TL'ye çıkacak. Uzman imamlar 1.795, baş imam da 1.902 lira aylık alacak. Din hizmetleri uzmanının maaşı 40, Diyanet teşkilatındaki memurların maaşı 34, şoför, aşçı, bekçi gibi görevlilerininki ise 30 lira yükselecek.

Maaşlarda yapılacak artış Diyanet çalışanlarını sevindirirken, sendikalar, merkez teşkilatındakilerin korunduğu görüşünde. Din-Bir-Sen Genel Başkanı Lütfi Şenocak, Teşkilat Yasası'nın bu haliyle geçmesi durumunda asıl yükü çeken imam ve müezzinler ile merkez teşkilatının alacağı arasında büyük fark olacağını söyledi. Tasarının eşit işe eşit ücret prensibine aykırı olacağını belirten Şenocak, "Şube müdürünün üstündeki kadrolara senede 4 kere verilen ikramiyenin, şube müdürünün altındaki kadrolara da hiç olmazsa yılda 2 kez verilmesini istiyoruz." dedi. Personelin yaklaşık yüzde 95'inin Teşkilat Yasası'nın getireceği mali haklardan belli oranlarda yararlandığını, teknik hizmetler, sağlık hizmetleri gibi sınıftaki personelin ise hiç yararlanamadığını kaydetti.

23 Şubat 2010 Salı

TSK duyurusundaki değişim!

Sizce de öyle değil mi?

Eskiden ne olurdu?

Bir haber mi çıktı?..

Örneğin “TSK içinde bir komutanın, illegal bir eylemin içinde olduğu”na ilişkin, bir haber mi yayınlandı?..

Açıklama ne olurdu?

“Yayınlanan haberle ilgili olarak soruşturma açılmış olup..” diye başlardı açıklama..

Sanırdınız ki; “İllegal eylem içinde olan subayla ilgili bir soruşturma”dan bahsedilecek.

Ama açıklamanın devamından anlardınız ki; soruşturma illegal eylemin faili subayla ilgili değil, “illegal eylem içinde olan subayın bu fiilini dışarıya sızdıranlarla” ilgili!

Dün de TSK içinden bir illegal eylem basına yansıdı.

İzmir'de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki bir birlikte, Şubat ayı içinde bir günün parolasının da “Adi Başbakan” olarak belirlendiği basına intikal etti.

Habere, Şubat ayında kullanılacak parolaların tam listesi de eklenmişti.
Böyle bir haber üzerine, Genelkurmay'ın, eski alışkanlıklar çerçevesinde ne yapması gerekirdi?

“Gizli niteliğindeki bir parola belgesini basına sızdıranlar hakkında soruşturma açılmış olup, sızdıranlar hakkında yasal işlem yapılacağı duyurulur!”

Hatta açıklamada şöyle bir ifade bile yer alabilirdi: “Tesadüfen yanyana gelen iki kelimenin ardında bir kasıt aranması, TSK düşmanlığının açık göstergesi olup, ...”

Alıştık çünkü, bu tür duyurulara!..

Ama dünkü TSK açıklaması, bu bildik duyurulardan değildi.

Dünkü açıklama, “Bugün bir gazetede yer alan parola konusundaki haberle ilgili olarak, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nca soruşturma başlatılmıştır..” şeklinde idi.

Demek ki artık TSK, illegal eylemleri soruşturma yerine, illegal eylemlerin deşifre edilmesini soruşturmaktan vazgeçmiştir.

Evet, “Ahlâksızca bir ifade içeren o parolayı belirleyen subaylar hakkında soruşturma başlatılmıştır” da denilmiyor, o açıklamada ama.
Bu da bir adımdır.

Ve daha atılacak çok adım var...

Atılacak adımlardan sonra, nedir olması gereken?

“Suç niteliğindeki parolayı oluşturanlar, bir saat gibi çok kısa bir sürede tespit edilmiş, başlarındaki komutan da dahil olmak üzere, şu kadar subay açığa alınmış, askerî savcıya cezai soruşturma emri verilip, soruşturmanın açılması sağlanmış, en kısa sürede de bitirilmesi hususunda gerekli takibin yapılacağı hatırlatması, emirle birlikte yetkili makama ulaştırılmıştır.”

Olması gereken bu..

Fakat daha, TSK yeni yeni, bilgi sızdıranların peşinde koşmaktan vazgeçip, illegal eylemin esas failini soruşturmaya geçti..
Haber verene değil, kanunsuz fiilleri işleyenlere odaklanmaya, daha yeni başladı.

TSK'da bu olumlu gelişme yaşanırken, Balyoz harekâtında da, dün önemli gelişmeler yaşandı..

“Vatan kurtarma ulvi gayesi” için, gerekirse “cami bombalama”yı bile planlayanların gözaltı işlemleri, “Hukuk Devleti” adına, sevindirici bir başka gelişme idi.

Bakalım, gerçekler tüm çıplaklığı ile ortaya çıkarılacak mı?

Sadece askeriyedeki darbe taraftarları ile mi yetinilecek?

Yoksa, yargı içindeki, yüksek yargı içindeki darbe taraftarları da deşifre edilecek mi?

Çok satan gazetelerdeki darbe taraftarları ortaya çıkarılacak mı?..

ALİ KARAHASANOĞLU-VAKİT

TSK de neden Garson erler var?

Habertürk yazarı Umur Talu Genelkurmay'ın asker kadrosundaki vatani hizmet dışındaki hizmetleri ve hizmetli olarak çalıştırılan erleri sorguladı. İşte yazısı:

MESAJ YAĞDI
Dünkü yazıda bir merak ve soru denemesı vardı. Mesajlar yağmur oldu yağdı. Belli ki soruyu sormaya hazır "dertli, deneyimli" nüfus çok kalabalık. Sıra geldi, sivil veya askeri sorumlu mevkilerin cevaplamasına.

Konu şuydu: Genelkurmay, "Kozmik hâkim"i takip gerekçesiyle durdurulan iki askeri araç olayını, belki bu kez haklı olarak, "Paranoya" diye teşhis etmişti ya... Hani kimileri de dalgasını geçmişti; "suikast silahı erzaklar" babından.

Açıklamalar şunu da ortaya koymuştu: Bir uzman çavuş ve iki er bulunan ilk araç bir Kuvvet Komutanı "konutuna tahsisli" idi ve alışveriş yapıyordu. O sırada dondurma, yaş pasta, kuruyemiş görevindeydi. İkinci araç, içindeki iki şoför, bir marangoz, bir elektrikçi asker ile başka bir komutan "konutuna tahsisli" idi; konutta tadilat işinde görevli olup bir yandan da yaş pasta şevkinden sorumlu idi.

FİİLİ ANGARYA
Çorba yapmadan ayırmaya çalışırsak:
1. Elbette "askeriye"nin de gündelik işleri vardır; bir kısmında, uzmanlıklarına göre, mevcut geçici veya sürekli personelden yararlanılır.

2. Lakin, "genel işler" ile "özel, çok özel,epeyce keyfi, hatta keyif işi" olanları, fiili angaryayı, hatta köleliği karıştıranlarda insanı hiçe sayan bir çorba yapar.

RÜTBE HİYERARŞİSİ
Rütbe hiyerarşisi, "ordunun sevk ve idaresinde mana taşır tabii. Lakin, "askerlik görevi ve askeri hiyerarşi" sayesinde, "ev işleri"nin "bedava emek"le görülmesinde, görev icabı bir hiyerarşinin ezeli ve ebedi üstün ve aşağı insanlık olarak telakkisinde, olsa olsa "rütbe, statü ve de kınalı kuzu istismarı"ndan bahsedilebilir.

Bakın, Anayasa açık: "Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır." Gördüğünüz gibi, mesele Anayasa ihlali! Aynı Anayasa, her özgürlük ve hak maddesindeki gibi, tabii "istisna" da koyar:

BADANA, DONDURMA İŞLERİ ÜLKE İHTİYACI MI
"Kanunda düzenlenmek üzere hükümlülük ve tutukluluk sürelerindeki çalıştırmalar, olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler, ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları, zorla çalıştırma sayılmaz."

BU SORULAR İLK KEZ SORULUYOR
(Mahpus ile başka görevlerin aynı maddede düşünülmesi bile bilinçaltı bir şey olmalı!) Şimdi kıymetli hükümet ile değerli komutanlar bize; kuruyemiş, yaş pasta, badana, dondurma, ev işleri, ayak işlerinin "ülke ihtiyacı ve vatandaşlık ödevi" olduğunu kanıtlamak zorunda! Tabii şu soruların cevabıyla birlikte: Önce, Milli Savunma Bakanı cevaplamalı; çalınmış haklarını arayan emekli askerlere, "Kaynak yok" diyen hükümetin "Sabret Gönül'ü:

1. "Terörle mücadele"de onca şehit olduğu için "Asker açığı var" denen yurt sathında, "vatani görev"de kaç asker, "özel hizmet müdafaasında çalıştırılıyor?

2. Posta kapsamında, fiilen kaç er, erbaş mevcut?

3. Kaç askeri araç, devlet (ve millet) yakıtıyla özel işlere tahsisli?

4. Lojman, kamp, orduevi, özel konutlarda ve (hakikaten zorunlu koruma dışında) emekli ler emrindeki "Angarya ordusu"nun insan ve araç mevcudu nedir?

BU SORULARI SORMAK İÇİN HÜKÜMETİNDE DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜN OLMASI LAZIM
Soru peşine düşebilmek için, "sivil" hükümetin de, "darbe korkusu" dışında, hakiki insan hakları, demokrasi, cumhuriyet kültürü olması lazım tabii. Emrindekini köle gibi gören, mebusları parmak çocuk yapan, itiraz edeni kesen, işçi ve memur hakkını ve hak arayışını hainlik sayan, emir kulu, biat eri, itaat neferi, cemaat postası kültürüne sahip olanlar... vatandaş azarlayıp memura, polise uşak gibi buyuranlar, kamu kaynaklarını babadan miras sananlar bu soruların peşine düşemez tabii!

TSK miadını doldurdumu ???

21.02.2010 tarihinde taraf gazetesinde yayınlanan "adi başbakan"skandalı (asil adi ler TSK nın içinde çöreklenmiş ,kök salmış durumdalar) aslında TSK nin ne durumda olduğu hakkında net bir bilgi verebiliyor. dünyanın en büyük 6. ordusu olmakla övünen ordusu kendi içerisinde can çekişiyor, iç hesaplaşmalar geçiriyor. Ulul emre itaatsizlik baş göstermiş ,astlar üstlerine sayıyor. Erler Orduevlerinde ayyaş subaylara ,sarhoş paşalara İçki ve meze ikramı yapmak için garsonluk yapıyorlar sesi güzel olanlar gazinolardaki sarhoşları eğlendirmek için gazinolarda türkü çalıyorlar. Her ne kadar TSK ordu evlerinde görevli askerlerin net bir sayısını vermesede içerden sızan sesler bu sayının çoktan 80 bin ereatı bulduğu yönünde. Bu sayıya gazinolar eklendiğinde toplam 90-100 bin er ordudaki ayyaş komutanlara resmen modern kölelik yapıyorlar... 650 bin civarında erata toplamda 1 milyon 100 bin personele sahip bir ordu 30 yıldır dağda olan bir alay(alay dediysem düzenli ordudaki alay kadar bile sayıları yok belkide 2 - 2,5 bin kadar) PKK lı terörist ile başedemiyor yada (bundan nemalandıkları artık çok açık ve nettir.)bu pkk yı resmen bitirmek istemiyorlar.Çünkü resmi olarak TSK nın PKK ile bir mücadele eylem planı ve savaş stratejisi bulunmamaktadır.TSK sadece Darbe yapmak için hazırlık yapmak senaryo hazırlamak ve iç tehdit diye düşündüğü müslüman dindar halkın (yüzde 60 nı) irtica tehlikesi adı altında milletin vergileri ve öz evlatları ile oluşan silahlı güç ile tehdit etmeye çalışmaktadır. Bugün kimse kimseyi kandırmasın (bizim saf milleetimiz hariç)dünyada kimse TSK nın bir savaş kazanabileceğine bu kadrolar ile ihtimali geçin söylentisine bile göbeğini kaşıyarak gülmektedir. TSK resmen savaş kabiliyetini yitirmiş Sadece para yiyen [[ Yıllık sadece TSKnın yemek ve istikat harcaması 25 milyar $ dolardır.Bu savunma giderleri ile(örtülü ödenekten olduğu için hala net değildir ama komşu yunanistandan bir kaç kat fazla savunma harcaması gerçekleştirdiği için tahmini bir rakamdır) 55-60 milyar doları bulmaktadır ]] Eski kızıl ordu durumuna düşmek üzeredir. Eğer böyle giderse kızıl ordudan hiç bir farkını kalmayacağı kesindir.Bugün Rusya, ordusundan 600 binin üzerindeki personeli emekli yada ihraç etmiştir. Çünkü artık dünyada kalabalık ordular değil teknolojik geliştirmelere ayak uydurabilen ordular ayakta kalmaktadır.Bakınız ırak ordusu 1,000,000 nun üzerinde askere sahip iken 80-90 bin işgal gücüne 1 ay bile dayanamadılar.

Sözün özü işi kısa tutmaktır... Hasılı kelam Bugün TSK nın durumu bir kızıl ordu yada Ulul emre itaatsizlik gösterip padişah katleden Yeniçeri ocağından farkı yoktur.(kii Bir başbakan ve 2 bakanı asıp 1 bakanıda penceren atıp şehit etmişlerdir) Yeni bir Asakiri Mansurei Muhammediye ordusu gerekirmi derseniz ;Tarih en açık cevaptır. Boş işlerle abes olanlar bir gün teneke yuvarlanıp giderken çıkarttığı gürültüyü bile çıkaramadan bu dünyadan ebedi cehennemine doğru yol alacaktır.

Uyan ey gözlerim gafletten uyan
uyan uykusu çok gözlerim gafletten uyan

Uyan Ey halkım Artık gün senindir
Caddelerde Zalimlere haykıracağın gün senindir.
Mazlumun hakkını arama günü senindir
Zalimler için yaşasın cehennem diyerek haykıracağın
bu günler senindir....

19 Şubat 2010 Cuma

Konya Adliyesinde Sigara Rezaleti

Konya Adliyesinde bugün rastlamış olduğum olay, yargının nasıl bir çukurun içinde olduğunu gösterdi. Bir işim dolayısıyla Konya adliyesine yolum düştü. İşimi bitirdikten sonra saat 15:52 sıralarında 3. kat K302 Nolu odada (Cumhuriyet savcısı na ait)Masa başında oturan şahısın Kapalı bir mekanda Hemde kanunların denetlenip uygulandığı bir mekan olan Adliye binasında hemde Makam odasının içinde Sigara içmesi gerçekten Yargımızı ne durumda olduğu hakkında güzel bir fikir vermektedir. Yaptığımız Araştırmalara göre bu savcının "Zaim TUNÇ" olduğu anlaşılmıştır Kamuoyunun Vicdanına duyrulur..

17 Şubat 2010 Çarşamba

TSK deki Garson erler

TSK da orduevlerinde 80 bin asker garsonluk yapıyormuş ilginç değilmi sizce elinde silah ile vatanı koruması gereken eratımız ayyyaş subaylara garonluk yapıyor..

sap döner keser döner gün gelir hesap döner

Tarih TC de Hukuk skandallarını Yazacaktır

17.02.2010 Tarihi ile TC de bugün dünyada Tek adam rejimlerinde bile görülmeyecek (adı üzerinde tek adam rejimi Tıpkı bizdeki M:Kemal ve İsmet inönü zamanları yada şuandaki Mısırda hüsnü mübarek günümüze uyarlanmış şeklidir) skandal bir hukuk kararına HSYK (Hıyanet etmiş yada Seçme yavşaklar kurumu olarak)imza atmış yada amiyana bir tabirle altına tükürmüş bulunmaktadır. Bir vatandaş olarak olarak bu tükürüğün birgün boğazlarına düğümleneceğini ve onların sonu olacağını hatırlatmak isterim. Ayrıca o gün geldiği zaman bugünkü iğrenç karara imza atanların kendi tükürüklerinde boğulurken zevkle izleyeceğimizide kendilerinin emin olmasını kendime bil vazife olarak ifade ediyorum.

9 Şubat 2010 Salı

İki Darbe Arasında Notlar İskender Pala

12 Eylül sonrasında “öğretmen teğmen” olarak girdiği ordudan 28 Şubat sürecinde “irticacı” diye ihraç edilen ünlü edebiyatçı Prof. Dr. İskender Pala, 15 yıllık subaylık hayatında yaşadıklarını kaleme aldığı “İki Darbe Arasında” isimli kitapta askeri liselere kabuldeki sözlü mülakatta adayların nasıl dindarlık testine tutulduklarını anlatıyor.

KUR'AN MI NUTUK MU?

2003'de tamamladığı ama geçtiğimiz günlerde Kapı Yayınları'ndan çıkan kitabında kendisinin de mülakatlara girdiğini anlatan İskender Pala öğrencilere “Bir elinde Kur'an var, diğer elinde Atatürk'ün Nutuk'u. Denize düştün ve tek elle yüzebileceksin, hangisini atarsın?" şeklinde sorular yöneltildiğini bu şekilde dindarlık testinden geçirildiklerine dikkat çekiyor.


İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, “asker kimliğiyle” karşınızda. Edebiyat profesörü, 12 Eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler'ndeki 15 yılın hikâyesini TSK'yı kurum olarak yıpratmayacak incelikte kaleme almaya çalışmış.

Kitapta Öne Çıkan Bölümler

İskender Pala Neden Ordudan Atıldı?
- İskender Pala orduda iken, Namaz kılarken bir defa görülmüş Osmanlıca kitap okurken (Kuran zannediliyor) görülmüş. Cenaze namazında saf tutarken görülmüş.

Kızını imam hatip lisesine göndermiş
İlhami Erdil Paşa Neden Hiddetlendi?
- Recep Tayyip Erdoğan (İst.Büyükşehir Belediye Başkanı) ile İlhami Erdil (Kuzey Deniz Saha Komutanı) arasında geçen sohbet…

Askeri Lokalde Başörtü Tahammülsüzlüğü…

- İskender Pala eşi ve çocuklarıyla askeri lokalden eşinin başörtülü oluşu nedeniyle çıkartılıyor. Eşi ve çocukları önünde rencide edilen İskender Pala hukuk mücadelesini kazanamıyor.

Deniz Kuvvetleri tarihini arşivleyip bu arşive 50 araştırma kitabı kazandırmış.

Ordunun bilime yeterince önem vermediğini ifade ediyor.(Edebiyat doktorası yapmış birini doktor zannedip deniz hastanesine gönderiyorlar)

Asker Kitapları Yakıyor…

- MEB kitapları orduda yakılıyor.- Atatürkçülük adına kitabı yakan kurumun, Türk Dil Kurumu'nun ve yine onun kurduğu Cumhuriyet'in Milli Eğitim Bakanlığı'nın kitaplarını yakıyordu.-

Yakın Tarihimiz Bildiğimiz Dışında mı?

- Kardak konusunda araştırma yapması isteniyor. Özel izinle ulaştığı belgelerde aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihinin bildiğimizin dışında bir tarihi olduğunu görüyor.

Orduda Etnik ve Dinsel ayrımcılık

- İskender Pala kendisinden önce Kürt'lerin, Alevi'lerin ve Çingene'lerin orduya alınmadığını bu etnik ayrımcılığa kendisinden sonra inançlı, namaz kılan insanların da dahil edildiğine dikkat çekiyor.

1984 yılındaki mülakatta Çingene, gayrimüslim, Alevi ve Kürt olduğuna kanaat edilen adayların elendiğini daha sonraki yıllarda ise Alevi olanların yerini küçükken Kur’an kursuna gitmiş olan öğrencilerin aldığını belirten Pala, İmam-Hatip okullarından gelenlerin ise kesinlikle elendiğini ama kendilerine başka bir nedenle elenmiş gibi gösterildiğini aktarıyor.

Prof. Dr. İskender Pala yine içinde olduğu bir mülakat heyetindeki subayın adayların yarısına ardı ardına; "Söyle bakalım, fosil nedir?", "Haydi kafiyeli olsun, usul nedir?", "Peki gusül nedir?" sorularını yönelttiğini kaydederek bu ilginç testi şöyle yorumluyor;

“Aslında mülakatlarda sorulacak sorular için sistemler geliştirilmiş, her şey standart¬lara bağlanmış gibiydi. Öğrenci adayına sorulan sorulardan sonra hakkında kanaat oluşuyor ve mülakatı geçip geçmediği daha kapıdan çıkmadan belli oluyordu. Her mülakat dönemin¬de, pek azı yazılı olmakla birlikte, mülakat heyetlerine bazı uyarılarda bulunulur ve kimlerin okula kabul edileceği söyle¬nirdi. Bu uyarılar Deniz Kuvvetleri’nin bir personel politikası olmaktan öte o dönemde yetkili komutanların bakış açılarına göre düzenlenmiş de olurdu. Zannederim bir okul komutanı da pekâlâ mülakat heyetine sözlü emirler vererek prensipler koyabilirdi. Bu tür uygulamalar, mülakat heyetlerindeki rütbeli kişilerin de kendi standartlarını oluşturmalarına yol açıyordu elbette. Söz gelimi benim bulunduğum heyette bir subay öğrencilerin neredeyse yarısına şu soruları sırasıyla ve hiç değiştirmeden sorardı.
"Söyle bakalım, fosil nedir?"
“…”
"Haydi kafiyeli olsun, usul nedir?"
“…”
"Peki gusül nedir?"
“…”
13-14 yaşında bir öğrenci adayı dersini çalıştığı için fosil'in bilimsel tanımını yapabiliyor, kelime bilgisi olarak da usul'ün "yol, yöntem" olduğunu biliyordu. Ama iş "gusül"e gelince he¬men hepsi afallıyor, kızarıp bozarıyordu. Guslün ne olduğunu bilmeyenler boynunu büküyor, bilenler de böyle bir soruya cevap verip vermemekte tereddüt ediyordu. Sonuçta guslün ne olduğunu bilenler ile bilmeyenler arasındaki tercih size kalmıştı.” (İki Darbe Arasında / s.50-51)

YAZ KUR'AN KURSU ELEMESİ

Mülakatlarda “Yaz tatilinde ne yapıyorsun?” şeklindeki soruya “Yaz Kur’an kursuna” gittikleri yönünde cevap veren adayların direk olarak elendiklerini aktaran Pala, devletin resmi ideolojisine göre mülakat heyetlerinin de öğrencileri sınıflandırmasına dikkat çekiyor:

“Pek çok öğrenci adayı taşradan geliyor, köy ve kasaba ço¬cuğu oluyordu. Hepsi de masum, istikbalini kurtarmaya çalı¬şan zeki çocuklar. "Yaz tatilinde ne yapıyorsun?" sorusuna hepsi dosdoğru cevap veriyor. Ne yaptığını anlatıyor, bu arada yaz Kur’an kursuna gidenler de bunu söylemekte bir beis görmüyorlardı. Anadolu’da o yıllarda gelenek halini almış olan Kur’an kursları iki yıl sonra ideolojik bakış açısıyla değerlendirilmeye ve Kur’an kursuna giden öğrenciler kendilerine asla bildirilmeyen kursa gitme nedeniyle elenmeye başlandılar. Oysa elenen öğrencilerin çoğu sırf adet yerini bulsun, arkadaşlarım gidiyor ben de gideyim diye cami hocalarına yol uğratmış gençlerdi.

Devletin resmi ideolojisine göre mülakat heyetleri de öğrencileri sınıflandırıyorlardı. Daha önce kayıtlarda yer almayan İmam Hatip okullarının adı yazılı olarak askeri okullara alınacak öğrencilerin mezun olduğu okulların dışında bırakılıyor ama ırk ve milliyet isimleri pek anılmıyor. Listelerde yer almıyordu. Belki de yeni yapılanma bunu gerektiriyordu. Ve gelecekte toplum mimarlığına soyunacak olanlar bu yönlendirmeleri yapmaya çok önceden başlamış oluyorlardı.” (İki Darbe Arasında / s.51-52)

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını öğrenmek için bu linki kullanabilirsiniz

http://www.ilknokta.com/urun/103877/Iki-Darbe-Arasinda.html

3 Şubat 2010 Çarşamba

Gata'nın kilidi mi kutsal Kabe'nin anahtarı mı

Azizim bu Gülhane hayvanat bahçesi değil miydi?

Bu filci yaklaşımlarınızın altında ezilmeyen ordunun borazanıyla hareket etmek zorunda mıyız? Bu mudur Allah Allah demenin Gata açılımı!

Siz kimsiniz biliyor musunuz?

Siz Allah’ı boykot ederek Allah Allah demenin cambazlığını milletin saflarına yutturacağını zanneden Ordu da müslümandır palavrasıyla beyinsel tadilatını gerçekleştirememiş fiş başına baş parçalayan yegane insan topluluğusunuz.

Ve milletin meclisinde peygamberi, milliyetçi kumpaslarının bozkurt ayağı olarak alet edinen dokunulmazların da dokunmatik ahmaklıklarına gaz veren büyük adamlarsınız.

Ne sizden demokratik ictimayı tamamlamış ordu yaftası çıkar ne de bugün vekil olduğunu zanneden kölelerden millet anlayışı çıkar. Biriniz şeriatfobisini yenmek için Gatanın psişik kanallarında rehabilite olsun diğeriniz de siyasal hırsının başına peygamber krallığını kondursun.

Şimdi aklı durmuş olan bu meclis adamına sorulacak tek minnet sorusu şu olsa gerek diyordu feride “ Bu gata denilen kutsal sıhhi makamın içindeki figürler peygamber olduğu için mi ordadır kutsal oldukları için mi milletin iradesiyle seçilmiş bir liderin eşine protokol fişi bastılar. Bu ne küstahça bir anlayıştır ki yumruğunuzun ucuyla savunmaya çalışıyorsunuz.

Bu filci yaklaşımlarınızın altında ezilmeyen ordunun borazanıyla hareket etmek zorunda mıyız? Bu mudur Allah Allah demenin Gata açılımı! Orduyu, size gelen örtülüleri başından yaralayıp eve yollayan zihniyetin neresine sığdırıyorsunuz, bu örtüsüz gaddarlığınızın tokadını yiyerek mi size saygı duyalım, paşam diyelim!

Şimdi gatayı darbeci zihniyetin sağlıksız kuruluşu olarak görmemem için beni nasıl ikna edeceksiniz. Bugün birinizin rütbeli minbere çıkıp Allah Allah demesi gerekiyorsa başına balyoz yiyen kızların kadınların en önemlisi inananların karşısında da Allah Allah desin.

Gerçi siz o kutsal Gatanızda bu insanların bağışlayacakları organlarını da fişler içimize işlersiniz. Taaki diğer balyozu görüp biz bu sene ordumuzla umre ziyareti yapmayı düşünüyoruz diyene kadar!