Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

16 Mart 2010 Salı

“İşgale Vicdanı ile Direnen ÇAGIN EBU TALİB’İ Leydi" "RACHEL CORRİE"


Benim adım Rachel Corrie. Ben bir Amerikalıyım. Biliyorum, ‘Amerikalıyım’ demek bana utanç veriyor ama bana bu utancı yaşatanların ülkesinde utananların da olduğunu göstermek istiyorum sizlere. Ben de utandığım için utanç duyduğum için burdayım bugün. Belki bana şüpheyle yaklaşıyorsunuz, belki benim bir maceracı olduğumu düşünüyorsunuz. Ve bunda da haklısınız. Çünkü sizin acılarınızı yaşamadım, sizin gibi aç kalmadım, çadırlarda elektriksiz, susuz kalmadım, ailemden hiç kimse ya bir bombayla ya da tank ateşiyle öldürülmedi..
Kendi ülkemde olması gereken normal bir hayat yaşadım. Ailem bana bugün bile çocuk gözüyle bakıyor. Ama sizlerin generalleri bile 9 yaşında. 9 yaşında alnından vurularak öldürülmüştü General Nafis. Sonra onun askerleri: 5 yaşındaki Muhammed de, kundaktaki Yasin de, annesinin karnına sıkılan kurşunlarla delik deşik olmuş isimsiz çocuklarınız da; imha edilmesi gereken bombalar olarak görülen bombalanan çocuklarınız..


Kimse beni yerimden sürgün etmedi. Benim atalarım iki yüz yıl önce milyonlarla yerliyi ya katletti ya da sürgüne gönderdi. Belki bir halkı kökünden kurutan bir atanın torunu olarak burada bulunmam bir anlam ifade etmiyor ama ben atalarımın yaptığı zulmü reddediyorum ve bugün sizleri sürgüne gönderen ve buraya yerleşen bu yabancıları da reddediyorum.

Beni aranıza kabul ettiniz. Sizlerin yaşadığı acılara artık ben de ailem de ortak. Çünkü sizin her birinizin ailesinin yaşadığı acıyı ailem de paylaşıyor ölümümle. Ne canım ne de kanım sizin hiçbirinizin canı ve kanından üstün değil. Bugün sadece sizlerle eşit bir konuma geldim. Toprağı elinden alınmış ve hergün öldürülen sizlerin onur mücadelesine beni de ortak ettiniz. Belki bugün bedenen yaşamıyorum ama ruhum Filistin için ölen binlerce bedenin yaşayan ruhları arasında artık. Bedenimizi ortadan kaldıran yaşayan ruhsuzlar, ruhlarmızın gölgesini hep hissedecek. Çünkü ruhlarımız asla ölmeyecek. Benim adım Rachel Corrie ve ben artık bir Filistinliyim…

Rachel Corrie'yi Unut(tur)mayacağız!


Tarih 1732003Kalbi olan, kalbini başkalarının yaraları için merhem niyetine taşıyan bir genç kız öldürüldüTek gayesi İsrail mezaliminin yaraladığı, öksüz-yetim bıraktığı çocuklara arka çıkmak olan

Henüz 23 yıllık bir geçmişe sahip genç bedenini siper etmeye çalışan ABD'li bir genç kız vahşice öldürüldü

Adı Rachel Corrie

Buldozerlerin önüne kendi bedenini siper ederken ve üstelik Batılı, beyaz, ABD vatandaşı olarak bu siperin işe yarayacağını düşünürken, buldozer iki defa geçti üzerinden

Yalan, yavan ve oldukça hastalıklı yüz ifadesi ile Bush, Iraklı çocukları öldürmeye gidişinin adını "bekleyin sizi kurtaracağım" yalanına çevirmeye uğraşırken

Vücut dilini, sesini, mimiklerini inanmadığı rolü, sahici kılabilmek için zorlarken Kendi vatandaşının, Rachel'in adı kalbine uğramadı bile

Filistinli çocuklara destek olmak onların yaralarına ve yalnızlıklarına arka çıkmak için yerini yurdunu bırakıp giden Rachel'in empatik yeteneği öylesine gelişmişti ki, kameraların önünde Filistinli çocukların ihtiyaçlarını anlatırken bütün çocuklarını savaşa kaptırmış bir anne yüreğinin öfkesiyle konuşuyordu

Rachel Corrie öldü Rahman ve rahim olan Rabbim, kendi bedenini, zalimlerin zulmü için siper etmeye çalışan genç kızın günahlarını affetsinFilistinli çocukların yaralı kalplerinde Rachel Corrie'nin merhameti boy verecek bundan böyle

Rachel Corrie öldü Savaşın yaraladığı çocuklara merhem diye kendi kalbini götürürken!

Siz ne yapıyorsunuz?!

Kalbi olanlar!

Kalbine dua sığdıranlar!

Abdestsiz yere basmayanlar siz ne yapıyorsunuz!

Seslenseniz sesinizi duyacak kadar yakın olan Iraklı çocuklar için siz ne yapıyorsunuz?!

Fatma K Barbarasoğlu, alıntıdır,


yüz sefer bin sefer düşünmeliyiz,
"İman etmekdikçe Cennet' e giremezsiniz, Birbirinizi sevmedikçe tam iman etmiş olmazsınız"

selam ve dua ile

 Rachel Corrie’nin 7 Şubat 2003’te ailesine gönderdiği bir e-posta’dan parçalar
Şu anda, iki hafta bir saattir Filistin’deyim, ve hâlâ gördüklerimi anlatabileceğim çok az kelime var. Benim için en zor olanı, oturup Amerika Birleşik Devletler’e yazarken burada neler olduğunu düşünmek; bu sanal iletişim bana lüks gibi geliyor. Buradaki çocukların birçoğu, duvarlarında tank mermilerinin açtığı delikler ve yakındaki ufukta sürekli onları gözlemleyen işgalci bir ordunun kuleleri olmadan hiç yaşadı mı, bilmiyorum. Her ne kadar tamamen emin olmasam da, buradaki çocukların en küçüğünün bile hayatın her yerde böyle olmadığını anladığını düşünüyorum. Sekiz yaşında bir çocuk, ben buraya gelmeden iki gün önce bir İsrail tankı tarafından vurularak öldürülmüş; ve bir çok çocuk bana onun adını fısıldıyor: “Ali”—veya onun duvardaki posterlerini gösteriyor. Çocuklar aynı zamanda benim sınırlı Arapçamı pratik yapmamı sağlıyorlar; bu, çok hoşlarına gitti. Bana “Kaif Sharon?” “Kaif Bush?” diye soruyorlar, ve sınırlı ArapçamlaBush Majnoon” “Sharon Majnoon” diye cevap verince kahkahalarla gülüyorlar. (Sharon nasıl? Bush nasıl? Bush deli. Sharon deli.) Tabii ki gerçekten inandığım bu değil, İngilizcesi olan bazı yetişkinler beni düzeltiyorlar: Bush mish Majnoon…Bush bir işadamıdır. Bugün “Bush bir piyondur” demeyi öğrenmeye çalıştım, fakat doğru çevrildiğini sanmıyorum. Fakat her nasılsa burada sekiz yaşındakiler, küresel iktidar yapısının işleyişinin -en azından İsrail söz konusu olduğunda- benim birkaç sene önce olduğumdan çok daha fazla farkındalar.

Bununla birlikte hiçbir okumanın, konferans katılımının, belgesel izlemenin ve ağızdan çıkan hiçbir sözün beni buradaki durumun gerçekliğine hazırlayamayacağını düşünüyorum. Bu durumu görmeden hayal edemezsiniz. Ancak o zaman bile deneyiminizin gerçekliğin tamamı olmadığının farkına varırsınız: İsrail ordusunun silahsız bir ABD vatandaşını vurursa büyük zorluklarla karşılaşacak olması, ordu kuyuları yok ettiğinde su alabilecek param olması gerçeği ve tabii ki buradan gitme seçeneğimin olması gerçeği. Benim memleketimde ailemden hiç kimse, araba kullanırken ana sokağın başındaki kulede bulunan roketatar tarafından vurulmadı. Bir evim var. Gidip okyanusu görmeme izin veriliyor. Görünürde aylar ve yıllar boyunca dertsiz devam etmem hâlâ çok zor (çünkü birçoğunun aksine ben beyaz bir ABD vatandaşıyım). Okula veya işe gitmek için evden çıktığımda, Mud Bay ve Olympia şehir merkezi arasındaki bir kontrol noktasında yol ortasında bekleyen ağır silahlarla donanmış, işe gidip gidemeyeceğime veya işim bittiğinde eve gidip gidemeyeceğime karar verme gücü olan bir asker olmayacağı konusunda nispeten emin olabiliyorum. Eğer ben bu çocukların var olduğu bu dünyaya ulaştığımda, bu dünyaya kenarından ve eksik bir şekilde dâhil olduğumda bu kadar öfke duyuyorsam, tam tersi olsaydı ve onlar benim dünyama girselerdi nasıl olurdu diye merak ediyorum.
Onlar, Birleşik Devletler`de genelde çocukların ebeveynlerinin vurulmadığını ve bazen okyanusu görmeye gittiklerini biliyorlar. Fakat bir kere okyanusu görebilir, ve suyun ne kadar değerli olduğunun bilinmediği ve geceleri buldozerler tarafından çalınmadığı sakin bir yerde yaşayabilir, öldürücü kuleler, tanklar, silahlanmış “yerleşimler” ve şimdi büyük metal bir duvarla kuşatılmamış bir dünya gerçekliğini tecrübe edebilirsiniz. İşte böyle olduğunda, varolarak -sadece varolarak- -dünyanın tek süper gücü tarafından desteklenen- dünyanın dördüncü büyük ordusunun boğazınızı sıkan kuşatmasının sizi kendi evinizden silme girişimine direnerek, yaaşdığınız -sadece yaşadığınız- çocukluğunuzun harcanan bütün yılları için dünyayı affedebilir misiniz merak ediyorum. Bu çocuklarla ilgili merak ettiğim bir şey bu. Gerçekten bilselerdi ne olurdu merak ediyorum.

Bütün bu sayıklamaların ardından Rafah’dayım. Burası 140.000 kişinin yaşadığı ve bunların yaklaşık yüzde 60’ının mülteci olduğu –birçoğunun ikinci ya da üçüncü defa mülteci olduğu-bir şehir. Rafah 1948’den önce vardı, fakat buradaki insanların çoğu artık İsrail olan tarihi Filistindeki evlerinden çıkarılıp buraya yerleştirilen insanlar, ve onların torunları. Sina Mısır’a döndüğünde, Rafah ikiye ayrıldı. Şu anda İsrail ordusu Filistin’deki Rafah ile sınır arasına on dört metrelik bir duvar inşa ediyor. Sınır boyundaki evlerden bir terkedilmiş bölge oluşturuyor. Rafah Popüler Mülteci Komitesi`ne göre, 602 ev tamamen yıkıldı. Kısmen yıkılan evlerin sayısı ise daha fazla.

Bugün, bir zamanlar evlerin durduğu molozun tepesine yürüdüğümde, Mısır askerleri bana sınırın diğer yanından “Git! Git!” diye seslendiler; çünkü bir tank yaklaşıyordu. Ardından el salladılar ve “İsmin ne?” diye sordular. Bu arkadaşça merakta rahatsız edici birşey vardı. Bana bir ölçüde, ne kadar da diğer çocukları merak eden çocuklar olduğumuzu hatırlattı: Mısırlı çocuklar tankların yolunda gezinen yabancı kadınlara bağırıyorlar. Filistinli çocuklar neler olduğunu görmek için duvarları siper aldıklarında tanklar tarafından vuruluyorlar. Uluslararası çocuklar tankların önünde bayraklarla duruyorlar. Tanklardaki çoğu orada olmaya zorlanmış, çoğu da sadece agresif olan İsrailli çocuklar biz oradan uzaklaşırken kendilerini gizleyerek ve bazen bağırarak, bazen de el sallayarak evlere ateş ediyorlar.
Tankların sınır boyundaki ve Rafah ve kıyı şeridindeki yerleşimler arasında kalan batı bölgesindeki sürekli varlığına ek olarak, burada, sokakların bitiminde ufuk çizgisi boyunca sayılamayacak kadar çok IDF kulesi var. Bazıları ordunun yeşil metalinden yapılmışlar. Diğerleri, yani bu tuhaf spiral şeklinde merdivenlerse, eylemlerin kimin tarafından yapıldığının anlaşılmaması için bir çeşit ağ ile örtülmüşler. Bazıları tam binaların oluşturduğu ufuk çizgisinin altında gizleniyorlar. Yeni bir tanesi geçen gün bizim çamaşır yıkayıp bayrak asmak için şehrin içinden iki kez geçtiğimiz süre içinde dikildi. Sınıra en yakın alanlardaki bazı aileler en azından bir asırdır bu topraklarda yaşayan asıl Rafahlılar olmalarına rağmen, Oslo anlaşmasına göre, yalnızca şehrin merkezindeki 1948’de kurulan kamplar Filistinlilerin denetiminde. Fakat şu kadarını söyleyebilirim ki, herhangi bir kulenin görüş alanı içinde olmayan bir kaç yer var. Tabii ki apache helikopterlerinin ya da bir seferde saatlerce şehrin üzerinde dolaşan, vızıltılarını duyduğumuz ama göremediğimiz kameraların karşısında korunaklı bir yer yok.

Burada dışarıdaki dünyada olup bitenlerle ilgili haberlere ulaşma konusunda sıkıntı çekiyorum, fakat Irak’a karşı bir savaşın tırmandırılmasının kaçınılmaz olduğunu duyuyorum. Burada “Gazze’nin yeniden işgal edilmesi” konusunda büyük bir endişe var. Gazze her gün çeşitli boyutlarda yeniden işgal ediliyor, fakat bence tankların gözlem yapmak ve toplulukların yakınlarından ateş açmak için bazı sokaklara girip birkaç saat veya birkaç gün sonra çekilmeleri yerine bütün sokaklara girip burada kalmalarından korkuluyor. Eğer insanlar bu savaşın bütün bölgedeki halklar için sonuçlarının ne olacağını şimdiye kadar düşünmedilerse, umarım düşünmeye başlarlar.

Aynı zamanda sizin buraya gelmenizi de umuyorum. Uluslararası kişiler olarak sayımız beşle altı arasında değişiyor. Bir şekilde kendilerine katılmamızı talep eden mahallelerin isimleri şöyle: YibnaTel El SultanHi SalamBrazil, Block J,Zorob ve Block O. İsrail ordusu en büyük iki kuyuyu yok ettiğinden beri Rafah’ın dış mahallelerindeki bir kuyunun başında gece boyunca beklenmesi gerekiyor. Belediyenin su işleri masasına göre, geçen hafta yok edilen kuyular Rafah’ın su ihtiyacının yarısını karşılıyormuş. Toplulukların pek çoğu, uluslararası kişilerden, evlerin daha fazla yıkıma uğramasına kalkan olmalarını ve gece mahallelerde bulunmalarını rica ettiler. Gece saat on civarından sonra hareket etmek çok zor, çünkü İsrail ordusu sokakta gördüğü herkese direnişçi muamelesi yaparak ateş ediyor. Yani açıkçası sayımız çok az.

Memleketim Olympia’nın Rafah’ı kardeş şehir olarak kabul edip ona bağlanmaya karar vererek çok şey kazanacağına ve çok şey verebileceğine hâlâ inanıyorum. Bazı öğretmenler ve öğrenciler e-posta yazışmalarında ilgilerini ifade ediyorlardı, fakat bu oluşturulması gereken dayanışmanın sadece suyun üzerinde görünen yüzü. Pek çok insan sesinin duyulmasını istiyor ve bu seslerin ABD’de benim gibi iyi niyetli uluslararası kişilerin süzgeçlerinden geçerek değil, doğrudan duyulmasını sağlamak için bizlerin uluslararası kişiler olarak ayrıcalıklarımızdan bazılarını kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsanların bütün olasılıklar karşısında örgütlenme ve bütün ihtimallere direnme yeteneklerinden yeni yeni pek çok şey öğreniyorum ve bunun çok yoğun bir eğitim olmasını umuyorum.

ABD’deki arkadaşlardan aldığım haberler için teşekkürler. Shelton Washington’da bir barış grubu örgütleyen veWashington DC’deki 18 Ocak protestolarında bir delegasyona katılma olanağı bulan bir arkadaştan gelen raporu yeni okudum. Buradaki insanlar medyayı izliyorlar ve bugün bana yine Birleşik Devletler’de büyük protestoların gerçekleştiğini ve İngiltere’de “hükümetin sorunlar yaşadığını” söylediler. Yani, buradaki insanlara tereddüt ederek de olsa Birleşik Devletler’deki pek çok insanın hükümetimizin politikalarını desteklemediğini ve küresel örneklere bakarak nasıl direnileceğini öğrendiğimizi söylerken kendimi Polyanna gibi hissetmememi sağladığınız için teşekkürler. (TIMETURK) Kaynak:Kanal A

Konya'nın kardeş şehirleri , Konya ve kardeş şehirler

Konyamızın Kardeş Şehirleri:

Konyamızın 3 ü yurt içinde olmak üzere toplam 25 adet kardeş şehir i mevcuttur. aşağıda konya ile kardeş şehir protokolü imzalayan şehirler mevcuttur.

son güncelleme tarihi 26.08.2012

Kardeş Kentler [değiştir]


Okunması gerek kitaplar

 İskender Pala nın Kapı yayınlarınden çıkan son kitabı İki Darbe Arasında isimli eserini kısa bir zamanda bitirmiş bulunmaktayım. Kitap ile ilgili şahsi düşüncelerimi buradan paylaşacağım, Aşağıda ise kitabın resmi tanıtım yazısı bulunmaktadır...

Kitap yıllardır süre gelen TSK nın ,hiçde söylenildiği gibi Peygamber Ocağı olmadığı, TSK yapısının yada üst düzey komutanların nasıl bir biçimde oldukları,Subay, astsubay arasındaki derin uçurumları, Namaz kılan subaylara ve astsubaylara yapılan eziyetler vb. bir çok konu ilerleyen zaman içinde en kısa sürede buradan aktarmaya çalışacağız.




TÜRKİYE GÜNDEMİNİ HALEN MEŞGUL EDEN 28 ŞUBAT SÜRECİNİ, İÇERİDEN TANIKLIKLARIYLA İSKENDER PALA YAZDI.

28 Şubat süreci….her gün bir yığın hüsran… Günler ilerledikçe dalgalar şiddetini arttırarak dövmeye başlamıştır kalbinizin duvarlarını ve çaresizliğin sesi çığlık çığlığadır içinizde. Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla bir damla su getirmez yangını söndürmeye…



İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, “asker kimliğiyle” karşınızda. Usta yazar, 12 Eylül’ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler’ndeki 15 yılın hikâyesini içeriden okuma fırsatı veriyor.



(…) Acı günleri hatırlamak, insana tekrar acı verir elbette. Buna rağmen vaktiyle unutmayı çok zor başardığım o günleri şimdi yeniden hatırlamanın acısını yaşamaya cesaret etmem, sırf tarihe belge bırakma ve belki o savruluş insanların hâlâ aramızda yaşadıklarına dikkat çekebilme amacına yöneliktir ev bu yüzden yazdıklarımın tamamı katıksız hakikattir.



KİTAPTA ÖNE ÇIKAN BÖLÜMLER



İskender Pala Neden Ordudan Atıldı?

İskender Pala orduda iken, Namaz kılarken bir defa görülmüş Osmanlıca kitap okurken (Kuran zannediliyor) görülmüş. Cenaze namazında saf tutarken görülmüş.
Kızını imam hatip lisesine göndermiş



İlhami Erdil Paşa Neden Hiddetlendi?



Recep Tayyip Erdoğan (İst.Büyükşehir Belediye Başkanı) ile İlhami Erdil (Kuzey Deniz Saha Komutanı) arasında geçen sohbet…


Askeri Lokalde Başörtü Tahammülsüzlüğü…

İskender Pala eşi ve çocuklarıyla askeri lokalden eşinin başörtülü oluşu nedeniyle çıkartılıyor. Eşi ve çocukları önünde rencide edilen İskender Pala hukuk mücadelesini kazanamıyor.
Deniz Kuvvetleri tarihini arşivleyip bu arşive 50 araştırma kitabı kazandırmış.
Ordunun bilime yeterince önem vermediğini ifade ediyor.(Edebiyat doktorası yapmış birini doktor zannedip deniz hastanesine
gönderiyorlar)





Asker Kitapları Yakıyor…

MEB kitapları orduda yakılıyor.— Atatürkçülük adına kitabı yakan kurumun, Türk Dil Kurumu’nun ve yine onun kurduğu Cumhuriyet’in Milli
Eğitim Bakanlığı’nın kitaplarını yakıyordu.—



Yakın Tarihimiz Bildiğimiz Dışında mı?

Kardak konusunda araştırma yapması isteniyor. Özel izinle ulaştığı belgelerde aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihinin bildiğimizin dışında bir tarihi olduğunu görüyor.


Orduda Etnik ve Dinsel ayrımcılık

İskender Pala kendisinden önce Kürt’lerin, Alevi’lerin ve Çingene’lerin orduya alınmadığını bu etnik ayrımcılığa kendisinden sonra inançlı, namaz kılan insanların da dahil edildiğine dikkat çekiyor.


Ve Belgeler….



Not: İmla ve noktalama kuralları için yapılan hatalardan dolayı özür dilerim:D

Kampus web Açıkca Peygamber efendimize hakaret ve iftira edip Misyonerlik yapıyor

 "Tanrı var mı " isimli kendi sürdükleri tezde 5. madde de

 6. Tanrı'nın diğer esinlemelerinden farklı olarak İsa Mesih, Tanrı'nın en açık ve en özel resmidir.

"""""Niçin İsa Mesih? Büyük dünya dinlerine baktığımızda Buda'yı, Hz. Muhammed'i, Konfüçyüs'ü ve Musa'yı görürüz; bu kişiler kendilerini ya öğretmen ya da peygamber olarak tanıtmışlardır. Bu kişilerden hiç birisi Tanrı olduğunu iddia etmemiştir"""""". Şaşırtıcı şekilde, İsa Mesih bu iddiada bulunmuştur. İsa Mesih'i bütün diğerlerinden ayıran budur. İsa Mesih, Tanrı vardır ve sizler de O'na bakıyorsunuz demiştir. Babası hakkında konuşmuştur, ancak bu bir ayrılığı işaret eden değil tüm insanlıktan farklı olan bir birliği ifade etmiştir. İsa Mesih, "Beni gören beni göndereni de görmüş olur, Bana inanan Baba'ya da inanmış olur" demiştir.
Yuhanna 8:12 "İsa yine halka seslenip şöyle dedi: «Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.»"
İsa Mesih, sadece Tanrı'ya ait nitelikleri üstlenmiştir: insanların günahını affedebilmek, günah alışkanlığından kurtarmak, onlara cennette sonsuz yaşam ve bol yaşam vermek. İsmi geçen öğretmenler insanların sözlerine odaklanmasını isterken İsa Mesih farklı olarak insanların kendisine odaklanmasını istedi. İsa Mesih, "Benim sözlerimi izle, gerçeği bulacaksın," demedi ancak ( Yuhanna 14:6 ) "İsa ona, «Yol, gerçek ve yaşam ben'im» dedi. «Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelemez" dedi.


Yukarıda üzeri renkli olarak belirtilmiş olan yazıda Peygamber efendimizin açıkca (haşa)Allahın var olmadığını söylediğini Kainatın Efendisine iftira ediyorlar. Bu kişileri Allaha havale ediyorum.YArabbi bu soysuz, nesebi bozuk kişileri kahreyle. Bizlerede sabır ve merhamet ihsan eyle

Konya da Ulaşım fiyatlarına 1 senede 2. zam





 Konya'da, ulaşım harcama girdilerinden dolayı artan maliyetler nedeniyle toplu ulaşım ücretlerinde yeni düzenlemeye gidildi. Yeni ücretler 10 Şubat Çarşamba gününden itibaren uygulanmaya başlandı. Konyada 2009 yılı temmuz ayında 10-15 krş zam yapan Konya BB aradan 6 ay dolmadan tekrar fahiş fiyatta zam yaptı. Günde 1,7 milyon insanın kullandığı tahmin edilen toplu taşıma araçlarına maliyetler karşılanmıyor diye zam yapılması tamamen saf kandırmacası. 

 Türkiyenin en düz yerleşimine sahip olan Konyada belediye otobüslerinin en uzak mesafesinin 40 dk geçmemesine rağmen ulaşımın en ucuz büyükşehir ve il olarak övüdüğümüz Konya şuan itibariyle Türkiyenin en pahalı şehir ulaşımı kullanan 9. ili konumuna yükselmiş bulunmaktadır.



 Aşağıda Dünya Şehirlerinde Ulaşım Ücretlerini


ATİNA (YUNANİSTAN)

Otobüs, troleybüs, tramvay aylık kart fiyatları şöyle:

Aylık Serbest: 17,50 Avro (30 TL)

İndirimli Aylık Serbest: 8,80 Avro (15 TL)

Atina'da aylık olarak satılan kart alındığında (30 TL) otobüs ve tramvaya günlük sınırsız biniş ücreti sadece 1 YTL'ye geliyor. Bir gün içinde Atinalılar istediği kadar toplu taşıma aracına sadece 1 TL tutarında bir ücret ile binebiliyor.

Günde en az iki kez toplu taşıma aracı kullanıldığı düşünüldüğünde Atina'da otobüse bir biniş 50 Kr'a düşüyor. Dolayısıyla konya'daki ulaşım ücretinin Atina'ya göre bir buçuk kat daha pahalı olduğu ortaya çıkıyor. Öte yandan, Yunanistan'da kişi başına düşen milli gelirin (17 bin 200 USD), Türkiye'nin (8 bin 500 USD) iki katı olduğu da göz önüne alındığında
MOSKOVA (RUSYA)

Moskova metrosunda 20 binişlik bilet 230 Ruble (9,40 USD) = 11 TL. Bu durumda tek biniş hakkı 55 Kr'a geliyor. Bunun anlamı, Moskova'daki ulaşım ücretinin Konya'dan bir buçuk kat daha ucuza geliyor olması... Rusya'nın kişi başına düşen milli geliri 5 bin 780 dolarla Türkiye ile (5 bin 500 USD) hemen hemen aynı. Ancak Konyalılar Moskovalılara göre ulaşım ücretine yaklaşık 1,5 kat daha fazla para ödüyor.

PRAG (ÇEK CUMHURİYETİ)

Otobüs, metro, tramvay ve troleybüs olmak üzere tüm ulaşım türlerinde sınırsız geçerli aylık kartların fiyatı şu şekilde:

Yetişkin (Tam): 460 Kc (30 TL)

5-15 Yaş Arası Herkes: 115 Kc (7,5 TL) (yüzde 75 indirim)

15 Yaş üzeri Öğrenciler: 230 Kc (15 TL) (yüzde 50 indirim)

60 Yaş Üzerindekiler : 230 Kc (15 TL) (yüzde 50 indirim)

Aylık ücret 30 güne bölündüğünde Praglılar tam bilette toplu ulaşım araçlarına günlük 1 TL'ye sınırsız biniş hakkına sahip oluyor. 15 yaşına kadar ise öğrenci olup olmadıklarına bakılmaksızın herkes günlük 25 YKr'a istediği kadar toplu taşıma aracına binebiliyor. Praglılar günde iki kez toplu taşıma aracı kullandıklarında 0,50 YKr tek biniş fiyatı ortaya çıkıyor. Yani Konyada'daki toplu taşıma ücretinin Prag'a göre 0,5 kat daha pahalı olduğu görülüyor. İndirimli bilette ise fark daha da açılıyor. Prag'da öğrenciler günde 50 YKr'a sınırsız toplu taşıma kullanıyor. Günde iki kez bildiğinde tek biniş ücreti 25 YKr'a düşüyor. Konyada'da ise öğrenci kartında tek biniş 0,80 TL olduğundan Konya'daki öğrenciler Praglı öğrencilere göre 3,5 kat daha pahalı otobüse binmek zorunda kalıyor.

Çek Cumhuriyetinde kişi başına düşen milli gelir 12 bin 900 dolarla Türkiye'nin aynı düzeyde Sayılır... Yani bir Praglı bir Konyalıdan 0,5  kat fazla kazanıyor ancak, otobüse 0,5 kat daha ucuza biniyor. Yani ulaşımın reel olarak (0,5x4,5=2,25) aslında 2,5 kattan daha pahalı olduğu ortaya çıkıyor.

SEUL (GÜNEY KORE)

Seul Belediyesi'nin son derece çağdaş ulaşım kartı ile Seul'de yaşayanlar tam bilete 800 Won = 0,85 USD= 1,2 TL, öğrenci biletine 400 Won= 60 Kr ücret ödüyor. Tam bilet fiyatı olarak konya'dan yüzde 33 daha ucuz olduğu görülüyor. Bu yakın bir fark olarak düşünülebilir. Ancak Güney Kore'de kişi başına milli gelir 20 bin USD olduğundan Seul'de yaşayanlar bir Konyalıya göre yaklaşık 3,5 kat fazla kazanıyor. Bu fazla kazanca karşın bile, toplu ulaşıma tam bilette yüzde 33 daha az ödüyor. Seul'deki öğrenciler ise Konya'dan 0,4  kat daha ucuza otobüse biniyor. Milli gelir hesaba katıldığında ise Seul'de tam bilet fiyatının 4,5 kat, öğrenci bileti fiyatının Konya'dan 7,9 kat pahalı olduğu ortaya çıkıyor








Bu da Konya BB sinin toplu ulaşım fiyatları
 Konya Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Kurulu (UKOME), ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımı ile yaptığı toplantıda, toplu ulaşım araçlarında kullanılan elkart ve elektronik bilet ücretlerini yeniden belirledi.
 UKOME’nin konuyla ilgili aldığı kararda, toplu ulaşım harcama kalemlerinde meydana gelen artışlar nedeniyle otobüs ve tramvaylarda kullanılan elkart ve e-bilet taşıma ücretlerinin yeniden düzenlenmesine ihtiyaç olduğu belirtildi.
Yeni düzenlemeye göre Konya'da toplu ulaşım araçlarında kullanılan elkartların yeni avantaj oranları şöyle olacak:


İndirimli elkartlarda;


- 60 TL dolumda bir biniş ücreti 70 KR,
- 40 TL dolumda bir biniş ücreti 73 KR,
- 20 TL dolumda bir biniş ücreti 75 KR,
- 10 TL dolumda bir biniş ücreti 76 KR.


Sivil elkartlarda;


- 60 TL dolumda bir biniş ücreti 96 KR,
- 40 TL dolumda bir biniş ücreti 1,00 TL,
- 20 TL dolumda bir biniş ücreti 1,03 TL,
- 10 TL dolumda bir biniş ücreti 1,05 TL.


UKOME, aynı kararda toplu ulaşım araçlarında kullanılan elektronik bilet ücretlerini de; 2 binimlik 2.75 TL, 5 binimlik 6.00 TL olarak düzenledi.