Sümbül Ebrusu

Sümbül Ebrusu

11 Kasım 2011 Cuma

risalehaber ve yeni asya meşveret kararına karşı söylenecek söz?

metin karabaşoğlunun bundan bir kaç yıl evvel kaleme aldığı ama son yeniasya meşveret akrarından sonra tekrar güncellenerek yayınlanan yazısıdır.

Devlet ve toplum düzleminde varolan yaklaşım, usul ve üslup sorunlarının bir benzerinin ‘cemaatî’ düzeyde de yaşanıyor olduğu, zaman zaman dile getirilen bir husustur.
Nasıl bu ülkede kendisini ‘eşitler arasında birinci’ gören Kemalistler belli durumlarda belli refleksler gösteriyorlarsa, İslâmî camia içinde kendisini ‘kardeşler arasında birinci’ görenlerin de benzer refleksler sergilediğine sıkça rastlanır.
Öyle ki, ironik şekilde, “Türkiye’de ‘ideolojik olarak Kemalist’ olanlardan daha fazla ‘davranış olarak Kemalist’ var” diye düşündüren bir tablodur karşımıza çıkan.
Bu ülkenin ‘eşitler arasında birinci’ Kemalist elitinin bir ‘resmî ideolojisi’ olduğu gibi, İslâmî cemaatlerin ‘kardeşler arasında birinci’lerinin de bir ‘resmî ideolojisi’ vardır.
Kemalist elitin ‘resmî ideoloji’ dışındaki her türlü görüşü ‘tehlike’ olarak algılayıp bertaraf etmeye çalışmasına benzer şekilde, İslâmî cemaatlerin içinde de ‘resmî söylem’ dışındaki görüşler hep bir ‘tehlike’ işaretidir.
Kemalist elitin bir ‘millî şef’inin varlığına benzer şekilde, İslâmî cemaatlerin içinde de ‘cemaatî şef’ konumuna oturtulmuş isimler vardır.
Kemalist elit halkı özgür bırakıldığında ilk fırsatta ‘ya davulcuya, ya zurnacıya varır’ diye görüp vesayet altında tutmaya meyyal olduğu gibi, İslâmî cemaatlerin önderleri de cemaat mensubu mü’minleri ‘ya davulcuya ya zurnacıya varmasın’ diye ‘düşünce denetimi’ne tâbi tutmaya kendilerini mecbur bilir.
Ve nasıl Kemalist elitin bu ‘demokrasi-dışı’ düşünüş ve eylemlerinin gerekçesi ‘millî birlik ve bütünlük’ ise, bu cemaatî denetimin de gerekçesi ‘cemaatin birlik ve bütünlüğü’dür.
Kemalist elitin gözünde ‘memleketimizi bölmek için fırsat kollayan’ dış güçlerin varlığına benzer şekilde, cemaatleri bölmek için ‘dış güçler’ fırsat kollayıp durur.
Ve her farklı düşünce, bilerek bilmeyerek ‘bu oyuna âlet olmakta’dır.
Ülkeyi seksen yıl böylesi bir ruh haliyle yönetmeye girişen Kemalist elitin seksen yıl sonra önümüze getirdiği tablo ortadadır: Bu ülke, bu zihniyetle yönetilmeye devam etse, gerçekten bölünecektir. Türk-Kürt, laik-antilaik gerilimi başta olmak üzere, ancak ‘farklılığa tahammül,’ ‘adalet,’ ‘özgürlük,’ ‘demokrasi’ ve ‘çoğulculuk’ zemininde izale olması muhtemel bir dizi fay hattı aktif olarak mevcuttur.
Benzer şekilde, İslâmî cemaatler, ‘bölünmemek’ için sergilenen yanlış refleksler yüzünden bölünegelmişlerdir.
Risale câmiası için de durum budur.
Birinin oyunun A’ya, berikinin oyunun B’ye gitmesine tahammül son derece kolay iken; aynı Risale metninin birden fazla yorumuna tahammül son derece kolay iken; Risale câmiasında bir ‘Risale-i Nur adına üretilen farklı düşünceler ortak pazarı’na açık olmak hiç de zor değilken, “tek cemaat = tek düşünce = tek uygulama” mantığı her biri farklı ‘resmî ideoloji’ler ve ‘resmî doğru’lar barındıran bölünmüş cemaatler sonucunu getirmiş haldedir.
Susmamız istenir; çünkü ‘konuşma’nın getireceği farklılığın birliğimizi böleceğinden endişe edilir.
Birlik ve beraberlik için ‘kol kırılsa da yen içinde’ kalması istenir; bedeli, yen içindeki kırık kol sayısında artış şeklinde gerçekleşir.
Birisi A der, cemaat bölünmez; ötekisi B der, ‘cemaati bölmek mi istiyorsun?’ diye itiraz edilir.
Üstelik bütün bunlar, ‘farklılığın ontolojisi’ne dair “İkinci Dal” adlı o nefis bahsi yazan Bediüzzaman’ın sergilediği ‘akla kapı açar, ihtiyarı elinden almaz’ tutuma rağmen gerçekleştirilir.
İşte şimdi bir örnek durum ile daha karşı karşıyayız.

Atsushi Miyazaki’yi unutmayalım, atsushi miyazaki kimdir.

van da yaşanan 7.2 şiddetindeki depremden sonra ülkemize gelen gönüllülerden birisi olan Atsushi Miyazaki kurtarma faaliyetleri gittikten sonra ülkemizde kalarak bayramı vanlılar ile geçirmek isterken ikinci depremde yıkılan bir binanın altında kalarak hayatını kaybetmiş japon gönüllüdür.
kendisi hakkında araştırma yapmak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.
http://center.shao.ac.cn/tianwu/group4/members/am.htm

basında kendisiyle ilgili çıkan haberler içinde buradan okuyabilirsiniz.
http://www.haber7.com/haber/20111111/Japon-depremzede-icin-oneriler.php
japon doktor kestirdiği kurbanlıkları dağıtmıştı
http://www.risalehaber.com/news_detail.php?id=126153

Gelin 'helâl'leşelim

helal gıda tüketimi ve bu konularda nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında zaman gazetesinde yer alan yazıyı sizlerin bilgi ve beğenisine sunuyoruz.

Gelin 'helâl'leşelim

Damak tadımıza güveniyoruz. Tazeliği, lezzeti sorguluyoruz hemen. Besmeleyi çekip yiyoruz en önemlisi. Peki gıda alışverişi yaparken bu kkadar dikkatli davranıyor muyuz? Cevap bu haberde...


Bir market alışverişindeyiz. Önce şarküteri bölümüne giriyoruz. Mis gibi Çerkez peyniri, krema ve yoğurdu sepete koyuyoruz. Meşrubatlara geliyor sıra. Kola, limonata, meyve suyu alıyoruz. Diş macunu, bisküviler, margarin, hazır çorba, deodorant ve deterjan da sepete atılınca alışveriş tamamlanıyor. Ürünlerin kalitesi, fiyatı ya da markası değişse bile genelde aynı şeyleri tüketiyoruz. Et ve tavuk gibi gıdaları alırken nispeten dikkatliyiz. Peki peynir, şekerleme, meşrubat alırken aynı hassasiyeti gösteriyor muyuz? Aldıklarımızın menşeini araştırmak ve öğrenmek her şeyden önce bize düşüyor. Türkiye'de henüz gıda maddelerinin İslâmî usullere uygun olup olmadığı resmi olarak tescillenmiyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde işletmeler düzenli olarak kontrol ediliyor. Ancak her gıdanın helâl olduğunu belgeleyen bir denetim mekanizmasından söz etmemiz mümkün değil.

Geçtiğimiz günlerde dördüncüsü gerçekleştirilen 'Uluslararası Helâl ve Sağlıklı Ürünler Konferansı'nda gerekli teknik altyapılar kurulduğunda denetim ve belgelemenin kolayca gerçekleşebileceği üzerinde duruldu. Türkiye'de ithal ürünlere helâl sertifikası veren tek kurum, Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Sertifikalandırma Araştırmaları Derneği (GİMDES). Çalışmalar şu an istenen aşamada değil maalesef. Çünkü helâl belgesi resmî olarak verilmediği sürece her ürünün denetimi mümkün olmuyor. Bu uygulama, ancak devlet kurumları tarafından yapıldığı takdirde Türkiye'nin her yerinde üretim İslâmî usûllere uygun hale gelebilir. Birçok ülkede dinî hassasiyetler dikkate alınarak 'koşer' ya da 'helâl belgesi' resmî kurumlardan alınıyor. Böylece herkes dilediği ürünü gönül rahatlığıyla tüketiyor. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi İslâm Hukuku Profesörü Mehmet Zeki Aydın, bu çalışmaların devlet eliyle yürütülmesi gerektiği görüşünü destekliyor: "Bir Müslüman olarak yapabileceğimiz, satın aldığımız, yediğimiz içtiğimiz maddeleri seçmek. Bu konuda bilgilenmeye, açıkça haram olanları içeren maddeleri kullanmamaya özen gösteriyoruz. Ancak binlerce mal ve marka arasında işin içinden çıkmakta zorlanıyoruz. İçinde sağlığa zararlı olduğu yani madden pis (necis) olanları tespit etmek doğrudan devletin birinci derecede sorumluluğu altındadır. Bu konuda söz konusu kurumlardaki görevlilere sorumluluklarının önemini bir daha vurgulamak ve hatırlatmak gerekir. Bir vatandaşın üretim yerlerine girip kontrol etmesi neredeyse mümkün değildir. Devlet yetkilileri hassasiyetleri dikkate alarak uygun kontrolleri yapmalıdır."

Belki helâl denilince aklımıza ilk gelen şey et ve tavuk. Nasıl olmasın ki sık sık etle ilgili gıda skandallarıyla sarsılıyoruz. Geçtiğimiz günlerde bunlara bir yenisi daha eklendi. Çatalca'daki bir restoranda domuz etinin müşterilere satıldığı ortaya çıktı. Bunun gibi birçok olayla karşı karşıya kaldığımız için et ürünlerinde hassasiyetimizi yüksek tutuyoruz. Neredeyse dışarıda sebzeden başka bir şeyi ağzımıza süremez hale geldik. Ancak burada panikle hareket etmek yerine yediklerimizi araştırarak tüketmek en doğrusu. Çünkü dinî hükümlere riayet eden, toplumun sağlığını tehdit eden maddelerden uzak duran işletmeler var. Burada bize düşen "Acaba ne yiyorum ben?" diyecek kadar bu işe ehemmiyet vermek sadece. Bir elbise alırken ya da sinemada hangi filme gideceğimize karar verirken harcadığımız vakit kadar bu hususa eğilsek işimiz kolaylaşır.

Şüpheliler helâl kabul edilemez

8 Kasım 2011 Salı

ahenge dil türkçe ve farsca

AHENGEDİL
çengedil ahengedir peşmi zana, noleye eşğastoa peşmi zana..
KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR,
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR
esseye dil dil kaşes tohandani. a ebeddün eşhoin dilmandani..
 AŞKIN ÖYKÜSÜ DERİNDİR İNSANI KENDİNE ÇEKER.

SONSUZA DEK BU AŞK VE BU KALP BAKİ KALIR


çengedil ahengedil peşmi zana, noleye eşğastoa peşmi zana-2

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR,
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

merkezi derdestu kanuneşera, şohlisazu şuhlisu zoşe'deka..

KÖTÜLÜKLER ARASINDA BİR YER
ALEV YAPAR,ALEVLENİR,ALEVLE UĞRAŞIR

hub deyib sahraconun derkengedu. ekleyes sannadeder ahengedu..

VAKTİYLE BİR MECNUNLAR ÇÖLÜ VARDI
OLDUKCA GÜZEL BİRDE SAZLIĞI VARDI

natmeyra getsirogeh benmıkone, kirmeni ateşfera benmikone..

NAĞMELERİ BİRBİRİNE KARIŞTIRIR
ATEŞTEN BİR HARMAN YAPARDI

cenge dil ahengedil peşmi zana, noleye eşğastoa peşmi zana-2

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR,
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR



kerdehud rami hizfane şohleha taa bısuzend germiya ne şohleha

O ALEVLERE EV SAHİPLİĞİ YAPTI
ALEVLER ARASINDA YANMAK İÇİN

deeeşkin caoç meydaanikone gadrein ca kale deryaa mikonee

AŞK İŞTE BURADA TIRMANIR
DAMLA İŞTE BURADA DERYALAŞIR


rohserti tataçyin hestıi konii beşkenii ninşilşeta mestiikonii
BİR ANLIĞINA BU ALEMİ TERK EDİN HELE
KIRIPTA BU ŞİŞEYİ MEST OLUN HELE

herde bala reftodi dem hestonist raaosti nadide hodidenist-2

GÖRDÜM GERÇEĞİ KALKINCA PERDELER
SAHİ, NE GÜZELMİŞ BU GÖRÜNENLER


çengedil ahengedil peşmi zana, noleye eşğastoa peşmi zana-2

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR,
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

merkezi derdestu kanuneşera,şohlisazu şuhlisu zoşe'deka..

KÖTÜLÜKLER ARASINDA BİR YER
ALEV YAPAR,ALEVLENİR,ALEVLE UĞRAŞIR

hub deyıb sahraconun derkengedu, ekleyes sannadeder ahengedu..

VAKTİYLE BİR MECNUNLAR ÇÖLÜ VARDI
OLDUKCA GÜZEL BİRDE SAZLIĞI VARDI

natmeyra getsirogeh benmıkone, kırmeni ateşfera benmikone..

NAĞMELERİ BİRBİRİNE KARIŞTIRIR
ATEŞTEN BİR HARMAN YAPARDI


herde bala reftodi dem hestonist raaosti nadide hodidenist-2

AŞKIN ÖYKÜSÜ DERİNDİR.
İNSANI KENDİNE ÇEKER
SONSUZA DEK BU AŞK
VE BU KALP BAKİ KALIR

çengedil ahengedil peşmi zana,noleye eşğastoa peşmi zana..-2

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR,
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR



kerdehud rami hizfane şohleha taa bısuzend germiya ne şohleba

O ALEVLERE EV SAHİPLİĞİ YAPTI
ALEVLER ARASINDA YANMAK İÇİN


deeeşkin caoç meydaanikone gadrein ca kale deryaa mikonee

AŞK İŞTE BURADA TIRMANIR
DAMLA İŞTE BURADA DERYALAŞIR

rohserti tataçyin hestii konii beşkenii ninşilşeta mestiikonii

BİR ANLIĞINA BU ALEMİ TERK EDİN HELE
KIRIPTA BU ŞİŞEYİ MEST OLUN HELE

herde bala reftodi dem hestonist raaosti nadide hodidenist-2

GÖRDÜM GERÇEĞİ KALKINCA PERDELER
SAHİ, NE GÜZELMİŞ BU GÖRÜNENLER


çengedil ahengedil peşmi zana. noleye eşğastoa peşmi zana..-2

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

herde bala refto di dem hestonist raaosti nadide hodidenist-2

AŞKIN ÖYKÜSÜ DERİNDİR.
İNSANI KENDİNE ÇEKER
SONSUZA DEK BU AŞK
VE BU KALP BAKİ KALIR

çengedil ahengedil peşmi zana, noleye eşğastoa peşmi zana..-2

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR


türkçesi

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR
AŞKIN ÖYKÜSÜ DERİNDİR.
İNSANI KENDİNE ÇEKER
SONSUZA DEK BU AŞK
VE BU KALP BAKİ KALIR

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

KÖTÜLÜKLER ARASINDA BİR YER
ALEV YAPAR,ALEVLENİR,ALEVLE UĞRAŞIR
VAKTİYLE BİR MECNUNLAR ÇÖLÜ VARDI
OLDUKCA GÜZEL BİRDE SAZLIĞI VARDI
NAĞMELERİ BİRBİRİNE KARIŞTIRIR
ATEŞTEN BİR HARMAN YAPARDI

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

O ALEVLERE EV SAHİPLİĞİ YAPTI
ALEVLER ARASINDA YANMAK İÇİN
AŞK İŞTE BURADA TIRMANIR
DAMLA İŞTE BURADA DERYALAŞIR
BİR ANLIĞINA BU ALEMİ TERK EDİN HELE
KIRIPTA BU ŞİŞEYİ MEST OLUN HELE
GÖRDÜM GERÇEĞİ KALKINCA PERDELER
SAHİ, NE GÜZELMİŞ BU GÖRÜNENLER

GÖRDÜM GERÇEĞİ KALKINCA PERDELER
SAHİ, NE GÜZELMİŞ BU GÖRÜNENLER

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

KÖTÜLÜKLER ARASINDA BİR YER
ALEV YAPAR,ALEVLENİR,ALEVLE UĞRAŞIR
VAKTİYLE BİR MECNUNLAR ÇÖLÜ VARDI
OLDUKCA GÜZEL BİRDE SAZLIĞI VARDI
NAĞMELERİ BİRBİRİNE KARIŞTIRIR
ATEŞTEN BİR HARMAN YAPARDI

AŞKIN ÖYKÜSÜ DERİNDİR.
İNSANI KENDİNE ÇEKER
SONSUZA DEK BU AŞK
VE BU KALP BAKİ KALIR

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

KÖTÜLÜKLER ARASINDA BİR YER
ALEV YAPAR,ALEVLENİR,ALEVLE UĞRAŞIR
VAKTİYLE BİR MECNUNLAR ÇÖLÜ VARDI
OLDUKCA GÜZEL BİRDE SAZLIĞI VARDI
NAĞMELERİ BİRBİRİNE KARIŞTIRIR
ATEŞTEN BİR HARMAN YAPARDI

KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

O ALEVLERE EV SAHİPLİĞİ YAPTI
ALEVLER ARASINDA YANMAK İÇİN
AŞK İŞTE BURADA TIRMANIR
DAMLA İŞTE BURADA DERYALAŞIR
BİR ANLIĞINA BU ALEMİ TERK EDİN HELE
KIRIPTA BU ŞİŞEYİ MEST OLUN HELE
GÖRDÜM GERÇEĞİ KALKINCA PERDELER
SAHİ, NE GÜZELMİŞ BU GÖRÜNENLER


KALPLER AYNI HIZLA AHENKLE ATAR
AŞKIN SESİDİR BU ALEVLENİR YANAR

23 Ekim 2011 Pazar

Moğalistan Ve Nurlu Müminler Diyarına Sıla-i , moğolistanda risalei nur hizmetleri

Moğalistan Ve Nurlu Müminler Diyarına Sıla-i 

Moğalistan Ve Nurlu Müminler Diyarına Sıla-i Rahim (2)
Altay Dağlarının Nur Talebeleri, bizi ilçe girişine yakın kabristan yanında karşıladılar. Hizmet için alınan Jipi de getirmişlerdi. Kazakların BeyefendisiKalimat ve arkadaşları heyecanla sarmaş dolaş oldular. Bizim gibi sıradan müminlere yapılan karşılama sultanlara layıktı.

Kalimat Beg, Komünist dönemin ilçe yönetiminde başkan yardımcılığı yapmış tecrübeli birisi. Eski Moğol başkan bugünlerde “Sizle bizim pek farkımız yok” deyişine ilginç bir cevap vermiş, Zekâvet kokan bir cevap. “Evet, pek farkımız yok. Biz topraktan yaratıldığımıza inanıyoruz. Siz topraktan ilahlar(!) yapıyorsunuz!”

Yılar önce 2002 yıllarında tanıştığımız Hayrettin Tilek Beyin dedesi, eski baskıcı dönemlerde Allah mefhumuna bile yabancı olunan dönemlerde belki bir misyoner veya bir turistten yalvararak aldığı eski bir İncil’deAllah lafızların işaretletmiş, yıllarca o kelimelere ellerini sürüp -50 derece soğuklarda, Altay dağları eteklerinde Yılkıları güderken, ağlayarak çok dualar etmiş. Yıllarca kendini ve evlatlarını ve hatta arkadaşlarını imansızlıktan muhafaza etmiş. O duaların tesiriyledir ki, İncil’in Kerameti gerçekleşmiş, torunu Tilek, seneler sonra oralara Nurlu Bir Mü’min olarak dönmüş. Hece hece de olsa, dedesinin şahadet getirmesine, “Allah Allah” diyerek de olsa, arkasında namaz kılarak vefat etmesine, yıllardır aradığı Rabbin’e inşallah Cennetlerde kavuşmasına vesile olmuş. Bu vakıayı hikâye edip Y.Asya Gazetesi ve pek çok dergide “Moğolistan’da Nurlu Müminler ve İncil’in Kerameti” diye yayınlamıştım. O muhterem dedenin kabrini oralarda ziyaret etmek nasip oldu.
altay_kazak_hk03.jpgAyrıca bir de Torun Tilek’in R.Nur sohbetlerine, 40 km’lik yoldan her hafta bazen -50 derece soğukta atla gelip, gece kalıp, ancak ertesi gün yine atla dönebilenSalih Dede var. Ömrünün sonlarında hasta olduğu için derse gelemeyince Tilek Bey ve arkadaşları bir jip kiralayıp dağlardan onun çadırına gidiyor, ders yapıyorlar. Okunan kitap da yeni Kazakça Tercümesi yapılanHastalar Risalesi’nin taslağıdır. Salih Dede, “Bunu kitap olarak basmalısınız” diyor. “Maddi sıkıntıyı halletmeye çalışıyoruz, inşallah basılacak” denince; de bütün malı olan altı koyununu hemen orada bağışlıyor. İşte o dedenin de kabrinde Fatiha okumak nasip oldu. Ruhlarına Fatihalar okunmasını, dualar edilmesini sizlerden de istirham ederiz. Bizler oralara altmış dokuz hatim götürebildik. Ancak her ibadet arkasından eller açılınca, haftalık hatimlerimizde, Ramazanlardaki dönerli ve sabit hatim organizelerimizde onları bütün Nur Talebeleri ve ehl-i iman ile birlikte de dualarımızdan asla eksik etmedik.

20 Ekim 2011 Perşembe

Keşke gerçek bir ordumuz olsaydı...


Keşke gerçek bir ordumuz olsaydı...
20 Ekim 2011 Perşembe tarihli satar gazetesinde mehmet altanın köeşesinde yer alan günlük köşe yazısıdır.
Medyamız, görebildiğim kadarıyla, Hakkâri’nin Çukurca ilçesi merkezindeki güvenlik birimleriyle sınırdaki askeri birliğe PKK’nın ağır silahlarla eş zamanlı saldırı düzenlemesi ve 26 askerin şehit olup, 22 askerin de yaralanmasından ziyade bunun ‘zamanlaması’ ile ilgili...
Bunun için de sorgu ve suallerde saldırının ‘neden ve niçin’ yapıldığı öne çıkıyor, yaptığı tahribat o sorgu ve sualin gölgesinde kalıyor...
Sabahtan akşama aynı minvaldeki sorular adeta ring yapıp duruyor:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ‘Başkomutan’ olarak bölgeye gitti ve sınır birliklerini bizzat denetledi. Acaba saldırı buna bir cevap mı?
PKK’lıların Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla Habur’dan giriş yapıp teslim oldukları günün ikinci yıldönümüydü, saldırı bu nedenle gerçekleşmiş olabilir mi?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hafta sonu kritik bir görüşme yaptı ve ilk kez Suriyeli muhaliflerle resmi temasta bulundu, acaba bununla bağlantısı var mı?
Baskına ‘neden’ arama soruları uzayıp gidiyor...
***
Hâlbuki sorulması gereken soru, baskının neden ve niçin olduğu değil...
Sorulması gereken soru, sınırdaki bir tugayın ve güvenlik birimlerinin ağır silahlarla nasıl bu kadar rahat saldırıya uğraması...
Bu kadar büyük bir can kaybı vermesi...
***

salih tuna Kürtlerin dinen caiz hakları mı var

Kürtlerin dinen caiz hakları mı var
salih tuna nın 20,10,2011 tarihli yenişafak gazetesinde çıkan köşe yazısıdır.

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan bir abimiz "Biz dindarlar, Kürtlerin ıstırabını hissetmedik" şeklinde "özeleştirisini" verince "bereketli" bir tartışma başladı.
Mamafih, Akif Beki dostumuz kimi "hatırlatmalarda" bulunmakla mezkur "bereketi" az kalsın tarumar edecekti.
Neyse ki, Cengiz Çandar ve Ruşen Çakır imdada yetişti.
Biri "Dindarların bam teli"ni yazarken diğeri de "Kürt Hareketini" anlamaya koyuldu.
Zaten bu iki güzide şahsiyet böylesi konuları hiçbir zaman ıskalamamıştı.
Mesela...
Cengiz Çandar 11 Eylül saldırılarının ardından kaleme aldığı bir yazıda, "Türkiye'nin İslami düşüncesi, kendisini 'selefi' köklerden ayıkladığı ve 'referans kaynakları'nı Seyyid Kutub ve Mevdudi gibilerinden ayırdığı vakit, Türkiye'nin de, İslam Dünyası'nın da önünü açabilecek. 11 Eylül'ü bunun da 'miladı' olarak değerlendirmek mümkün..." demişti.
Üstelik o vakitler "Biz dindarlar, emperyalistlerin ıstırabını hissetmedik" yollu "özeleştiri" veren herhangi bir "abi" de yoktu.
Demek ki Cengiz Çandar'ımız durumdan vazife çıkarma yeteneğini devreye sokmuştu.
Bugünlerde "Kürt Hareketi"ni fehmetmeye çalışan Ruşen Çakır da vaktiyle İslamcıları anlamak için az emek sarf etmemişti.
Yıllar yılı "dindarların" mahallesinde dolaşıp durdu.
Edindiği "malumatı" ortalıyor, "Bu yıl hac mevsimi kurban bayramına rastlıyordu..." şeklinde enteresan tespitlerde bulunan dönemin Nokta dergisi de "voleyi" vuruyordu.
Belki bir Oliver Roy bir Gilles Kepel olamadı ama 28 Şubat sürecinde "mürteci" bilirkişiliğini Faik Bulut'a nal toplatacak kadar konuşturdu.

hüseyin yılmaz bugün gazetesi yazarının bediüzzaman ile ilgili görüşü; Üstadın insaniyet-i kübra ifadesi muhteşem


hüseyin yılmaz bugün gazetesi yazarının bediüzzaman ile ilgili görüşü; Üstadın insaniyet-i kübra ifadesi muhteşem
Bugün yazarı Hüseyin Yılmaz, İslâmiyet ile ırkçılığın aynı kalbde olamayacağını belirterek Bediüzzaman'ın sözünü aktardı.

Allah'ın, “Bir kavmin bir başka kavme üstünlüğü yoktur!” derken ırkçının, “Hayır var, kavmim üstündür!” dediğine dikkat çeken Yılmaz, "Apaçık Allah’a isyan ve itirazdır bu. Irkçılık herhangi bir günâh değildir. Meselâ namaz kılmayan, namazın farz olduğunu inkâr etmeyip sadece nefse mağlubiyetinden dolayı kılmıyor olsa bu, amelî bir zayıflıktır ve sadece günahtır. Reddettiğinden dolayı kılmazsa zâten küfürdür, o bahs-ı diğer. Ama ırkçı, Allah’ın söylediğinin aksini dâvâ edinmiş kimsedir. Farkında olsa da olmasa da neticesi küfre çıkar" dedi.
Müslüman kalarak ırkçı olmanın mümkün olmadığını ifade eden Yılmaz, yazısını şöyle sürdürdü:
"Fikr-i milliyet ırka üstünlük atfetmek olmadığı müddetçe tasvib edilebilir. Meselâ Türkler cedlerinin İslâmiyet’e yaptıkları büyük hizmetten dolayı tefâhur etseler, câizdir. Çünkü iftihar ettikleri, cedlerinin niyet ve amellerinin neticesi olan hizmetleridir. Yâni o muvaffakıyet ırkî bir tahsis değil, beşerî bir gayret, bir cehd ve ihlâsın neticesidir. Aynı şey sair kavimler için de câizdir... Meselâ Kürtler Selahaddin-i Eyyübî’nin gayret ve cehdine istinad eden muhteşem zaferleri ile iftihar etseler başkalarını rahatsız etmez. Ama o zaferleri Selahaddin’in Kürtlüğü’nün neticesi olduğunu ima etseler hem o güzel insana iftira ve haksızlık olur, hem de ırkçılık olması sebebiyle küfre kapı açar....
"Hulâsa, İslâmiyet ile ırkçılık bir arada aynı kalbde olmaz... Herkes kalbini iyi yoklamalı. Irkçılıktan eser taşıyanların vay hâline!.. Bence aslolan insan olmaktır... İnsanlığın nihaî noktası İslâmiyet’tir, zirâ Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin muhteşem ifâdesi ile “insâniyet-i kübrâ”dır o.

ibrahim kaygusuz Entelijansiya ve Bediüzzaman

Entelijansiya ve Bediüzzaman

ibrahim kaygusuz beyin risale haber de geçen 20.10.2011 tarihli Entelijansiya ve Bediüzzaman isimli yazısından alıntıdır. haberi orjinalinden okumak için tıklayınız

Bediüzzaman hazretleri vefatına kadar sürekli olarak, vefatından sonra ise sistemli periyotlar halinde siyasi ve entelektüel tartışmaların odağına girdi.Entelektüel dolaşıma girme Bediüzzaman ve Risale-i Nur için farklı bakış açılarını beraberinde getirdi.
Medrese ehlinin Risale-i Nur’un telif ve tab süreçlerinde “karşıt” tutum takınması Bediüzzaman’ın kırgınlığını beraberinde getirmişti. Medrese menşeli Osmanlı entelijansiyasının Bediüzzaman ve Risale-i Nur’a karşı rakibane yaklaşımına mukabil yeni Türkiye’nin entelektüel mimarları daha “münsif”tir. Risale-i Nur’un kendi entelektüel kitlesini piyasaya kazandırması bu zorunlu insafı beraberinde getirmiş olabilir mi?
Risale-i Nur “düzey” aşıladıkça ve bu düzey piyasaya yansıdıkça dikkatler buraya yönelmektedir. Bir şey önemlidir: konuşandan ziyade konuşulanların tartışılması faydayı sağlayacaktır, aksi takdirde şahsiyatlar hükmeder ve hakikatler tali kalır. Son bir iki haftalık Said Nursi tartışmalarında Murat Belge baltayı taşa vurdu, Ömer Lekesiz üslubunu dengeleyemedi ötekiler de derecesine göre notlar aldı.
yazarlar.jpgŞerif Mardin, Mustafa Akyol ve Cemal Uşaktartışmayı tetikleyen isimler oldu. Özellikle Mustafa Akyol ve Cemal Uşşak’ın açıklamaları turnusol vazifesini gördü.
İçeriden birisi olarak söylüyorum: Entelijansiya Nurculuk dersinde hala sınıfta kalıyor!
Cengiz Çandar her zamanki yuvarlak üslubu ile topu taca atarak Nurculuk camiasının da dâhil olduğu İslami çevrelerin milliyetçilikle aralarındaki sınırı belirleyemediklerini iddia ediyor! Çok havada ifadeler. İdeolojik ve siyasi diye sayılan nedenlerin anlamına ait somut hiçbir bir delil yok.
Takriben otuz yıl önce evimizde yapılan Risale-i Nur sohbetlerinin ilkine katıldığımda ağabeylerimin Risale-i Nur’u Türkçe okuyup Kürtçe izah ettiklerinin şahidi benim. Hangi sınır çizgisinden bahsediyor. Eşim Kürtçe bilmiyor, Annem de Türkçe bilmiyor, ikisi de “Nurcu”. “Denek” benim, sorsun cevap vereyim.
Hayatı “Kürt ırkçısı” penceresi ile okumak eksik bir okumadır. Kürt sorununu ait samimi yaklaşımından şüphe etmediğim Cengiz Çandar sayısız defa araştırmak için gittiği bölgede keşke sadece bir defa “Kürt” bir nurcu entelektüel ile konuşsa idi. Kankalık yaptığı ve Kürtlerin küçük bir yüzdesini temsil eden “ideolojik ve siyasi Kürtçüler” kadar bölgenin bütününe ait bir okuma yapmadıkça Cengiz Çandar’ın yazdığı her cümle yüzeysel kalmaya mahkûmdur ve karşılık bulamaz.
Kendi ifadesi ile “Risale-i Nur geleneğinden gelmeyen” değerli Sosyolog Yasin Aktay bana göre yorumlarına çok erken girdi. Üzerinde ve ifadelerinde mahalle geleneğinin egemenliği hala çok fazla. Kitlelere mal olan şahsiyetler mahalle “dili”ni konuşturmayı devam ederlerse çıtayı yükseltemezler.
Adını vermeye gerek var mı bilmiyorum, aynı süreçten geçen birçok sosyal bilimci Müslüman entelektüel biliyoruz ki yürekten Said Nursi okumaları yaptılar ve Aktay’ın ifadesi ile “retrospektif” kalmadılar. Emile Durkheim, Talcot Parsons ve İmmanuel Wallerstein’e ait sistem okumaları yaptığımız kadar Said Nursi okumaları yapmamız zarurettir.
Said Nursi modern dünyanın “Muhammedi” nefesidir. Küresel dünyanın dip paradigmalarını okuyabilmekSaid Nursi okumaları ile mebsuten mütenasiptir. Yoksa fikrimiz hezeyanlaşır ve başkasının manasını gösteren “harf” konumuna düşeriz. Bizi “tenvim ile telkin eden” (Sünuhat) usta Hipnozcular çok “fırlama”. Avrupa kâfir zalimlerinin ve Asya münafıklarının oyuncağı olmamak için doğru yerden bakmak elzemdir. Siyasete “indirgenen” bakış açısı doğru yerde durmayı engelleyici bir perdedir. Hayatın bütününü kuşatan İslamiyet ve Kur’an, Aktay’ın ifadesi ile “sistemden ziyade "yol", "süreç", "hayat" gibi dinamik kavramlarla” tanımlanmayı hak ediyor. Said Nursi’nin hayatın bütününe ait kuşatıcı okumaları, tartışma konusu olan Avrupa’ya ait okumalarına da milliyet ve Kürt okumalarına da siyasete ait okumalarına da aynı ile yansımıştır.

mustaf akyol İslamcılık ve sistemcilik

İslamcılık ve sistemcilik
mustafa akyol un 20.10 2011 tarihli star gazetesinde yer alan "İslamcılık ve sistemcilik" adlı yazıyı sizinle paylaşıyoruz...


İki haftadır yurtdışında ve “izinde” idim. O arada benim 28 Eylül tarihli ve “İslamcılar’ın sistem tutkusu” başlıklı yazıma bir dizi eleştiri geldi. Bilhassa da Yeni Şafak gazetesindeki üç ayrı köşede kayda değer yazılar yayınlandı.
Evvela, bana karşı epey tatsız bir üslup kullanan bir yazar olmuştu; o sonradan “özür dilediğini” beyan etti, ben de “eyvallah” diyor, geçiyorum. Tam aksi yönde, yani çok zarif bir üslupla yazan Yasin Aktay hoca ise yazdıklarımın “hem referansları itibariyle hem söylediklerinin içeriği dolayısıyla tartışılmayı fazlasıyla hak ettiğini” ifade etti; ben de kendisine “Allah razı olsun” diyorum.
En detaylı eleştiriler ise muhterem Hayrettin Karaman hocadan geldi. Üst üste yazdığı dört yazı ile benim “İslamcılık” eleştirime mukabele etti. Ama benim de söyleyeceğim bir kaç şey var.
Siyasal ve kültürel
Öncelikle “İslamcılık” kavramından galiba farklı şeyler anlıyoruz. Daha önce bazı yazılarımda ifade ettiğim gibi, benim bu kavrama verdiğim dar bir anlam var: Bir “İslam devleti” kurma gayreti ve ideolojisi. Yok eğer, “içinde yaşadığımız dünyaya İslam referanslı mesajlar verme ve çareler sunma”yı kast ediyorsanız, buna elbette hiçbir itirazım olamaz. Aksine, bunun nasıl yapılması gerektiğini tartışıyorum.
20. yüzyılda bu soruya verilen cevapların kabaca “siyasal İslam” (yahut İslamcılık) ve “kültürel İslam” diye ikiye ayrıldığı ise, bana ait bir tez değil, Nilüfer Göle gibi bu konuya emek vermiş sosyologlarca yapılmış bir tespit. Birinci modelde “devleti kontrol etme ve toplumu devlet eliyle İslamileştirme” fikri var. İkinci modelde ise toplumu sivil yollarla irşad etme, bireylerin iman ve ahlakını güçlendirme hedefi. (Milli Görüş ile Nur geleneği arasındaki fark da kabaca buna oturuyor.)

16 Ekim 2011 Pazar

tavsiye kitaplar. editörden tavsiye kitaplar.

 editörümüz mtg nin  takipçilerimizin faydalanması için bir kaç tavsiye kitap yayınlamısını ve siz değerli okuyucularımızın bu görüşlerden hakkıyla istifade etmesini temenni ederiz.


1- Al midilli = john steinback 10/3,5
2- Kızıl Kadırga = Aptullah ziya kozinoğlu 10/ 4,2
3- onikiye bir var = haldun taner 10/2,8
4- amak = stefan zweig 10/1,9
5- Garp cephesinde  Yeni Bir Şey Yok =  Erich maria remorque 10/6,4
6- ölüm avcıları - heinz knoke 10/7,4
7 - Namusla açlık meselesi = Hüseyin rahmi gürpınar 10/5,3
8- Sahra / Divaneliklerim/ bunlar odur = abdulhak Hamid tarhan 10/4,7
9- Efsuncu Baba = Hüseyin rahmi gürpınar 10/4,8
10- iffet =Hüseyin rahmi gürpınar 10/7,3
11- şık = Hüseyin rahmi gürpınar 10/6,2
12- bayram hediyesi= mehmet niyazi 10/6,6
13- Turgut reis = halikarnas balıkçısı 10/6,5
14- Dahiler ve deliler = mehmet niyazi 10/7,3
15- anne baba biz suçluyuz = ali şeriati 10/8,4
16- teşrifat ve teşkilatımız = ali seydi bey 10/6,8
17- Menan cinleri = hekimoğlu ismail 10/7,6
18- Ayiler ve çeşmeler = Sezai karakoç
19- Mansur bey = mehmet murat
20- Daha dün yaşadılar = mehmet niyazi
21- varolmak kavgası = mehmet niyazi
22- mona rosa ( şiirler 1) = sezai karakoç
23- almanlar bizi sevmedi = feti savaşçı
24- ciğerdelen = safiye erol
25- onlar türklerdi (RANA)= A. Anaz sebat matbaası 1951 --- 8.2
26- meşhurların okul anıları = mehmet akif bal
27- isyan ünlerinde aşk = ahmet altan
28- dünya savaş tarihi = john ferris , e. trovers , l. archer --- 7,6
29- nefes almak = ziya osman saba ---6,5
30-kücücük = orhan kemal
31- nietzsche ağladığında = ırvın d yalom
32- meşhedi devri alem = ercümen ekrem talu
33- ırmağın öte yakası = mehmet kara
34-od  = iskender pala
35- esir şehrin insanları = kemal tahir
36- naili = haluk ipekten
37- markopolo seyahatnamaesi 1
38- taras ulba = nikoloy gogol 7,7
39- sardaye sokağı = john steiback 7,3
40- kitabı duvduvani = y hakan erdem   6,1
41-strateji/savaş sanatı= sun tzu
42- bir tereddüdün romanı = peyami safa 7,0
43- islami tebliğin mekke dönemi ve işkence = ihsan süreyya sırma 8,2
44- hayatan sayfalar = hüseyin rahm gürpınar 6,4
45-hakka sığındık hüseyin rahmi gürpınar 7,9
46-
47-
48-
49-
50-



not: burada yazan eserler ve değerlendirme puanları mtg nin şahsi değerlendirme ve görüşüdür ,
not2: burada yazan hiç bir eser okonmadan değerlendirme yapolmamıştır.
not3: bu puanlama mtg nin kendi keyif ve hissiyatına göre düzenlenmiş olup kitapları ona göre mukayese etmenizi öneririz


puanlama esası:
1,0  - 1,9 arası  ne için yazıldığı anlaşılamamıştır.
2,0 - 2,9  arası  vaktinizi boşa israf etmeyin demektir.
3,0 - 3,9 arası  okunması facebookda gezmekden daha iyidir.

4,0 - 4,9  arası : 
5,0 - 5,9  arası :
6,0 - 6,9  arası :
7,0 - 7,9  arası :
8,0 - 8,9  arası :
9,0 - 9,4  arası :
9,5 - 9,7  arası :
9,8 - 10,0 arası :